Erdoğan’ın Gezi Direnişi’ni hedef alırken ortaya attığı ‘camileri yaktılar’ iddiası, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’a soruldu. Oktay, soru önergesine yanıt veremeyerek iade ettirdi.
CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Direniş’ini hedef alırken ortaya attığı, ‘camilerimizi yaktılar’ iddiasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sordu. Antmen yönelttiği yazılı önergede, hangi camilerin yakıldığını ve yakıldığı iddia edilen camilerin hangi ilde yer aldığı soruldu.
Oktay konu hakkındaki soru önergesine yanıt veremedi. Verilen önerge, yazılı soru önergeleri yönetmeliğine aykırı olduğu öne sürülerek TBMM Başkanı Mustafa Şentop tarafından Antmen’e iade edildi. İade gerekçesi ise Antmen’in yönelttiği sorularda ‘kişisel görüş ileri sürmesi’ olarak belirtildi.
Verilen yanıtla ‘camileri yaktılar’ iddiasının ‘iftira olarak’ tescillendiğini belirten Antmen, sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı:
“Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Camilerimiz yakıldı’ iddialarını Fuat Oktay’a sormuştum. ‘Tayyip Erdoğan’ın ‘yakıldı’ dediği bu Camiler hangileridir? Hangi ilde hangi Cami yakılmıştır?’ demiştim. TBMM Başkanı Mustafa Şentop önergeyi bana iade etti. Böylece bu karanlık iftira tescillendi.”
ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?
Erdoğan, Gezi’yi ve Direnişi’ne katılanları partisinin Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmada hedef almıştı. Gezi’de yaşanan olayları sıralayan Erdoğan, ‘cami yakma’ iddiasında da bulunup “Bütün bunlar olurken, bunları savunan zihniyetten hiçbir şey olmaz. Polis araçlarımız, camilerimiz yakıldı. Bu kendini bilmezler tarafından işgal edildi” diye konuşmuştu.
PİRHA – Eski Turizm Bakanı Şahin Ulusoy, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerektiğini vurgulayarak, “Hala birtakım güçler, bizi bölmek için uğraşıyor. Bütün zekalarını da ‘bunu nasıl yapabiliriz?’ diye kullanıyorlar. Biz ise Hacı Bektaş Veli gibi devrimci olmalıyız. Gelecek kuşaklara ne bırakmamız gerektiğini çok iyi bilmeliyiz” ifadelerini kullandı.
19. ve 20. Dönem Tokat Milletvekilliği ile Turizm Bakanlığı yapan Şahin Ulusoy, güncel politik gelişmelerden Alevi inancı üzerindeki baskı politikalarına dek birçok konuda PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Şahin Ulusoy, öncelikle ekonomik kriz sebebiyle gelinen süreci değerlendirdi. “Ekonomideki büyük bozukluk iktidarı ve onun başkanını oldukça şaşırttı. Ne diyeceklerini de bilemez hale geldiler” diyen Ulusoy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi eylemcileri için kullandığı “Çürük, s..tük” sözlerini şu sözlerle eleştirdi:
“Bir cumhurbaşkanının bu tür laflar etmesini ben bu yaşıma kadar hiç kimsede görmedim. Bu tür söylemler bizim örf ve adetlerimize, kültürümüze çok yabancı kelimeler. Bu kelimeleri bir devlet başkanının kullanması kadar garipseyeceğim bir olay daha olmamıştır. Ne yazık ki anketlerde çıkan sonuçlar birilerinin sinirlerini oldukça bozuyor istedikleri sonucu da herhalde çıkarttıramıyorlar. Eskiden istedikleri gibi sonucu çıkarttırabiliyorlardı ancak şu anda kendi yandaş anketörleri bile onların istediği gibi sonuç çıkaramıyor. Erdoğan’ın söyledikleri umarım bir tür dil sürçmesidir. Bütün Türkiye’den özür dilemesini bekliyorum.”
“CAMİYİ PİSLETENLERİN BELGESİ YOK AMA YIKTIKLARI CEMEVİNİN VAR”
Şahin Ulusoy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Camide bira içip pislettiler” söylemine de tepki gösterdi. Ulusoy, “Onun söylediklerinin belgesi yok ama yıkılan cemevi ve aşevinin bende belgesi var” diyerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 1994 yılında yıkılan Karacaahmet Sultan Dergahının cemevi ve aşevi bölümlerini işaret etti. Ulusoy, 14 Eylül 1994 yılında Meclis’te yaptığı şu konuşmayı da hatırlattı:
“Katillerin sürdürdüğü şeriat düzenini mi Türkiye’ye getirmek istiyorsunuz? Bu söylediklerimi kabul etmiyorsanız ‘Biz, hayır onlar gibi değiliz’ diyorsanız size inanmamız için yıktığınız Karacaahmet Sultan Dergahı’nın cemevi ve aşevi bölümlerini yeniden yapın. İşten çıkardığınız insanları tekrar işe alın ve bütün Alevilerin kuşkularını üzerinizden kaldırın. Aksi takdirde bu suçlarla tarihin karanlık sayfalarına gömülüp gideceksiniz.”
“ÜLKÜCÜ KÖKENLİ İNSANLARA PARLAMENTONUN YOLUNU AÇMAZDIM”
Eski Turizm Bakanı Şahin Ulusoy, Millet İttifakının stratejilerine de değindi. “Şu andaki politika bugün hiçbirimizin istemediği iktidarı göndermek için çok iyi bir adım” diyen Ulusoy şunları kaydetti:
“Bu güzel adımı devam ettirebilir ve ileride Cumhurbaşkanı adayı dahi kimlerin iş başına geleceklerini, nasıl anlaşacakları şimdiden belirlenir ise ileride bir ihtilafın olmasını da engellemiş olurlar. Baştan her şeyi açık açık konuşup sonuca öyle gitmelerinde yarar var. Ama yanlış bir adayla giderlerse ki benim endişem 6 partinin içinde sadece CHP için çok fazla da sol bir parti diyemiyorum, ‘sosyal demokrat’ bile diyemiyorum artık o hale geldi ama Kemal bey güzel politikalar yaptı. Mesela ben genel başkan olsaydım ülkücü kökenli insanlara, bugüne kadar Türkiye’ye zararı dokunmuş insanlara kesinlikle parlamentonun yolunu açmazdım. Ama Kemal bey, 15 milletvekilini göndererek demokrasi olarak güzel bir adım attı. Bunu beğendim. Ama şahsen ben olsaydım yapamazdım çünkü ben onların acısını çok çektim.
Bir ara Ankara Karşıyaka’da Mezarlıklar Müdürlüğü yaptım. Bir gün bir ülkücünün cenazesini getirdiler. Cenazeden sonra Deniz Gezmiş’in, Hüseyin Aslan’ın, Yusuf İnan’ın mezarlarını tahrip edip kırdılar. Bu kadar kin, bu kadar iyi çocuklara, Türkiye için kendini feda eden çocuklara bu muamele hiç uygun değildi. Çok üzüldük. Seçime giderken de kötü olayların olmaması için cumhurbaşkanının çok daha yumuşak bir dille hareket etmesi gerekir. Belki karakteriyle uyumlu değildir ama bunu Türkiye için yapması şart. Eğer bu ülkenin evladıysa insanların birbirine düşmemesi için üslubunu mutlaka yumuşatması lazım.”
“HİÇ ALEVİ YOKTU HEP SÜNNİLERE OY VERDİK”
Şahin Ulusoy, Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı ihtimaline ilişkin de görüşlerini belirtti. Adayların, inançları üzerinden gündemleşmesine dair konuşan Ulusoy, şu ifadeleri dile getirdi:
“Kendisi yoksul bir ailenin çocuğu ve yoksulluğu çok iyi biliyor. En azından yaşamın içerisinde tutarlı bir tavrı olmuş. Bugüne kadar yaptıklarına bakarsak daha güvenilir olduğunu görüyorum. Bundan sonra da sanırım bir yanlış yapmaz. Seçilirse iyi olur ama seçilme şansı ne kadar onu da bilemiyorum.
Biz şimdiye kadar bütün seçimlerde ‘Alevi mi Sünni mi?’ bakmadık. Hatta benim gençliğimde hiç Alevi yoktu hep Sünnilere oy verdik. Biz o ayrımı yapmadık. Biz Hacı Bektaşi Veli’nin yolunda gidiyor, 72 milleti bir tutuyoruz. Bizim yaptığımız tek ayrım iyi ve kötü insan ayrımıdır. Biz en çok insana değer veririz.”
“BAŞIMIZDAKİ ZİHNİYET TURİZME BİLE MÜSAİT DEĞİL”
Ülke ekonomisindeki kötü gidişatın daha çok uzun süreceğini belirten Şahin Ulusoy, yaz aylarının gelmesiyle birlikte Turizm gelirlerinin dahi fayda sağlamayacağını söyledi. Ulusoy, yoksulluk sınırının 20 bin liraya dayandığını işaret ederek, “Bugün emekli milletvekillerinin eline geçen para yoksulluk sınıfına girdi. Bu pek basında yer almıyor ancak ben belirteyim; eğer bu insanlar dahi yoksulluk sınıfına girebiliyorlarsa artık herkesin sonu yoksulluk demektir” ifadelerini kullandı.
Şahin Ulusoy, “Son zamanların zenginleri ayırırsak onun dışındakilerin yaşama şansını kaybedeceklerini tahmin ediyorum” diyerek turizm politikaları özelinde şu değerlendirmeyi yaptı:
“Turizm, tam boğulmak üzere olan bir insanın denizde bir filikaya rastlaması gibi bir olay. Bu ‘Bacasız Sanayi’ çok önemli ama başımızdaki zihniyet turizme bile müsait değil. Birileri çıplaklar kampı yapıp o şekilde denize girerken birileri de mayo ve bikini tercih ediyor. Bir takım icatlarla denize girmek oradaki turisti de kaçırır. Turizmle ne kadar uğraşırsanız uğraşın turistlerin gözlemi önemli turist senin gibi düşünmüyor.
Ben bakan iken İstanbul’da bir otel sahibi ‘Ne olursunuz ezanın sesini biraz kıstırın. Turistler çok şikayetçi’ dedi. Türkiye’de ezanın sesini kıstırmak mümkün değil. Gücünüzün yetmeyeceği bir iş. Milletvekilliğim süresince, 8 yıl boyunca ‘Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’ye zararlıdır, bunu kaldıralım’ diye uğraş verdim, bir adım dahi yol alamadım. Şimdi ezanı susturabilir miyiz? Mümkün değil. Tamam susmasın o inancı güdenler de var ama beni, gelen turisti rahatsız etmesin, sesini kısın. Üstelik şimdiki teknoloji kulağınıza takarsınız isterseniz 24 saat ezan dinleyin. Bu beni ilgilendirmez. Ben sizin inancınıza saygı duyuyorum, siz de bana, gelen turiste saygı duyun ki turist kaçmasın.
Ekonomi böyle giderse tek kelimeyle felaket olacak. 1995 yılı bütçesini hazırlarken arkadaşlarımız bir çalışma yapmıştı. Geçmişteki turizmin ivmesi ile 2000 yılında kadar Türkiye’ye gelecek kişi sayısı 638 milyon olması lazım. Yani belli bir ivme ile yükseliyorsunuz. Turizm gelirimizin de 527 milyar dolar olması gerekiyordu. Peki bugün nasılız? 2021 yılında turist sayısı 30 milyon. Topladığımız döviz 24 milyon dolar. O ivme ile yükselseydik çok şeyler yapardık. Bizim ülkemiz tarihi eser yatağı. Nereyi kazarsanız tarih fışkırıyor. Kültür ile turizmi birleştirirseniz daha çok turist çekme şansınız olur.
İşte bugün şifa olur diye Ayasofya’nın kapısını kemirenler var. Bu işler biraz zeka işi. İnsanların zekası eğitimle köreltiliyor! İnsanların zekasını arttıracak eğitim yapmadığımız için bunun gibi maskaralıklar ülkemizde çoğalacaktır. Hacı Bektaşi Veli gibi bir isim Ortodoks İslam’a karşı çıkıp heterodoks bir yapıya dönüştürmeye çalışmış.”
DERGAHDAKİ KÜLLİYE TABELASINA TEPKİ
Hacı Bektaşi Veli Dergahına asılan ‘külliye’ tabelasına da tepki gösteren Şahin Ulusoy, “Tekke deselerdi daha iyiydi. Biz de buralar hep tekke olarak geçer. Osmanlı zamanında da Tekke olarak kullanılmıştır” dedi.
Alevi inancı üzerindeki baskılara işaret eden Ulusoy, Dersim’deki köylerde hoparlörlerden ezan dinletilmesini de kınayarak şunları söyledi:
“Yapılanlar, onların deyimiyle tam bir ucube. Bizlere kendilerini kabul ettirmek zorunda hissediyorlar. Biz böyle şeyleri neden kabul edelim ki? Ha belki külliye diye yaptıkları sarayları mazur göstermek için oraya da ‘külliye’ ismini verip ‘Arada ortak bir noktamız var. Bakın sizin de külliyeniz var’ diyeceklerse o aldatmalara da karnımız tok.”
Büyük bir hata. Siz, bizim inancımıza ne karışıyorsunuz? Ben inancımı size sorarak mı seçeceğim? Sizin emrinizle mi seçeceğim? Benim inancım ne ise o yolda giderim. İnancımın yanlış bir tarafını da görürsem bırakırım. İnancımla benim arama kimse giremez. Girmeye de hakkı yoktur. Bu sisteme benzer ben de bir olay yaşadım. Bir Alevi köy muhtarı bana geldi ve dedi ki ‘Sayın vekilim, ben köye cami yaptırmak istiyorum’. ‘Hayrola bir şey mi oldu, sen bir Alevi köyünün muhtarısın, cami ile ne işin var?’ diye sordum. ‘Sayın vekilim, bizim buraya gelen memurlar ‘caminiz nerede, namaz kılacağız’ diye soruyorlar. Biz de ‘cami yok’ dediğimiz zaman ‘sizin caminiz bile yok, işiniz yapılmaz’ deyip gidiyorlar’ dedi. Yani bugünkü yeni buluş değil. Kendilerini çok zeki zannetmesinler. Bu Türkiye’nin ezelden beri çektiği hatta Osmanlı’dan beri çektiği sıkıntıların en başında gelen bir sistem. Onun için tekrar ediyorum, kimse bizimle inancımız arasına girmeye çalışmasın.”
Şahin Ulusoy, günümüz baskı politikaları içerisinde kendisini yaşatmak için mücadele veren Aleviliğe de işaret etti. “Aleviliğin özü iyi insan yetiştirme sanatıdır. Anayasası ise ‘Eline, diline, beline sahip olmaktır’. Bizim bağlı olduğumuz kural budur. Bunun dışına da çıkmayız” diyen Şahin Ulusoy, inancın değerleri hakkında şunları söyledi:
“Bugüne kadar Aleviler hakkında işte ‘Cinayet işliyor, ırz düşmanlığı, hırsızlık yapıyor’ gibi kötü laflarla suçlanacak hiçbir ferdimiz olmamıştır. Öyle sıkı bağlarımız, öyle dayanışmamız var ki kötülüğü kendi içimizde hep yok etmeye çalışıyoruz. Örneğin bizim cemlerimiz bu kötülükleri engelleyen en büyük ibadet şekliydi. Cemlerimiz sadece ibadet değil aynı zamanda bir okul, bir hukuk, bir yargı alanıdır. Yani aklınıza gelen yaşamsal her olgu bizim cemlerimizin içindedir.
Hacı Bektaşi Veli’nin öğretileri var. Örneğin ‘Ara bul’ diyor. ‘İncinsen de İncitme. 72 milleti bir tutunuz. Kadınları okutunuz. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu’ diyor. İşte şimdi o karanlığı biz yaşıyoruz. ‘Çalışmadan gezenler bizden değildir’ diyor. ‘En büyük keramet çalışmaktır’ diyor. Bakın şu son sözü emekten yana olduğunu gösteriyor.
‘Dervişlik hırkada tacda değildir
Hararet nardadır sacda değildir
Her ne ararsan kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir’ diyor.
Şimdi bu sözleri yalın olarak dinlediğinizde pek önem vermeyebilirsiniz. ‘Zeki insanlar yetiştirin’ demek istiyor. Yani ‘Her şeyi insanda arayıp, insanlığı geliştirin’ diyor. Örneğin uçağı icat eden Mekke’de mi bulmuş? Yer çekimi kanunu Hacca giderken mi tespit edilmiş? Veya Mozart Sihirli Flüt operasını bir kilisede mi bulmuş? Veya herhangi bir buluşu sinagogta, havrada mı bulmuşlar? İşte bizim felsefemizi böyle anlatmak lazım.
Şimdi de Alevilik ile Bektaşiliği ayırmaya çalışıyorlar. Yani Osmanlı’dan beri asimile etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyet döneminde de aynı asimilasyon politikaları ile karşı karşıyayız. Yani biz kendi kimliğimizle Türkiye’de yaşayabilecek ortamı her nedense bir türlü gerçekleştiremedik. Mecliste ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kalkmalıdır, kalkmazsa laiklik gelmez’ diye yıllarca söyledim ama hala birtakım güçler bizi bölmek için uğraşıyor. Bütün zekalarını da bunu nasıl yapabiliriz diye kullanıyorlar ama biz de kendimizi çok daha iyi yetiştirmeli ve Hacı Bektaş Veli gibi devrimci reformist olmalıyız. Gelecek kuşaklara ne bırakmamız gerektiğini çok iyi bilmeliyiz. Ama maalesef bugün biz bu yolda değiliz.
Evet postnişimiz var ocaklarımız var her şeyimiz var ama Hacı Bektaşi Veli’yi bir kenara bırakıyoruz, 72 milleti birbirinden ayırıyoruz, hala ‘Şu şununla evlenemez. Bu şöyle yapamaz’ diye iptidai görüşlerle uğraşıp duruyoruz. Artık devrimci olmalıyız ve çocuklarımızı çok iyi yetiştirmeliyiz.”
“HACI BEKTAŞ’TA BİR ÜNİVERSİTE KURULSA”
Şahin Ulusoy, son olarak Yol hizmetlerinin daha nitelikli olması gerektiği vurguladı. “Bu yol bir çıkar yolu değil” diyen Ulusoy, eğitim alanında yenilikçi olunması gerektiğini söyleyerek, “Biz Ulusoy ailesi olarak yıllarca bizi sevenlerle birlikte bu işi götürmeye çalıştık ama görevimizi yapamadık. Dede gider ibadetini yapar, bir emek verir ve karşılığını alır ama bunu bir gelir kapısı olarak görmemek lazım. Beyni boş olarak değil bir şeyler anlatsın ve karşılığını alsın ama hiçbir şey yapmadan bir şeyler almaya kimse çalışmasın. Bu böyle devam ettiği sürece kendimizi toparlayamayız” dedi.
Hacıbektaş’ta bir Dede okulunun ve bir üniversitenin kurulmasının önemli olacağını belirten Ulusoy, “Hacı Bektaş Veli 13. Yüzyılda orada adeta bir üniversite kurmuş, ocakzadeler yetiştirmiş, onların kafasını bilgiyle doldurmuş ve görevlendirip göndermiştir” dedi.
PİRHA-Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü Beldesi’nde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa yüksek sesle ezan verilmeye başlandı. Alevi olduklarını ve köylerinde ezan ezan okunmasını istemediklerini belirten köylüler, “Ezan okunmasını istemiyoruz, köyümüze hizmet getirilmesini istiyoruz. Cami yerine cemevinin olması gerekiyor” ifadelerini kullandılar.
Dersim’de asimilasyon politikaları sürüyor. İnanca, Dersim kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri devam ediyor. 1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası var.
Tunceli Müftülüğü’nün, Munzur Üniversitesi’nde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına tepkiler artarken, Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü Beldesi’nde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa ezan sesi verilmeye başlandı.
Köylerine ezan sesi verilmesine tepki gösteren Alevi yurttaşlar PİRHA’ya konuştu.
“ZORLA EZAN DİNLETİLİYOR”
Ezanın okunmasıyla uykudan uyandığını söyleyen Zekiye Doğan, “Ezan okunduğu zaman rahatsız oluyorum. Kimse camiye gelmiyor, niye ezan okuyorlar. İnsanlar camiye gelip namaz kılsa bir şey demem ama kimse gelmiyor” dedi.
Ezan okunmasından rahatsız olduğunu belirten Fatma Satık, “Küçük çocuklarımız ezan okunduğu zaman korkuyorlar. Ezan okunmasını istemiyoruz, köyümüze hizmet getirilmesini istiyoruz” diye belirtti.
Halka sorulmadan zorla ezan sesinin verildiğini ifade eden Hüseyin Şahin, “Ezanın amacı namaza çağrıdır, Alevi insanların yaşadığı yerde ezan okunmasını doğru bulmuyorum. Halkın talebi olursa ezan okutulur ama burada yaşayan halk yapılanı kabul etmiyor” dedi.
Köylülerin ezanın okunmasına karşı olduğunu belirten Ahmet Canerik de, “Halka zorla ezan dinletiliyor. Alevi köyü olduğu için cami yerine cemevinin olması gerekiyor” diye ifade etti.
“KAPALI OLAN CAMİDE GÜNDE 5 KERE EZAN DİNLETİLİYOR”
Kapalı camide yüksek sesle ezan okunduğunu dile getiren Kemal Doğan, “Yapılanı doğru bulmuyoruz, ezan veya cami karşıtı değiliz sadece caminin cemaatinin olmamasına rağmen ezanın yüksek sesle ısrarla okunmasına karşıyız. Köyümüzde camiye giden birkaç kişi olsaydı ezan okunmasını saygıyla karşılardım ama Sünni-İslam inancının farklılıkları asimile etme çalışması olarak görüyorum. Devlet halka hizmet götürmek yerine asimilasyon amacıyla halka yüksek sesle ezan dinletiyor” dedi.
“ALEVİ KURUMLARI İLGİLENMELİ”
Kapalı olan camide günde 5 kere ezan okunduğunu söyleyen İsmail Aslan ise, “Yapılan bir asimilasyon politikasıdır. Yapılan, inancımıza hakarettir, inancımız gereği biz 72 millete aynı nazarla bakarız ama başka inanç gruplarının bizim inancımıza hakaret etmesini gerektirmez. Yapılanlar, Aleviler üzerinde uygulanan bir baskı politikasıdır. Alevi kurumları asimilasyona karşı neler yapılması gerektiğini söylerler ama köyümüzde ezan okunmasını sosyal medya hesabımdan paylaşmama ve birkaç kuruma da özellikle bilgi vermeme rağmen bu konuda cümle kurulmadı. Eğer Alevi kurumları bu tarz asimilasyon girişimlerine karşı ses çıkarmayacaksa varlık nedenlerini sorgulamaları gerekiyor. Bu konuda herkesin cümle kurması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de devletin uyguladığı asimilasyon politikaları her geçen gün artarak devam ediyor. Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü beldesinde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa ezan sesi verilmeye başlandı.
Dersim’de asimilasyon politikaları günden güne artıyor. İnanca, Dersim kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikaları uzun süreden beri sürüyor. 1937-1938’de Dersim Katliamı, 1994 köy boşaltmaları, barajlar, maden ocakları, inanç merkezlerine yapılan peyzaj projeleri, Alevi köylerine cami yapılması ve karakollardan hoparlörle ezan okutulması gibi uygulanan birçok asimilasyon politikası var.
Tunceli Müftülüğünün, Munzur Üniversitesi’nde ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ açmasına tepkiler sürerken Dersim’in Pülümür İlçesi, Kırmızıköprü beldesinde 12 Eylül döneminde yapılan ve kullanılmayan camiden merkezi sistemle günde 5 defa ezan sesi verilmeye başlanması devletin uyguladığı asimilasyon politikalarını bir kez daha gündeme getirdi.
PİRHA-Tokat’ta bulunan Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesine ilişkin yazdığı yazı nedeniyle yargılanan PSAKD Kurucu Başkanı ve Yazar Murtaza Demir’in duruşması 25 Ekim’e ertelendi. Duruşma sonrası adliye önünde açıklama yapan Demir, “Sadece asimilasyon tehdidi olarak değil aynı zamanda Türkiye’nin bir beka sorunu olarak da görüyoruz. Alevilerin Alevi olarak kalmasından inanılmaz bir rahatsızlık hissediyorlar” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Başkanı/Yazar Murtaza Demir’in, Tokat’taki Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesi üzerine kaleme aldığı yazısı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılandığı davanın dördüncü duruşması İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Savcılık, mütalaasında Demir hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan ceza talep ederken, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan ise beraatini istedi. Mütalaaya karşı beyanda bulunmak üzere ek süre veren mahkeme, bir sonraki duruşmayı 25 Ekim 2022 günü saat 12.00’ye erteledi.
“SADECE ASİMİLASYON TEHDİDİ DEĞİL BİR BEKA SORUNUDUR”
Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapan Demir, dava sürecine ilişkin şunları kaydetti:
“Devlet özellikle Orta Anadolu’daki Alevi köylerinin neredeyse tamamına bir gerekçeyle cami yapıyor. Alevi köylerindeki kimi dergahları, türbeleri, tekke ve zaviye gibi kalıntıları da cami olarak tescil ediyor ve camiye çeviriyor. Bu inanılmaz, kabul edilemez, akıl almaz bir asimilasyon çalışması olarak görüyoruz. Sadece asimilasyon tehdidi olarak değil aynı zamanda Türkiye’nin bir beka sorunu olarak da görüyoruz. Biz Alevilere göre gerçek beka sorunu budur. Türkiye coğrafyası ve toplumu yeni bir mühendislik anlayışıyla Sünni mezhepçi bir ülke haline getirilmek isteniyor. Son yüz yılda kazandığımız tüm çağdaş değerler tasfiye edilmeye, yeni bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Yaratılmak istenen bu toplum biat eden, camiye giden, düşünmeyen, yukarıdaki diktatörün söylediklerine uyumlu olandır. Türkiye açısından tam bir tehdittir bu.
“ALEVİLERİN ALEVİ OLARAK KALMASINDAN RAHATSIZLIK DUYUYORLAR”
Aynı zamanda Aleviler için de daha korkunç bir tehlike. Cemevlerimizin ibadethane olarak tanınmaması, inancımızla ilgili tüm taleplerimizin kabul edilmemesine karşın Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu devleti yönetenler taleplerimizi reddetmeye devam ediyorlar. Bizden korkuyorlar, çekiniyorlar. Alevilerin Alevi olarak kalmasından inanılmaz bir rahatsızlık hissediyorlar. Çünkü Aleviler bu ülkenin yüz akıdır. Aleviler demokrasi, laiklik istiyor. İnsan haklarından yana bir duruş sergiliyorlar. Çoğulculuğa inanıyorlar. Kadın erkek eşitliğini talep ediyorlar. Çağdaş bir Türkiye istiyorlar. Herkesin kendi inancını, kendi dilini, kendi kültürünü yaşaması için çaba gösteriyorlar, emek veriyorlar. Emek vermeye devam edeceğiz. Asimilasyon ve baskılara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Coğrafyamız ta ki herkesin kendi değerleriyle yaşayabileceği bir ülke oluncaya değin bu çabamız sürecek.”
PİRHA-Tokat’taki Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesi üzerine kaleme aldığı yazı nedeniyle yargılanan PSAKD Kurucu Başkanı/Yazar Murtaza Demir yarın görülecek karar duruşması öncesi PİRHA’ya konuştu. Demir, “Bu Murtaza Demir’e açılan bir dava değil aslında, bu tuzağı fark edenleri sindirmeye dönük bir davadır. Bu bir baskıdır. Topyekûn ayağa kalkmak gerek. Asimilasyon çabası tüm hızıyla devam ediyor” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Başkanı/Yazar Murtaza Demir’in, Tokat’taki Keçeci Baba Dergahı’nın camiye çevrilmesi üzerine kaleme aldığı yazısı nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla yargılandığı davanın dördüncü duruşması yarın İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Saat 11.00’de başlayacak olan duruşmada kararın çıkması bekleniyor.
Duruşma öncesi PİRHA‘ya konuşan Murtaza Demir, asimilasyon çabalarının tüm hızıyla devam ettiğini belirterek, “Baktığımızda bu Murtaza Demir’e açılan bir dava değil aslında, bu tuzağı fark edenleri sindirmeye dönük bir davadır. Bu bir baskıdır. Topyekûn ayağa kalkmak gerek. Ayağa kalkmaktan kastım isyan değil. Haklarımıza, hukukumuza, geleneğimize, inancımıza, itikadımıza sahip çıkma refleksinden söz ediyorum” dedi.
“DEMOKRATİK, LAİK BİR ÜLKE İÇİN ÇABA GÖSTEREN EN BÜYÜK KÜME ALEVİLERDİR”
Davaya ilişkin “Alevilerin ve Türkiye aydınlarının önemsemesi gereken bir dava” yorumunda bulunan Demir, şunları kaydetti:
“Davayı çok önemsiyorum. Çünkü Türkiye’nin yöneliminin değiştirilme çabalarından bir tanesidir. Türkiye tipik bir İslam ülkesi mi olacak yoksa anayasada yazıldığı gibi demokratik, laik, özgür bir ülke mi olacak? Buna dair sürdürülen kavganın bir boyutu bu. Türkiye toplumu bir bütün olarak asimile edilmeye, Sünni İslam toplumu haline getirilmeye çalışılıyor. Buna da kuşkusuz Alevilerden başlamak gerekiyor. Demokratik, laik, özgür bir ülke için çaba gösteren en büyük küme Alevilerdir. Dolayısıyla bu büyük kümenin dönüştürülmesi gerekir. Bunun için de Alevi köylerinin, toplumunun Sünnileştirilmesi gerekir.
“İMAM ATANMA MEVZUSU BÜYÜK MESAFE KAT ETTİ”
Onun yolu da kendi geleneksel inançlarından, itikatlarından koparılarak, geçmişteki ritüellerinin, dergahlarının, tekkelerinin üstü örtülerek, Sünni İslam’a çekilmesi gerekir. Mümkünse dergahlarının, tekke ve zaviyelerinin camiye dönüştürülmesi, köylerine imam atanması gerekir. İmam atanması Anadolu ve Balkanlar’da büyük bir mesafe kat etti. Özellikle Orta Anadolu ve Karadeniz’in iç kesimlerindeki Amasya, Tokat, Sivas’ın bir bölümünün Alevi köylerinin neredeyse tamamına imam atandı. Bu imamlara da şöyle bir görev verildi: Siz “zındık, dinsiz, kafir” Alevileri dönüştürecekseniz. Onlardan bir cemaat elde edeceksiniz. Devlet ile iletişim kurarak, bunların günlük ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayacaksınız. Yani ulufe dağıtacaksınız. Küçük de olsa bir cami cemaati elde ederek zaman içerisinde o köyün dönüşmesini sağlayacaksınız. Bu sinsi planın bir parçası.”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Başkanı/Yazar Murtaza Demir, Keçeci Baba’daki duruma değinerek, “Keçeci Baba’daki tuzağı birçok insan fark ettiği için bununla kavga ediyoruz. Türkiye toplumunun öncelikle Alevilerin, aydınların, demokrat ve laiklik yanlısı kesimlerin bunu fark etmesi için çaba gösteriyoruz. Çok başarılı diyemeyeceğim. Hiç başaralı değiliz. Çığlığımızı bir türlü gerekli yerlere hatta kendi derneklerimize dahi duyuramıyoruz. Çok üzgünüm. Baktığımızda bu Murtaza Demir’e açılan bir dava değil aslında, bu tuzağı fark edenleri sindirmeye dönük bir davadır. Bu bir baskıdır. Topyekûn ayağa kalkmak gerek. Ayağa kalkmaktan kastım isyan değil. Haklarımıza, hukukumuza, geleneğimize, inancımıza, itikadımıza sahip çıkma refleksinden söz ediyorum. Fakat ne yazık ki çok başarılı değiliz. Bu asimilasyon çabası tüm hızıyla devam ediyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA-HDP Milletvekili Mahmut Toğrul, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmek için uyguladığı politikaları gündeme getirerek, “Alevileri camiye davet eden Diyanet İşleri Başkanı, din görevlilerini Alevilerin yoğun olduğu köy ve mahallelerde istihdam ediyor, Alevi köylerine cami yaptırıyor. DİB bugün nefret söylemi üreten bir kurum haline gelmiştir” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) Alevileri asimile etmek için uyguladığı politikaları gündeme getirerek durumu eleştirdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın adeta bir asimilasyon merkezi gibi çalıştığını belirten Toğrul, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmeyişinin kabul edilemez olduğunu söyledi. DİB’in, Alevileri camiye davet ettiğini de söyleyen Toğrul, din görevlilerinin Alevilerin yoğun olduğu köy ve mahallelerde istihdam edildiğini ve Alevi köylerine camiler yapıldığını da gündeme taşıyarak bu tür asimilasyon politikalarına son verilmesi gerektiğini belirtti.
“ALEVİ KURUMLARININ DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE KARŞI ALTERNATİF PROGRAM PLANLIYOR”
Toğrul söz aldığı Genel Kurul’da şunları dile getirdi:
“Diyanet İşleri Başkanlığı, adeta bir asimilasyon merkezi gibi çalışıyor. Cemevlerini ibadethane olarak kabul etmeyip, Alevileri camiye davet eden Diyanet İşleri Başkanı, din görevlilerini Alevilerin yoğun olduğu köy ve mahallelerde istihdam ediyor, Alevi köylerine cami yaptırıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, 18 Ağustos 2021 tarihinde 7 Alevi kurumun düzenleyeceği Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anma etkinliğine karşı alternatif bir program yapmayı dahi planlayabiliyor.
“DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, BUGÜN NEFRET SÖYLEMİ ÜRETEN BİR KURUM HALİNE GELMİŞTİR”
Pasaportla yurtdışına yasadışı bir şekilde kaçışın ucu dahi Diyanet İşleri Başkanlığı’na kadar uzanıyor. Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilişkin hükümetin politikalarından ve uygulamalarından kaynaklanan önemli problemler söz konusu. Söz konusu kurum bugün nefret söylemi üreten, halkı bu yolla bazı kesimler karşısında konsolide etmeye çalışan ve belli bir anlayış biçimini bütün topluma dayatan bir hal almıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ve kurumun resmi sitesinde her dönem yapılan açıklamalar yenilir yutulur cinsten değildir. Hutbelerde cinsel yönelimleri, cinsiyet kimlikleri ve bireylerin özel yaşamlarına ilişkin nefret söylemleri demokratik bir hukuk devleti ile bağdaşmamaktadır. Ayrımcılık, ötekileştirme, dışlama, nefret iklimini besleyen söz konusu beyanlar Türkiye’nin insan hakları yükümlülüğü ışığında incelendiğinde kabul edilebilir değildir.”
PİRHA- HDP Milletvekili Zeynel Özen, Alevi toplumu için kutsal olan Ankara’daki Şah Kalender Veli Türbesi’nin camiye çevrilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi. Özen, “400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?” diye sordu.
Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal sayılan Şah Kalender Veli Türbesi, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından camiye çevrildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen, konuyu Meclis gündemine taşıyarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
“ALEVİLERİN VERGİLERİYLE ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN SEFERBER OLMUŞLAR”
“Konuya ilişkin Meclis oturumunda da söz alan Özen şunları dile getirdi:
“Aleviler için kutsal olan türbe Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle restore edilip camiye çevrilmiştir. Burada sadece imam namaz kılıp ezan okuyor. Köyde yaşayan Aleviler katılmıyor. Bu türbe Alevi toplumu için tarihi öneme sahip. Bu inanç merkezi resmen gasp edilmiştir. Türbe bir an önce Alevi Bektaşi yolundaki haline döndürülmelidir. Alevilerin vergileriyle Alevileri asimile etmek için seferber olanlara ‘Artık yeter!’ diyoruz.”
“BU TARİHİ MEKÂN YENİDEN ALEVİ TOPLUMUNUN İNANCINA UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”
Özen, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle konuya ilişkin bir soru önergesi de verdi.
Özen’in verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer alıyor:
“Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi bir süre önce restore edildikten sonra camiye çevrilmiştir. M.S 1646 yılına ait Mühimme Defterleri’nde kaydı çıkan ve yüzyıllarca Alevi Bektaşi inancına göre itikad ve ibadet edilen türbenin cami olarak restore edilmesinden bünyenizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı sorumlu görülmektedir.
Köyde yaşayan başta muhtar ve Alevi dedesi olmak üzere Alevi toplumunun beklentisi; sadece imamın ezan okuyup namaz kıldığı, fakat köydeki Alevilerin katılmadığı bu tarihi mekânın yeniden Alevi toplumunun inancına uygun bir şekilde teslim edilmesidir.
Anayasa’mızın 24. ve 25. maddeleri; herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğunu garanti altına almasına karşın inanç merkezlerinin farklı bir inanca göre dönüştürülmesi bu haktan mahrum bırakmak anlamına gelmektedir.
“ŞAH KALENDER VELİ TÜRBESİ NEDEN CAMİYE ÇEVRİLMİŞTİR?”
Bu kapsamda;
1- Ankara’nın Çubuk ilçesinin Sele Köyü’ndeki Alevi toplumu için kutsal olan yaklaşık 400 yıldır Alevi-Bektaşi inanç merkezlerinden birisi olan Şah Kalender Veli Türbesi neden camiye çevrilmiştir?
2- Alevi türbesinin camiye çevrilmesinde sorumluluğu olan kurumlar veya kişiler kimlerdir?
3- Şah Kalender Veli Türbesinin, Alevi-Bektaşi inancına uygun olarak yeniden eski haline dönmesi ve Alevi ibadetlerinin yerine getirilebilmesi için bir çalışmanız olacak mıdır?”
PİRHA- Milletvekili Suzan Şahin, cemevlerine resmi olarak ‘ibadethane’ statüsü verilmemesini eleştirerek toplam 20 kanunun 37 maddesinde değişiklik öngören kanun teklifi hazırladı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Av. Suzan Şahin, cemevlerine resmi olarak ‘ibadethane’ statüsü verilmemesini eleştirerek kanunda düzenleme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.
Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevleri ve diğer ibadethanelere de resmi olarak ibadethane statüsü verilmesi gerektiğini belirten Şahin, “Yaşadığımız coğrafyanın kadim inançlarından Alevi inancı tarih boyunca pek çok ayrımcılığa maruz kalmış ve hala da kalmaktadır. Alevilerin ibadet yeri cemevidir. Devlet, laiklik ilkesi doğrultusunda ülkemizde yaşayan tüm dinlerin ve mezheplerin ibadet yerlerine eşit yaklaşması gerekmektedir. Bu nedenle muhtelif kanunlarda geçen ‘ibadet yeri’ tanımı arasına ‘Cemevi’ ifadesi eklenerek Alevilerin ibadet yeri net bir biçimde ortaya konulmalıdır. Bu sadece cemevleri için değil, kilise, sinagog, havra ve benzeri yerler içinde yapılmalı” dedi.
“DEVLETİN DİNİ, MEZHEBİ OLMAZ”
Suzan Şahin, Devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğini tanımlayan Anayasa’nın 2’nci maddesi, herkesin vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti ile ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğunu belirten Anayasa’nın 24’üncü maddesi ile herkesin din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeden kanun önünde eşitliğini tanımlayan 10’ncu maddesi gereği cemevlerine de ‘ibadethane’ statüsü verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Milletvekili Şahin, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“Alevilerin Türkiye’de yaşayan diğer tüm inanç grupları gibi ibadetlerini serbestçe yapabilmeleri, ayrımcılığa maruz kalmamaları ve toplumsal uzlaşmanın gereği olarak Anayasa’nın eşitlik ilkesi yönünden cemevlerinin ibadethane olarak tanınması kaçınılmaz bir haktır. Türkiye’de bulunan yüzlerce cemevi kanun önünde resmi olarak ibadethane olarak tanımlanmadığından, belediyelerin insafına bırakılmış, vatandaşların bağış ve yardımlarına mecbur bırakılmakta, birçok yerde ısınma, elektrik, su gibi giderleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Devletin dini, mezhebi olmaz, aksi halde bu laiklik ilkesi ile çelişir. Devlet tüm inançlara eşit mesafede yaklaşmalı, vatandaşlarının ibadet hakkı için gereken sorumlulukları yerine getirmelidir. Bu sorun derhal çözülmeli, bu ayıba son verilmelidir.”
‘AİHM’E GÖRE CEMEVLERİ HUKUKEN İBADETHANEDİR’
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin 9. maddesinesinin, “Devletin neyin din, ibadet ve ibadethane sayılacağına karar vermesinin laiklik ilkesi ile çeliştiğini” söylediğini ifade eden Suzan Şahin, “Anayasamızın emredici hükümlerinin dahi üstünde yer alan AİHM’nin 26 Nisan 2016’da verdiği ‘hüküm’ gereğince cemevleri zaten hukuken ibadethanedir” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına TBMM’nin, din ve vicdan hürriyetinin serbestçe icra edilmesi için gereken düzenlemeleri yapma ve tedbirleri alma yükümlülüğü bulunduğunu, AKP hükümetinin de meclisin yaptığı bu düzenlemeleri uygulamak zorunda olduğunu belirten CHP’li Şahin, mevcut sorunun çözmü için Meclis gündemine alınması gerektiğini söyledi. Milletvekili Şahin, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Uluslararası sözleşmelerin ayrımcılık yasağını tanımlayan 14’üncü maddesinde de hiçbir, din, siyasal ve diğer kanaate ayrımcılık yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Alevi vatandaşlarımız da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtıkları davalarda Türkiye’de cemevlerinin ‘ibadethane’ olarak kabul edilmediği için iç hukukta tanınan avantajlardan mahrum bıraktığına işaret eden çeşitli mahkeme kararlarında; bunun AİHS’nin 9’uncu ve 14’üncü maddesine aykırı olarak birçok kez Alevilere ayrımcılık yapıldığı ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde; Türkiye’de yürürlüğe konmuş uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulamayacağı, milletlerarası antlaşma ile Anayasa’nın aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde milletlerarası antlaşmanın esas alınacağı hükme bağlanmıştır.
Hukuk tanımaz AKP her yerde olduğu gibi bu konuda da Türkiye’yi dünyaya rezil etmiş, mahkeme kararlarını hiçe sayarak Alevileri ötekileştirme gayesinde ısrar etmiştir.
Sadece evlere, dükkanlara değil ibadethanelere de fahiş elektrik, su doğalgaz faturaları geliyor. Defalarca kanun teklifi verdik. Cemevlerine resmi olarak ibadethane statüsü verilmesini istedik. İster kabuk edin ister etmeyin cemevleri ibadethanedir. Camilere gitmeyen faturaların cemevlerine gitmesi ayrımcılıktır. Cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinin hem de elektrik, su, doğalgaz gibi faturalarının camiler gibi devlet tarafından ödenmesini istiyoruz. Bu nedenle bir kanun teklifi vererek, halen uygulanan tüzük ve yönetmeliklerin kanunlara göre yeniden düzenlenmesiyle cemevlerinin yasal statüye kavuşması amaçlıyorum.”
PİRHA- Erdoğan Sezer Dede, iktidarın Alevi politikalarını eleştirerek “Dedelerin, devletin vereceği aylığa ihtiyacı yoktur. Dedeler, lokmalarını taliplerinden alır” dedi. Erdoğan Dede, cemevlerinin “Kültür Merkezi” ismi altında resmileşeceği iddialarına ilişkin ise “Kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir” ifadelerini kullandı.
Hubyar Ocağına mensup Erdoğan Sezer Dede, iktidarın yeni “Alevi açılımı” hakkında konuştu. Dedelerin maaşa bağlanıp, cemevlerinin ise “Kültür merkezi” statüsü ile anılacağı iddialarına cevap veren Erdoğan Sezer Dede, “Devletin, Alevilere yapması gereken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararı tanımasıdır” dedi.
“ALEVİLERİN BUNU KABUL ETMEMESİ GEREKİR”
Erdoğan Sezer Dede, Alevilerin, dışarıdan gelecek hiç bir lokmayı kabul edemeyeceklerine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Dedelerin de hiçbir aylığa ihtiyacı yok. Bu bir tür asimilasyon ve oyalama sürecidir. Alevilerin bunu kabul etmemesi gerekiyor.
İnançlar, kültürlerle beraber doğar, yaşar ve korunur. Bu çok doğaldır ama şunu görmek gerekiyor; devlet, bize ‘Kültür evi yasaktır’ diye bir kanun koymuyor. Yani bu bir aldatmacadır. Devletin bize yapacağı tek şey; cemevlerini ibadethane olarak tanımaktadır. Her kesimin kendine göre kültür dernekleri var. Yani bu söylenenler bir tür oyundur. Alevilerin de bu oyuna gelmemesi gerekir. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını tanırlarsa cemevlerini ‘ibadethane’ olarak tanımış olacaklardır.”
“YAPILANLAR TAM ANLAMIYLA İKİYÜZLÜLÜKTÜR”
Cemevlerinin ibadethane sayılması dışında hiç bir şeyin değer ifade etmeyeceğini belirten Sezer, “Yaşananları şöyle görmek gerekiyor; nasıl ki ‘Cami-Cemevi’ projesi Alevi kamuoyunu işgal edip oyuna getirildi ise bu da ‘Kültür Evi-Cemevi’ oyunu olarak aynı şekilde geliştiriliyor. Ama burada önemli olan cemevinin ibadethane olarak tanınması, evrensel insan haklarında olduğu gibi herkesin kendi ibadetini kendi ibadethanesinde yapmasıdır. Cemevleri ibadethane olarak tanınmayacaksa hiçbir değeri yoktur. ‘Kültür merkezi olarak cemevleri adlandırılacak ve dedelere maaş verilecek’ ne kadar da birbiriyle çelişkili. Eğer sen, cemevlerini ‘Kültür Evi’ olarak tanıyorsan bir anlamda kültür eğitmenine aylık verirsin. Peki bu durumda ‘dedeler cemevine değil de kültür evine mi aittir’ diyeceğiz? Çok çelişkili ve uyumsuz bir durum söz konusu. Yapılanlar tam anlamıyla ikiyüzlülüktür. Cemevleri ibadethanedir. Eğer ibadethane olarak tanımıyorsanız aylığınızı da istemiyoruz. Zaten dedelerin devletten aylık alması da doğal değildir” diye konuştu.
“TOPLUMDA DEDELERİ DAHA ÇOK RENCİDE EDECEKLER”
Dedelik hizmeti ile cemevlerinin, siyasete amaç ve araç olmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan Sezer Dede, “Bizler sadece vatandaşlık haklarımızı istiyoruz” diye belirtti. Devletten herhangi bir bağış taleplerinin olmadığını söyleyen Erdoğan Dede, cemevlerinin dolaşılarak “İhtiyaç listesi” adı altında rapor hazırlanmasını eleştirdi. Erdoğan Sezer Dede şu açıklamayı yaptı:
“Örneğin, Ermeni, Yahudi ve Müslümanların nasıl ki sinagog, kilise ve camisi var ise Aleviler de kendi ibadethanelerini cemevi olarak görüyorlar. Bu çok doğal bir insan hakkıdır. Bunun siyasete alet edilmesi, siyasetçilerle pazarlık konusu yapılmasını doğru görmüyorum. Bugün birçok ibadethanemizin önünde ‘cemevi’ yazıyor. Şimdi o ‘cemevi’ yazısını sildirip ‘Kültür Evi’ yazılırsa Alevilerin onuruna dokunmaz mı? Kendisine ‘Aleviyim’ diyen ya da kendisini insan haklarından sorumlu, evrensel, aydın düşünen gören her insanın, bundan rahatsız olması gerekir.
Olayın bir de şu yanı var; bizler, örneğin belediyelerin kültür evinde istediğimiz kültürün eğlencelerini yapabiliyorsak yarın cemevlerine ‘Kültür Evi’ tabelası koyulduğunda başka topluluklar oraya gelip ‘Biz burada kültürümüzü icra edeceğiz’ derlerse ne yapacağız? Cevap vermeyeceğiz. O zaman kusura bakmayın burası ibadethanedir, cemevidir; kültür evi değildir. Bu riskleri göz önüne almadan sadece parayla gözümüzü kapatmak yanlış olur. Bunun faturasını da dedelere çıkaracaklar. Toplumda dedeleri daha çok rencide edecekler ve dedeleri hırpalayacaklar. Dedelerin bu konuda çok uyanık olmaları gerekiyor. Dedeler diyecekler ki ‘hayır, bizler lokmamızı talibimizden alacağız, ibadethanemizin ismi de ‘Cemevi’ olacak’”.
Afyonkarahisar’da camide Kuran kursu öğrencileri için düzenlenen hafızlık icazet töreninde Vali, Belediye Başkanı ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı için protokol yolu oluşturulduğu ortaya çıktı.
Afyonkarahisar’da Kuran kursu öğrencileri için düzenlenen hafızlık icazet töreninde Vali, Belediye Başkanı ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı için protokol yolu oluşturulduğu ortaya çıktı.
T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre Afyonkarahisar İl Müftülüğü Salar Fatih, İsmailköy ve Sahipata erkek Kuran kurslarında hafızlığını tamamlayan, yaşları 10 ile 15 arasında değişen 155 öğrenci için “Hafızlık İcazet Merasimi” düzenledi. 15 Ekim’de Hacı Mehmet Sayın Camii’nde gerçekleştirilen törene Afyonkarahisar Valisi Gökmen Çiçek, Belediye Başkanı Mehmet Zeybek ile Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşleyen katıldı. Törenden yansıyan fotoğraflarda, caminin girişinden itibaren kırmızı şerit çekilerek bir protokol yolu oluşturulduğu görüldü. Protokole katılanlar, bu yoldan kuran kursu öğrencisi ve velilerini selamlayarak yürüdü. Öte yandan protokoldekiler için hazırlanan altın sarısına boyanmış varaklı koltuklar da dikkat çekti.
‘HEPİMİZ SINAVDAYIZ’
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşleyen, törende bir de konuşma yaptı. İşleyen, şunları söyledi:
“Hepimiz sınavdayız. Sınavı kazanmanın yolu Kur’an-ı Kerim’in ahlakımız olmasıdır. Ne istiyorsa yapmamız, ne diliyorsa yerine getirmemizdir. Allah’ın katında Allah’ın nimet verdiklerine kıymet vermek suretiyle değerli oluyoruz. Allah’ın bu dünyada en çok kıymet verdiği Kitab’ul Kur’an’dır. Kur’an’ın ezberlenmesi çok kıymetlidir. Ezberlediğimiz Kur’an bizler tarafından anlaşılmadığı ve hayatımızda olmadığı sürece biz, Allah katında sorumluluğumuzu yerine getirmiş olamayız. 155 gencimizin öncelikle kendilerini tebrik ediyorum. Kur’an okumakla kalmasınlar anlamaya çalışsınlar. Onlar yürüdüğü zaman, ahlak yürüsün, edep yürüsün, haya yürüsün, güzel bir mümin olarak yürüsünler.”
BAŞKAN FOTOĞRAFLARI PAYLAŞTI
Afyonkarahisar Belediyesi’nin AKP’li Başkanı Mehmet Zeybek de fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşarak, “Hafızlarımızı, ailelerini ve hocalarımızı tebrik ediyorum. Rabbim gençliğimizi ve bizleri Kur’an’ın izinden ayırmasın” ifadesini kullandı.
PİRHA- Türkmen Alevilerin yaşadığı Antalya Finike’ye bağlı Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köylerinde cemevi değil cami olduğunu söyledi. Kahyaoğlu, “Köyümüzün tamamı Alevi olmasına rağmen köyümüzde cami var ama cemevi yok. Taşıma eğitimin başlamasından sonra okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca veriyorlar. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanete verilmesine karşıyız” dedi.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü Türkmen Alevi yurttaşların yaşadığı bir köy. Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köyde yaşayanların tamamının Alevi olmasına rağmen köylerinde cemevi yerine cami olduğunu anlattı. Diyanet’e de seslenen Kahyaoğlu caminin cemevine dönüştürülmesini istedi.
Uzun yıllar turizm alanında çalıştığını ve şu anda emekli olduğunu ifade eden Kahyaoğlu, Manavgat Alevi Derneği’nin kuruculuğunu, Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 6 dönem Manavgat Şube Başkanlığı’nı, Merkez Disiplin Kurul Başkanlığı’nı ve AKD Genel sekreterliğini yaptığını aktardı.
“KÖYÜMÜZDEKİ OKULUN BİR SINIFINI CEMEVİ HALİNE GETİRDİK”
Gökbük Köyü’nün yaklaşık bin nüfusu olduğu ve köyde yaşayan genç nüfusun genelde turizm alanında çalıştığı bilgisini veren Kahyaoğlu; “Köyümüzün tamamı Alevi Türkmen’dir. Geçmiş dönemlerde 1980 öncesi evlerimizde cem yapıyorduk, 80’den sonra belli bir dönem, 10 yıl falan cem yapılmadı. Bir duraklama dönemi geldi. Yer yetersizliği, yaşanan darbenin etkisi, insanların yozlaşması, kentleşme etkili oldu bunda. Daha sonra evlerde başlayan küçük cemlerle tekrar başladık. Taşıma eğitimin başlamasından sonra da okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Ortalama 3 haftada bir cuma akşamı kısır cemi yapıyoruz. Yılda bir kerede dedemiz geliyor. Birlik kurbanlarıyla, lokmalarla cemlerimizi yapıyoruz. Musahip olacaklar, ikrar verecekler vs. bunlar yapılıyor. Okulumuzdaki cem salonumuzu ibadethane olarak kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“ÖDEDİĞİMİZ VERGİLER TÜM YURTTAŞLARIN ORTAK KULLANIM ALANLARI İÇİN HARCANSIN”
Eşit yurttaşlık talepleri olduğunu ve devlete verdikleri vergilerin başka bir inanç için harcanmasına karşı olduklarını vurgulayan Kahyaoğlu şunları dile getirdi:
“Bize gelen siyasiler burada bir köy konağı, bir cemevi, bir düğün salonu ve toplantı salonu yapmayı vaat ettiler. Biz Aleviler olarak eğer bugüne kadar bir okulun sınıfında cem yapıyorsak, bu durum bize gelen siyasilerin bugüne kadar verdikleri, vaat ettikleri ama tutmadıkları sözlerinden dolayıdır. Utanılacaksa onların utanması gerekir. Bizi hep ikinci sınıf vatandaş olarak gördüler. Biz devletten özel bir istek istemiyoruz. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca 7 bakanlığın bütçesinden fazla olan Diyanet’e veriyor. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanet’e verilmesine karşıyız. İnanç sahibi vatandaşlar kendi inanç giderlerini kendilerinin karşılaması gerekir. Cami hocaları devletten maaş alıyor, camilerin elektriklerini, sularını, devlet ödüyor. Biz diyoruz ki dedelerimizin maaşını biz verelim, elektriğimizi biz ödeyelim, devlete vergimizi verelim ama aynı şekilde Türkiye’de mevcut bulunan 200.000 üzerinde cami hocalarının da maaşlarının inanç sahibi insanlar tarafından karşılanmasından yanayız. O verilen vergilerle bir havuz oluşturarak okul, fabrika, hastane, yol, su, elektrik, üniversiteler yapılsın istiyoruz. Dini, dili, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun insanların ortak kullanabileceği, verdiğimiz vergilerle ortak kullanım alanların yaratılmasından yanayız.”
“ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPTILAR”
Köylerine Diyanet tarafından bir cami hocası atandığını söyleyen Kahyaoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Fakat köyümüzde camiye gidenimiz yok. Bizim köy Alevi olduğundan ibadethanemiz cemevidir. Cemevi olarakta okul sınıfını kullanıyoruz şu an. Müftülük merkezi sistemden yayın yapıyor burada. Merkezi sistemler bazen cuma günü vaaz veriyor. Bunları duyuyoruz. Ama biz camiye gitmiyoruz. Bizim ibadethanemiz cemevidir. Çok önce tarihi bir camii vardı. Geçmiş dönemlerde muhtar adaylarımızdan birileri cami yaptırmış. Tabii ki bu durum Diyanet’in de isteğidir, arayıpta bulamadığı bir şeydir. Alevi köylerine cemevi yerine cami yaptırmak sürekli birinci tercihleridir. Geçmiş dönemde 2-3 dönem muhtarlık yapmış bir amca tarafından köyümüze bir köy konağı, huzurevi, düğün salonu gibi hizmet binaları da yapıldı. Büyükşehir Belediyesi buraya Akdeniz Üniversite’si ile birlikte atıl olan köy konağını bir sağlık kuruluşu olarak açacaktı. Buraya öğrenciler gelip staj görecek, yaşlı insanlara, hasta insanlara sağlık ve bakım hizmetleri verecekti. Ne yazık ki şimdiye kadar Akdeniz Üniversitesi hiçbir adım atmadı. Köy konağımız şu anda boş arsa, atıl vaziyette beklemekte. Zaten biz Aleviler olarak belediyelerle yerel seçim öncesinde ve sonrasında bütün görüşmelerimizde böyle bir ihtiyacımız olduğunu dile getiriyoruz.”
“ATIL VAZİYETTE DURAN CAMİYİ CEMEVİ YAPABİLİZ”
‘Köyümüzün cemevine, kurbanlarımızı keseceğimiz, lokmalarımızı dağıtacağımız, cenazelerimizi ortak kaldırabileceğimiz bir konuta ihtiyacımız var’ diyen Kahyaoğlu, “Bunun adı cemevi olur, kültür evi olur, konak olur fark etmez. Önemli olan onun içindeki işlevdir. Alevi inanç öğretisine göre cenazelerimizi kaldırırız. Kilise de olur, havrada olur yani. Kilise de yapabilirler. Hatta Diyanetten talebimiz şudur. Burada atıl vaziyette hiç kullanılmayan bir cami var. Gelin bu camiden cami tabelasını indirelim, cemevi tabelasını asıp cemevi yapalım. Bu yapılabilir, kullanılabilir. Yazık bu milletin vergileriyle yapıldı bu. Bu basit bir şey, Diyanet köye verecek, muhtarlara kulanım hakkını devredecek. İnsanlar bunu cemevi olarak kullanabilirler. Bu gayet normal hem müsaitte.”
PİRHA- Tokat’ta bulunan Alevi Erenlerinden Keçeci Baba Türbesi’nin yıllardır cami olarak kullanılmasına karşı çıkan Keçeci köyü Muhtarı Mahmut Arslan, “İbadetlerine karşı değiliz. Türbenin alt tarafına cami yapılabilirdi ama bizim tarihi türbemizi elimizden alıp da cami yapmaları bizleri üzüyor” dedi.
Tokat’ın Erbaa ilçesinde Alevi yurttaşların yaşadığı Keçeci köyünde Horasan erenlerinden Keçeci Baba Türbesi’ne 2014 yılında müftülük tarafından camiye çevrilerek kadrolu imam atandı ve 5 vakit ezan okunmaya başlandı. İnançlarına saygı gösterilmesini istediklerini belirten Alevi yurttaşlar yıllardır tepkilerini dile getirdiler.
Köy Muhtarı Mahmut Arslan, “Camiye, namaza ve ibadete karşı değiliz. Burası sadece Alevilerin türbesi, tekkesi değil. Burada ibadet edip, duasını edip, şifasını alıp kurbanlar kesen Sünni kesimden de insanlarımız var. İbadetlerine karşı değiliz. Türbenin alt tarafına cami yapılabilirdi ama bizim tarihi türbemizi elimizden alıp da cami statüsüne çevirmeleri bizleri üzüyor” dedi.
“TÜRBENİN, MEDRESE OLARAK BIRAKILMASINI TALEP EDİYORUM”
Geçmişte dergahın camiye dönüştürülmesi konusunda bir takım yanlışlar olduğunu belirten Arslan, konuya ilişkin taleplerini ise şöyle ifade etti:
“Devletten, türbenin statüsü olarak burayı medrese olarak bırakmasını, gerekirse aşağı taraflarına bir cami yapılmasını, oraya gelen Sünni arkadaşlarımızın orada ibadetini yerine getirmesini talep ediyorum.”
KEÇECİ BABA
Keçeci Baba Horasan’dan Anadolu’ya gelen Sancaklı evliyalarındandır. 13. yüzyılda yaşadığı ve Hacı Bektaş Veli’nin amcası olduğu rivayet ediliyor. Keçeci Baba, Ahi Mahmut Veli, Şah Mahmut Veli, Gül Ahi Baba gibi adlarla da anılır.
PİRHA-Amasya’da Alevilerden köylerine ve türbelerin yanına yapılan camilere tepki gösterdi. Merkeze bağlı Abacı Köyü’nde yaşayan Yurttaşlar, “Biz Aleviler hep bir arada olup birbirimiz ile kenetlenmek zorundayız. Cemevinin yanında cami olmasını istemiyoruz. Türbelerin yanına cami yaparak bizi asimile etmeye çalışıyorlar, Bizi sünnileştiriyorlar” dedi.
Alevilere yönelik asimilasyon politikaları devam ediyor. Alevi köylerinde cami yapılması, karakollardan hoparlörler ezan okutulması Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının geldiği seviyeyi gösteriyor.
Amasya’da Alevilerden köylerine ve türbelerin yanına yapılan camilere tepki gösteren yurttaşlar PİRHA’ya konuştu.
“KÖYLÜLER DESTEK VERMEZSE ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPAMIYORLAR”
Amasya merkeze bağlı Abacı Köyü’nde yaşayan İsmail Çelebi köylerine yapılmak istenen camiye tepki göstererek şunları söyledi:
“Köyümüzde 1950’lerde yapılmış ahşap bir cami var. Ama günümüzün devlet yöneticileri sürekli gelip diyorlar ki sizin köye cami yapalım ama yapamıyorlar çünkü köylülerden cami yapılmasına destek veren kimse yok. Amasya’da cami yapılan köylerde mutlaka köylülerden destek veriliyor, köylüler tarafından destek verilmediği zaman hükümetten gelip kendi başına cami yapamıyorlar. Eğer köyden cami yapılmasını isteyen biri olursa Alevi köylerine cami yapıyorlar. Suç bizde Alevi köylerinde cami yapılmasına destek veren olmazsa cami yapamazlar. Hükümet bizim insanlarımızdan güç alarak köylerimize cami yapıyor” dedi.
“BİZ ALEVİLER BİR BİRİMİZE KENETLENMEMİZ LAZIM”
Asimilasyonun olmaması için neler olması gerektiğini anlatan Arife Özer ise, “Hep bir arada olup birbirimize kenetlenmemiz lazım, birbirimize sahip çıkmamız lazım. Çünkü çok kötü günlerdeyiz. İnsanları birbirlerinden ayrıştırıyorlar, insanların arasına hep mesafe koymak istiyorlar o yüzden biz Aleviler hep bir arada olup birbirimiz ile kenetlenmek zorundayız. Çünkü bu hükümet bizi birbirimizden ayrıştırmaya çalışıyor” dedi.
“CEMEVİNİN YANINA CAMİ İSTEMİYORUZ”
Amasya’da Aleviler olarak yaşadıkları zorlukları anlatan Hacer Güzeloğlu da, şunları söyledi:
“Ayrımcılık oluyor ama biz artık onları aşmaya çalışıyoruz. Birbirimize destek oluyoruz, hiç onlara bakmıyoruz önümüze bakıyoruz. Birbirimizin desteğiyle yolumuzu devam ettirmeye çalışıyoruz. Ayrımcılık yaşıyoruz, zaten devletin başındaki ayrımı yapıyor. Cemevinin yanında cami olmasını istemiyoruz ama onlara saygı duymamız lazım. Biz cemevine gidiyoruz bu bizim görüşümüz, onlar da camiye gidiyor o da onların görüşü. Elimizden geldiğince bu yolumuzu sürdürmeye çabalıyoruz.”
“BİZİ SÜNNİLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”
“Sesimizi fazla duyuramıyoruz ama koltuk sevdasında olanlar insanları, kardeşi kardeşe kırdırıyor” diyen bir yurttaş, “Cemevinin yanına cami yaparak ‘oraya kim gidecek, buraya kim gelecek’ diye insanları birbirlerine kırdırtacaklar. Herkesin ibadeti kendinedir, herkes birbirine saygı göstermesi gerekiyor. Bizi Sünnileştirmeye çalışıyorlar” dedi.
Hüseyin Örbaş ise şunları ifade etti:
“Alevi köylerini sünnileştirmek için medrese mollaları yetiştirdiler ve köylere hoca olarak gönderdiler. Medreselerden aldıkları bilgilerle Alevi köylerini sünnileştirme derdindeler. Alevi köylerini sünnileştirdiler, yapamadıkları köylerin yolunu, suyunu yapmadılar. Türbelerin yanına cami yaparak bizi asimile etmeye çalışmasınlar.”
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Yönetim Kurulu üyesi Niyazi Üçgül, Alevilerin haklarının Anayasal güvenceye alınmasını istedi. Alevi köylerine cami yapılmasını ve yüksek sesle ezan okunmasını da eleştiren Üçgül, Alevilerin örgütlenerek güçbirliği oluşturacaklarını ve saldırılara karşı daha dirençli olacaklarını vurguladı.
Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Yönetim Kurulu üyesi Niyazi Üçgül, Alevi köylerine cami yapılmasını ve asimilasyon politikalarına tepki gösterdi.
Üçgül, “Alevi toplumu olarak bizler Anayasadaki laiklik ilkesi gereği tüm inançların güvence altına alınması gerekliliğini savunuyoruz. Devlet ülke sınırları içerisinde yaşayan tüm toplumlara her yönden eşit hizmet vermek zorunda” dedi.
“BİZİM ÖNCELİĞİMİZ YOL, OKUL, KÜTÜPHANE”
İstanbul Ayazağa’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na bağlı cemevi çevresindeki elektrik direklerine bağlanan korsan hoparlörlerle yüksek sesle ezan okunmasını ve Kars Sarıkamış’ın Aşağı Sallıpınar köyüne cami yapılmasını istemediklerini belirten Üçgül şöyle devam etti:
“Bizim önceliğimiz cami değil. Benim önceliğim yol, benim önceliğim burada bir okul, burada bir kütüphane kurulması. Özellikle cemevini belirtmedim çünkü Türkiye’de bulunan toplam cemevlerini dikkate aldığımız zaman bunun yüzde 90’lık kısmını belki kendi lokmalarımızı finanse ederek yapıyoruz. Bu yönüyle baktığınız zaman devlet oraya hizmet götürmek zorunda, ama bu hizmet cami olmamalı.
Biz tabii ki Sünni dostlarımızın cami yapmasına karşı değiliz. Ama bizim inancımızda cami kavramı yok. Biz ibadetimizi cemevinde yapıyoruz. Devlet bizim cemevlerimize yasal statü tanımıyorsa bizim kendi dostlarımızın lokmalarıyla yaptığımız cemevlerinin yapılmasını kolaylaştırmalı, bunun yerine o bölgeye camii değil, toplumun ihtiyacı olan hizmetleri götürebilmelidir.”
KAYMAKAMIN AKP TARAFTARLIĞI
Sivas Hafik’in Beydili köyünden olduğunu belirten Niyazi Üçgül, “Benim amcam köy muhtarlığı yaptığı bir dönemde kaymakama yol talebi ile gittiğinde kendisine bir kaymakamın çekmecesinde olmaması gereken son seçim bilgilerini ve AK Parti’ye çıkan oyların sayısını gösteriyor. Ve kaymakam ‘burada AK parti oylarının yükselmesi durumunda ben sana hizmet verebilirim’ diyor. Kaymakam açık açık bu ifadeyi kullanabiliyor. Bu ciddi anlamda bir sıkıntıdır. Bizim ihtiyaçlarımız yönünde devletin bize hizmet üretmesini istiyoruz” dedi.
“YÜKSEK SESLE EZAN OKUMA HER YERDE VAR”
Alevi bölgelerinde yüksek sesle ezan okunmasını da eleştiren Üçgül, “Antalya’da Finike ‘de, Yuvalı’da Kâfi Baba bölgemiz var. Orası Abdal yerleşim yeri ve orada da hoparlör ile türbeye ezan okunması söz konusu oldu. Biz Alevi kurumları olarak tepkiler verdik. Aynı zamanda orada bulunan şubemiz de tepki verdi. Ama Türkiye’de son dönemlerde bunlara baktığımız zaman adım, adım ciddi anlamda artış gösteriyor. Bunun sebebi özellikle dini cemaatlerin hükumetten güç alarak ve bunları kullanarak bir süreç başlatmış olmasıdır” diye konuştu.
“ALEVİLER KOLAY KOLAY OYUNLARA GELMEYECEK”
Aleviler olarak yapılan oyunları bildiklerini ifade eden Niyazi Üçgül, şunları kaydetti:
“Alevi toplumu bu oyunlara kolay, kolay gelmeyecektir. Bizler sağduyulu insanlarız. Bizim dostlarımız, sağduyulu örgütlerimiz bu tür olaylara sağduyuyla yaklaşıyor. İşte burada örgütlü olmanın önemi ortaya çıkıyor. Böyle bir durum yaşandı evet ve bunun karşılığında Türkiye’nin en büyük Alevi kurumları olan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı sayın başkanım İsmet Kurt, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel başkanı Sayın Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Sayın Gani Kaplan bununla ilgili açıklamalarda bulundular.
“ÖRGÜTLENMEMİZİ TEK NOKTADA BİRLEŞTİRİRSEK SONUÇ ALABİLİRİZ”
Bizler farklı farklı Alevi kurumları olarak örgütlenmelerimizi daha güçlü ve tek noktada birleştirebilirsek Alevilerinin Anayasal talepleri konusunda ciddi anlamda sonuç alacağımızı düşünüyorum. Yani bireysel anlamda bir talepte bulunmak toplumda karşılık bulmaz. Bireysel olarak bir kapıyı çaldığınız zaman o kapının size açılması ya da sorunuzun çözülmesi pek mümkün değildir, hele de bu ülkede Alevi iseniz. Özellikle büyük kurumların etrafında oluşturacağımız ana bir örgütlenme ile bu, federasyonun daha güçlü hale getirilmesi şeklinde olabilir. Bizim içimizdeki küçük iç problemleri tamamen devre dışı bırakılarak güçlü bir örgütlenme modeliyle çalacağımız kapıların bizim yüzümüze kapanacağını düşünmüyorum.”
“ALEVİLER CİDDİ BİR CAN GÜVENLİĞİ SORUNU YAŞIYOR”
Alevilerin Anayasal taleplerini dile getirmeye devam edeceğini söyleyen Üçgül, “Tabii ki bu özellikle AK Parti’nin ikinci, üçüncü döneminden sonra Türkiye’de özellikle Alevilerde ciddi bir can güvenliği sıkıntısı görünmeye başladı. Bizler hem kurum başkanlarımızın hem genel başkanlarımızın koruma ile gezdiği dönemleri, saldırıya uğradığı dönemleri yaşadık. Artık bunların geride kalmasını istiyoruz” dedi.
DEVLETİN ALEVİLER KONUSUNDA SAMİMİ ADIMLAR ATMASINI BEKLİYORUZ”
Niyazi Üçgül, Alevilerin barış istediğini vurgulayarak, Alevilerin kendinden olmayan inançlarla hiçbir sorunu yok. Sadece devlet otoritesinin bizimle ilgili attığı adımlarda biz samimi olmasını istiyoruz. Örneğin açılım süreçleri yaşadık, bunlarda samimi adımlar atılmadı, tek taraflı otorite kararıyla verilen süreçler oldu ve maalesef başarıya ulaşmadı” şeklinde konuştu.
“ELİMİZDEKİ LOKMAMIMIZI HERKESLE PAYLAŞAN BİR TOPLUMUZ”
Üçgül Alevilerin provokasyonlara gelmeyeceğini belirterek şunları ifade etti:
“Biz her ne olursa olsun provokasyonlara gelmeyecek bir toplumuz. Biz daha önce tarihimizde özellikle son 25, 30 yılda yaşadığımız ciddi süreçler oldu. Maraşları, Sivasları, Gazi’yi, Gezi olaylarını yaşadık. Biz artık bu konuların geride kalmasını istiyoruz. Biz bu ülkede herkesin inanan, inanmayan ya da dini görüşü, siyasi görüşü ne olursa olsun Türkiye haritası üzerinde el ele, kol kola vermiş verilmiş bir yaşam oluşturulmasını ve mümkün olduğu kadar da ayrıştırmaya gitmeden faaliyetlerimizi Alevi, Sünni ayrımı yapmadan yürütmeliyiz. Örneğin, öğrenci bursu verirken bile bizim kapımızı çalan her dosta elimiz, imkânımız yettiği kadar da destek olmaya çalışan, elimizdeki lokmaları herkesle paylaşan bir toplumuz.
PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi, meslek örgütleri, dernekler, taraftar grupları ve mahalle sakinleri, millet bahçesi adı altında yıkımına başlanan Cebeci İnönü Stadı için açıklama yaptı. Yurttaşlar, “Cebeci İnönü Stadyumu’nun yerine millet bahçesi ve cami yapılmasını istemiyoruz” dedi.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, meslek örgütleri, taraftar grupları ve mahalle sakinleri, dava süreçleri devam ederken ‘millet bahçesi’ denilerek yıkımın başlamasını protesto etti.
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, stadın üç yıldır çürümeye bırakıldığını belirterek, “Tıpkı Saraçoğlu Mahallesi’ni atıl hale getirip dönüştürmeye zemin hazırladıkları gibi, stadın koltuklarını söküp vinçle müdahale etmeye başladılar” dedi.
“MÜCADELEMİZ BİTMEYECEK”
Tezcan Karakuş Candan, Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi ile Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin alana ilişkin açtıkları davanın devam ettiğini vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:
“Hukuksal süreçler tamamlanmadan, kamu vicdanında kabul görmeden burayı yıkarak ‘yeşil alan yapıyoruz’ denilerek betonlaşmasına izin vermeyeceğiz. Burası 100 yılı aşkındır spora sanata kültüre, ev sahipliği yapmış, insanların bisiklet sürdükleri bir alan. Özellikle bu bölgeye kocaman bir cami yapılacak. Parkla cami ilişkisi nerede görülmüş. Dolayısıyla bugün gördüğünüz bu tahribatın sorumlusu iktidardır. Cebeci Stadyumuna sahip çıkma mücadelesi bitmeyecek.”
Cebeci Stadyumu önünde yapılan basın açıklamasını Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Sekreteri Ömer Dursun Üstün okudu. “Cebeci İnönü Stadyumu’nun yerine millet bahçesi ve cami yapılmasını istemiyoruz” diyen Üstün, şu açıklamayı yaptı:
“Tam doksan dokuz yıl önce üzerinde top koşturulmaya başlanan ‘Hamit’in Tarlası’, birçok önemli spor karşılaşmasına ev sahipliği yapan; beraberinde panayırları, tiyatro gösterileri, açık hava sinemalarıyla semt sakinlerinin sosyalleşme mekânı olan stadyum alanı Ankara’nın hafıza mekanlarındandır.
Yarım asır ülke sporuna hizmet veren ve kısa zaman öncesine kadar çocuklarımızın ve gençlerimizin antrenman alanı olarak kullandıkları İnönü Stadyumu’nu çürümeye terk ederek işlevsiz kılmanın, ranta zemin hazırlamak olduğunu Atatürk Orman Çiftliği’nden, Saraçoğlu Mahallesi’nden, Hamamönü’nden, İller Bankası’ndan biliyoruz. İktidar, Cebeci İnönü Stadı ve Cumhuriyet döneminin pek çok açık alan ve spor alanlarını yıkarak yerine konut, ticaret, AVM yapmak istedi. Bu alanların niteliğinin korunmasına yönelik toplumsal tepkinin karşısında, toplumsal yaşantımızın ve kamusal alanların dini öğelerle bütünleştirildiği, ranta hizmet eden millet bahçelerini ‘yeşil alan’ adı altında toplumu ‘ikna’ aracı olarak gündeme getirdi.
Ancak, biliyoruz ve görüyoruz ki millet bahçesi ile iktidarın asıl hedefi yeni bir yeşil alan yaratmak değildir. Esas istenen Cumhuriyetin ilerici yaşam alanlarını yok ederek hafızalardan silinmesi, kamusal alanlardaki özgürlüğümüzün kısıtlanması, yeşil alan adı altında betonlaştırma ve dini ögelerin yaşamımızın her hücresinde hakimiyet sağlanmasıdır. Nitekim, Cebeci Stadyumu’nda millet bahçesi adı altında, yapılacak olan idare binası, alanın altına yapılacak otopark, cami alanı ve onu besleyen ticari işletmeler, alanı, spor ve sosyal amaçlı kullanım kimliğinden uzaklaştıracaktır.
Bir yıldan fazladır içinde bulunduğumuz salgın süreci gösterdi ki, ihtiyacımız olan şey daha fazla bina ve beton değil; sağlıklı, doğal ve temiz bir çevre. Fakat, bu anlayışla korunması gerekli kültür varlığı potansiyeli olan stadyum ve çevresi için kamu yararı esasına dayalı planlama çalışmaları gerçekleştirilerek biz Ankaralıların hizmetine sunmak yerine; bugün millet bahçesi adı altında çoğu beton azı yeşil bir proje dayatmasıyla karşı karşıyayız.
HUKUKİ SÜREÇ DEVAM EDİYOR
Projenin iptaline dair meslek odalarının başlattığı hukuki süreç devam ederken, yangından mal kaçırırcasına hukuksuzca başlatılan söküm ve yıkım çalışmalarının bir an önce durdurulmasını; tarihsel kimliğinin ve kamusal niteliğinin korunması esas alınarak yapılacak planlama ve koruma çalışmalarıyla geliştirilerek Cebeci İnönü Stadyumu’nun, kent hafızamızın biz Ankaralılara geri verilmesini istiyoruz.”
Aralarında Alevi kurumlarının da olduğu 47 sivil toplum örgütü, basın açıklaması için imza vererek desteklerini sundu.
PİRHA- Manisa’da Mesir Camisi’nden oruç tutmayanlara beddua edildi. Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Eski CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer, “Manisa Mesir Cami’mizde iki gündür cami hoparlöründen okunan duada ‘Oruç tutmayanın başı ağrısın’ cümlesi duyuluyor. Yurttaşlarımızın ilettiği şikâyeti Manisa Müftümüzle paylaştım, kendisi konuya dair inceleme ve soruşturma başlatacağını iletti” dedi.
Manisa’da Mesir Camisi’nin hoparlöründen iki gündür okunan duada ‘Oruç tutmayanın başı ağrısın’ cümlesi duyuluyor.
Eski CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer konuyu Manisa Müftülüğü’ne ilettiğini ve soruşturma başlatılacağını duyurdu.
25. ve 26. dönem CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, kişisel Twitter hesabından paylaştığı videoda şunları söyledi:
“Manisa Mesir Cami’mizde iki gündür cami hoparlöründen okunan duada ‘Oruç tutmayanın başı ağrısın’ cümlesi duyuluyor. Yurttaşlarımızın ilettiği şikayeti Manisa Müftümüzle paylaştım, kendisi konuya dair inceleme ve soruşturma başlatacağını iletti. Sonucu yine buradan paylaşacağım.”
Biçer ayrıca, konuyu ilettiği İl Müftüsü Mustafa Soykök’ün kendisine, “Konuyla alakalı inceleme ve soruşturma başlatacağız. Uyarılarınız için teşekkür ederim. İl geneli bir durum değil, zannımca cami görevlimiz eski bir kasideyi okumuş. Gerekli işlemi yapıyoruz. Sadece o camide bu yanlışlık yapılmış” açıklaması yaptığını aktardı.
PİRHA- Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul ve vakıf gönüllüleri itikaf ibadeti için bulundukları camilerde eş zamanlı operasyon ile gözaltına alındı.
Furkan Vakfı mensubu bir grubun Antep’te bir camide itikafa girmeleri ve salgın tedbirlerini ihlal ettikleri gerekçesiyle polisin biber gazı müdahalesiyle gözaltına alınmasının ardından Adana’da da benzer görüntüler ortaya çıktı.
Polis, Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul ve vakıf gönüllüleri itikaf ibadeti için bulundukları camilerde eş zamanlı operasyon ile gözaltına alındılar.
Kuytul’un resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“An itibari ile Alparslan Kuytul Hocaefendi, 14 yaşındaki oğlu ve birçok ildeki Furkan Gönüllüsü, itikaf ibadeti için bulundukları camilerde eş zamanlı operasyon ile gözaltına alındılar!”
Kuytul’un eşi Semra Kuytul da Twitter’dan “Camilere yapılan baskının akabinde evimin önüne gelen arkadaşlara polis resmen işkence yaparak gözaltı yaptı.. Hepsini gördük, kaydettik.. Paylaşacağız” mesajını paylaştı.
PİRHA- İstanbul Üsküdar’da bir erkek, camiye girmek isteyen iki kadına izin vermeyerek, tartıştığı kadına “Peygamberin hadislerinden uzaksın, sen benim gözümde havasın hava” diye bağırdı.
Üsküdar’da bir kadınla, camiye girmesini engelleyen bir erkek arasında tartışma çıktı.
Kadının camiye giremeyeceğini söyleyen erkek, “Peygamberin hadislerinden uzaksın” dedi.
Bu sözlere tepki gösteren kadın, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olduğunu söyleyerek, “Sizden çok daha iyi bildiğime yemin edebilirim” dedi.
Erkek ise, “İstersen bin 500 tane ilahiyatı bitir. Sen benim gözümde havasın” ifadesini kullandı.
Güvenlik görevlisinin gelmesinin ardından uzaklaşan kadın ise, “Kadınlar camiye giremez, kadınlar onu yapamaz, kadınlar bunu yapamaz… Siz kimsiniz ya!” diyerek tepki gösterdi.
PİRHA- Sarıkamış’a bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’a yapılan caminin minaresinin henüz yapılmadığı ve hala imam atanmadığı öğrenildi. Aşağısallıpınar köyünün eski muhtarı Ali Hasan Haydaroğlu, “Biz sahipsiziz. İyi bir dede gelse biz caminin kapısını açıp cem yaparız” dedi.
Kars Sarıkamış’a bağlı Aşağısallıpınar köyüne yapılan caminin minaresinin yapılmadığı, hala imam atanmadığı belirtildi. Cami, Sarıkamış kaymakamının muhtar Kutlay Emelet’e baskısıyla ve köye hizmet geleceği vaadiyle yapılmıştı.
Alevilerin sert tepkilerine rağmen yapılan camiye köylülerin başta karşı çıktıkları ancak Hakk’a uğurlamayı yapacak dede olmayınca camiye ve imama razı oldukları belirtilmişti.
Köyün muhtarı Kutlay Emelet, cami ile ilgili konuşmaktan kaçınırken, PİRHA’ya son durumla ilgili bilgi veren Aşağısallıpınar köyünün eski muhtarı Ali Hasan Haydaroğlu, caminin, minaresi hariç tamamlandığını hala imam atanmadığını dolayısıyla ezan okunmadığını söyledi.
Trabzon’dan camiye bir “hayırsever”in avize gönderdiğini belirten Haydaroğlu “Cami yapıldı ama kim gidecek? Cenazemizi kaldıracak bir dede yok. Yıllardır cem yapamıyoruz. Gelen yok, bize sahip çıkan yok” dedi.
“BİZ SAHİPSİZİZ, DEDE YOK”
Komşu Alevi köyüne 13 yıldır cemevi yapıldığını ancak hala cem yapılmadığını ifade eden Haydaroğlu, “Dede olsa camide cem yaparız. Biz sahipsiziz. İyi bir dede olsa caminin kapısını açar cem yaparız” ifadelerini kullandı.
Bu arada, 38 haneli köydeki cami inşaatının cemevine çevrilmesi için Alevi kurumları adına Aşağısallıpınar köyüne giden Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, Kars Valisi ile görüşmek istemişti ancak Vali görüşmemişti. Valinin özel kalem müdürünün heyettekilere Vali ile görüşemeyeceklerini söylemesi üzerine Alevi heyet cami inşaatının cemevine çevrilmesi talepli dilekçelerini iletmişti.
ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, dilekçelerini zorla verebildiklerini belirterek, “Dilekçelerimizi almakta bile zorlanan bu zihniyeti kınıyoruz” demişti.
HDP milletvekilleri Ali Kenanoğlu ve Alican Önlü durumu Meclis gündemine taşıyarak, şu soruları yöneltmişti:
Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Aşağısallıpınar köyüne, köylülerin itirazına rağmen ısrarla cami yapılmasının gerekçesi nedir? Bunun bir asimilasyon politikası olduğuna dair iddialara yönelik bir açıklama yapacak mısınız?
Seçim döneminde köye gelen idari yöneticilerin köye cami yapılması ve AKP’ye oy verilmesi karşılığımda hizmet getirme pazarlığı yaptığı iddiaları doğru mudur?
Basına ve kamuoyuna yansıyan iddiaların araştırılması adına bir soruşturma açacak mısınız?
Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Aşağısallıpınar köyünün cemevi talebi neden karşılanmamaktadır? Buna yönelik bir çalışmanız olacak mıdır?
Alevi kurum temsilcilerinden oluşan heyetin yapımı devam eden caminin cemevine dönüştürülme ve görüşme talebi neden vali ve kaymakam tarafından reddedilmiştir?