Etiket: basın toplantısı

  • Ankara Tabip Odası ‘Normalleşme’ sürecinde alınması gereken tedbirleri açıkladı-VİDEO

    Ankara Tabip Odası ‘Normalleşme’ sürecinde alınması gereken tedbirleri açıkladı-VİDEO

    PİRHA- ATO Yürütme Kurulu üyesi Dr. Gülgün Kıran, iktidarın pandemi sürecinde tercihini sermayeden yana kullandığını belirterek, “Normalleşme” sürecinde alınması gereken tedbirleri paylaştı.

    Ankara Tabip Odası, merkez binasında “Yeniden açılma döneminde sağlık hizmetlerine yönelik önerilerimiz” başlıklı basın toplantısı yaptı.

    Oda adına basın açıklamasını okuyan Dr. Gülgün Kıran, COVID-19 pandemisi halen sürmekteyken siyasi iktidar tercihini yine ekonomiden yana kullandığını ifade ederek, “Açık havada yer alan park ve yeşillik alanlara gitmenin yasak, kapalı ortam olan AVM’lere ise girmenin serbest olduğu bir süreçten geçmekteyiz. Kamu tarafından alınan önlemler hızlıca gevşetilerek “normalleşme” algısı yaratılmıştır” dedi.

    Kıran, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Pandemi  döneminde COVID-19 hastası dışındaki hastaların da sağlık hizmetine ulaşabilmesi ve nitelikli, risksiz bir sağlık hizmeti alması gerektiği bir gerçektir. Bunun için ise öncelikle olası bir bulaşa karşı her tür tedbir ve koruyucu önlemin alınması gerekmektedir. Ancak hiçbir önlem alınmaksızın poliklinik ve yatan hasta servislerinin yeniden açılmasının salgın için büyük bir risk oluşturacağı bir gerçektir. Daha pandemi süreci tüm sıcaklığı ile devam ederken  COVID dışı polikliniklerde günde 80-100 hastanın tek bir poliklinik odasından hizmet aldığı ve fiziksel mesafe kurallarının hiçe sayıldığı pek çok hekim arkadaşımız tarafından dile getirilmektedir.”

    “Bu süreçte halkın sağlığının korunması için alınması gereken önlemler konusunda yetkilileri uyarıyor ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz” diyen Kıran, önerilerini şöyle sıraladı:

    “1-Poliklinik hizmetleri doğru havalandırma sistemleri olan odalarda sürdürülmelidir. Pencere bulunmayan ve dış ortamla bağlantısı olmayan odalarda hizmet verilmemelidir.

    2-Merkezi Hasta Randevu Sistemi ile her hastanın poliklinik hizmeti alacağı saat belirlenmeli, poliklinik girişlerinde ve bekleme salonlarındaki temas sayısı minimumda tutulmaya çalışılmalıdır.

    3-Her muayene sonrasında mutlaka poliklinik odalarının havalanmasına izin verecek şekilde hasta kabulü yapılmalıdır.

    4-Bekleme salonlarında ve poliklinik önlerinde 2 metrelik fiziksel mesafe kuralı gözetilmelidir.

    5-Her hastaya, varsa refakatçisine de maske temin edilmeli, poliklinik girişlerinde ve hastane girişlerinde dezenfektan bulundurulmalıdır.

    6-Her poliklinik odasında kapı kolu, muayene masası, steteskop, tansiyon aleti ve ultrasonografi probu gibi sık ve doğrudan temasın olduğu yüzeyler aralıklı olarak dezenfekte edilmelidir.

    7-Tüm polikliniklere hastalar randevu ile başvurmalı kabul edilmelidir. Detaylı anamnez ve fizik muayeneye olanak sağlayacak, fiziksel teması en aza indirgeyecek ve uygun dezenfeksiyon işleminin gerçekleştirmesine imkan sağlayacak şekilde günlük hasta sayıları azaltılarak, randevular 30 dakika arayla verilmelidir.

    8-Polikliniklere başvuran hastalara girişte ateş ölçümü yapılmalı; temas öyküsü, ateş, öksürük ve boğaz ağrısı gibi şikayetler olan hastalar mutlaka triajdan geçirilmelidir.

    9-Poliklinikte çalışan sağlık çalışanına günlük mesai saati için en az 2 cerrahi maske, yeterli sayıda eldiven, siperlik ve dezenfektan temin edilmelidir.

    10-Kronik hastalıkları bulunan hastalar önceden belirlenerek; kendileri randevu  alamadıkları durumda, merkezi bir sistemle bu hastalara belli aralıklarla randevu oluşturulmalıdır. Böylece basamaklandırılmış şekilde hizmet veremeyen sağlık kuruluşlarına gereksiz başvuruların da önüne geçilmiş olunur. Söz gelimi diyabet, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı bulunan hastalara 3 ayda bir randevu oluşturularak, asıl sağlık hizmetine ulaşma ihtiyacı olan ve  takibi gereken hastalara ulaşmak hedeflenmelidir.

    11-Onkolojik bir tanısı olan, kemoterapi alan ve bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler alan romatolojik ya da organ nakilli hastalar için personellerin 2 haftada bir tarandığı; hiç bir kısmında COVID hastası bakılmayan hastaneler (temiz hastane) ayrılmalı ve bu grup hastalar bu sağlık kuruluşlarından sağlık hizmeti almalıdırlar. Yine bu hastanelerde de teması en aza indirecek şekilde randevu sistemi ile çalışılmalı ve yukarıda bahsedilen bulaş önleyici önlemlerin hepsine uyulmalıdır.

    12- Bu hastaların hastanelere ulaşımı ücretsiz şekilde kamusal bir hizmet olarak sağlanmalı, tetkik ve tedavi süreci sonrasında eve ulaşımı için de bu hizmet verilmelidir.

    13-Pandemi boyunca tüm hastanelerde yataklı servis hizmetleri tek kişilik odalarda verilmelidir. Refakatçi gerekmedikçe hastalar izole şekilde yatırılmalı ve ziyaretçi girişleri kısıtlanmalıdır.

    Covid-19 pandemisi sürerken yeniden açılma döneminde ameliyathanelerde alınması gereken önlemler

    Covid-19 un doğası gereği asemptomatik bireylerden de bulaş riski göz önüne alınarak yapılacak ameliyatın aciliyetine göre farklı önlemler alınmasını gerektiriyor.

    Eğer operasyon acil değilse öncelikle tüm hastaların asemptomatik dahi olsa pcr test yapılıp sonucu çıktıktan sonra operasyona alınmalıdır. Böylece hem hastaneye başvurusu sırasında hasta taranmış hem de operasyondan sonraki süreçte hastanın yatırılacağı oda ve servis gibi konularda karar vermeyi ve cerrahi müdahale sonrasında oluşabilecek ateş, öksürük gibi semptomların etyolojisine yönelik araştırmalar için yol gösterici olur.

    Elektif operasyonlarda hastanın test sonucu negatif ise alınması gereken önlemler ise şöyle belirtildi:

    1. Testlerin güvenilirliği %100 olmadığı için test sonucu negatif dahi olsa hasta servisten ameliyathaneye transferi sırasında mutlaka cerrahi maske takmalı. Aynı şekilde transportunu sağlayan personel de cerrahi maske takmalı.
    2. Hastalar ameliyathane kapısında bekletilmeden hızlıca negatif basınçlı operasyon odasına alınmalı. Bunun organizasyonu için tüm sağlık çalışanları aktif iletişimde olmalı.
    3. Yapılacak işleme uygun anestezi yöntemi seçmek bu dönemde bulaşı engellemek açısından oldukça önem arz etmektedir.
    4. Spinal anestezi ile alınabilecek vakalar eğer hastanın buna engel bir durumu yoksa mutlaka önerilmeli ve uygulanmalıdır. Bu sayede yüksek riskli işlemler arasında olan entübasyon, maskeleme,aspire etme işlemlerinden kaçınılmış olur.
    5. Eğer hastaya sedasyon altında işlem yapılacaksa hastanın oksijen ihtiyacını, hastanın cerrahi maskesi takılıyken de karşılanmasına imkan sağlayan nazal kanülle sağlanmalı ve anestezik ajan olarak en az solunum depresyonu yapacak ajanlar tercih edilerek hastanın spontan solunumun korunmasına dikkat edilmelidir.
    6. Eğer hasta genel anestezi alacaksa entübasyon işlemi sırasında odada sadece entübasyonu yapacak kişi ve bir yardımcı personel olacak şekilde en aza indirilip işleme öyle başlanması, işleme başlamadan önce hastanın üstünü şeffaf bir poşetle kaplanarak aerosol yayılımının en aza indirgenmesi ve entübasyon aracı olarak video laringoskop, glideoskop gibi doktorla hasta arasında bir metre mesafenin korunmasını sağlayacak yöntemlerin tercih edilmesi önerilir. Hasta entübe edildikten sonra aerosol yükünün en fazla olduğu dönem ilk 10 dakika olduğu için cerrahlar, hemşireler ve diğer yardımcı personelin 10 dakika sonra operasyon odasına girmesi önerilir. Hasta entübe edildikten sonra mutlaka sonra tüpün ucuna bir filtre takılması ve eğer tüple anestezi makinesinin bağlantısını kesilmesini gerektiren bir durum oluşursa anestezi makinesinin gaz akışı kesildikten sonra bağlantıların ayrılması önerilir.Hasta ekstübe edilirken de yine entübasyon sırasındaki gibi gerekli iki personel odadayken yapılması hastanın üstünün şeffaf örtüyle örtülmesi ve ekstübasyondan sonra 10 dakika boyunca diğer sağlık çalışanlarının odaya girmemesi gereklidir. Hasta ekstübe edildikten 10 dakika sonra odanın bir sonraki hasta için hazırlanmaya başlanması gerekir. Odanın temizliği bittikten sonra bir sonraki hasta alınmadan önce mutlaka 15-20 dakika havalandırılması önerilir.
    7. Ekstübe edilip ayılma odasına alınacak hastanın yine operasyon odasından cerrahi maske takılarak çıkarılması önerilir.

    Elektif operasyonlarda hastanın test sonucu pozitif ise alınacak önlemler ise şöyle:

    1. Hasta servisten operasyon odasına indirilirken ffp2/ffp3 maske takmalı.
    2. Hastanede pozitif hastalar için ayrılmış özel asansörler kullanılarak operasyon odasına ulaştırılmalı.
    3. Hasta ameliyathanenin herhangi bir yerinde bekletilmeden pozitif hastalar için daha önceden belirlenmiş negatif basınçlı odalara alınmalı.
    4. Operasyon süresince odada bulunması gereken tüm sağlık çalışanları tüm kişisel koruyucu kıyafetlerini (tulum, ffp2/3 maske, gözlük, yüz koruyucu siper) giymiş bir şekilde odadan operasyon süresince çıkmayacak şekilde hazır olmalı.
    5. Operasyon odasında gerekebilecek tüm malzemeler hazır bulundurulmalı ancak eksik malzeme olma ihtimaline karşın ameliyat odasının kapısının dışında malzemeleri hazırlayacak ekstra bir personel olmalı. Bu sayede operasyon süresince kapı sık açılıp kapanmayacağı için aerosol yayılımı engellenmiş olacaktır.
    6. Operasyon bittikten sonra hasta ekstübe edildikten sonra üstünü tamamen kaplayacak bir şeffaf koruyucu örtüyle servise transfer edilecektir.
    7. Tüm personel hasta çıktıktan sonra operasyon odasının hemen dışında koruyucu kıyafetleri uygun bir şekilde çıkarıp, ellerini yıkamalıdır.
    8. Aynı operasyon odasına yeni hasta alınmadan önce odanın en az 45 dakika havalandırılması önerilir.

    Acil operasyona alınacak hastalarda alınması gereken önlemler

    Hastanın durumunun test sonucunu beklemeyecek kadar acil olması durumunda hasta operasyon odasına indirilmeden önce semptomlar ve bulaş riski açısından hızlıca değerlendirilmeli ve operasyon ekibi bu konuda bilgilendirilmelidir.

    • Hastanın semptomu ve olası temas öyküsü yoksa hasta test sonucu negatif hasta gibi değerlendirilmelidir. Ancak entübasyonu ve ekstübasyonu yapacak personelin tam kişisel koruyucu kıyafetle yapması önerilir. Diğer tüm yolak elektif negatif hastayla aynı şekilde izlenebilir.
    • Hastanın semptomları ya da olası bir temas öyküsü varsa hasta şüpheli kabul edilip test sonucu pozitif hasta gibi kabul edilmelidir.
    • Hasta şüpheli ise ve eğer acil tanısı sırasında BT çekilecekse süreci uzatmayacağı için mutlaka toraks BT de çekilip yorumlanmalıdır.
    • Tüm önlemler alınmalıdır. Hastanın durumu stabillendikten sonra mutlaka pcr testi yapılmalıdır.

    PİRHA/ANAKARA

  • Hasta mahpus Sabri Kaya için tahliye talebi

    Hasta mahpus Sabri Kaya için tahliye talebi

    PİRHA–Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 297. haftasında ağır hasta mahpuslardan Sabri Kaya’nın durumunu dikkat çekerek biran önce tahliye edilmesi çağrısında bulunuldu. 

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkati çekmek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında kitlesel katılımın olmadığı 297’nci hafta açıklamasına sadece İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen katıldı. Çevirmen, bu hafta Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ağır hasta tutuklu Sabri Kaya’nın durumuna dikkati çekti.

    ‘CEZASI ERTELENSİN’ RAPORU 

    Çevirmen,  2010 yılından bu yana farklı cezaevlerinde tutulan Kaya’ya 2013 yılında sevk edildiği Sincan F Tipi Cezaevi’nde “Kalp Kapağı Çürümesi” teşhisi konulduğunu belirterek Ankara Numune Hastanesince 6 ay süre ile cezasının tehir edilmesi gerektiği kanaatiyle ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verildiğini aktardı.  Rapor nedeniyle Kaya’nın İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildiğini söyleyen Çevirmen,  Adli Tıp Kurumu’nun 16 Aralık 2013 tarihinde “ağır hastalık ve hayati tehlike nedeniyle 3 ay cezasının ertelenmesi” yönünde rapor düzenlediğini ve cezasının 3 aylığına ertelendiğini belirtti.

    KAYA’NIN HASTALIĞI İLERLEDİ

    Çevirmen, ATK raporuna rağmen Kaya’nın 29 Nisan 2014 yılında Ankara Numune Hastanesinin  “cezasının tehirine gerek olmadığı ve cezasını cezaevinden çekebileceği” yönündeki raporu nedeniyle tekrar Sincan F Tipi Kapalı Cezaevine konulduğunu aktardı. Kaya’nın burada kalp ameliyatı olduğunu, kalp kapakçığının bir kısmının değiştirildiğini ve protez kapak takıldığını anlattı.  Kaya’nın aynı zamanda şeker, tansiyon, gastrit, ülser hastalıklarının da oluşmaya başladığını belirten Çevirmen, “2016 yılında Karabük T Tipi Cezaevine sevk ediliyor ve 2018 yılına kadar burada kalıyor” dedi. Kaya’nın 2018 yılında bu sefer de Osmaniye 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiğini ve hastalığının bu cezaevinde iken daha çok ilerlediğini aktaran Çevirmen, “Kalp krizi geçirene kadar hastaneye sevki yapılmamıştır ve hastalık ilerlemiş.  Defalarca hastaneye kaldırılmış ama tedavileri yapılmamıştır.  25 Mart tarihinde kalp krizi ve beyin kanaması nedeniyle yoğun bakıma kaldırılmıştır” ifadelerini kullandı.

    RAPOR HAZIRLANMADI

    Kaya’nın yoğun bakıma kaldırılmasının ardından avukatı tarafından talep ile dosyanın ATK’ye gönderildiğini dile getiren Çevirmen, ATK’nin Kaya’nın hastaneye yatırılmasını, takip edilmesini ve tedavisinin bitiminde sağlık kurulu raporunun hazırlanmasını istediğini belirtti.  Kaya’nın hastaneye yatışının yapılmadığını ifade eden Çevirmen, Sağlık Kurulu’nun da Koronavirüs salgını gerekçesiyle toplanmadığını ve raporun düzenlemediğini söyledi.  Bunun üzerine Osmaniye Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı’nın 2 Nisan tarihinde “hastanın cezasının yatmasında mevcut haliyle sakınca yoktur” şeklinde rapor düzenlediğini dile getiren Çevirmen, “6 Nisan’da tekrar kalp krizi geçiren Kaya 2 Mayıs’a kadar 10 kez Osmaniye Devlet Hastanesi aciline kaldırılmış ve tekrar cezaevine geri gönderilmiştir” dedi. ATK’nin söz konusu raporu kabul etmediğin kaydeden Çevirmen, tekrar hastaneye yatırılmasını istediğini ancak hastanenin ailenin başvurusuna rağmen salgını yine gerekçe göstererek rağmen yatışını yapmadıklarını ifade etti.

    ŞUAN YOĞUN BAKIMDA

    Çevirmen, Kaya’nın avukatının Anayasa Mahkemesi’ne infazının ertelenmesi ve yaşamsal riski olduğu için hastaneye tedavi amaçlı yatılması için başvurularda bulunması üzerine Osmaniye Devlet Hastanesi’nin 7 Mayıs’ta Kaya’nın ağır hasta olduğunu söyleyerek Adana Şehir Hastanesi’ne sevkinin yapılmasını istediğini anlattı. Çevirmen, “Ama Adana Şehir Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Doktoru yarım saatlik yaptığı muayene ile Kaya’yı Osmaniye Cezaevine geri göndermiştir. Aile doktor ile görüştüğünde ise ‘bizim hastanede korona var, kimseyi yatıramam, zaten babanızın durumu iyi değil, cezaevinde kalamaz, ama ben burada yatıramam ayrıca sağlık kurulumuz burada değil’ cevabını almışlardır. Osmaniye Cezaevi’ne geri getirilen Kaya aynı gece yine rahatsızlanmış ve acil olarak tekrardan Osmaniye Devlet hastanesine kaldırılmış ve yoğun bakıma alınmıştır. Yapılan tetkiklerde mide, yemek borusu ve bağırsaklarda kanamalar teşhis edilmiştir. Herhangi bir gıda alamamakta yalnızca serumla beslenmektedir. Bilinci yarı açık durumda” ifadelerini kullandı.

    “TAHLİYE EDİLMESİ ZORUNLUDUR”

    Kayanın bugün yaşadıklarının nedeninin zamanında yapılmayan tektik ve tedavilerin olduğunu söyleyen Çevirmen, “Kaya’nın adeta yaşam savaşı verdiği bu süreçte, kendisini toparlayana kadar hastanede tutulması, heyetin acil olarak toparlanıp gerekli olan sağlık raporunun düzenlenerek ATK’ye gönderilmesi ve bir an önce tahliye edilmesi zorunludur. Yaşam hakkı Anayasal olarak koruma altındadır ve devlet bu görevini ivedilikle yerine getirmelidir. Bu süreç içerisinde tüm ihmaller konusunda gerekli araştırmalar yapılmalı, sorumlular tespit edilmelidir” çağrısında bulundu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES, SGK’nin hukuka aykırı genelgesinin iptali için dava açıyor

    SES, SGK’nin hukuka aykırı genelgesinin iptali için dava açıyor

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, koronavirüs (Covit-19) ile ilgili yaptığı basın açıklamasında “Daha önce Korona virüsün iş kazası ve meslek hastalığı listesinde yer almasına rağmen şimdi yok sayılması çabalarını kabul etmeyeceğiz” ifadelerine yer verdi. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, sürece dair yaptığı açıklamada, “Korona virüs salgını bağlamında ortaya çıkan her durum başından beri iktidar ve sermaye ile işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki mücadelenin bir yansıması olarak şekillenmektedir. Alınması gereken önlemler, emekçilerin korunması, canlarımızın değeri,  sağlık hakkı ve sağlık sisteminin organizasyonu dahil olmak üzere salgına ilişkin en ufak bir konu bile bu karşılıklı mücadele alanının dışında değildir, olamaz” dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Bu mücadelenin önemli konu başlıklarından biri de Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı olarak kayıtlara geçirilmesi ve buna uygun hak ve yükümlülük süreçlerinin işletilmesidir. Meslek hastalıkları ve iş kazaları sadece bugün salgında değil, tarihsel olarak da bu mücadelenin başlıklarından biri olagelmiştir. Çalışma Bakanlığı tarafından 2004 yılında yayınlanan Meslek Hastalıkları kitabının ön sözünde dahi bir yıl içinde Türkiye’de çalışanların binde 4’ü ile binde 12’si oranında meslek hastalığının ortaya çıkacağı tahmin edildiği ve bu oranın kitabın yayınlandığı tarih için 40 binlerde olduğu belirtilmesine rağmen, bugün halen bir yılda tanı konulan kişi sayısı 400’ lerdedir, yani tahmin edilenin sadece %1’ine tanı konulabilmektedir. Bunun bir rastlantı değil, bir tercih olduğunu çok iyi biliyoruz.

    Korona virüs salgını döneminde izlenen sağlık politikalarını, salgınla mücadele yönetimini ve önlemler alınmadan zorla çalıştırılan ve bunun sonucunda hastalanan 10 binlerce sağlık emekçisini, yine zorunlu mal ve hizmet dışındaki üretime ara verilmeden, koruma önlemleri alınmadan zorla çalıştırılarak hayatları riske atılan ve hastalanan işçileri, bu tercihler sonucu yaşanan ölümleri konuşuyoruz. Bu tablonun ortasında elbette ki Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı kabul edilerek sürecin yürütülmesi konusunda da mücadelemiz ilk günden beri sürmektedir. Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı olarak kayıt altına alınması için kayıt ve bildirimlerin yapılması konusunda yoğun bir çaba harcadık. Her bir hastane, her bir iş yeri bu çabanın ve mücadelenin adresleri oldu. Şunu da söylemeliyiz ki, bu bildirimlerin yapılmasında ilk günden itibaren birçok iş yerinde sendika olarak ve sağlık emekçileri olarak engellemelerle, keyfiliklerle, zorluklarla karşı karşıya kaldık. Hekimlere, kayıt girmekle yükümlü olanlara yöneticilerden talimatlar da geldi, yanlış bilgilendirmeler de yapıldı, kayıt tutmak isteyenlere yönelik baskılar da oldu. Ama ısrar ettik. Israrımız sonucunda kayıtları kolaylaştırabildiğimiz yerler de oldu. Ve her türlü engellemeye rağmen ciddi oranda bir kayıt ve bildirim yapıldığını iş yeri temsilcilerimiz tarafından hazırlanan raporlarda ve düzenlediğimiz anketlerde tespit ettik.

    Tam da bu mücadelemiz ve ısrarımız sürerken Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 7 Mayıs 2020 tarihli 2020/12 Sayılı bir genelge yayınlanarak “Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı kapsamına alınamayacağı”, “hastalık olarak kayıtlara geçirilmesi gerektiği” talimatı verildi.  Bu yönde bir hazırlık olduğunu,  bazı hastanelerde hekimlere “kayıt girmeyin yazı gelecek, iş kazası olmayacak” şeklinde talimatlar veren, yönlendirme ve engellemelerde bulunan yöneticilerin yaklaşımlarından dolayı tahmin ediyorduk. Bu durum aynı zamanda, bu genelgenin haklarımıza yönelik planlı tasarlanmış, daha çıkartılmadan gayri hukuki yollarla uygulama talimatları verilen bir saldırı olduğunu açık şekilde göstermektedir.

    Anlaşılan emekçilerin ve örgütlerinin bu işe sahip çıkması iktidarı ve işverenleri rahatsız etmiş olmalı ki yaklaşık iki aydır hiçbir açıklama yapmayan,  iş ve çalışma hukukunu emekçiler lehine daha geniş yorumlaması gereken Sosyal Sigortalar Kurumu, yayınladığı genelge ile birçok yönden emekçilere saldıran ve onların haklarını yok sayan politika ve uygulamalara kendi cephesinden dahil olmuştur.

    Anlaşılan, sadece sağlık alanında 10 binden fazla tanılı sağlık emekçisinin kayıtlara iş kazası-meslek hastalığı olarak geçirilmesinden, bu kayıtlardan doğacak hukuki – idari ve politik sorumluluklardan kaçmanın yolunu bu şekilde aramaktadırlar.

    “ZORUNLU OLMAYAN ÜRETİM DURDURULMALI, BURADA ÇALIŞANLARIN ÜCRETLİ İZİNE AYRILMASI SAĞLANMALIDIR”

    Peki neden böyle bir genelgeye ihtiyaç duyulmuştur?

    Zorunlu olmayan üretimin durdurulmasını ve burada çalışanların ücretli izine ayrılmasını, üretim ve hizmetlerin devam etmesi gereken yerlerde çalışanların sağlığının ve güvenliğinin sağlanması için koruyucu önlemlerin artırılmasını, çalışan sayısının artırılarak çalışma saatlerinin düşürülmesi için emekçilerin gerçek anlamda örgütü olan sendikalar, odalar, dernekler olarak yoğun bir mücadele yürütmeye çalıştık. Her geçen gün emekçiler aleyhine olan ancak sermaye ve iktidarların çıkarlarına uygun geliştirilen politika ve uygulamalara itiraz ederken birçok baskıya maruz kaldık. Ancak vazgeçmedik, emekçilerin ve toplumun sağlığını ve güvenliği konusunda ısrarımızı sürdürdük.

    “İKTİDARLAR COVİT-19 NEDENİYLE YÜZ BİNLERCE ÖLEN İNSANIN KAYIT ALTINA ALINMASINI İSTEMİYORLAR”

    İşte neden oldukları bu tabloda, şimdi bu genelgeden medet umuyorlar.

    Çünkü salgına rağmen hiçbir önlem almadan sermaye ve iktidarın ikbali için sürdürülen çalışma rejimi 10 binlerce emekçiyi hasta etmekte ve yüzlercesinin ölümüne neden olmaktadır. Bunun kayıt altına alınmasını istemiyorlar.

    Çünkü bütün kaynakları emekçilerden esirgeyen ve sermaye lehine dağıtan iktidarlar, iş kazası ve meslek hastalığından doğacak haklarını da şimdiden alıkoyarak emekçilere karşı saldırıyı artırıyorlar.

    Çünkü bu genelge ile kayıt almayı engelleyerek, hakkını aramak isteyenlerin hukuk yollarını zorlaştırarak, kayıt girilmediği için önce 3 yıl süren tespit davaları açmaya zorlayarak, süreyi uzatarak emekçilerin uzayan ve belirsizleşen bu durumda geri çekilmesi, haklarından vazgeçmesini sağlamak ve bu kaynakları da sermaye lehine harcamak istiyorlar.

    Çünkü bu kayıtlardan doğacak hukuki, cezai, idari ve politik sorumluluklardan kaçmak istiyorlar.

    KORONA VİRÜSÜN İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI LİSTESİNDE YER ALMASINA RAĞMEN ŞİMDİ YOK SAYILMASI ÇABALARINI KABUL ETMEYECEĞİZ

    Ancak biz emekçiler ve onların örgütleri olarak çalışma koşullarımızın düzeltilmesi ve gerekli önlemlerin alınması konusundaki ısrarımızı sürdürürken oldubittiye karşı da mücadele edeceğiz. Daha önce Korona virüsün iş kazası ve meslek hastalığı listesinde yer almasına rağmen şimdi yok sayılması çabalarını kabul etmeyeceğiz. Emek hareketinin tarihsel birikimi olan bu hakkımıza sahip çıkacağız. Hakkımız olandan zamana yayarak vazgeçirebileceğinizi sanıyorsanız, hala bizi tanımıyorsunuz demektir. Biz yürüteceğimiz mücadele ile bunu size göstereceğiz. Ve

    Buradan hem ilan ediyoruz hem çağrıda bulunuyoruz:

    “SALGINI FIRSATA DÖNÜŞTÜREREK EMEKÇİLERE DÖNÜK GELİŞEN SALDIRI POLİTİKALARINA VE UYGULAMALARA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”

    • SGK bu hukuka aykırı uygulamadan derhal vazgeçmeli, genelgeyi geri çekmeli ve iş kazası ve meslek hastalığı kayıtlarının sağlıklı ve tam tutulması için tüm kurumları uyarmalıdır.
    • Tüm hekimlere ve iş sağlığı ve güvenliği birimlerine çağrımız mesleki sorumluluk ve 6331 sayılı yasanın gereği olarak Covid-19 için iş kazası ve meslek hastalığı formlarını tutmaya devam ediniz, bildirimleri yapınız.
    • Başta sağlık emekçileri olmak üzere tüm emekçilere çağrımızdır, kayıt ve bildirimin yapılması için ısrarcı olunuz, yapmıyorlarsa sizler bizzat posta yolu ve elden SGK’ya başvuru yapabilirsiniz, bunu mutlaka yapın ve süreci başlatın. Bulunduğunuz yerdeki temsilcilerimiz ile iletişime geçebilir, süreci birlikte yürütebilirsiniz.
    • Tüm emek ve meslek örgütlerine çağrımızdır. Bunu ortak, birlikte ve güçlü bir tutum ve eylem hattına dönüştürebiliriz, dönüştürmeliyiz.
    • SES Şube/temsilcilik yönetimlerimize ve iş yeri temsilcilerimize çağrımız ve kararımızdır; bizler bu sürecin aktif yürütücüsü olacağız. Kayıt ve bildirim konusunda ısrarcı olacağız. Üyemiz olsun olmasın tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ile birlikte aktif olarak bu çalışmayı yürüteceğiz. Baskılar sonucu başvuru yapamayan emekçi arkadaşlarımız için de başvuruları bizler yapacağız. Bu bizim çalışan sağlığı ve toplum sağlığını koruma sorumluluğumuzun bir gereğidir.
    • Ayrıca SGK’nın hukuka aykırı genelgesinin iptali için dava açıyoruz.

    Salgını fırsata dönüştürerek emekçilere dönük gelişen saldırı politikalarına ve uygulamalara karşı mücadeleyi büyüyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • DİSK/Emekli-Sen: İktidar emeklileri, yoksulları açlığa mahkum etti-VİDEO

    DİSK/Emekli-Sen: İktidar emeklileri, yoksulları açlığa mahkum etti-VİDEO

    PİRHA- DİSK/Emekli-Sen Eğe Bölge Sorumlusu Hüseyin Özkaynak ve yönetim kurulu üyeleri, “Koronavirüs, Covid- 19 pandemisinde zamanında önlemleri alınmayarak, sürecin iyi yönetilmemesiyle kaderlerine terk edilen milyonlarca insanımız adına itirazımız var” diyerek taleplerini açıkladılar. 

    DİSK/Emekli-Sen Eğe Bölge Sorumlusu Hüseyin Özkaynak ve yönetim kurulu üyeleri, sendika binasında koronavirüs (Covid-19) salgını ile ilgili basın açıklaması yaptı.

    Hüseyin Özkaynak, “İktidar salgına karşı sağlık emekçilerine, sözde sahip çıkıyormuş gibi yaparak sağlık emekçilerinin ihtiyaçlarını yeterince karşılamak yerine hamaset politikası izlemiştir” dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “İKTİDAR EMEKLİLERİ, EMEKÇİLERİ YOKSULLARI AÇLIĞA MAHKUM ETMİŞTİR”

    “Koronavirüs (Covid-19) pandemisiyle, zamanında önlemleri alınmayan ve sürecin iyi yönetilmemesiyle kaderlerine terk edilen milyonlarca insanımız adına itirazımız var” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    * Covid-19 virüsü dolayısıyla 65 yaş üzeri emeklilerin ihtiyaçları yeterince karşılanmamış ve büyük çoğunluğu ölüm korkusuyla burun buruna yaşamaktadır.

    * Emeklilerin ihtiyaçlarını kolonya, maskeyle sınırlandıran iktidar, evde kalın telkininden başka emeklilere verdiği değersizliği alenen ortaya koymuştur.

    * Sokaktaki simitçisiyle, geçimini çöpten sağlayan gariban insanıyla, 270 binin üzerinde kapanan iş yerleri ile günlük yevmiyeyle çalışan milyonlarca emekçisiyle açlığa terk edilmiştir.

    * İşten çıkarılan işçiye 39.24 lira günlük sefalet ücreti dayatan iktidar, ev kirası, elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan emekçileri yoksulluk ve açlık içinde inim inim inlemeye terk etmiştir.

    * 13-18 yaş aralığında çalışan ve evine ekmek götüren 451 bin işçi işsizliğe, açlığa ya da çalışma zorunluluğundan hastalık nedeniyle ölüme terk edilmişlerdir.

    “İKTİDAR KARGO VE PTT ÇALIŞANLARINI VİRÜS DAĞITICISI KONUMUNA GETİRMİŞTİR”

    * Salgına karşı cephede en güçlü, canı pahasına mücadele veren sağlık emekçilerine iktidar, sözde sahip çıkıyormuş gibi sadece bir alkış isteyerek sağlık emekçilerini kendi içlerinde ayırıp ihtiyaçlarını yeterince karşılamak yerine hamaset politikası izlemiştir.

    * Kargo taşımacılığı yapanlarla PTT’de ve özel firmalarda çalışan, salgınla her an yüz yüze gelen emekçiler zorunlu virüs dağıtıcısı konumuna getirilmiştir.

    * Bankaların kıskacında ecel terleri döken, kredi borcunu ödeyemeyip icra  ve iflasla yüz yüze kalan ve sorunlarına çözüm üretilmeyen halkımız kredi faizlerinin düşürülmesiyle, mevcut borçlarının üç ay ile altı ay arasında ötelenmesiyle tekrar borçlandırılmakta, sonu belli olmayan bir girdaba atılmaktadır.”

    TALEPLER

    Açıklamada talepler şöyle sıralandı:

    *Mağdur durumda olan tüm emeklilerimizin her türlü temel ihtiyaçları ötelemeden acil olarak karşılanması ve ayrımsız her haneye en az bir asgari ücret tutarında para verilmesini istiyoruz.

    *Bizlerin evlatları, geleceğimizin teminatları olan her gün sahada, fabrikada, iş yerlerinde, sokakta, tarlada, denizde ve öncelikle hastanelerde görev yapan sağlık emekçilerimizin her türlü ihtiyaçlarının, özlük haklarının sosyal devlet olma gereği üzerinden bir an önce karşılanması ve insan olmaktan kaynaklı anayasal haklarımızın acil olarak yerine getirilmesini istiyoruz.

    *Okula gidemeyen ve yoksulluğun pençesinde olan ailelerin çocukları için ders araçları, bilgisayar, tablet, televizyon gibi ihtiyaçlarının acilen karşılanması gerekmektedir.

    *Çiftçilerimizin bankalara borçlarının salgın süresince ötelenmesi, faizlerinin ve vergi borçlarının silinmesi, üretim yapabilmeleri için her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, hazine arazilerinin çiftçiler tarafından ekilmesinin teşvik edilmesi, yerli tohum ekilmesinin desteklenmesi, ürünlerinin satılması ve dağıtılması konusunda gereken organize önlemlerin alınmasının sağlanmasını istiyoruz.

    *Salgın bahane edilerek işten çıkarmaların yasaklanması ve ücretli izin uygulanmalı.

    *İşsizlik fonunda biriken 131 Milyar liranın patronlara kredi olarak değil, işten çıkarılan emekçilere verilmelidir.

    *Kanal İstanbul projesi ihalesinin böyle bir zamanda yapılması en hafif deyimiyle insan aklıyla dalga geçmektir, derhal iptal edilmelidir.

    *Sokağa çıkma yasağı bahane edilerek sahillerin ve ormanlarımızın yağmalanmasına katledilmesine izin verilmemesini, sokağa çıkma yasakları 11-12 Nisan da olduğu gibi iki aylık tedbirlerin bir iki saatte heba edilmesine ve kaos ortamı yaratılmasına göz yummadan en az 3-4 gün önceden haber verilmelidir.

    *İktidar bu pandemi günlerinde her türlü politik çıkarı unutup bütün kurumlarıyla dayanışma içerisinde çalışmalı, önerilere açık olarak her kesimi bir arada tutacak politikalar geliştirmelidir.

    *İktidar yandaş iş adamlarının yaptıkları bağışları vergilerinden düşürmemeli ve geçiş garantili yapmış olduğu ya da yapacağı ihaleleri iptal etmelidir. Devlet olanaklarını halkının sağlığı için kullanmalıdır.

    “İNFAZ YASASIYLA MAFYAYA, TECAVÜZCÜLERE AF, DEMOKRASİ İSTEYENLERE, MAHKUMİYET”

    *Bir gece yarısı meclis operasyonu ile kanunlaştırdıkları sözde infaz yasasıyla, mafyaya, tecavüzcülere, kadına ve çocuğa tecavüz edenlere af, bunları haber yapan basın emekçilerine ceza olarak çıkmış, özgürlükler ve demokrasi için mücadele edenlerin önüne yeni engeller çıkarmıştır, Anayasa Mahkemesi bunu reddetmelidir,

    *Bütün belediyelerin halkımıza yardım amaçlı yapacağı bağış ve yardım toplama, ihtiyaç sahiplerine ulaştırma çalışmaları engellenmek yerine desteklenmelidir.

    *DİSK Emekli-Sen olarak yukarıda belirttiğimiz düşüncelerimizin ve taleplerimizin demokratik çerçevelerde her zaman savunucusu ve takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha haykırıyoruz.

    *İnsan onuruna yakışır bir ücret, yaşanabilir doğa ve çevre, parasız sağlık, parasız ulaşım, parasız eğitim ve barınma ile toplu sözleşmeli sendika hakkı mücadelemiz sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Hasta mahpuslar acil olarak tahliye edilmelidir’-VİDEO

    ‘Hasta mahpuslar acil olarak tahliye edilmelidir’-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 293. haftasında İHD Ankara Şubesi’nde açıklama yaptı. Açıklamada, “Yeni infaz tasarısı içinde ne yazık ki hasta mahpusların bir kısmı siyasi olmalarından kaynaklı olarak kapsam dışı tutulmuş ve adeta bu hasta mahpuslar ölüme terk edilmişlerdir. Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir” denildi.

    Haberin Videosu:

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle İnsan Hakları Derneği’nde basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada  eylemin 293. haftasında ağır hasta mahpuslardan olan ve Kayseri Bünyan 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kalan Ebedin Abi’nin durumuna dikkat çekti.

    “ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE UYUN VE HASTA MAHPUSLARI SERBEST BIRAKIN”

    Çevirmen, cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere 1564 hasta mahpus bulunduğunu ve bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar, ATK tarafından cezaevlerinde kalamayacağı rapor edilen mahpuslar olmasına rağmen cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edildiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Yeni infaz tasarısı içinde ne yazık ki hasta mahpusların bir kısmı siyasi olmalarından kaynaklı olarak kapsam dışı tutulmuş ve adeta bu hasta mahpuslar ölüme terk edilmişlerdir. Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri 25 Mart 2020 tarihinde yaptığı açıklamada; “Birçok ülkede, insanların kapalı tutulduğu kurumlar aşırı kalabalıktır ve bu bazı yerlerde tehlikeli boyuttadır. İnsanlar, sıklıkla hijyenik olmayan koşullarda tutuluyor ve buralarda sağlık hizmetleri ya yetersiz ya da hiç mevcut değil. Bu koşullarda fiziki mesafe koyma ve kendini izole etme pratik olarak olanaksızdır, Birleşmiş Milletler Hapistekilerin Tedavisi için Standart Asgari Kuralları (aynı zamanda Nelson Mandela Kuralları olarak da bilinir) uyarınca, devletlerin, hapistekilerin fiziksel, zihinsel sağlığını ve esenliğini korumak şeklinde özel bir görevleri vardır. Bir sağlık krizi sırasında alınan önlemler, hapishanedeki insanların, yeterli gıda ve su hakları da dâhil olmak üzere, temel haklarının göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Gözaltındaki insanlar için avukat ve doktora ulaşma hakkı dâhil olmak üzere kötü muameleye karşı koruma önlemlerine tam olarak uyulmalıdır. Hapis cezası vermek, özellikle bu kriz sırasında, başvurulacak en son önlem olmalıdır. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur kırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi (CPT)’nin 25 Mart 2020 tarihinde ilan ettiği ‘Özgürlüğünden Yoksun Bırakılan Kişilere Korona Virüs Pandemisi Bağlamında Muameleye İlişkin İlkeler’ e göre; “Yakın temas virüsün yayılımını artırdığı için bütün ilgili merciler özgürlükten yoksun kılma yerine başka alternatiflere başvurulması için birlikte çaba göstermelidir. Böyle bir yaklaşım özellikle aşırı kalabalık durumlarında zorunludur. Ayrıca yetkililer tutuklu yargılama yerine başka alternatifleri, cezaların hafifletilmesi ile erken tahliye ve şartlı tahliye işlemlerini daha fazla kullanmalı; psikiyatri hastalarının irade dışı yatırılmasının sürdürülmesi gereksinimini yeniden değerlendirmeli; uygun olan durumlarda bakım evlerinde kalanları tahliye etmeli veya kamu bakımına aktarmalı demektedir.”

     “EBEDİN ABİ’NİN DURUMU İYİCE AĞIRLAŞMIŞTIR”

    Kayseri Bünyan 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde kalan Ebedin Abi’nin durumuna dikkat çeken Çevirmen, Abi’ni sağlığı hakkında şu bilgileri paylaştı:

    “Ebedin Abi kalp hastasıdır ve kalbinde 5 damarda tıkanma var. Bu tıkanma oranı 2 yıl önce %64’tü. Son dönemlerde kalbine stent takılmıştır. Yakın zamanda tekrar anjiyo olmuş ve anjiyo yapılan yerde bir şişkinlik kalmış ve yaklaşık bir aydır ağrıların devam ettiğini iletmiştir. Tip 2 şeker (diyabet) hastasıdır ve zamanında kontrollere götürülmediği için kontrol altına alınamamaktadır ve artık insülin kullanmak durumunda kalmıştır. Bu hastalığı içinde diyet yemeği beslenmek zorundadır ancak bu ihtiyaçları da karşılanmıyor. Tek menü olduğu için kendi beslenmesine uygun yemeğe ulaşabilme imkanından da yoksundur. Son dönemlerde kullandığı şeker ilaçları yerine doktora gittiğinde farklı ilaçlar yazılmaya başlanmıştır. İtiraz etmesine rağmen mağduriyeti giderilmiyor. Akciğerinde 14 mm nodül var. Bu nodül 2016 yılında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tespit edilmiştir. Kayseri’ye sevk edildikten sonra orada gitmiş olduğu Göğüs hastalıkları Hastanesi’nde ise akciğerlerinde bir sorun yok diyerek hapishaneye geri göndermiştir ve bu rahatsızlığı içinde bir tedavi uygulanmıyor. Bir hastanenin tespit ettiğini bir başka hastane yok diyerek teşhis koymuyor.  2016 yılında apandist ameliyatı, 2017 yılında da fıtık ameliyatı olmuştur. Kendisi ayrıca yüksek tansiyon hastasıdır. Bu hastalıklardan kaynaklı sürekli ilaç kullanmak zorundadır. Hastalıkları riskli ve ani müdahale gerektiren hastalıklardır. Son yolladığı mektubunda sağlık sorunlarının iyice ağırlaştığını belirtmiştir.”

    Çevirmen son olarak, cezaevinde bulunan hasta tutukluların serbest bırakılmasını ve cezaevlerinde gerekli tüm tedbirlerin alınmasını istedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES: Hastaneler Covid-19 salgın yönetimine hala hazır değil-VİDEO

    SES: Hastaneler Covid-19 salgın yönetimine hala hazır değil-VİDEO

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi, “Hastaneler COVİD-19 salgın yönetimine hala hazır değil” açıklaması yaptı. SES, Bakanlığa acil önlem alınması için çağrı yaptı. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi, “Hastaneler COVİD-19 salgın yönetimine hala hazır değil” başlığıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Ses Eş Genel Başkanı Gönül Erdem okudu.

    COVID-19 virüsü sürecinde sağlık çalışanlarının en büyük risk gruplarından olduğu belitilen açıklamada, “Bu nedenle sağlık emekçilerinin Covid-19 virüsüne maruz kalma riskini önlemek için hastanelerin alacağı önlemler çok kıymetli ve belirleyicidir” denildi.

    Gönül Erdem’in okuduğu açıklama da şunlar belirtildi:

    “Önlemlerin yaşama geçirilmesi hem sürecin doğru yönetimini sağlayacak hem de sağlık çalışanlarının risklerini en aza indirerek virüsle mücadelede öncü rol alan kadrolarımızı koruyacak, bununla bağlantılı olarak toplumun riski de en aza indirilecektir.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olarak önlemlerin ve Kişisel Koruyucu Donanımların (KKD) durumunu tespit etmek ve mevcut sorunlarla ilgili hem tek tek hastanelerde, hem de il ve ülke genelinde doğru ve rasyonel politikalar oluşturmak istiyoruz.

    “ÇALIŞMAYA 9 ÖZEL HASTANE KATILDI”

    Bu amaçla DSÖ, OSHA, ILO ve Çin deneyimi göz önünde bulundurularak  SES üyesi akademisyenler ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının yardımıyla bir anket hazırlanmış ve 24-27 Mart tarihleri arasında web ortamında doldurulması sağlanmıştır. Anketler işyeri temsilcilerimiz tarafından tüm hastanenin bilgisi toplanarak yanıtlanmıştır. Toplamda yanıtlanan anket sayısı 343’dür. Anket ile Türkiye genelinde 60 ilden 304 hastanenin (ağız ve diş sağlığı hastaneleri dahil) bilgisi elde edilmiştir. Birden fazla ayrı yerleşke olan hastanelerin tüm yerleşkelerinden anket yanıtlanmıştır. Çalışmaya 9 özel hastanede katılmıştır.

    KİŞİSEL KORUYUCU DONANIMLARLA VE DEZENFEKTANLARLA İLGİLİ CİDDİ SIKINTILAR MEVCUTTUR

    Sürecin başından beri hem sağlık emekçileri, hem de bu alanda örgütlü emek meslek örgütleri olarak sağlık emekçilerinin kişisel koruyucu ekipman konusunda yaşadığı sorunları ve bunun sonuçlarının yaratacağı sıkıntıları dile getiriyoruz. Ancak sürecin koordinasyonundan sorumlu Sağlık Bakanlığı tarafından sürekli “ekipmanda eksik yok- hiçbir sorun yok” mesajı verilmektedir. Sağlık emekçilerinin korunması toplumun korunmasıdır, sağlık emekçilerinin korunmasının başı ise yeterli ekipman sağlanmasından geçer diyoruz. Salgının kontrolünde bu kritik bir konudur ve mutlaka çözülmelidir.

    “İTALYA’DA 41 SAĞLIK ÇALIŞANI HAYATINI KAYBETTİ”

    İtalya’da 5000 sağlık çalışanı Covid-19’a yakalanmış, 41 sağlık çalışanı hayatını kaybetmiştir. Sayının bu kadar yüksek olmasının sebebi ise salgının ilk döneminde yetersiz ekipman desteğinin olduğu bilimsel yayınlarda ifade edilmektedir.

    Gerçekleştirdiğimiz anketin sonuçları bu konuda çok ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir. Anketin sonuçlarına göre:

    1. N95 maske hastanelerin %17’sinde hiç yoktur, %71’inde var ama yeterli sayıda değildir.
    2. Cerrahi maske sayısı %68’inde yeterli değildir.
    3. Eldiven sayısı her üç kurumdan birinde yeterli değildir.
    4. Yüz koruyucu siperlik kurumların %40’ında hiç yoktur, %45’inde var ama yeterli sayıda değildir.
    5. Gözlük kurumların %20’sinde hiç yok, %68’inde var ama yeterli sayıda değildir
    6. Önlük sayısı %68’inde yeterli sayıda değil
    7. Sıvı geçirimsiz tek kullanımlık önlük hastanelerin %34’ünde hiç yok, %57’sinde var ama yeterli değil
    8. Tek kullanımlık tulum hastanelerin %39’unda hiç yok, %48’inde var ama yeterli değil.

    “KORUYUCU EKİPMANLAR YETERLİ DEĞİL”

    Çok yüksek oranlarda “Koruyucu ekipmanlar vardır, ama yeterli değildir” sonucu çıkmıştır. “Var ama yeterli değil”in anlamını biraz açmak isteriz. Bir örnekle açıklayalım: 8 saatte bir değişmesi gereken N95 maskesinin 24 saat boyunca sadece bir tane verilmesi, 24 saat boyunca değiştirmeden aynı ekipmanın kullanılmasının istenmesi “var ama yeterli değil” kapsamındadır Ama bilinmelidir ki bu var olma hali, sağlık açısından aslında “yok” anlamına gelmektedir. Çünkü koruyuculuk sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle, ekipmanın yeterli sayıda ihtiyacı tam karşılayacak şekilde sağlanması kritik önemdedir.

    “BAZI EKİPMANLAR ÇEŞİTLİ KURUMLARDA HİÇ YOKTUR”

    Bunun dışında bazı ekipmanlar çeşitli kurumlarda hiç yoktur.

    Koruyucu ekipmanların başka bir boyutu da, kriterlere uygun olarak kullanılabilip kullanılamadığıdır. Kişisel koruyucu donanım tek çeşit olmayıp olgunun olası veya kesin tanılı olmasına göre, hasta üzerinde gerçekleştirilecek işleme göre, çalışılan birime göre değişmektedir. Hangi durumda hangi ekipmanın nasıl kullanılacağı  algoritmalarla belirli olup buna uygun nitelikli kullanım denilmektedir. Yüksek riskli bir girişimde tulum, gözlük, siperlik, N95 maske ve çift kat eldiven kullanarak gerçekleştirmek uygun nitelikli kullanıma örnek verilebilir.

     Bu açıdan da anketten elde ettiğimiz sonuçlar hiç de iç açıcı değildir. KKD kriterlere uygun kullanımı oldukça düşüktür; N95 maskede %5, cerrahi maskede %25, eldivende %36 yüz koruyucu siperlikte %7, gözlükte %19, sıvı geçirimsiz tek kullanımlık önlükte %9, sıvı geçirimsiz APRON önlükte %4 ve tek kullanımlık tulumda %6’dır.

    KKD kriterlere uygun kullanımı çoğunlukla riskli birimler için geçerli olup N95 maske için %60, yüz koruyucu siperlik için %38, eldiven için %31, cerrahi maske için %27, sıvı geçirimsiz tek kullanımlık önlükte %41, sıvı geçirimsiz APRON önlükte %22 ve tek kullanımlık tulumda %40’dır.

    “HASTANELERİN YÜZDE 58’İNDE HALA EL DEZENFEKTANI YOKTUR”

    KKD varlığı ve kullanımı ile ilgili sorunlar dezenfektanlar için de geçerlidir. Hastanelerin %58’inde hala el dezenfektanın yeterli olmadığı, %44’ünde yer yüzeyi dezenfektanının yeterli olmadığı ve %77’sinde alkolllü mendilin hiç bulunmadığı bildirilmiştir ki bunlar en kolay ulaşılabilecek ve tedarik edilebilecek malzemelerdir.

    ÇALIŞMA ORTAMLARINDA COVİD-19 SALGININA YÖNELİK YAPILAN DÜZENLENEMELER YETERSİZDİR

    Hastanelerin %29’unda tüm hastanede triaj uygulamasına geçilmiştir. Bununla birlikte hastanelerin %43’ünde Covid-19 için özel başvuru yerleri ayrılmıştır, yine hastanelerin %58’inde sadece acillerde triaj söz konusudur. Hastanenin rutin olarak çalışmaya devam etmesi ise %8’dir.

    Polikliniklerde Covid-19 kapsamında yapılan düzenlemeler değerlendirilmiştir.

    POLİKLİNİKLERDE DÜZENLEME YAPILDI MI?
      Sayı Oran
    Zorunlu olmayan kontroller ertelendi. 213 62%
    Bazı polikliniklerde randevular iptal edildi. 191 56%
    Poliklinikler kapatıldı 53 15%
    Hayır, aynen devam ediyor. 45 13%
    Soruya yanıt vermeyenler 7 2%
    Toplam* 343 100%

     

    TRİAJ UYGULAMASI VAR MI?
      Oran
    Sadece Acillerde 58%
    Covid-19 başvuruları için özel başvuru yerleri ayrıldı. 43%
    Tüm hastane için triaj uygulamasına geçildi. 29%
    Hayır, hastane rutin çalışmaya devam ediyor. 8%
    Diğer 4%
    Soruya yanıt vermeyenler 2%

    Bilindiği üzere polikliniklerde acil olmayan randevuların iptal edilmesi bu sürecin yönetilebilmesi için önemli bir gereklilik idi. Bu düzenlemenin bakanlık düzeyinde başlatılmasında gecikmeler olmuş ve uygulamanın hayata geçirilmesinde de çeşitli sorunlarla karşılaşılmıştır. Özellikle şehir hastanelerinde acil olmayan hasta muayenelerinin devam etmesinde uzun süre ısrar edilmiştir.

    Çalışmamızdan elde edilen bilgilerin polikliniklerlele ilgili çok değişik yaklaşımların olduğu gözlenmiştir. Hastanelerde pandemiye yönelik poliklinik hizmetlerinde değişiklikler söz konudur. Çalışmamızda hastanelerin %62’sinde zorunlu olmayan kontrollerin ertelendiği, %56’sında bazı polikliniklerde randevuların iptal edildiği ve %15’inde ise polikliniklerin kapatıldığı belirtilmiştir. Hastanelerin %13’ünde ise polikliniklerin aynen devam ettiği belirtilmiştir.

    Hastanelerin %61’inde halen hasta/hasta yakını ile sağlık çalışanlarının girişleri ayrı değildir.  Hastanelerin sadece %6’sı girişleri tamamen ayırmıştır.

    Acil servislerde Covid-19 kuşkulu olguların ayrı bir girişten kabul edilmesi hastanelerin sadece yarısında (%54) sağlanabilmiştir.

    ACİL SERVİSTE COVİD-19 KUŞKULU OLGULAR AYRI BİR GİRİŞTEN KABUL EDİLİYOR MU?
      Sayı Oran
    Belirlenmiş bir alandan girişler sağlandı. 185 54%
    Hayır. 128 37%
    Diğer 30 9%
    Toplam 343 100%

     

    Hastanelerin ancak %59’unda Covid-19 nedeniyle hasta ziyaretlerinde ciddi kısıtlamaya gidilmiştir.

    HASTA ZİYARETLERİNDE KISITLAMA YAPILDI MI?
      Sayı Oran
    Evet, COVİD 19 nedeniyle daha ciddi kısıtlamalar yapılıyor. 198 58%
    Evet, Belirli Saatlerde, sınırlı sayıda kişi alınıyor. 113 33%
    Diğer 16 5%
    Hayır, kısıtlama yok. 11 3%
    Yatan hasta yok 5 1%
    Toplam 343 100%

    Görüldüğü gibi Covid-19 kuşkulu olgularla teması en aza indiren uygulamalar henüz yeterli düzeyde sağlanabilmiş değildir. Hastanelerin yaklaşık yarısında kuşkulu olguların transferine yönelik özel bir düzenleme (%47) ve radyoloji üniterlerinde düzenleme (%51) sağlanmıştır.

    İzolasyon odalarının sayıca ve nitelikçe yeterli olması hastenelerin sadece %7’sinde sağlanabilmiştir. Hastanelerin %44’ünde sayıca yeterli olsa da nitelik açısından yetersizdir. Hastanelerin bazı bölümlerinde izolasyon odalarının kısmen yeterli olması ise %28’dir.

    SAĞLIK EMEKÇİLERİ COVİD-19 OLGU YÖNETİMİNE HAZIRLANABİLMİŞ DEĞİL

    Sağlık emekçileri gerek Covid-19 ile ilgili eğitim gerekse çalışma düzeninde uygun düzenleme açısından Covid-19 olgu yönetimine hazırlanabilmiş değildir. Hastanelerin %26’sında Covid-19 ile ilgili eğitimler, %20’sinde el hijyeni ile ilgili eğitimler, %48’inde solunumsal hijyene yönelik eğitimler, %27’sinde KKD kullanımı ile ilgili eğitimler, %44’ünde salgının aşamalarına göre sağlık kurumlarında yapılacak düzenemelere ilişkin eğitimler, %32’inde triaj prosedürleri ile ilgili eğitimler, %39’unda karantinadaki hastalarla nasıl çalışılacağına ilişkin eğitimler, %35’inde izolasyondaki hastaların yerleştirilmesi ve taşınması ile ilgili eğitimler ve %40’ında salgına ilişkin birimlerde göreve yeni başlayacaklarla ilgili eğitimler yapılmamıştır.

    Hastanelerin %32’sinde Covid-19 tanılı hasta bakımına yönelik yeni bir çalışma düzenine geçilmemiştir. Bununla birlikte hastanelerin %25’inde günlük vardiya sistemi, %19’unda haftalık vardiya sisteminde değişiklikler ve %8.7’sinde gün içi (belirli saatlerde rotasyonlar) vardiya sistemi oluşturulabilmiştir.

    Riskli birimlerde çalışan sağlık emekçilerine yönelik düzenlemler oldukça yetersizdir. Hastanelerin %84’ünde ulaşıma ilişkin düzenleme,  %42’sinde yemek-beslenmeye yönelik  düzenleme, ve %57’sinde giysilerin hastane çamaşırhanesinde yıkmaya yönelik düzenleme yapılmamıştır.

    RİSKLİ BİRİMLERDE ÇALIŞANLARA YÖNELİK YEMEK-BESLENME İÇİN DÜZENLEME YAPILMIŞ MI?
      Sayı Oran
    Hayır, ortak yemekhaneden yararlanıyorlar 144 42%
    Kısmen bir düzenleme yapıldı. 128 38%
    Tüm riskli birimler için bu düzenleme yapıldı. 52 15%
    Diğer 15 4%
    Toplam 343 100%

     

    RİSKLİ BİRİMLERDE ÇALIŞANLARA YÖNELİK ULAŞIM İÇİN DÜZENLEME YAPILMIŞ MI?
      Sayı Oran
    Hayır, ulaşımı kendi imkanları ile sağlıyorlar. 289 84%
    Kısmen bir düzenleme yapıldı. 33 10%
    Diğer 14 4%
    Tüm riskli birimler için bu düzenleme yapıldı. 7 2%
    Toplam 343 100%

    Genel çalışma düzeni programları açısından Hhastanelerin %37’sinde çalışma sürelerine yönelik düzenleme yapılmamıştır. Bununla birlikte hastanelerin %47’sinde dönüşümlü vardiyaya geçilmiş ve %12.5’inde fazla mesailer kaldırılmıştır.

    Hastanelerin üçte biri Covid-19 ile ilgili ortam hijyenine yönelik ciddi dezenfeksiyon önlemleri alınabilmiştir. Hastanelerin %43’ünde ise rutin uygulamaya devam edilmiştir.  Havalandırma kontrolü için de aynı durum geçerlidir. Hastanelerin %42’sinde havalandırma kontrolü yapılmamakta, %39’unda rutin controller yapılmakta ve sadece %11’inde Covid-19 nedeniyle daha ciddi kontroller sağlanmıştır.

    YAKIN TEMASLI SAĞLIK ÇALIŞILARININ İ ZLEMİ

    Covid-19 hastaları ile yakın temas öyküsü olan sağlık emekçilerine yönelik bir belirsizlik söz konusudur. Hastanelerin sadece %14’ünde test sonucundan bağımsız izlem yapılırken %14’ünde hiçbir şey yapılmadığı belirtilmiştir. Hastanelerin %27’sinde test sonucu negatif gelinceye kadar evdekilerin izlem yapıldığı ve  %18’inde tanı için örnek alındığı belirtilmiştir.

    YAKIN TEMASLI SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK İZLEM NASIL YAPILIYOR?
      Sayı Oran
    Test sonucu negatif gelinceye kadar evde klinik izlem yapılıyor. 91 27%
    Tanı için örnek alınıyor. 62 18%
    Hiçbir şey yapılmıyor/yapılmadı 49 14%
    Bu soruya Yanıt Vermeyenler 47 14%
    Test sonucundan bağımsız 14 gün evde izlem yapılıyor, 14 gün sonunda bir gün arayla yapılan iki test sonucu negatifse işe dönüyor 46 13%
    Hiç vaka yaşanmadı ve bu konuda bilgi verilmedi henüz 37 11%
    Konu hakkında bir fikrim yok 23 7%
    Diğer 23 7%
    Toplam 343 100%

    Ortak çalışma ve şeffaflık

    Hastanelerin %39’unda sağlık emekçileri ile hastane yönetimi arasında şeffaf iletişim sağlanamamıştır. Hastanelerin %18’inde şüpheli hasta başvuruları hakkında bilgi verilmemekte, %9’unda sorunların dahi iletilemediği belirtilmiştir.

    HASTANE YÖNETİMİ İLE İLETİŞİM ŞEFFAF MI?
      Sayı Oran
    Evet, İletişimde sorun yok. 60 17%
    Sadece sosyal medya veya elektronik ortamla iletişim kurulabiliyor 27 8%
    Hayır şeffaf değil. 135 39%
    Şüpheli hasta başvuruları hakkında bilgi verilmiyor. 61 18%
    Sorunlar iletilemiyor. 31 9%
    Diğer 29 8%
    Toplam 343 100%

    İletişim sorunu kriz masası/hastane enfeksiyon kontrol komitesi ile de yaşanmaktadır. Hastanelerin %51’inde iletişim yok iken, %23’ünde şüpheli olgular hakkında bilgi verilmemekte, %18’inde sadece sosyal medya/elektronik ortamda iletişim kurulabilmektedir.

    KRİZ MASASI YA DA HASTANE ENFEKSİYON KONTROL KOMİTESİ İLE İLETİŞİM KURULABİLİYOR MU?
      Sayı Oran
    Hayır 113 33%
    Şüpheli hasta başvuruları hakkında bilgi verilmiyor. 80 23%
    Sadece sosyal medya veya elektronik ortamla iletişim kurulabiliyor 61 18%
    Evet, İletişimde Sorun Yok 56 16%
    Bu Soruya Yanıt Vermeyen 39 11%
    Sorunlar iletilmiyor 34 10%
    Diğer 16 5%
    Toplam 343 100%

    “SAĞLIK ÇALAIŞANLARININ SAĞLIĞI BİRİMLERİNİN SADECE YÜZDE 10’NU ÇALIŞMA YAPTI” 

    Çok gündeme getirilse de bir türlü oturtulamayan işçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri Covid-19 salgınında tamamen çuvallamıştır. Sağlık Çalışanlarının Sağlığı birimlerinin sadece %10’unun Covid-19 salgınına yönelik çalışma yaptığı belirtilmiştir. SÇS birimlerin %26’sı hala rutin işlerine devam etmektedir. SÇS birimi salgına yönelik bir çalışma yapıyormu sorusuna % 50 hayır cevabı vermiştir.

    SÇS BİRİMİ SALGINA YÖNELİK BİR ÇALIŞMA YAPIYOR MU?
      Sayı Oran
    Hayır 173 50%
    Evet, rutin bir çalışma yürütülüyor 90 26%
    Diğer 47 14%
    Evet, rutine gore daha motivasyonlu bir çalışma yapılıyor 33 10%
    Toplam 343 100%

    İşyeri temsilcilerinin yanıtlarından Covid-19 ile ilgili sağlık emekçilerinin periyodik muayenesi (gözetimi) yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hastanelerin sadece %12’sinde tüm riskli birimlerde, %17’sinde ise az sayıda birimde Covid-19 ile ilgili periyodik muayene (gözetimi) yapıldığı belirtilmiştir. Sağlık çalışanlarına periyodik olarak Covid-19 gözetimi yapılıyor mu sorusunun cevabı malesef hastanelerin % 66’sında yapılmadığıdır.

    SAĞLIK ÇALIŞANLARINA PERİYODİK OLARAK COVİD-19 GÖZETİMİ YAPILIYOR MU?

    (ATEŞ ÖLÇÜMÜ VE ANAMNEZ İLE)

      Sayı Oran
    Hayır 226 66%
    Az sayıda birimde yapılıyor. 58 17%
    Tüm riskli birimler için sağlanmış 41 12%
    Diğer 18 5%
    Toplam 343 100%

    Covid-19 döneminde İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kurullarını hastanelerin üçte birinde (%37) toplanmıştır. Yine salgın öncesi pandemik hazırlığı hastanelerin üçte birinde (%38) gerçekleştirilmiştir.

    Covid-19’a özgün Sağlık Çalışanlarının Sağlığı’na yönelik eğitimler salgın öncesi hastanelerin %7’sinde, ilk olgu sonrası ise %4’ünde gerçekleştirilmiştir.

    Önlemler ve KKD kullanımı ile ilgili sağlık çalışanları arasında değişik sorunlarda gündemdedir. Hastanelerin %48’I sadece riskli birimlerde önlem alırken, %24’ünde temizlik işçileri, çamaşırhane vb. çalışanlar yok sayıldığı, %21’inde teknik çalışanın yok sayıldığı, %17’sinde idari çalışanın yok sayıldığı, %15’inde diğer alt işverene bağlı çalışanlar yok sayıldığı ve %6’sında da öğrencilerin yok sayıldığı belirtilmiştir.

    HASTANE İÇİNDE RASYONEL KKD KULLANIMI İLE İLGİLİ ALINAN ÖNLEMLER DIŞINDA,

    KKD VE ÖNLEMLERLE İLGİLİ SORUNLAR VAR MI?

      Sayı Oran
    Evet, sadece riskli birimlere uygulanıyor. 165 48%
    Evet, temizlik işçileri, çamaşırhane vb. çalışanlar yok sayılıyor. 83 24%
    Hayır, sorun yok. 72 21%
    Evet, teknik personel yok sayılıyor. 71 21%
    Evet, idari personel yok sayılıyor. 60 17%
    Evet, diğer alt işverene bağlı çalışanlar yok sayılıyor. 53 15%
    Bu soruya yanıt vermeyenler 53 15%
    Evet, sadece hekimlere uygulanıyor. 33 10%
    Evet, öğrenciler yok sayılıyor. 20 6%

    Sonuç olarak Covid-19 salgının hastanelerde yönetimi oldukça yetersizdir. Rehberlerde alınan önlemler ve KKD kullanımında oldukça ciddi sorunlar vardır. Sağlık Bakanlığı sağlık emekçilerinin korunmasını önceliklemelidir, sağlık emekçilerinin risk altına sokulması toplum sağlığı için en büyük tehdittir.

    Sağlık Bakanlığı bir an önce sağlık emek ve meslek örgütleri ile iletişme geçmeli, önlemler ve KKD kullanımı ile ilgili adımlarını hızlandırmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Grup Yorum için dayanışma çağrısı: Talepleri talebimizdir-VİDEO

    Grup Yorum için dayanışma çağrısı: Talepleri talebimizdir-VİDEO

    PİRHA – Siyasi parti ve kurumlar, sivil toplum örgütleri, Grup Yorum’a ilişkin ortak açıklama yaptı. Açıklamada, ölüm orucunda olan Grup Yorum üyelerinin taleplerinin demokratik ve karşılanabilir olduğu belirtildi. 

    Grup Yorum’un taleplerinin kabul edilmesi ve grup üyeleriyle dayanışmak için Ankara’daki siyasi parti ve kurumlar, demokratik kitle örgütleri basın açıklaması yaptı.

    İnsan Hakları Derneği(İHD) Genel Merkezi’nde yapılan açıklamada ortak basın metnini İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat okudu.

    Kanat, “Konser yasaklarının kalkması, üyeleri hakkındaki arama kararlarının iptali ve İdil Kültür Merkezi’ne yönelik baskınlara son verilmesi talepleriyle açlık grevine başlayan ve tahliye edildikten sonra da direnişlerini sürdürerek, ölüm orucuna dönüştüren Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, önceki gün polis zoruyla kaldıkları evden alınarak Ümraniye Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Bölek ve Gökçek’in son derece demokratik ve bir o kadar da anlaşılır taleplerini anında karşılayabilecek siyasi iktidar, bunu yapmak yerine sorunu bir irade savaşına dönüştürme ısrarını sürdürdü, sürdürüyor” dedi.

    “ŞİDDET VE GÖZALTILARLA BASTIRILMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Kanat, Grup Yorum üyeleri ve İzmir Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan Mustafa Koçak’ın hastane süreçlerine ilişkin şunları belirtti:

    “Direnişin 270. gününde olan Bölek ve Gökçek’in refakatçileri ve avukatları odadan zorla çıkarıldı. Ardından ilk önce İbrahim Gökçek ardından da Helin Bölek, zorla tıbbi müdahalede bulunulabilecek şekilde yoğun bakım servisine kaldırıldı. Duruma itiraz eden Grup Yorum üyeleri Betül Varan, Seher Adıgüzel, Eren Erdem ve yanlarında bulunan Cemile Temizkalp ile Ulaş Baran Sevindi hastane koridorunda tartaklanarak gözaltına alındı.

    Savunma yapmasına bile izin verilmeden “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”yla cezalandırılan ve tek talebi adil “yargılanmak” olan Mustafa Koçak’ın koşulları da Bölek ve Gökçek’ten farklı değil. Yakınlarının Koçak’ın sesinin duyulması için yaptıkları eylemler karşısında polis zoru devreye girmekte, şiddet ve gözaltıyla bu ses bastırılmaya çalışılmaktadır.”

    “TALEPLERİ SADECE ADALETTİR”

    Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarının açlık grevine değinen Kanat, “Yine Çağdaş Hukukçular Derneği’nden 8 tutuklu avukatın da müvekkillerinin talepleri için başladıkları açlık grevi 30 güne ulaştı. Bu açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin öyle büyük siyasi talepleri yok, sadece Adalet ve asgari demokratik kurallar çerçevesinde hareket edilmesini istiyorlar. Siyasi iktidarın istediği anda yerine getirebilecekleri bu talepler karşısında çözümü değil, şiddetine çözümsüzlüğü  tırmandırmayı tercih etmesi nasıl bir düşmanlık ve kinle hareket edildiğinin açık ifadesidir” diye konuştu.

    İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINDAN HEYET OLUŞTURULDU

    Kanat, “Bizler gerek Grup Yorum’un, gerek Mustafa Koçak ve müvekkillerinin talepleri için açlık grevi yapan ÇHD’li avukatların taleplerinin bir an önce kabul edilmesini istiyoruz. Zorla müdahalenin sakatlık ve ölüm dışında bir anlamının olmadığını belirtiyoruz. Bölek ve Gökçek’in başına gelebileceklerden zorla müdahaleyi yapan devletin yetkili kurumlarının sorumlu olacağını ifade ederek bunun bir cinayet olduğunu bir kez daha vurgularken, Grup Yorum üyeleri, Mustafa Kocak ve avukatlarının bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

    Ardından söz alan İHD Genel Başkanı Öztürk Türdoğan, “Uzun zamandır gündemden düşmeyen açlık grevleriyle ilgilendiklerini belirterek, insan hakları savunucularından heyet oluşturduklarını söyledi.

    Türkdoğan, “Hiç kimse önceden suçlu ilan edilemez herkesin savunma hakkı vardır. Eğer bu ülkede insanlar bedenlerini açlığa yatırıp ölümü göze almış ise bunların neden yapıldığının bilinmesi gerekir. Meseleye insan hakları çerçevesinden bakılırsa sorunlar çözülür” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘İstihbaratçılar’ın kaçırdığı HDP’li Kaya, yaşananları anlattı-VİDEO

    ‘İstihbaratçılar’ın kaçırdığı HDP’li Kaya, yaşananları anlattı-VİDEO

    PİRHA – HDP üyesi Ahmet Kaya, kendisini polis ve istihbaratçı olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılarak, şantajla ajanlık teklif edildiğini anlattı.

    Ankara Etimesgut ilçesinde kendilerini polis ve istihbaratçı olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılarak ajanlık teklif edilen bir önceki dönem HDP PM üyesi Ahmet Kaya ile İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısına HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, Tuhay-Der Ankara Şube Temsilcisi Mehmet Baytekin ve İHD Ankara Şube Eş Başkanı katıldı.

    İHD Genel Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, “İstemediğimiz, karşı çıktığımız üzücü bir olay nedeni ile karşınızdayız. Maalesef Türkiye‘de başkentte başkentin göbeğinde insanlar kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından tehdit edilmeye, geçici süre alıkonularak zorla mülakat yaptırılmaya, maruz bırakılıyorlar. Özellikle son yıllarda OHAL ilanından sonra çok sık karşılaştığımız bir işkence yöntemi. Biz bu yöntemi işkence yöntemi olarak değerlendiriyoruz. Çünkü her türlü işkence ve kötü muamele, onur kırıcı davranış ve aynı zamanda tehdit suçu, aslında bir dizi suçun işlendiği bir olayla karşı karşıyayız” dedi.

    Bu konuda hazırladığı raporu Meclis İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Selami Altınok’a aktardıklarını belirten Türkdoğan, “9 Mart 2020 günü Ankara’da siyasetçi Ahmet kaya arkadaşımız kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından zorla bir araca bindirilip, birkaç saat zorla mülakat adı altında sorguya tabi tutulmak istenmiş” diyerek sözlerini tamamladı.

    TEHDİT, AJANLIK TEKLİFİ

    Kaçırılan Ahmet Kaya ise olayı şöyle anlattı:

    “Pazartesi günü saat 14-15 civarında Etimesgut’ta bir arkadaşımla görüşmeye giderken sokakta yürüdüğüm esnada aniden birisi önüme çıkarak kendisini polis olarak tanıttı, benim kendileriyle birlikte arabaya kadar gelmemi istediler. Ben de hayırdır niye geliyorum arabaya kadar dedim, seninle konuşmak istiyoruz dediler. Sonra beni zorla arabaya bindirerek Etimesgut’un dışında tenha bir yere götürerek, tahminen 3 saate yakın beni sorgulayarak kendileriyle işbirliği yapmamı istediler.

    Bunu yapamayacağımı, bunun için bir şey kabul etmeyeceğimi söyleyince de tehdit etmeye başladılar. ‘Ankara’ya niye geliyorsun, Ankara’ya bir daha gelmeyeceksin, Ankara sana yasak’ diye altını çizerek belirttiler. Ben de siyasetçi olduğumu Ankara’ya gelebileceğimi söyledim. Bunun karşılığında bana ihtiyaçlarım varsa biz ihtiyaçlarını karşılarız, sağlık sorunların var biliyoruz, sana yardımcı oluruz ve benzeri şeyler söylediler. Ben onların bu taleplerini kesin bir dille reddedince de,  bu sefer şantaja başvurdular. Seni götürürüz Rojava’da bu tarafa geçti diye gözaltına alırız yıllarca cezaevinde yatarsın diye tehdit ettiler. Bölgeye gidersen bölgede çalışabilirsin. Sonra o dili de değiştirdiler, tamamıyla siyaseti bırakırsan biz de senin peşini bırakırız dediler.”

    “TOROSLARIN YERİNE TRANSPORTERLAR GELDİ”

    HDP Batman milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ise şunları belirtti:

    “Keşke basın ile böyle bir şey için bir araya gelmesek.  Buz gibi bir yüz ifadesi ile sizinle konuşuyoruz. Ama gerçekten acı bir olay üzerine konuştuğumuz şey. Bu ülkede karşılaşılan herkes için ciddi korku ve yılgınlık yaratacak bir şey. Bizim böyle bu masanın başında anlattığımıza bakmayın. Ama onlarca düzinelerce polis sizi alıp bir araca koyup bir yere götürdüğünde aklınıza gelecek şey sadece ölüm olacak.  Bu saatten sonra dolayısıyla gerçekten çok korkunç bir olaydan bahsediyoruz. Bu ülkenin tarihine çok karanlık sayfalar olarak yer almış bir olay var. Biz Vedat Aydın’ ları 90’lı yıllarda kendisini polis olarak tanıtıp kaçırılmış yüzlerce insanı biliyoruz. Bir daha haber alamadığımız,  tekrar karşılaştığımız her olay bir daha 90’lı yıllara, korkunç günlere geri dönüyor muyuz düşüncesi yaratıyor bize.

    Umarım böyle değildir,  Öztürk başkanın da söylediği gibi gerçekten 15 Temmuz darbesi ve 20 Temmuz siyasi darbesi sonrası OHAL ilanının ardından bu ülkede beyaz Torosların yerine siyah Transporterler geldi.

    İnsanlar tekrar kaçırılmaya, ölümle tehdit edilmeye başlandı; anlaştırılmaya başlandı. Bunun son olmasını istiyoruz.”

    “YAŞANANLAR İNSAN HAKLARINA UYGUN DEĞİLDİR”

    Tuhay-Der Ankara Temsilcisi Mehmet Baytekin de olaya tepki göstererek “Türkiye‘nin başkentinde legal siyasetle uğraşan bir arkadaşımızın böyle korsanvari bir şekilde dağ başına götürülüp ölümle tehdit edilmesi, Ankara’ya girişinin yasaklanması kabul edilebilir bir şey değil. Bu sorunların bu şekilde hal olması mümkün değil, bu sorunun muhatapları bellidir, tek tek bireyleri kaçırarak tehdit ederek bu sorunu böyle çözemezsiniz. Bu ne uluslararası hukuka ne de insan haklarını uygun bir şeydir” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • TTB’li kadın hekimler: Eşitlikçi olmayan sağlık politikalarına son verilsin-VİDEO

    TTB’li kadın hekimler: Eşitlikçi olmayan sağlık politikalarına son verilsin-VİDEO

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı basın toplantısında, eşitsizliğin sağlık sorunlarını ortaya çıkardığına vurgu yaptı. Açıklamada, “Biz kadın hekimler, kadın dayanışmasının her alanda yaşattığını ve mücadeleyi güçlendirdiğini biliyoruz, eşitlik, özgürlük, barış ve adalet taleplerimizi her yıl olduğu gibi bu yıl da yineliyoruz” denildi. 

    8 Mart öncesi Türk Tabipleri Birliği Genel Merkezi’nde “Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu” basın toplantısı yapıldı. Basın metnini TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Selma Güngör yaptı.

    Gürkan yaptığı açıklamada, 8 Mart’ın tarihçesini, anlam ve önemini anlattıktan sonra kadınların 8 Mart’ını kutladı.

    Yüzyıllardan beri kadınların yaşadığı sorunların kaynağının, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve bu eşitsizliği üreten cinsiyetçi politikalar olduğunu belirten Selma Güngör, “Erkeği kadından üstün ve kadını Erkeğe bağımlı kılan ataerkil anlayış ve bu anlayışı temel alan ekonomik ilişkiler sonucu kadınlar yoksullaşmakta ve mülkiyetsizleşmektedir. Kapitalizmin krizi ise, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikleri derinleştirmektedir. Neoliberal politikalara bağlı gelişen ekonomik ve finansal krizler, istihdamın azalması, işsizlik oranlarının artması, yoksullaşma, ekonomik büyümenin yavaşlaması ve sosyal yardımların azalması ile sonuçlanmakta. İşte bu süreçten kadınlar daha fazla etkilenmekte ve yaşam koşulları daha fazla kötüleştirmektedir” dedi.

    “İLK İŞTEN ÇIKARILANLAR KADINLAR OLUYOR”

    Kriz sırasında işten ilk çıkarılanların genellikle kadınlar olduğu belirtilen açıklamada, kadın emekçilerin ayrımcılık, eşitsizlik, düşük ücret ve güvencesizlik kıskacında çalışma yaşamında var olduğu küresel olarak gözlenmektedir” denilerek şöyle devam edildi:

    “Bugün ülkemizde yaşanan ekonomik kriz de doğrudan kadınların çalışma yaşamında sosyal haklarına ve sağlığına yönelik bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınlar, kriz dönemlerinde hem daha fazla sağlık hizmetine ihtiyaç duydukları hem de fakirleştikleri için sağlık alanındaki krizden de orantısız olarak etkilenmektedir. Sağlık hizmetleri için kaynakların azaltılması, hane halkı gelirine egemen olan erkek aile üyeleri tarafından kız çocukları ve kadınların sağlık ihtiyaçlarının ikincil plana atılmasını beraberinde getirmektedir.Bütün bu nedenlerle, dünyada ve ülkemizde kadınların ve erkeklerin toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımları anlamına gelen toplumsal cinsiyet eşitliği temel mücadele hedefimizdir.”

    “CEDAW HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Açıklamada, ‘Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin gerektirdiği tüm eşitlikçi politikaların hayata geçirilmesi gerektiğinin belirtildiği açıklamada, “İşyerleri cinsiyet ayrımcılığının yapıldığı ve toplumsal cinsiyet normlarının meslekler arası ilişkilerle üretildiği yerlerdir. Çalışma ortamlarında ayrımcılık ve eşitsizliğe karşı çıkıyor, işyerlerinde sıklıkla yaşadığımız şiddete, tacize ve mobinge teslim olmuyoruz. Meslektaşlarımızı, ayrımcılıktan arınmış ve toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun sağlık kurumları yaratmak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi.

    “EŞİTSİZLİKLERİN SONUCU SAĞLIK SORUNU ORTAYA ÇIKAR”

    “Eşitsizliklerin sonucu sağlık sorunu olarak ortaya çıkar” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu nedenle sağlığın iyileştirilmesi eşitsizliklerin giderilmesi ile doğrudan ilgilidir. Kadınların ücretsiz, erişilebilir aile planlaması ve üreme sağlığı hizmetlerine ulaşması sağlanmalıdır. Kadınların kaç çocuk sahibi olacakları konusu kadınlara bırakılmalı ve siyasi hedef olmaktan çıkarılmalıdır. 2019 yılı Kasım ayında Nairobi’de yapılan ICPD+25 Dünya Zirvesinde, dünya ülkeleri için 2030’a kadar ulaşılması gereken “Dönüştürücü Üç Sıfır”  hedefi;

    -Önlenebilir nedenlere bağlı anne ölümlerinin sıfıra indirilmesi,

    – Aile planlamasında karşılanamayan gereksinimin sıfıra indirilmesi ve

    -Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin (çocuk yaşta evlilikler ve zarar veren geleneksel

    Uygulamalar dahil) sıfıra indirilmesi olarak belirlenmiştir.

    Bakanlık, bu hedefleri gerçekleştirecek politikaları bir an önce geliştirmeli ve yürürlüğe koymalıdır.”

    “SAVAŞ VE GÖÇ KADINLARI ETKİLİYOR”

    TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Selma Güngör, savaş ve göç gerçeğine de değinerek, “Kapitalizmin kriziyle eklemlenen savaş ve göç olgusu toplumsal cinsiyet rolleri, eğitim, bilgiye erişim, sağlık düzeyi, aile sorumlulukları ve şiddet/ayrımcılık deneyimleri gibi kadınların yaşamının pek çok boyutunu olumsuz etkilemektedir. Kadınları değersizleştiren, ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakan, yaşam, sağlık, eğitim, çalışma, toplumsal yaşama katılım başta olmak üzere temel insan haklarını hiçe sayan bu iklimde, biz kadın hekimler, kadın dayanışmasının her alanda yaşattığını ve mücadeleyi güçlendirdiğini biliyor, eşitlik, özgürlük, barış ve adalet taleplerimizi her yıl olduğu gibi bu yıl da yineliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na devredilmelidir’ – VİDEO

    ‘Şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na devredilmelidir’ – VİDEO

    PİRHA – TTB, SES ve ATO, şehir hastanelerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Şehir hastaneleri kamu adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır” denildi.

    Şehir Hastaneleri konusu ile ilgili Türk Tabipler Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası ve Ankara Tabip Odası (ATO) basın toplantısı gerçekleştirdi.

    ATO’da yapılan açıklamayı Ankara Tabip Odası Şube Başkanı Dr. Vedat Bulut okudu.

    Bulut yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ‘Şehir Hastanesi’ adıyla topluma sunulan, kamu-özel ortaklığının yap-kirala-devret modeliyle yaptırılan ve işletilen hastaneler sorun yumağıdır. Her ne kadar bu hastaneler kamu hastanelerinin kavuşacağı yeni ve modern binalar olarak tanıtılsa da bu yöntemle yapılan ve işletilen hastanelerin kamu ile ilgisinin olmadığı açıktır. Şehir hastaneleri kamu adını kullanarak küresel sermayeye yeni ve büyük bir kaynak aktarmanın aracıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır” dedi.

    “MALİYET ÖNGÖRÜSÜ GERÇEKÇİ DEĞİLDİR”

    Bulut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şehir hastaneleri ile ilgili en başta gelen sorun, hastane binalarının ve donanımının kamuya çok yüksek maliyetidir. Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira bedelleri incelendiğinde, çok yüksek tutarların ödendiği/ödeneceği anlaşılmaktadır.

    2020 Yılı Yatırım Programı’nda 10 adet şehir hastanesi için sadece bina kirası olarak ayrılan tutar 31 Milyar 45 Milyon 282 Bin 679 TL olarak gösterilmiştir. Bugüne kadar 20 şehir hastanesi sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere konunun ilgilisi diğer bakanlıkların da kamuyu aydınlatmaktan kaçınmaları nedeniyle şehir hastanelerinin toplam sözleşme bedelleri, sözleşmelerin güncellenmesiyle oluşan ek maliyetler, yapılmış ve yapılması planlanan ödemelere dair açık ve net bir bilgiye bugüne kadar ulaşılamamıştır. Öte yandan Sağlık Bakanı 2020 yılı yatırım programında yer alan 10 şehir hastanesinin daha önce bütçe görüşmelerinde belirttiği gibi klasik ihale yöntemi ile yapılıp yapılmayacağını açık bir şekilde ifade etmeli.

    Şehir hastaneleri için Sağlık Bakanlığı tarafından bugüne kadar 2017 yılında 3 ayda 124.721.247 TL kira, 185.609.969 TL hizmet bedeli, toplam 310.331.216 TL; 2018 yılında 1.152.652.117 TL kira, 1.047.948.486 TL hizmet bedeli toplam 2.200.600.603 TL; 2019 yılında 2.755.865.554 TL, 2.332.180.599 TL hizmet bedeli toplam 5.088. 046.153 TL ödeme yapılmıştır. İki yıl üç aylık kira ve hizmet bedeli ödemesi toplamı 7 Milyar 598 Milyon 977 Bin 974 TL’dir. 2020 yılının ilk iki ayının mali tabloları henüz açıklanmamıştır. Ancak yapılan ödemelerin hastanelerin sayısı ile artacağı gerçeği karşısında Yatırım programında yer alan maliyet öngörüsünün gerçekçi olmadığı görülmektedir.

    “ŞEHİR HASTANELERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLMELİDİR”

     Türkiye’de Şehir Hastaneleri için öngörülen temel sorun alanları başta finansman yöntemi olmak üzere, yer seçimi, kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları, taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu ve taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.

    Şehir hastanelerinin hizmet sunmaya başlamasıyla birlikte gerek bu hastanelerde görev yapan hekimler ve sağlık çalışanları, gerekse de hasta ve hasta yakınları tarafından birçok yakınma dile getirilmektedir. Bu yakınmalar arasında şehir hastanelerinin şehrin dışında yapılmış olması nedeniyle hem hastalar/hasta yakınları hem de hekimler ve sağlık çalışanları açısından ulaşım sorunlarına yol açması, şehir hastanelerinin tasarımının yataklı tedavi hizmetleri sürecine uygun olmaması, teknik alt yapının yetersiz ve kalitesiz oluşu, yönetimde iki başlılık yüzünden sorunların çözülmek yerine sürüncemede kalması, hastane binasının anormal büyüklüğü ve bölümler arasındaki mesafelerin uzaklığı nedeniyle sağlık hizmetinin bütünselliğinin ortadan kalkması ve buna bağlı olarak hasta bakımının aksaması, eğitimsiz ve yetersiz sayıda personel sayılabilir.

    Türk Tabipleri Birliği olarak, şehir hastanelerinde görev yapan meslektaşlarımızdan alınan bilgiler ve bildirilen yakınmalar doğrultusunda sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunları Sağlık Bakanlığı ile paylaşarak hem hasta güvenliği hem de sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda önlem alınması beklentimizi pek çok kez dile getirmiş olmamıza karşın; Bakanlıktan bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamamıştır.”

    “ŞEHİR HASTANELERİ, İHTİYACI KARŞILAYACAK BİR MODEL DEĞİLDİR”

    Şehir hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi çağrısı yapan Bulut, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şehir hastanelerinde gerek üyelerimizin gerekse de bir bütün olarak sağlık çalışanlarının karşılaştıkları sorunlar hem hasta güvenliğini hem de çalışan sağlığı ve güvenliğini tehdit eder niteliktedir. Şehir hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık çalışanları mutsuzdur.

    Türk Tabipleri Birliği’nin uğraşları ve verdiği mücadele sonucunda hükümetin kamu-özel ortaklığı yönteminden vazgeçmiş olması yeterli değildir.

    Şehir hastaneleri modeli hangi ihale modeliyle yapılırsa yapılsın çağdaş, bilimsel, halkın ihtiyacını karşılayacak bir hastane modeli değildir.

    Sağlık Bakanlığının bütçesini rehin alan, akılcı ve bilimsel olmayan bu ağır yükten ivedi olarak kurtulmak için şehir hastaneleri hemen Sağlık Bakanlığı’na devredilmeli ve yeni hastaneler Türk Tabipleri Birliği ve hekimlerin taleplerini içeren bir program dahilinde gerçekleştirilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Sağlık örgütleri Beyaz Miting için çağrı yaptı: Artık yeter diyoruz – VİDEO

    Sağlık örgütleri Beyaz Miting için çağrı yaptı: Artık yeter diyoruz – VİDEO

    PİRHA- Sağlıkta şiddetin son bulması için yapılacak Beyaz Miting’e çağrı yapan sağlık meslek ve emek örgütleri, 5 acil talep sıralayarak, “Sağlıkta şiddet durmazsa iş bırakacağız” uyarısında bulundu.

    Haberin videosu

    Ankara Tabip Odası, Ankara Tabipler birliği, Ankara Başhekimler birliği, Devrimci sağlık iş sendikası Ankara Şubesi, Sosyal Hizmet uzmanları Derneği, Ankara Şubesi, SES Sağlık ve Sosyal hizmet emekçileri Sendikası, Tüm Radyoıloji Teknisyenleri ve Teknikeri sendikası, Türk Psikologlar Derneği, Ankara Veteriner Hekimler Odası ve Veteriner Hekimler Derneği Ankara Tabipler Birliği ortak basın açıklaması yaparak sağlıkta yaşanan şiddetle mücadele ve taleplerin kabul edilmesi  için 15 Mart Pazar Günü yapılacak Beyaz Miting’e çağrı yaptı.

    Toplantıda konuşan ADO Başkanı Serhat Özsoy, “Sağlık hizmeti sunumunda yaşanan sorunların kaynağı, sağlık çalışanları değil, uygulanan sağlık politikalarıdır” dedi. 2003 yılından itibaren uygulanmaya başlanan “Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni eleştiren Özsoy, “Sağlıkta şiddet, ekonomik krizden, yoksulluktan, işsizlikten, anayasal hakların askıya alınmasından, sosyo-ekonomik kutuplaşmadan, siyasilerin ötekileştirici söylemlerinden, kısacası ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve sınıfsal ikliminden bağımsız değildir. İş cinayetleri, kadın cinayetleri ve insan hakları ihlalleri incelendiğinde eşzamanlı olarak şiddet ikliminin sertleştiği görülecektir” dedi.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALACAĞIZ”

    Sağlıkta şiddete ve buna yol açan sağlık politikalarına karşı “artık yeter diyoruz” diyen Özsoy, şöyle konuştu: “Mücadelemizle sağlıktaki şiddet iklimini sonlandırarak; görevimiz olan sağlık hizmetini şiddetsiz ve barışçıl bir ortamda, aldığımız bilimsel eğitimin gereklerini yerine getirerek ve halkımızın ihtiyaç duyacağı nitelik ve gereklilikte sunmayı başaracağız. Aldığımız eğitimin, bize yüklenen toplumsal ve kamusal sorumluluğu yerine getirecek, emeğimizin karşılığını alacağız.”

    Özsoy, konuşmasının devamında sağlıkta şiddetin son bulması şu talepleri sıraladı:

    • TTB’nin hazırladığı sağlık emek ve meslek örgütlerinin desteklediği “sağlıkta şiddet yasa tasarısı” Meclis tarafından hemen yasalaştırılsın.
    • Sağlık hizmeti sunarken yaşanan şiddet iş yeri kazası ve meslek hastalığı olarak değerlendirilsin.
    • Muayene randevuları hastaya yeterli süre ayrılacak şekilde düzenlensin.
    • Acil servislerde sadece acil hastalara hizmet verilsin.
    • Birinci basamak sağlık hizmetleri güçlendirilsin, sevk zinciri uygulamasına geçilsin hemen şimdi.

    “ŞİDDET HERKESİN SORUNUDUR”

    TTB Merkez Yürütme Kurulu üyesi Selma Güngör ise, “Biz kendi sesimizi duyurmazsak kimsenin duyacağın yok. Şimdiye kadar ne yaptıysak kimse duymadı. Şiddet herkesin sorunudur. Toplumun da şiddete karşı olması lazım. Bütün toplumu yapacağımız mitinge davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    “YOKSA İŞ BIRAKACAĞIZ”

    SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem de, şiddetin durmaması durumunda iş bırakacaklarını vurguladı. Şiddetin her geçen gün artmakta olduğunu ve sağlık çalışanlarının en çok mağdur olduğunu söyleyen Erdem, “Şiddetin her türlüsüne maruz kalıyoruz. Ama biz bu şiddeti rutin bir şiddet olarak görmüyoruz. Bu AKP iktidara geldiğinden beri artan şiddetten sağlık politikalarından bağımsız değildir. Şiddet engellenmesi, sağlıkta dönüşüm programı iptal edilmeli. Sağlıkta şiddetin durması için beraber sesimizi yükselteceğiz” diye konuştu.

    PİHA/ANKARA

     

  • Ankara İHD’den Şeyma Yıldız açıklaması: Öldüren sevgi istemiyoruz!-VİDEO

    Ankara İHD’den Şeyma Yıldız açıklaması: Öldüren sevgi istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Ankara Çubuk’ta Şeyma Yıldız’ın babası tarafından katledilmesine ilişkin açıklama yapan İHD Ankara Şubesi, “Sevgi bir mülkiyet biçimi olamaz. Çok sevmek öldürme gerekçesi olamaz, öldüren sevgi istemiyoruz” ifadesini kullandı. 

    Haberin videosu

    İHD Ankara Şubesi, Ankara’nın Çubuk ilçesinde babası tarafından katledilen Şeyma Yıldız için dernek binasında basın toplantısı yaptı. İHD Ankara Şube Çocuk ve Kadın Hakları Komisyonu adına basın metnini aktivist Sevinç Koçak okudu.

    “SEVGİ BİR MÜKLİYET BİÇİMİ OLAMAZ”

    Sevinç Koçak, Şeyma  ile birlikte, 2020’nin ilk günlerinde, 27 kadın ve 2 kız çocuğu katledildiğine belirtti.

    Koçak, “Kadınlar ve kız çocukları; babaları, oğulları, ağabeyleri, kardeşleri, kocaları, eski kocaları, sevgilileri, reddettikleri ya da hiç tanımadıkları erkekler tarafından katledilmeye devam ediyor” diyerek şunları belirtti:

    “Şeyma’nın katledilmesinin ardından çıkan haberler ve ailesinin söylemleri, erkeklerin işlediği cinayetlerde karşımıza çıkan meşrulaştırma kalıplarının özeti niteliğinde. Şeyma’nın sevgilisinin olup olmadığı, babasının psikolojik rahatsızlıklarının olduğu, Şeyma’yı çok sevdiği anlatılıyor. Katillerin çoğu, öldürdükleri kadın ve çocukları çok sevdiğini söylüyor. Sevgi bir mülkiyet biçimi olamaz. Çok sevmek öldürme gerekçesi olamaz, öldüren sevgi istemiyoruz. Erkek şiddetini önlemekle yükümlü olan devletin kadın ve çocuk politikaları, bu şiddetin giderek artmasının nedenlerinin başında yer alıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen cinsiyetçi söylem, iş bölümü ve politikalar ortadan kaldırılmadığı sürece, cinayetler artmaya devam edecektir.”

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ‘AMA’SIZ UYGULANMALIDIR”

    Devletlerin sınırları içerisinde yaşayan herkesin güvenliğinin sağlanması ve yaşam hakkının korunmasından sorumlu olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, “6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi “ama”sız uygulanmalıdır. Türk Ceza Kanunu’ndaki “Haksız Tahrik” ve kadına karşı şiddet davalarında uygulanan “haksız tahrik indirimleri” ve “iyi hal indirimleri” kaldırılmalıdır. Milli Eğitim müfredatının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen her türlü ders, konu, kitap ve görselden arındırılması için müfredat uzmanlardan oluşan bir komisyonun denetiminde gözden geçirilmelidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yazılı ve görsel basın da üzerine düşeni yapmalıdır. Kadına yönelik şiddeti haberleştirirken etik değerlere uymalı, şiddet mağduru kadın ya da çocuğun şiddetin sorumlusu olduğu algısını yaratacak her türlü anlatım ve dilden uzak durmalıdır. Bütün yargı mensupları, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik toplumsal cinsiyet temelli şiddet vakalarında cezasızlığın önüne geçecek cesareti göstermelidir” ifadeleri yer aldı.

    PİRHA/ANKARA

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Ülkemizin yaşadığı en büyük felaket AKP’nin kendisidir

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Ülkemizin yaşadığı en büyük felaket AKP’nin kendisidir

    PİRHA – TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Ülkemizin yaşadığı en büyük felaket AKP’nin kendisidir. Bu felaketleri tekrar yaşamamak için yapılması gereken en önemli şey bu en büyük felaketin iktidarına son vermektir” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ülkedeki son gelişmeleri değerlendirdiği bir basın açıklaması yaptı.

    Baş, “Bu ülkenin yaşadığı tüm acıları yüreğimizde, en derinde hissediyoruz. Ancak acımızı büyüten, acımızı öfkeye çeviren bir tabloyla da karşı karşıyayız. Doğa olayları ve kazalar yaşamımızın bir parçası ancak akıl ve bilimin yol göstericiliğinde, insan hayatın her şeyin üstünde tutan bir siyasal iktidar yönlendiriciliğinde bu olayları ve kazaları, can kaybı yaşamadan atlatmak da pekala mümkündür. Fakat tam tersine her şeyin önüne iktidarını korumayı ve parayı koyan yaklaşım, doğa olaylarını da kazaları da felaketlere ve cinayetlere çevirmektedir. İnsanların hayatını kaybetmesinin kader diye, fıtrat diye açıklanmasını kabul etmiyoruz; reddediyoruz.” İfadelerini kullandı.

    “ÜLKE FELAKETLERİN ACISINI YAŞIYOR, ERDOĞAN KEYİF ÇAYI DAĞITIYOR”

    Baş, açıklamada şunları kaydetti:

    “Yaşadığımız her olayın ardından işin aslını öğrenmek için olağanüstü bir çaba harcamak zorunda kalıyoruz. Van’daki çığ felaketiyle ilgili bir gazetenin Ankara Temsilcisi’nin ortaya attığı iddia önemli, sonuna kadar incelenmeli. Daha başka olaylarda AKP’li yetkililerin kendi görüntülerini, itibarlarını önemsediklerini bildiğimiz için kaygılarımız artıyor. Dün tüm ülke çığ felaketinin acısını yaşarken özel televizyon kanalları bu yayınları kesip Erdoğan’ın mitingine bağlanıyor. Erdoğan mitingde neşeyle çay dağıtıp, insanları keyiflenmeye davet ettiği görüntüler halkımıza izletilmeye çalışılıyor. Bunlar hem acımızı büyütüyor, hem öfkemizi katlıyor.

    “ULAŞTIRMA BAKANI’NIN GÖREVİ GERÇEKLERİ ÖRTMEK MİDİR?”

    Sabiha Gökçen’deki uçak kazasında Ulaştırma Bakanı daha ilk dakika çıkıyor ve ‘ölüm yok’ diyor. Ertesi sabah uyandığımızda öğreniyoruz ki 3 yurttaşımız hayatını kaybetmiş. Ulaştırma Bakanı’nın görevi bir panikle gerçekleri örtmek midir? Kendisinin suçsuz olduğunu ispatlama çabası mıdır? Yoksa ciddiyetle, soğukkanlılıkla olayı anlamaya, varsa eksikleri, hataları sorumlulukları açığa çıkarmak mıdır? Bizim gördüğümüz tablo tamamen kendilerini düşünen, tamamen iktidarlarını merkeze alan bir yaklaşımın egemen olduğudur.

    “PİLOTLAR BASKI ALTINA ALINDIĞI GÜNDEME DÜŞTÜ”

    Kazayı yapan bir özel havayolu şirketinin uçağı. Maalesef konunun uzmanlarının da teyit ettiği üzere daha fazla kar elde etmek için, daha fazla para kazanabilmek için havayolu çalışanlarının sürekli baskı altına alındığı iddiaları gündeme düştü. Aynı havayolu şirketinin daha önceki kazalarda da diğer uçaklar pas geçmesine rağmen iniş yapması, hatta dün de iki uçak pas geçmesine rağmen bu uçağın iniş yapması iddiaların ciddiyetini arttırıyor.

    “YENİ HAVALİMANI ISRARININ KAZAYLA İLGİSİ VAR MI?”

    Kazayla ilgili diğer yandan; bu havaalanı yerine Atatürk Havalimanı’na inilmesi mümkün değil midir? Bu soruyu sorduğumuzda bir soru daha sormamız gerekiyor? İktidarın tüm uyarılara rağmen Yeni Havalimanı ısrarının bu kazayla bir ilgisi var mıdır? Bu soruları sormak ve varsa sorumluların açığa çıkarılması bir yurttaşlık görevidir. İnsanların önlenebilir nedenlerle hayatlarını kaybetmesine neden olan iktidarlar mutlaka hesap vermelidir.

    “BİZE DÜŞEN SORGULAMAK VE SORUMLULARI AÇIĞA ÇIKARMAKTIR”

    Bu ülkenin bir deprem ülkesi olduğunu herkes biliyor. İktidar bunun önlemini almıyorsa, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna gelirken bu ülkede hala çığ düşmesinden insanlar ölüyorsa, daha fazla kar için, para için, bilim insanlarının sözü dinlenmediği için uçak kazalarında insanlar ölüyorsa bizim hayatımıza normal biçimde devam etmemiz düşünülemez. Siyasetçinin görevi gerekli önlemleri almak, bunlara önlem almak ve geçit vermemektir. Görünen o ki yönetiminde Türkiye, bunlara hazırlıksız hale getirilmiş durumda. Bize düşen sorumluları açığa çıkarmak, sorgulamak ve sorumlulardan hesap sormaktır.

    AKP’NİN ‘ACILARI SİYASETE ALET ETMEYELİM’ DEMESİ UTANMAZLIKTIR’

    AKP tarafından söylenen ‘Bu acıları siyasete alet etmeyelim’ sözü bir utanmazlıktır, bir yüzsüzlüktür. Bu yaklaşım, AKP’nin kendi iktidarının suçlarını örtmeye çalıştığını, sorumluluktan ve hesap vermekten kaçmaya çalıştığını, durumu kendileri açısından bir fırsata çevirmeye çalıştığını gösteriyor. ‘Deprem vergisi nerede?’ diye soran yurttaşlara düşman muamelesi yapılıyor. 30’dan fazla vatandaş hayatını kaybetmişken mitinglerde keyif çayları dağıtılıyor, bu felaketlerin TBMM çatısı altında konuşulmasının önüne geçiliyor. Bunlar siyaset değil mi? Bunlar en rezil, en pespaye haliyle siyasi tutumlardır.

    İktidar çok kötü bir uyanıklık yapıyor. Şu anda Genel Kurul’un gündeminde 161 sıra sayılı Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nun bir raporu var. Dün o acıları yaşadıktan sonra ‘Meclis çalışmalarına devam etmesin’ denildi. Biz doğru olanın Meclis’in çalışmalara bu gerçek gündemlerle devam etmesini söylüyoruz. Çok açık ifade edelim, bu İmar Komisyonu raporu, yerel seçimlerde kaybettikleri belediyelerin yetkilerini sınırlandırmak ve bakanlıklar eliyle merkezileştirmek üzere gerçekleştirilmektedir.

    Doğrudan ülkemizin bu deprem felaketlerine maruz kalmasının nedenlerinden birisi kendisini merkeze koyan yaklaşımsa, bu rapor yasallaştığında bu suç katmerlenmektedir.

    “AKP AHLAT SARAYI YASASINI GERİ ÇEKMELİDİR”

    Daha da önemlisi ülkede bu kadar sorun varken, bunu yasalaştırıp Ahlat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı meşrulaştırma girişimini şiddetle kınıyoruz.  Kabul edilemez buluyoruz. AKP bu Saray yasasını geri çekmelidir. Oyun oynuyorlar. Dün Meclis’i kapattılar, büyük ihtimalle bugün de cesaret edemeyecekler ama gelecek hafta bu yasa için

    ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını biliyoruz.

    “BİR SARAY DAHA KAÇAK İNŞA EDİLİYOR”

    Durum çok vahimdir. Meclis tutanaklarına da bu yansımıştır. Ahlat Belediye Başkanı, ‘Cumhurbaşkanımıza bir güzellik yapalım’ diyor. ‘1071 metrekarelik alanı hediye edelim’ diyor. Hatta arka planda söylenen şu: ‘Cumhurbaşkanı bunu nasılsa kabul etmez’ deniliyor. Fakat Tayyip Erdoğan bu alanı şahsı adına kabul edemeyeceğini, fakat Cumhurbaşkanlığı adına kabul edeceğini söylüyor. Üstüne diyor ki ‘1071 metrekarelik alan yetmez. Burayı sadece kapalı alan yapalım. 10 dönümlük bir araziyi kapatalım’ Meclis’teki AKP grubu hemen talimatı alıyor. Buna uygun bir yasa hazırlıyorlar, yasa çıkıyor ve inşaat başlıyor. Ardından Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal ediyor. Yani şu anda Cumhurbaşkanlığı’na bir Saray daha kaçak biçimde inşa ediliyor.

    Bu torba kanun içine dikkatli biçimde bakılmadığında anlaşılamayacak ama Ahlat’taki sarayı yasallaştırılacak bir madde konulmuş durumda. Bu, siyaseti kendi çıkarları için halka rağmen kullanmak değil de nedir? Şu anda neredeyse bitmek üzere olan bir kaçak inşaatı ‘fırsat bu fırsat’ deyip yasallaştırmak için aradan çıkarmaya çalışan bir yaklaşımla karşı karşıyayız.

    Tam da bu yüzden diyoruz ki ülke bu kadar ağır felaketler yaşarken AKP’nin yapması gerek ilk şey, hiçbir tartışmaya mahal vermeden bu maddeyi geri çekmek ve bu inattan, bu halka karşı sorumsuz, vicdansız yaklaşımdan vazgeçmektir. Eğer bu yapılmazsa tüm bu felaketlerin nasıl bir siyasal mantığın ürünü olduğu kamuoyu tarafından takdir edilecektir.

    “ÜLKEMİZİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK FELAKET AKP’DİR”

    Görüldüğü kadarıyla ülkemizin yaşadığı en büyük felaket AKP’nin kendisidir. Bu felaketleri tekrar yaşamamak için yapılması gereken en önemli şey bu en büyük felaketin iktidarına son vermektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Çifçi: Ceattepe’den Munzur’a ekoloji mücadelesinin sesi ortaklaştırıldı

    Çifçi: Ceattepe’den Munzur’a ekoloji mücadelesinin sesi ortaklaştırıldı

    PİRHA- Ekoloji Birliği Bileşenleri ve (ARÇEP) Artvin Çevre Ekoloji platformu adına konuşan çevre aktivisti Adem Çifçi “çevre-ekoloji sorunlarına yönelik yerel mücadelelerle dayanışma yükseltilerek, Cerattepe’den Munzur’a, Fatsa’dan Hasankeyf’e, Aydın’dan İstanbul Kanal’a; yani ülkenin her köşesindeki ekoloji mücadelesinin sesi ortaklaştırıldı”dedi.

    Artvin’deki yaşam alanlarına yönelik talan politikalarına karşı Artvin Kültür Çevre Dayanışma derneğinde basın açıklaması yaptı. Ekoloji Birliği Bileşenleri adına açıklamayı okuyan çevre aktivisti Adem Çiftçi şunları ifade etti;

    “Cerattepe biten bir adalet değildir özellikle Cerrattepe’de madene, derelerimizde HES’lere karşı mücadelede aktif olarak yer alan Artvin Çevre Platformu ve Yeşil Artvin Derneği’nin de içinde bulunduğu Ekoloji Birliği’nin kuruluşu için iki toplantı yaptık ve öneli kararlar aldık. Öncelikle ülkenin dört bir tarafından ilk kez bir araya gelen dernek ve platform sözcüleri birbirlerini tanıma, birbirlerinin mücadelesinden deneyimler elde etme olanağı buldu. Birlikteliğin sağlanmasından sonra adımız Ekoloji Birliği olarak belirlendi. Kuruluş kararından sonra artık yerel mücadelelerle dayanışma, birbirinin sesine ses katma süreci hızlanarak başladı. Cerattepe’den Munzur’a, Fatsa’dan Hasankeyf’e, Aydın’dan İstanbul Kanal’a; yani ülkenin her köşesindeki ekoloji mücadelesinin sesi ortaklaştırıldı.

    “Ekoloji Birliği 67 bileşeni ile Türkiye’nin en büyük ve etkili ekoloji hareketi olarak gündeme müdahale ederken yeni gündemler belirlemeye de çalışmaktadır” diyen Çİftçi, son olarak birliğin ilkelerini sıraladı.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Ankara, 2019 yılı Ekim-Kasım-Aralık ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    İHD Ankara, 2019 yılı Ekim-Kasım-Aralık ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    PİRHA-İHD Ankara Şubesi, İç Anadolu Bölgesi hapishanelerinde 2019 Ekim, Kasım, Aralık aylarında yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda, “Mahpusların gerek hücrelerinde, gerek hapishane içinde ve dışında üzerlerinin aranmasının provakatif biçimde yapıldığı, aramaların taciz boyutuna vardığı, giysi ve diğer eşyalarının tahrip edildiği belirtildi. 

    2019 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında, Bolu F Tipi Kapalı C.İ.K, Kırıkkale F Tipi Kapalı C.İ.K, Sincan Kadın Kapalı C.İ.K, Sincan 2 Nolu F Tipi Kapalı C.İ.K, Tokat T Tipi Kapalı C.İ.K için derneğimize yapılan başvurular, avukatların müvekkillerini ziyaretleri, mahpuslar tarafından yollanan mektuplar ve aileleri tarafından yapılan başvurular doğrultusunda İç Anadolu Bölgesi Hapishanelerinde yaşanan hak ihlalleri İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu tarafından rapor haline getirildi.

    İHD Ankara Şube, Ankara Şube binasında basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması metnini Şube adına Nuray Çevirmen okudu.

    Açıklamada şu bilgiler verildi:

    “İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde tarafımıza ulaşan başvuru ve bilgilere göre 134 Hasta Mahpus bulunmaktadır. Bunların 31’i Ağır Hasta Mahpustur. 3 Ağır Hasta Mahpustan Mehmet Yamaç ameliyat nedeniyle Kayseri Bünyan 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Sincan 2 No’lu F Tipi’ne sevki yapılmış ve safra kesesi ameliyatı olmuştur.

    Medeni Tarlan Kolon Kanseri teşhisi ile Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinden Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevki yapılmıştır. Bir süre bacağındaki damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat edilmeden önce tedavi uygulanmış. Doktorların ameliyata onay vermesi ile Kolon Kanseri nedeniyle ameliyat edilmiştir. Şu anda Ankara’da tedavisine devam edilmektedir.

    Cihat Özdemir, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tiroid kanseri teşhisi ile Ankara 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevki yapılmış. Ameliyat edilmiş ve Ankara’da tedavi süreci devam etmektedir.
    2019 yılı Ekim, Kasım, Aralık aylarında, İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde hak ihlaline uğradıkları iddiasıyla ve sağlık durumlarıyla ilgili olarak 73 kişi kurumumuza başvuru yapmıştır. Bu başvurularda yer verilen iddialara ilişkin olarak ilgili kamu kurumlarına Kurumumuzca müracaatta bulunulmuştur.”

    SONUÇ VE ÖNERİLER

    İHD Ankara Şube, sonuç ve önerileri maddeler halinde şöyle sıraladı:

    1) Ulusal ve Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda; mahpusların hakları ile ilgili oldukça gelişmiş standartlar olmasına karşın mahpuslar, ilgili hakları ve düzenlemeleri doğrudan kullanamamakta, tutuldukları yerlerde bulunan yetkililer aracılığı ile ancak kullanabilmektedir. Hakların kullanımının, bir başka kişinin inisiyatifinde olması, bunların aynı zamanda keyfi biçimde kısıtlanmasını olanaklı kılmaktadır. Yetkililer, cezaevi müdürleri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır. Bu durum gerek mahpuslarda gerek ailelerinde ve gerekse mahpusların avukatlarında ve biz insan hakları örgütlerinde cezaevi sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek hapishanelerin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir. Mahpusluğun bu “ağırlaştırılmış” koşullarını etkin biçimde denetleyecek bir mekanizma bulunmamaktadır.

    2) BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. Maddesinde “Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” denilmektedir. Yine BM Mahpusların Islahı İçin Temel Prensiplerin 1. Maddesinde  “Bütün mahpuslara doğuştan sahip oldukları insanlık onurunun ve değerin gerektirdiği saygıyla muamele yapılır” denmektedir. Oysa ki; İç Anadolu Bölgesindeki cezaevlerinde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir.

    “CEZAEVLERİNDE DARP VE İŞKENCE VAKALARINA SON VERİLMELİ”

    3) Cezaevlerinde son dönemlerde artış gösteren işkence ve darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

    Mahpuslara yapılan işkence, onur kırıcı ve kötü muameleler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklanmıştır.

    “Madde 3: İşkence Yasağı. Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz.”

    4)  5275 sayılı kanunun 105/A maddesinde “Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanarak Cezanın İnfazı” başlığı altından düzenlenen kanun maddesine göre “Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren, koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.”

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde düzenlenen Ayrımcılık Yasağı ilkesine göre “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” Ancak bu ilkeye aykırı olarak, mahkumların önemli bir bölümü bu haktan yararlandırılmamaktadırlar.

    5) Hastaların havasız, kışın soğuk, yazın sıcak ringler ile hastaneye sevk edilmesi, hastane önlerinde ringler içerisinde saatlerce bekletilmesi uygulamalarına son verilmelidir. Hastaların ring araçları ile değil, ambulanslar ile hastanelere sevkleri sağlanmalıdır. Hastaların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır. Teşhis, tedavi ve kontrollerinin uzman doktorlar tarafından yapılması sağlanmalıdır.

    Dünya Tabipler Birliği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’ne (1981) göre, 1.a. Her insan ayrımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.
    Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi’ne göre: 4. Hekim, tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız olmalıdır. Hekimin temel görevi, izlediği kişilerin sıkıntılarını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır.

    “KELEPÇELİ MUAYENE UYGULAMASINDAN VAZGEÇİLMELİ”

    6) Yukarıda yer alan iş bu Sözleşme hükümlerine aykırı olan kelepçeli muayene ve tedavi yöntemi uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu uygulama nedeniyle birçok hasta mahpusun tedavisi yapılamamaktadır.

    Her hasta mahpusun tıbbi etik gereği, her hastaya uygulanması gerektiği gibi, mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde sağlık hizmeti alma hakkı vardır. Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği de yayınladıkları birçok metinde, hekimlerin mahpusları muayenesi esnasında kişinin içinde bulunduğu her türlü kısıtlılığın ortadan kaldırılmasını ve kişiyi kelepçeli, yatağa bağlı ve benzeri bir durumda muayene ve tedavi etmemelerini salık vermektedir. Türk Tabipler Birliği, Aralık 1994’te konuyla ilgili yayınladığı bildirgede kelepçelerin açtırılmasını “hekimin görevi” olarak nitelendirmektedir.

    Avrupa İşkencenin ve İnsanlık-dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Genel Raporu’nda da kelepçeli olarak tedavinin uygun olmadığı vurgulanmaktadır. Sivil hastanenin kullanılması halinde, güvenlik düzenlemeleri konusu ortaya çıkacaktır. CPT bu bağlamda, tedavi almak üzere hastaneye gönderilen tutukluların gözetim nedenleriyle hastane yataklarına ya da diğer eşyalara fiziksel olarak bağlanmamaları gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılayacak başka yollar bulunabilir ve bulunmalıdır; bu tür hastanelerde bir gözetim biriminin oluşturulması bu çözümlerden bir tanesi olabilir.

    7) Yasaklama kararı olmayan kitap, gazete ve dergilerin mahpuslara verilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı, haber alma hakkına saygı gösterilmelidir. Süreli yayınlarla ilgili olarak 2016/12936 başvuru numaralı Recep Bekik ve Diğerleri’nin AYM’ye başvuruları 27.03.2019 tarihinde karar bağlanmış ve ücreti ödenmiş, hakkında toplatma kararı olmayan süreli yayınların verilmemesinin Anayasanın 26. maddesince güvence altına alınmış olan “ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini” karara bağlayarak şikayetçi olanlara 500’er TL tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

    “YAKIN CEZAEVLERİNE NAKİL TALEPLERİ KABUL EDİLMELİ”  

    8) Ailelerinden uzakta olan mahpusların, maddi koşullar ve hastalıklar nedeniyle ziyarete gelemeyen ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri kabul edilmelidir.

    AİHM, Abdulkerim Avşar ve Abdulkerim Tekin’in 19302/09 ve 49089/12 numaralı başvuruları sonucu verdiği 17 Eylül 2019 tarihli kararında, ailelerinden uzak cezaevlerine nakledilen mahpusların, hastalık sebebiyle ya da maddi sebeplerle kendilerini görmeye gelemeyen ailelerine yakın bir cezaevine nakledilme taleplerinin, başvurucuların somut koşulları dikkate alınmadan reddedilmesini, Sözleşme’nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olduğuna hükmetmiş ve Türkiye’yi başvuruculara tazminat ödemeye mahkum etmiştir.

    9) Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

    10) İnfaz sistemi ve hukuk sistemi bir bütünlük içinde ele alınarak değerlendirilmeli, insan haklarına, evrensel hukuk ilkelerine uygun çözümler üretilmelidir.

    Heyetlerimiz ve kurumumuz; cezaevi rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Hapishanelerde yaşanan tüm hak ihlallerine ve sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığı’nı, İç İşleri Bakanlığı’nı, Sağlık Bakanlığı’nı, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu, Kamu Denetçiliği Kurumlarını ve ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Kültür Sanat Sen: İşine geri dönen KHK’lılar güvenlik soruşturmasıyla işten atılıyor

    Kültür Sanat Sen: İşine geri dönen KHK’lılar güvenlik soruşturmasıyla işten atılıyor

    PİRHA: KESK’ bağlı Kültür Sanat Sendikası Genel Merkezi yaptığı açıklamada”Sanat kurumlarında çalışan sanatçılara yıllardır kadro verilmediğini, sınav yapılmadığını dolayısıyla sanat emekçileri misafir, süreli sözleşmeli figüran vs. pozisyonundalar” dedi.

    Kültür Sanat Sendikası Genel Merkezi yıllık sözleşme ile güvencesiz ve esnek mesailer dahilinde çalıştırılmalarına ilişkin bir açıklama yaptı.

    Açıklamada sanat emekçileri verilen kadro sözleriyle özellikle son bir yıldır bir umut bekleyip durdukları belirterek geçtiğimiz yıldan bu yana ara ara gerek Kültür ve Turizm Bakanı tarafından gerekse basında çıkan ‘Erdoğan talimatı verdi! Sanatçılar koruma altına alınıyor’ haberleriyle güvencesiz sanat emekçilerini büyük beklentiler içine sokuldukları kaydedildi.

    Kültür Sanat Sendikası tarafından yapılan açıklama şunlar kaydedildi:

    “En son 54 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bırakın güvenceli bir kadroyu emekçiler işlerinden edilmişlerdir. Güzel Sanatlara Bağlı Koro ve Topluluklarda ne olacağı halen bilinmemekle birlikte sadece Devlet Opera ve Balesi ve Devlet Tiyatrolarında ses sanatçısından marangozuna oyuncusundan demircisine orkestra sanatçısından suflörüne kadar yaklaşık 150 sanat emekçisi sözleşmelerinin yenilenmeyeceği ile ilgili bir yazı tebliğ edilerek işten çıkarılmışlardır. Özellikle Devlet Tiyatrolarında şuan ciddi bir karmaşa yaşanmakla kimi müdürlüklerde iş yürümez hale gelmiştir.

    “PERDE KAPATMAK SUÇTUR”

    Normal koşullarda sanat kurumlarında, bir sanat emekçisinin, o aksam sergilenecek eserin gösterimine engel olması durumunda, karşılaşacağı cezai işlem sözleşmesinin feshidir yani işten atılmadır. Adana Devlet Tiyatrosunda işten atılan arkadaşlarımızın yerini dolduramadıkları için sanat camiasında evrensel hale gelen “showmustgo on” daha yerel bir değişle perdelerin kapatılamayacağı yerleşik düşüncesi bir anda nasıl değişmiştir. Peki bu durumda bu yapılan dolayısıyla kime ceza verilecektir?

    “22 YILLIK  KAMU EMEKÇİSİ  GÜVENLİK SORUŞTURMASINDAN GEÇİRİLİYOR”

    Kimi arkadaşımıza güvenlik soruşturmasından geçemedikleri için sözleşmelerinin yapılamayacağı ifade edilmiştir. Ülkemizde yapılan güvenlik soruşturması ‘benden olup olmadığının tespiti’ soruşturmasına dönüştüğü artık herkesin malumudur. Tek adam rejiminin insan modeline uymayan emekçiler yetenek ve bilgi düzeyleri hiç irdelenmeden istihdam edilmiyor hatta sanat kurumlarında yaşadığımız pratikte de gördüğümüz gibi işten atılıyorlar.

    “İŞİNE GERİ DÖNEN KHK’LILAR GÜVENLİK SORUŞTURMASIYLA İŞTEN ATILIYOR”

    15 Temmuz sürecinde binlerce kamu emekçisi soruşturulduğu sırada, kimileri açığa alınır kimileri KHK’larla ihraç edilirken; tırnak içinde ‘temiz’ çıkan sanat emekçileri şu an güvenlik gerekçesiyle işten atılıyorlar.

    O günden bu güne ne değişmiştir? Kimi durumlarda aylar hatta yıl süren güvenlik soruşturmaları Sanat kurumlarında ışık hızında yapılarak üç günde nasıl sonuçlandırılmıştır? Bu soruşturmaların bir kriteri yok mudur? 22 yıllık çalışan 22 yıldır tehlike arz etmezken şimdi güvenliği ne yönden tehdit eder hale gelmiştir?

    “YAPILAN SÖZLEŞME 4/B SÖZLEŞMESİ DEĞİLDİR”

    İşlerine devam etme aşamasında olan sanat emekçileri de belki 11 ay 28 gün sonra aynı kaderi paylaşacaklar. Kaldırılmadan önce kamu personel sisteminin en gayri insani istihdam biçimi olan, kamuda esnek çalışma ve asgari standartlara uymaksızın personel çalıştırmanın aracı olarak özellikle yaygınlaştırılan 4/C’li yani “geçici personel” istihdamına benzer bir istihdam biçimi 4/B’li Sözleşmeli Personel istihdamıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor.

    54 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6. Maddesinde kurumların çalıştırabilecekleri personel sayılarının karşılığında örneğin Devlet Opera Ve Balesi Müdürlüğü sanatçı alımı için 756 adam/ay ibaresi bulunmaktadır. Bu geçici işçiler için kullanılan bir terimdir ve 4B Sözleşmesinde böyle bir madde yoktur. Adam/ ay terimi kurumların bir ay içerisinde çalıştırabilecekleri kişi sayısını ifade etmekle birlikte bir yılda ise 11 ay 28 gün çalışmayı öngörür.

    “PERFORMANS ADI ALTINDA 16-17 SAAT ÇALIŞTIRILIYORUZ”

    Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine konan geçici madde de yapılacak sözleşmenin 2020 yılı için geçerli olduğu hüküm altına alınmış peki 2021 yılı ne olacak? 20 yıldır çalışan misafir sanatçıların misafirlikleri hiç bitmeyecek mi?

    Gösterişli kostümler, ışıklar ile seyirciye sunulan eserler ve tüm bu şaşanın altında aslında gerçek bir dram yatıyor. 1800’lü yılların çalışma koşullarına benzer koşulların ağırlığı altında ezilen sanat emekçileri üst yönetimlerin ‘performans’gayesi ile günde 16-17 saat varan şekilde çalıştırılmaya devam ediliyorlar.

    “HAKSIZLIĞA BİR AN ÖNCE SON VERİLMELİDİR”

    Kültür ve Turizm Bakanının sanat emekçilerine daha önceki istihdam biçimlerinden daha iyi olan 4/B’li sözleşmesi yapılacağını ilan etmesiyle yaşanan sevinç yerini açlığa mahkum edilen sanat emekçilerinin dramına bırakmıştır.

    Misafir sanatçılar ve Süreli Sözleşmeli Personel pozisyonlarında çalıştırılan arkadaşlarımızın sorunlarına gerçek çözümlerle gelinmesini istiyoruz. Sanat kurumlarında yapılan bu haksızlıklara bir an önce son verilmelidir. Nitelikli kamusal hizmet üretebilmek için daha iyi çalışma koşulları ve güvenceli istihdam istiyoruz.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • TTB: 2019’da 10 bin 731 sağlık emekçisi şiddete uğradı-VİDEO

    TTB: 2019’da 10 bin 731 sağlık emekçisi şiddete uğradı-VİDEO

    PİRHA- Türk Tabipler Birliği, “Türkiye’nin sağlığı-2019” konulu düzenlediği basın toplantısında sağlık alanında yaşanan olumsuzluklara ve hak ihlallerine dikkat çekti. 

    Türk Tabipler Birliği, Türkiye’nin sağlığı-2019 konulu bir basın toplantısı yaptı. Birliğin binasında yapılan basın toplantısında açıklamayı Konsey Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman okudu.

    Sinan Adıyaman, “Aşağıda yer alan sayısal değerlendirmeler Sağlık Bakanlığı (SB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) ve Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) tarafından 2 Ocak 2020 tarihine kadar yayımlanmış en son veriler kullanılarak gerçekleştirilmiştir” dedi.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    2018’DE 11 BİN 629 BEBEK YAŞAMINI YİTİRDİ

    Türkiye’de Toplumsal Sağlık Düzeyi ve Sağlıkta Eşitsizlikler:

    Türkiye’de 2018 yılında 11bin 629 bebek, 14bin 240 beş yaş altında çocuk yaşamını kaybetmiştir. Başka bir ifadeyle, her bin canlı doğuma karşılık 9.3 bebeğimiz birinci doğum gününü göremeden, 11.4 beş yaş altı çocuğumuz da beş yaşından önce ölmüştür.

    Bebek ölüm hızı (BÖH) en düşük (iyi) olduğu ilimizde binde 5.0, en yüksek (kötü) olduğu ilimizde ise binde 15.3’tür. BÖH’ün en iyi ve en kötü olduğu iller arasındaki fark 3 katından daha fazladır (Hız Oranı: 3.1). Beş yaş altı ölüm hızı (5YAÖH) ise, en düşük (iyi) olduğu ilimizde binde 5.0, en yüksek (kötü) olduğu ilimizde ise binde 19.1’dir. 5YAÖH’nün en iyi ve en kötü olduğu iller arasındaki fark 3.8 kattır (Hız Oranı: 3.8).

    Türkiye’de iller arasındaki sosyoekonomik eşitsizlikler giderilebilseydi, 2018 yılında yaşamını kaybeden 11 bin 629 bebeğimizden 5 bin 373’ünün, 14 bin 240 beş yaş altı çocuğumuzdan da 7 bin 989’unun (Topluma Atfedilen Risk sırasıyla %46.2 ve %56.1) ölümünü engellemek mümkün olabilecekti. Bu ölümlere üzülerek de olsa ancak pisi pisine ölümler diyebiliriz.

    1047 HEKİM TÜRKİYE’DEN GÖÇ ETTİ

    Türkiye’de Tıp Fakülteleri, Tıp Eğitimi ve Hekim Göçü:

    Türkiye’de 2019 yılında 117 devlet ve vakıf üniversitesine öğrenci kaydı yapılmıştır. Bu tıp fakültelerinden 38’inin mezuniyet öncesi eğitim programı akreditedir. Eğitim programlarının akredite olabilmesi için 14 tıp fakültesinin de başvurusu bulunmaktadır. Tıp eğitiminin değerlendirilmesi alanında, bağımsız kimliği ve yetkinliğiyle yurt içi ve dışında kabul gören, TEPDAD tarafından akredite dilmiş mezuniyet öncesi eğitim programlarının oranı sadece %32.5’i akreditedir. Başka bir ifadeyle, 69 tıp fakültesinin mezuniyet öncesi eğitim programlarının asgari standartları taşıyıp taşımadıkları bilinmemektedir. Önemli olan tıp fakültelerinin sayısını artırmak değil, var olan fakültelerdeki mezuniyet öncesi eğitim programlarını asgari standartları taşır hale getirmek ve bunu belgeleyebilmektir.

    YÖK, 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde 5’i yurt dışında olmak üzere, 122 tıp fakültesi için 15bin 500 öğrenci kadrosu ilân etmiş ve sınavı kazanan öğrenciler Eylül 2019 tarihinde birinci sınıf öğrencisi olarak tıp eğitimine ilk adımını atmıştır. YÖK’ün verilerine göre, her bir tıp fakültesi için ortalama 123 öğrenci kontenjanı açılmıştır.

    Bununla birlikte, 2019 yılında 1047 hekim, başka bir ifadeyle, yaklaşık 9 tıp fakültesinin birinci sınıf öğrencisi sayısı kadar hekim, başka bir ülkede çalışabilmek için Türkiye’den göç etmiştir.

    Sağlık Güvencesi Kapsamı ve Sağlık Sigortası Primi:

    Türkiye’de sağlık hizmetlerinin finansmanında AKP’den önce hâkim olan model genel bütçe ve kamu sağlık sigortası modeliyken, 2008 yılından itibaren, genel sağlık sigortası (GSS) adı altında “Neoliberal Kamu Sağlık Sigortacılığı” modeline geçilmiştir. Bu model başlatıldığından beri, her bir yurttaş, kamu sağlık sigortası kapsamında olabilmek için ödediği vergiler dışında bir de düzenli olarak “sağlık sigortası primi” ödemek zorundadır.

    Türkiye nüfusu, 2018 yılında 82milyon 3bin 882 olarak hesaplanmıştır. Ancak, bu nüfusun sadece 70milyon 196bin 504’ü GSS kapsamında olabilmiştir. Bir başka ifadeyle, nüfusun %14.4’ü yani, 11milyon 807bin 378 yurttaşımız GSS kapsamı dışında kalmıştır. GSS kapsamında olup BAĞ-KUR’lu olan 5milyon 637bin 502 kişi ile 2milyon 322bin 684 kişi olmak üzere, yaklaşık 8milyon kişi primlerini ödeyebildikleri sürece GSS kapsamında olabilmektedir. Çünkü sağlık sigortası prim borcu olanlar GSS hizmetlerinden yararlanamamaktadır.

    2019 yılında 83milyon 209bin 339 olacağı tahmin edilen Türkiye nüfusundan, Eylül 2019 verilerine göre, 70milyon 49bin 236 kişi GSS kapsamında olabildi. Yurttaşlarımızdan 13milyon 160bin 103 kişi diğer bir ifadeyle, %15.8’i GSS kapsamı dışında kalmıştır. GSS kapsamı dışında olan yurttaşlarımızın payında, bir önceki yıla göre %10’luk bir artış bulunmaktadır. Kapsam içinde olabilenlerden de BAĞ-KUR’lu olan 5milyon 582bin 935 kişi ile 2milyon 511bin 169 kişi olmak üzere, toplam 8milyon94bin 104 kişi sağlık primlerini ödeyebildikleri sürece GSS kapsamındadırlar. Yazılı ve resmi olarak açıklanmamış olsa da kamuoyuna yansıtılan haberlere göre, bu yurttaşlarımızdan 6milyon’u 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren sağlık sigortası prim borçları nedeniyle GSS kapsamından çıkartılma riskiyle karşı karşıyadır.

    Türkiye’de, 2019 yılında aylık geliri 3bin 411 TL olan 4 kişilik bir aile, GSS kapsamında olabilmek için, asgari ücretin yüzde 3’üne denk gelen, ayda 76,75 TL olmak üzere, yılda 921,48 TL sağlık sigortası primi ödedi. Bunun yanı sıra, üniversite mezunu olup 25 yaşından gün alanlar, lise mezunu olup 20 yaşından gün alanlarla, bunlar dışında 18 yaşından gün almış her bir aile ferdi için ayrı ayrı sağlık sigortası primi (yılda 921,48 TL) ödediler.

    SGK, kamu sağlık finans kurumu olarak, topladığı sağlık sigortası primlerini özel hastanelere aktarmaya devam ediyor: 2018 yılında, her bir başvuru başına 2. Basamak Devlet Hastanesine ortalama 52,26 TL, 2. Basamak Özel Hastaneye ise ortalama 115,18 TL ödedi. Aradaki fark yüzde iki yüzün üzerinde, 2.20 kat.

    SGK, 2019 yılı Ağustos ayı itibariyle de her bir başvuru başına 2. Basamak Devlet Hastanesine ortalama 52,59 TL, 2. Basamak Özel Hastaneye ise ortalama 113,64 TL ödedi. Aradaki fark yine yüzde iki yüzün üzerinde, 2.16 kat.

    Ayrıca, SGK, bir sağlık finans kurumu olmasına karşın, 2018 yılında sağlık yatırımları için yaptığı harcamayı bir önceki yıla göre %612 (6.12 kat) artırarak 249 milyon TL’den 1milyar 523milyon TL’ye yükseltmiştir. Bir başka ifadeyle, SGK, yurttaşlardan genel olarak sağlık hizmetleri ve ilaç giderleri için topladığı prim gelirlerini hizmet satın alma dışındaki alanlara harcamaktadır. Bu durum, yurttaşa sağlık sigorta primine zam olarak yansımaktadır.

    Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı:

    Türkiye’de, sağlık için yapılan harcamaların GSYİH’deki payı son üç yıldır düzenli olarak azaltılmaktadır. Bu pay, 2015 yılında %5.4’ken, 2018 yılında %18’lik bir azalmayla, %4.4’tür. Bu payın TL olarak karşılığı yalnızca 165 milyar 234 milyondur. Türkiye’de bir yandan sağlık harcamalarının payı azaltılırken, diğer yandan sağlık harcamaları içinde genel ve yerel devlet (genel bütçe ve yerel yönetimler) tarafından yapılan harcamaların payı azaltılmaktadır. Bunun karşılığı olarak kişilerin sağlık hizmetleri için yapmak zorunda oldukları harcama yıllar içinde daha da artmaktadır.

    Buna göre, 2018 yılındaki 165milyar 234milyon TL toplam sağlık harcamasının 114milyar 838milyon TL’si (%69.5’i) kişiler tarafından gerçekleştirilirken, merkezi ve yerel devlet tarafından 50milyar 396milyon TL (%30.5) harcanmıştır. Başka bir ifadeyle, 2018 yılında kişi başına düşen ortalama sağlık harcaması 2030 TL’dir ve bunun 1411 TL’si kişiler tarafından harcanırken devlet, kişi başına sadece ortalama 619 TL sağlık harcaması yapmıştır.

    Türkiye’de kişiler tarafından yapılan sağlık harcamalarını; GSS için prim ödemesi, bu primi ödeyip GSS kapsamında olduktan sonra da sağlık hizmetlerini kullanabilmek için; reçete katılım payı, muayene katılım payı, ilaç katılım payı, ilaç fiyat farkı vb. 10’dan fazla kalemde yapılan ek ödemelerdir. Harcamalar arasında, bir de GSS kapsamında olmayanların zorunlu olmak üzere yaptığı tedavi, ilaç ve ortez, protez giderleri bulunmaktadır.

    Bu bölümü bitirmeden önce, 2018 yılında kişi başına yapılmış olan ortalama 2030 TL sağlık harcamasının sadece 88 TL’sinin koruyucu sağlık hizmetleri için yapılmış olduğunu da belirtmemiz gerekir.

    Bulaşıcı Hastalıklar:

    Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan veriler göre, ülkemizde bulaşıcı hastalık konusunda herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ne var ki hekimlerin ve sağlık emekçilerinin gözlemleri bu verilerle uyumlu değildir. Örneğin, yüz bebek ve çocuktan 96-98’inin tüm aşılarının yapıldığı belirtilmesine karşın, DSÖ’nün kızamık hastalığı ile ilgili Türkiye verileri bunu doğrulamamaktadır. DSÖ verilerine göre, Türkiye’de 2017 yılı itibariyle toplam kızamık vaka sayısı 69’ken, 2018 yılında 510’a, 2019 yılının ilk 9 ayında da önceki yılın aynı dönemine göre, maalesef 5.2 kat artarak, 2bin 666 vakaya ulaşmıştır. “Türkiye’de herhangi bir müdahalede bulunulmadığında daha da büyüyebilecek olan bir kızamık salgını mevcuttur.” Sağlık Bakanlığı’nı daha fazla zaman kaybetmeden, muhataplarını da bilgilendirerek, gereğini yapmaya davet ediyoruz.

    Benzer biçimde grip aşısı yapılması gereken yaklaşık 8 milyon kişiyi bulan risk altındaki gruplarla, sağlık emekçilerine Sağlık Bakanlığı tarafından zamanında ve yeterince aşı temin edilmediği için önemli bir bölümünün aşısı halen yapılamamıştır. Bu durum, ülkemizde kış mevsiminin olağan biçimiyle seyretmesiyle birlikte, grip salgını riskini artıracak bir faktör haline gelmiştir. Yetkili ve sorumlu olan makamları bir defa daha kamuoyu önünde görevlerini yapmaya davet ediyoruz.

    Sağlık Bakanlığı:

    Bakanlık, 2020 yılının bu gününe kadar 2018 yılına ait kendisinde toplanan ve analizleri yapılan verilerin yer aldığı “Sağlık İstatistikleri Yıllığı”nı dahi yayımlamamıştır. AKP kadrolarının yıllardır dillerinden düşürmediği açıklık ve şeffaflık, sıra Sağlık Bakanlığı’na geldiğinde her nedense dikkate alınmamaktadır. İstatistik yıllıklarını yayımladıklarında da TBMM’deki SB adına yapılan konuşmalarda da bazı başlıklarla ilgili konulardan asla söz edilmemektedir. Bunlardan birisi, Şehir Hastaneleri ile ilgili ihale ve anlaşma sözleşmelerinin içeriği, diğeri de sağlık emekçilerine yönelik şiddettir. Son on yıldır, hemen her gün hekime, sağlık emekçilerine yönelik şiddet yaşanıyor olmasına, on-onbeş gün de bir ya da iki sağlık emekçisi intiharı gerçekleşiyor olmasına karşın, SB bu başlıklardaki bilgileri düzenli olarak paylaşmamaktadır. Ancak, zaman zaman yapılan başvurular sonucu, TBMM Dilekçe Komisyonu’na gönderilen bilgilerin kamuoyuna yansıması ile öğrenilebilmektedir.

    10 BİN 731 SAĞLIK EMEKÇİSİNE YÖNELİK ŞİDDET GERÇEKLEŞTİ

    Sağlıkta Şiddet:

    Bir başvuru üzerine, TBMM Dilekçe Komisyonu’na SB tarafından 9 Eylül 2019 tarihinde gönderilen “Şiddet Vakaları Raporu” başlığındaki verilere göre, ülke genelinde sağlık emekçilerine yönelik olarak; 2018 yılında 12 bin 179 sözel, 661 fiziksel, 3 bin 1 fiziksel ve sözel olmak üzere toplam 15 bin 841 şiddet vakası yaşanmış, bunlardan yalnızca 11 bin 204 olgu yargıya taşınmıştır.

    1 Ocak-31 Temmuz 2019 tarihleri arasında da 8 bin 498 sözel, 211 fiziksel, 2 bin 22 fiziksel ve sözel olmak üzere toplam 10 bin 731 sağlık emekçisine yönelik şiddet vakası gerçekleşmiştir. Aynı tarihler içinde bunlardan sadece 6 bin 726 olgu yargıya taşınmıştır.

    ŞEHİR HASTANELERİNDE EMEK SÖMÜRÜSÜ ÇOK FAZLA

    Şehir Hastaneleri:

    2019 Yılı sonu itibarıyla 10 ilde Şehir Hastaneleri yapımı tamamlanmış ve sağlık hizmeti üretmeye başlamıştır.

    Şehir hastanelerinin en temel özelliği sahiplerinin kamu olmamasıdır. Sahipleri özel şirketlerdir ve bu şirketlere hem bina kirası hem de hizmet bedeli ödenmektedir. Şehir hastaneleri kamunun arsalarına bedelsiz olarak yaptırıldığı gibi, sahiplerine % 70 doluluk garantisi verilerek işlettirilmektedir.

    Şehir Hastaneleri’nin en görünür özelliklerinden birisi şehir merkezlerine çok uzak alanlara kurulmalarıdır. Ankara Şehir Hastanesine ortalama ulaşım süresi 60 dakika, ulaşım için taksiye ödenecek ücret 110 liradır. Görece şehir merkezine en yakın hastanelerden olan Eskişehir’de hastaneye ulaşım yaklaşık 30 dakika, taksi ile ulaşım ücreti 60 liradır. Bu süre ve ücretler sağlık hizmetine olan ulaşımın ne kadar zorlaştığını göstermektedir.

    Oysa örneğini verdiğimiz her iki şehirde de kapatılan hastanelere ve sağlık hizmetine ulaşmak çok daha kolaydı.

    Şehir hastanelerinde çalışan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının emek sömürüsü geçmiş dönemlerin çok üzerindedir. Çok ağır işler çok daha az sayıda sağlık çalışanına yaptırılmakta, şirket adına çalıştırılan sağlık çalışanları deneyimsiz gruplardan seçilmekte ve çalışanların iş akitleri kısa sürede sonlandırılmaktadır. İşten çıkarmanın en yoğun yaşandığı hastane grubu şehir hastaneleri olup, ne yazık ki bilgiler kamuoyundan, meslek ve emek örgütlerinden saklanmaktadır.

    2019 yılı rakamlarına göre 10 şehir hastanesi Sağlık Bakanlığı bütçesinin %12’sini kullanmıştır. Planlanan şehir hastaneleri tamamlandığında Sağlık Bakanlığı bütçesinin %64’ü şehir hastanelerine ayrılmış olacaktır. Bu halkın sırtına yüklenmiş büyük bir ağırlıktır ve bu büyük kaynaklar hastane patronlarına aktarılmaktadır.

    Çalışma Koşulları ve Özlük Hakları:

    AKP Hükümetleri döneminde hekim özlük haklarında önemli kayıplar yaşanmıştır. Bugün hekimler, kamudakiler de dahil olmak üzere iş, gelir, gelecek güvencesinden yoksun hale getirilmişlerdir. 15 Temmuz sürecinden bu yana KHK ile işlerine son verilen hekim sayısı 3 bin 446’dır. Bunların sadece 104’ü işlerine geri dönebilmiştir.

    Uygulanan performansa dayalı ücretlendirme bir yandan hekimler arasındaki ücret dengesizliğini arttırırken, bundan daha da önemlisi gün geçtikçe hekimlerin mesleklerine yabancılaşmasına sebep olmuştur. Özellikle şehir hastanelerinden yüzlerce hekim bu nedenle ya istifa etmiş ya da emekliye ayrılmıştır. Ayrıca performans uygulaması hekimlik değerlerinde aşınmaya neden olmuştur. Tüm bu olumsuzluklar sadece hekimleri ilgilendirmemekte, toplumun sağlık ve yaşam hakkını da olumsuz olarak etkilemektedir. Sağlık kuruluşlarında hekimlerin ve diğer sağlık emekçilerinin yönetime katılımlarını sağlayacak herhangi bir yapılanma da mekanizma da bulunmamakta, yönetimde liyakatın yerini siyasal kadrolaşma almış durumdadır.

    “HEKİM EMEK SÖMÜRÜSÜ KATLANILMAZ NOKTADA”

    2019 yılı Aralık ayı itibarıyla hekim ücretlerine bakarsak bir yandan hekim ücretlerindeki erimeyi, diğer yandan, hekim ücretleri arasındaki eşitsizliklerin de ne kadar derinleştiğini görürüz. Aralık 2019 İtibarıyla kamuda çalışan hekimlerin maaş ve sabit ödemelerinin toplamı; 1. derece 4. kademedeki uzman hekim için 7 bin 344 TL (1100 dolar), 8. derece 3. kademedeki pratisyen hekim için 5 bin 652 TL (847 dolar), Toplum Sağlığı Merkezinde çalışan 1. derece 4. kademedeki pratisyen hekim için 6 bin 174 TL (925 dolar), A Sınıfı 4 bin kişilik nüfusa hizmet veren aile hekimliği yapan pratisyen hekim için 10bin 350 lira (1551 dolar ), 4924 Sayılı Kanuna göre çalışan uzman hekim için 12 bin 550 TL (1881 dolar), 4924 Sayılı Kanuna göre çalışan pratisyen hekim için 7 bin 396 TL (1108 dolar) kadardır. Görüldüğü gibi kamuda görev yapan hekimlerin ücret farklılıkları çok belirgindir. Aynı işi yapan hekimler arasında ücret dengesizliği giderek artmaktadır. Diğer bir gerçeklik de hekim ücretlerinin geçmiş yıllara göre hızla değer kaybettiği ve hekim emek sömürüsünün katlanılmaz noktaya geldiğidir.

    Özelde ücretlendirme politikaları ise inanılmaz ölçüde vahşileşmiş ve dayanılmaz hale gelmiştir. Özel sağlık birimlerinde ortalama bir ücretten söz etmek mümkün değildir. Ciroya yönelik bir ücretlendirme söz konusudur ve bu ücretlendirme her geçen gün hekimler aleyhine değişmektedir. Hekimler özelde giderek yoğun çalışmayla birlikte her geçen gün artan emek sömürüsüyle karşılaşmaktadırlar.

    Emekli hekimlerin ücretleri arasında da ciddi farklar vardır. SSK, Bağ-Kur emeklisi hekimler çok düşük ücretlerle yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmaktadır. Emekli Sandığı’ndan 30 yıl çalışıp emekli olan hekimin 2019 yılı Aralık ayı itibarıyla maaşı yalnızca 5 bin 860 TL (876 dolar)’dır.

    PİRHA/ANKARA

     

  • KESK Eş Başkanı Bozgeyik: 90’lı yılların uygulamalarından vazgeçin-VİDEO

    KESK Eş Başkanı Bozgeyik: 90’lı yılların uygulamalarından vazgeçin-VİDEO

    PİRHA- KESK 2014 Yılından sonra Sendikal hak ve özgürlüklerine, hak kayıpların yönelik hazırlanan raporu açıklayan KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, “iktidarın, tek tip sendika ve tek tip sendikacı yaratmak istediği bu koşullarda, hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten KESK, her şeye rağmen demokrasi ve emek mücadelesini bedeli ne olursa olsun sürdürmekte kararlıdır” dedi.

    2014-2019 yılları arası yaşanan sendikal alandaki hak ihlallerine ilişkin KESK, sendika genel merkezinde basın açıklaması gerçekleştirildi.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik tarafından yapılan açıklamada sendikal haklar deyince en başta çalışma hakkının geldiğini belirterek şunları ifade etti;

    “Çalışma hakkı; her insanın insan onuruna yakışır bir hayat idame ettirebileceği iş ve gelire sahip olma hakkını ifade eder. Ancak biliniyor ki, AKP hükümeti OHAL’i fırsata çevirerek on binlerce kamu emekçisinin çalışma hakkını herhangi bir yargısal süreç iletmeden, savunma almadan ve somut belge bilgiye dayanmadan ellerinden almış ve ihraç etmiştir. Böylesi temel bir hakkın anayasaya, mevcut yasalara dahi aykırı şekilde ortadan kaldırıldığı bir ortamda diğer hak ve özgürlüklerin ihlaline dair söyleyeceklerimiz belki de tali kalacaktır.”

    Son üç yılda Konfederasyonlarına bağlı sendikalarda üyelerinden 4283’ü OHAL KHK’leriyle ve 487’si Yüksek Disiplin Kurulları kararlarıyla olmak üzere 4770 KESK’linin çalışma hakkı gasp edilerek ihraç edildiğine dikkat çeken Bozgeyik “OHAL Komisyonu kararıyla 358 arkadaşımız görevlerine iade edilirken 1023’ünün başvurusu ret edilmiştir” dedi.

    “İKTİDAR GÜVENLİK SORUŞTURMASI VE ARŞİV ARAŞTIRMASINDAN VAZGEÇMELİDİR”

    Bozgeyik, “OHAL uygulamalarından biri de kadrolaşmanın aracı olarak kullanılan güvenlik soruşturmaları ve arşiv araştırmaları olmuştur” diyerek şunları belirtti;

    “Anayasa Mahkemesi, 29 Kasım 2019 tarihinde açıklanan kararıyla anayasaya aykırı olduğu bir kez daha ilan edilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması bu kez yasal düzenleme haline getirilmeye çalışılmıştır. Bildiğiniz üzere yandaş Konfederasyonlar hariç Konfederasyonumuz ve diğer tüm emek örgütlerinin, demokrasi güçlerinin yoğun tepkisi üzerine teklif geri çekilmiştir. İktidarı böylesi girişimlerden vazgeçmeye, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması nedeniyle yaşanan mağduriyetleri giderecek adımlar atmaya çağırıyoruz.”

    “90’LI YILLARIN UYGULAMALARINA ŞAHİT OLUYORUZ”

    Kayyum atamalarına ilişkinde değerlendirme yapan Bozgeyik, “üyelerimizi ve genel olarak da kamu emekçilerini doğrudan etkilemekte, şimdiye kadar 50 dolayında TÜM BEL-SEN üyesi açığa alınmıştır” diyerek şunlara dikkat çekti;

    “OHAL sürecinde ve sonrasında kamu hizmetlerinin piyasaya açılması politikaları hız kazanmış, güvencesiz, sözleşmeli ve taşeron çalıştırma daha da yaygınlaştırılmış, kayıt dışılık ve kuralsızlaştırma artmış, işyerlerinde mobing ve iş kazaları/işçi cinayetleri yoğunlaşmış, 90’lı yılların uygulamalarından olan sürgünlerin bir kez daha bir baskı ve yıldırma yöntemi olarak kullanıldığına şahit oluyoruz. Bir yandan Anayasada, uluslararası sözleşmelerde tarif edilen temel hak ve özgürlükler bir yandan ise uygulamada bu hakların kullanımını ortadan kaldıran polis devleti uygulamaları ile karşı karşıyayız.”

    Bozgeyik, son olarak “iktidarın, tek tip sendika ve tek tip sendikacı yaratmak istediği bu koşullarda, hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten KESK, her şeye rağmen demokrasi ve emek mücadelesini bedeli ne olursa olsun sürdürmekte kararlıyız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

  • KESK mücadele programını açıkladı-VİDEO

    KESK mücadele programını açıkladı-VİDEO

    PİRHAMeclis’te görüşmeleri devam eden bütçe teklifine karşı mücadele programını açıklayan KESK, bir aylık süreçte çeşitli eylem ve etkinliklerin yanı sıra 4 bölge mitingi düzenleneceğini duyurdu.

    Haberin videosu

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Meclis’te görüşmeleri devam eden bütçe teklifine karşı mücadele programını açıkladı.

    “Halk için bütçe, demokratik bir Türkiye istiyoruz” diyen KESK, mücadele programı kapsamında bir ay boyunca çeşitli etkinlikler düzenleyecek, 4 ilde bölge mitingleri yapacak.

    KESK Yürütme Kurulu adına yapılan açıklamayı okuyan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, konfederasyonun daha önce açıkladığı talepler için, “Bütçe hakları ellerinden alınan, krizin faturası üzerlerine yıkılmak istenen, anti demokratik uygulamalardan nasibini alan emek ve demokrasi güçleriyle birlikte bir aylık süreçte yoğun bir mücadele programını hayata geçireceklerini” söyledi.

    1 AYLIK MÜCADELE PROGRAMI

    “Mücadele programımız kapsamında 29-30 Kasım tarihlerinde tüm illerde yolsuzluk, yoksulluk, ekonomik kriz ve savaş bütçesi hakkında basın toplantıları, kitlesel basın açıklamaları yapılacaktır” diyen Bozgeyik, şöyle devam etti:

    “Bütçe görüşmeleri boyunca duvar gazetelerimizle, ‘Bütçe Hakkımı İstiyorum’ diyen stickerlarımızla, afişlerimizle, 1 Aralık’tan itibaren şubelerimize asacağımız pankartlarımızla, basın açıklamaları, basın toplantıları, stantlar açma, TV/radyo programları, sosyal medya ve benzeri tüm iletişim araçlarıyla bütçeyi teşhir edeceğiz ve taleplerimizi dillendireceğiz.

    Sesimizin ve taleplerimizin duyulmaması için baskılar, gözaltılar, basın ambargosu başta olmak üzere her türlü uygulamayı hayata geçiren iktidara karşı bizler mümkün olan her demokratik kanalı, aracı, mücadele yöntemini değerlendirerek kamu emekçileriyle ezilen, ötekileştirilen, bütçede yok sayılan tüm kesimleri buluşturmaya çalışacağız.

    26 Kasım – 20 Aralık 2019 tarihlerinde başta büyük iş yerleri olmak üzere, yemekhane, toplantı salonlarında ve önlerinde bütçe taleplerimizi içeren bildiri, broşür dağıtımı yapacağız, afişlerimizi asacağız, bilgilendirmeler yapacağız.

    Bu çalışmalarla birlikte yolsuzluğa, yoksulluğa, ekonomik krize ve savaş bütçesine, Suriye’de emperyalist/kapitalist blokların sürdürdükleri savaşlara, AKP’nin halkları kutuplaştıran, kamplaştıran yayılmacı, fetihçi politikalarına karşı emekçilerin ihtiyacı olan adalet, demokrasi ve barış taleplerimizi daha gür ifade etmek üzere bölge mitingleri gerçekleştireceğiz.”

    4 BÖLGE MİTİNGİ

    Bozgeyik, bölge mitinglerine ilişkin ise şu bilgileri verdi:

    “8 Aralık’ta İstanbul’da, 21 Aralık’ta Mersin’de, 22 Aralık’ta Diyarbakır’da ve 11 Ocak 2020 tarihinde İzmir’de bölge mitinglerini hayata geçireceğiz. 2 Aralık – 10 Ocak tarihleri arasında il il gezip bir çalışma yürüteceğiz. Tüm emekçilere, emeğin dostlarına, demokrasi güçlerine bu mitinglere katılmaları için çağrı yapacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri’nden 24 Ekim’de toplantı

    Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri’nden 24 Ekim’de toplantı

    PİRHA- Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri “Yaşamı birlikte koruyalım” şiarıyla 24 Ekim Perşembe günü basın toplantısı yapacak. 

    Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri, “Yaşamı birlikte koruyalım” şiarıyla 24 Ekim Perşembe günü saat 18.00’de AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevinde basın toplantısı gerçekleştirecek.

    Yayınladıkları afişle toplantıya katılım çağrısı yapan Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri, #BarışaÇerağYaşamaDua hashtag’i ile saat 19.00’da sosyal medyada da toplantıya katılım çağrısı yapacak.

    Barışa Çerağ Yaşama Dua Gönüllüleri, konuya dair yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu çağrı yapıldı:

    “Barış umuduyla cemevinde, evinizde bir mum yakın. Geleneğimiz olan perşembe günleri, boynunuzda beyaz bir fular, atkı, tülbent elinizde kağıda yazılmış dualı resminizle birlikte #BarısaCeragYasamaDua Hastag’i ile paylaşın. Bu perşembe ve her perşembe.

    Camide ya da evde, cuma günleri beyaz fularınızı takın ya da beyaz giyinin ve elinizde kağıda yazılmış  dualı resminizle birlikte #BarısaCeragYasamaDua Hastag’i ile paylaşın. Bu cuma ve her cuma.

    Kilisede ya da evde, pazar günleri beyaz fularınızı takın ya da beyaz giyinin mumunuzu yakın ve duanızı resminizle birlikte #BarısaCeragYasamaDua Hastag’i ile paylaşın. Bu pazar ve her pazar.

    Havrada ya da evde, cumartesi günleri beyaz fularınızı takın ya da beyaz giyinin mumunuzu yakın  elinizde kağıda yazılmış  dualı resminizle  birlikte #BarısaCeragYasamaDua Hastag’i ile paylaşın. Bu cumartesi ve her cumartesi.

    Sokakta, tek başına, üç kişi, on kişi, yüz kişi sadece boynunuza beyaz fularınızı takın, beyaz giyinin, elinize duanızın, dileğinizin, umudunuzun yazılı olduğu iyilik afişleriniz elinize alın olduğunuz yere oturun ya da ayakta mumunuzu yakın ve 15 dakika sessizce bekleyin. Birlikte #BarısaCeragYasamaDua Hastag’i ile paylaşın. Bu perşembe ve barış umudumuz güçlenene kadar.

    Bu gayretimizi Rab, Allah, Hakk, Tanrı, evren  görecektir. Hakikat türlü renktedir, birlik görünür olur. Görünür olun barışı başaralım. Savaş çılgınlığına karşı karınca misali tarafımızın sevgi ve birlikte yaşam olduğunun gayretini gösterelim.

    Tüm inançlı, inançsız ve renklerden insanlar bizlere yardım edin duanızla, dileğinizle, iyi niyetinizle dünyanın bizlere ihtiyacı var.”

    (HABER MERKEZİ)