PİRHA- PKK’nin düzenleyeceği silah bırakma törenini izleyecek heyet, Hewlêr’den Süleymaniye’ye doğru yola çıktı.
PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine yapılacak silah bırakma törenini takip için Diyarbakır’dan yola çıkan ve Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentine ulaşan aralarında DEM Parti, DBP, HDK Eş Genel Başkanlaır ve sözcülerinin de olduğu heyet, törenin yapılacağı Süleymaniye kentine doğru yola çıktı.
Federe Kürdistan Bölgesi yönetiminin sağladığı araçlarla yola çıkan heyet, Süleymaniye’de törenin yapılacağı alana götürülecek.
Törenin yapılacağı alana herhangi teknik bir ekipman alınmayacağı öğrenildi.
Ayrıca Uluslararası delegasyon, “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”nun gerçekleştireceği törenin yapılacağı alanda olacak.
PİRHA-Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı başlattığı nöbet eyleminin 13. gününde Demokratik Alevi Dernekleri nöbet tutan yurttaşları ziyaret etti.
Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması sebebiyle köylüler tepki gösteriyor.
Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı çadır kurarak başlattığı nöbet eyleminin 13. gününde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) nöbet tutan yurttaşları ziyaret etti.
“DİRENİŞİNİZİN YANINDAYIZ”
‘Herhangi bir kişi bir yere kutsal diyorsa orası kutsaldır ve oraya dokunulmaması gerekiyor’ diyen Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Köylünün kendi yaşam alanlarına sahip çıkması gerecekten çok önemli. Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki kadınları, gençleri, inancı, doğayı kendimiz korumak zorunda kalıyoruz. Devlet tarafından doğamıza yaşam alanı olarak değil bir sermaye, rant olarak bakılıyor. Direnişinizi saygıyla karşılıyoruz ve yanınızdayız” dedi.
PİRHA- Alevi kurum temsilcilerinin de aralarında bulunduğu siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisi, gazeteci ve yazarlardan oluşan grup, PKK’nin Süleymaniye’de yapacağı töreni izlemek için Diyarbakır’dan yola çıktı.
PKK, PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı üzerine yarın Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde silah bırakma töreni düzenleyecek.
PKK’nin “silah yakma” merasimi gözleri törenin yapılacağı Süleymaniye’ye çevirdi.
Töreni izlemek için Diyarbakır’da bir araya gelen ve aralarında Alevi kurum temsilcileri, siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisi, gazeteci ve yazarların da olduğu grup, Süleymaniye kentine doğru yola çıktı. Yaklaşık 150 kişilik grup, Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan Amed Stadyumu önünde toplandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, DEM Parti İstanbul milletvekili Celal Fırat, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ÖHD Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, İHD, MED TUHAD-FED’den de isimler yer aldı.
PİRHA- DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüseyin Aral hakkında, idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının anmasında yaptığı açıklamadan dolayı, “Halkı kin ve düşmanlığı teşvik” gerekçesiyle açılan dava görüldü. Aral hakkında yurtdışı ve adli kontrol kararı kaldırıldı.
Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilişinin 87’nci yıl dönümüne ilişkin Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin şube binası önündeki basın açıklamasını okuyan ve Mersin Emniyeti’nce ifadeye çağrılan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüseyin Aral’ın duruşması görüldü.
Avukat Bedri Kuran, avukat İbrahim Cinbaş ve Hüseyin Aral’ın hazır bulunduğu duruşmada, hakim Aral’ın adli kontrol kararını ve yurtdışına çıkış yasağını kaldırarak, bir sonraki duruşma tarihini 5 Kasım 2025 olarak belirledi.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılında katliamı lanetlemek ve katledilenleri anmak için Sivas’a gelen binlerce insan Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Madımak şehitlerinin fotoğrafları taşındı. Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim” dedi.
Katliamın 32. yılında ‘Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Gelin Canlar Bir Olalım’ çağrısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi önünde buluşan ve Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçen Aleviler sık sık ‘Sivas’ı unutma, unutturma’, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar, “Madımak Oteli müze olacak” sloganlarını atıyor.
Yürüyüşte ayrıca katledilen 33 canın isimleri okunarak hep bir ağızdan ‘yaşıyor’ denildi.
Binlerce yurttaş Madımak Oteli önünde bir araya geldi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekilleri ile katledilenlerin aileleri otel önüne karanfil bıraktı.
Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim. Madımak Utanç Müzesi olmasını sağlayalım” dedi.
Alevi kurumları adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, orman yangınlarına dikkat çekerek, “Şu an Kerbela yanan ormanlardır” dedi
“KATİLLERİ KORUYANLAR, AKLAYANLAR BİRDİR”
32 yıldır “Sivas için adalet” demeye devam ettiklerini belirten Erçe, şunları ifade etti:
“Sivas’la yüzleşemeyenler orta yerde duruyor. Bunlar için adalet sağlanmadan, tarhile yüzelşmeden hiç kimse için adalet sağlanmayacaktır. Emekliler, asgari ücretliler, kadınlar, eğitim hakları elinden alınmış gençler için adalet sağlanmadı. Katliamlarla hesaplaşmadan adalet sağlanmaz. 30’uncu yılında Sivas Madımak Katliamı davası zamanaşımına uğratıldı. Bu yılda katiller serbest bırakıldı, aramızda dolaşıyorlar. Katilleri koruyanlar, aklayanlar birdir. Aynı zihniyettir.
Suriye’de aylardır Alevi katliamı yaşanıyor. Filistinli yurttaşlar siyonist İsrail tarafından eziliyor. Emperyalistler İran’a bomba yağdırıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, faşizme, emperyalizme, kapitalizme karşı direnenleri selamlıyoruz.
Katiller serbest bırakılan katillerin yerine bizim gençlerimizi, gazetecileri, seçilmişleri içeri alıyorlar. Cezaevleri hırsız yuvası değil, bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleriyle, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle dolu. Direnenlere selam olsun.
Ülkeyi bizler özgürleştireceğiz. Bunun için yan yana geleceğiz, güçleneceğiz. Katliamın hesabını soracağız. Yoksa yşne yakarlar. İşte İstanbul’un göbeğinde Taksim Meydanı’nda Madımak yaşatılmak istendi. Bu ülkenin demokratları, ilericileri oldukça müddetçe şeriatçılar başa gelemeyecektir.
Avrupa’dan gelen canlarımızı gözaltına almaya başladılar. Bizi kendi ülkemizde cezaevinde tutmaya çalışıyorlar. Buna karşı direnenlere aşk olsun.
Bu davanın bugüne getirilmesinde emek verenlere teşekkür ediyorum. Bu davanın adaletle sonuçlanmadan Hakk’a yürüyen canlarımıza selam olsun. Bir kez daha söz veriyoruz; unutmayacağız, bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz.”
Anma, “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganlarıyla son buldu.
İZMİR – DAD İzmir Kadın Meclisi, barışı tartışmak için düzenlediği etkinlikte konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Türkiye’de tekçiliğin olmasından kaynaklı toplumun barışı yaşayamadığına dikkat çekerek, “Toplumsal sözleşmede Alevilerin bir özne olması gerektiği yönünde talebimiz var. Biz Aleviler oluşan mecliste kesinlikle olmalıyız. Önümüzdeki yüzyılda da inkar edilmek istenmiyoruz” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Kadın Meclisi, “Alevi kadınlar barışı konuşuyor” başlıklı kahvaltı buluşmasında bir araya geldi. Çiğli’de bulunan dernek binasında gerçekleşen buluşmada konuşmacı olarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan yer aldı.
Buluşmada “Jin, jiyan, azadi”, “Turna avazıyla direnen kadınlara bin selam olsun” pankartları asıldı. Buluşmaya çok sayıda kadın katıldı. Uyandırılan Çerax’ın ardından kadınlar, hak ve hakikat mücadelesinde hayatını kaybedenler için saygı duruşuna geçti. Burada konuşan DAD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Nebat Çelik, barışı konuşmak için bir araya geldiklerini, Aleviler ve kadınların barış sürecinin neresinde olduklarını tartışacaklarını belirtti.
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi inancının uzun zaman inkara maruz kaldığını ifade etti. Alevilik inancının rızalık ve ikrarlık üzerine kurulduğunu ve Aleviliğin anlayış biçimin doğayla bütünleşme olduğunu belirtti. Kadriye Doğan, “Biz cins ayrımı, yapmadan yaşamı birlikte inşa eden inancız. Kadını kutsayan, kadına can gözüyle bakan bir inancız. Böyle bir inançtan geliyoruz. İnancımız kadını çok önemli, değerli bir yere koyar. Toplumsallığımızı inşa ederken de neyle inşa ederiz? Cem erkanı ile inşa ederiz. Orada erdemli olmayı, piri pak olmayı sağlarız. Bizim cem erkanlarımız yerel meclistir, bizim mahkemelerimizdir. Bugün Dünya’ya örnek olacak bir şeklidir. Kadını toplumsal yaşamdan öteleyen, erkek hizmetine sunan, yok edilmesini istenen olguya karşıdır Alevilik inancı. Biz Alevilerin hafızasında, katledilme var. Fiziki olarak katletmediklerinde de eritmeye çalışıyorlar” dedi. Kadriye Doğan; inançların, dinlerin devletle bütünleşmemesi gerektiğini söyleyerek, siyasal iktidarın Aleviler üzerinde ki çeşitli politikalarını anlatarak tepki gösterdi.
‘BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI: KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ YAŞAM’
Kadriye Doğan, Türkiye’de tekçiliğin olmasından kaynaklı toplumun barışı yaşayamadığına dikkat çekerek, bu durumun topluma huzur sağlamadığını söyledi. Buna karşı Kürt halkının bir mücadele şekli ortaya koyduğunu kaydeden Kadriye Doğan, 50 yıllık mücadeleyi sonlandıran Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısına” değindi. Demokrasinin inşasının birinci dereceden kadınların elinde olduğunu kaydeden Kadriye Doğan, “Hepimizin özlemi, tüm farklılıkların, inançların, ortak ve birlikte demokratik zeminde yaşaması. Kadınların bütün sorunların çözümünde bir özne olarak yer alması gerekiyor. Silahlı mücadele verenlere ‘Niye silahlı mücadele ediyorsun?’ diye eleştirenler şimdi de ‘Silahlı mücadeleyi niye bıraktınız?’ diye soruyorlar. Çünkü artık Kürt’ler de Aleviler de varız diyebiliyor. 21’ini yüzyılı evet kadınlar inşa edecek. Kadın özgürlükçü, ekolojik bir yaşamı biz kuracağız. Barış sürecine en çok kadınların, Alevilerin ihtiyacı var” diye belirtti.
Kadriye Doğan, Suriye’de ki Alevi halkına yönelik katliamı anımsatarak, HTŞ rejimini kabul etmeyenlerin katledilerek topluma mesaj verildiğini söyledi. Buna karşı çeşitli coğrafyalardan Alevi’lerin duruma tepki gösterdiğini işaret eden Kadriye Doğan, “Dönelim Türkiye’ye. Toplum olarak tüm toplumların birlik olması gerekir. Kimse demesin ‘O yaşamasın da ben yaşayayım.’ Ben neysem tüm insanlar aynı hakka sahip. Barış, demokrasi, özgürlük istiyorsak böyle bakmalıyız. Aleviler ağırlığını nereye koysa o olacak. Barış olacaksa barış olacak. Bugün ilgi Alevilere yönlendirildi. Bir çağrı var bugün o çağrının etkisini hafifletmek yerine bu çağrıyı duyurmasını gerekliliğini yerine getirmesi gerekir. Devletin devşirme mücadelesi yerine, barış mücadelesine yönelmesi gerekir. Devleti buraya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
‘TOPLUMSAL SÖZLEŞMEDE ALEVİLER ÖZNE OLMALI’
Kadriye Doğan, İran-İsrail savaşını hatırlatarak, savaşta en çok zarar görenlerin kadınlar ve çocuklar olduğunu belirtti. Kadriye Doğan, ölüm ve savaştan değil barıştan yana olduğunu vurguladı. Alevilerin nasıl bir talebi olduğunu irdeleyen Kadriye Doğan, “Toplumsal sözleşmede Alevilerin bir özne olması gerektiği yönünde talebimiz var. Biz Aleviler oluşan mecliste kesinlikle olmalıyız. Önümüzde ki yüzyılında da inkar edilmek istenmiyoruz” dedi. Alevilerin yasaklanan hakikatlerinin tamamen iade edilmesi gerektiğini kaydeden Kadriye Doğan, gerekli anayasal hakların sağlanması gerektiğini vurguladı. Kadriye Doğan, Alevilerin asimilasyonu için kurulan tüm kuruluşların kapatılmasını talep etti.
‘BARIŞ SÜRECİ ŞEFFAF OLMALI’
Ardından konuşan DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Alevi toplumunda kadının eşit olarak yaşadığını, yaşamın deviniminde var olduğunu söyledi. Düşmanlaştırılan Alevi kimliğinin, sömürü ve savaş politikalarının saldırısında olduğunu kaydeden Burcugül Çubuk, “Aleviler, bir ahlak baskısıyla bu sistem içinde uyumlu hale getirilmesi ortaya çıkıyor. Alevilerin çoğunlukla yaşadıkları yerlerin yoksullaştırılması nedeniyle Alevi kadınları zaten barışın tespitini koymuş. Ortada sömürgecilik varsa, Alevi toplumun hem inanç yerleri hem yaşadıkları yerlerin yoksullaştırılması varsa bu Aleviliğin yok olma politikası olduğunu gösterir. Biz nasıl bir barışı inşa edeceğimizi konuşmalıyız. Bunun cidden anayasal boyutunu konuşmak zorundayız. Anayasada barışın tanınmasını konuşmak zorundayız. Anayasal boyutu çok önemli. Biz barışa dair bir şey konuştuğumuzda Akp ile işbirliği yaptığımız söylendi. ‘Anayasaya aykırı ama biz evet diyeceğiz’ diyenler biz değildik. Biz herkesin oturduğu bir masa kurmak istiyoruz. İmralı’dan da bu geldi mecliste komisyon kurulsun diye, iktidardan da. Ama bu bir türlü gerçekleşmedi. Bu komisyon şeffaf çalışmalı, halk katılmalı” dedi.
Burcugül Çubuk, iktidarın infaz eşitliği taleplerinden bile korktuğunu ifade ederek, “Barışa dair meselede biz de istiyoruz ki herşeyi açıklıkla konuşmak istiyoruz. Bir önceki süreçte provokasyon çok edildi. Başlayacak bir sürecin ancak şeffaflıkla olması gerekir. İnfaz eşitliğinde bize söz verildi. Keşke dağ fare doğursaydı bu bile olmadı” diye konuştu.
‘KADINLAR İÇİN EŞİT, ONURLU BİR BARIŞ’
Burcugül Çubuk, Aleviliğin Kültür Bakanlığına bağlanmasına karşı olduğunu söyledi. Burcugül Çubuk, “Alevi toplumsallığının bu konuda bize örnek olması gerekir. Bu durumun Türkiye’ye ve Kürdistan’a yayılmasını istiyoruz” dedi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, halk özgürlüğünün fiziki özgürlüğünden daha önemli olduğunu söylediğini aktaran Burcugül Çubuk, “Kapitalizm diye bir şey var. Bizi yoksullaştırıyor ve bunun çözümünü de yine barışla sağlayabiliriz. Bence barış biriktirmek zorunda kalmadığımız bir hayat. Barış, kin ve meta biriktirmeye gerek kalmaması demek bence. Biz kadınlar için onurlu, adil bir barış. Devletin ve erkeklerin işlediği suçların hesap vermesi gereken bir barış istiyoruz kadınlar olarak” diye ifade etti.
Buluşma, kadınların soru cevap şeklinde barışı tartışmasıyla son buldu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın 45. yıldönümünde yaptığı açıklamada, “Devlet arşivleri açılmalı, gerçek failler ortaya çıkarılmalı ve yargı önüne hesap vermelidir” diye belirtti.
Çorum’da faşistler tarafından 1980 Mayıs-Temmuz aylarında yapılan katliam sonucu çoğu Alevi olmak üzere resmi kaynaklara göre 57 yurttaş yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı. Saldırılar sonucu Alevi ve solculara ait çok sayıda ev ve işyeri de kullanılamaz hale getirildi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın 45. yılında yazılı açıklama yaptı.
“PLANLI SALDIRILARDA ONLARCA İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ”
Yapılan açıklamada, “1980 yılı Mayıs ve Temmuz ayları arasında Çorum’da Alevilere ve sol-sosyalist kesimlere yönelik gerçekleştirilen planlı saldırılarda onlarca insan yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı ve binlerce insan yerinden, yurdundan edildi. Saldırılar karşısında geliştirilen halk direnişi, katliamın boyutlarınının çok daha büyük olmasını engelledi. Bu katliam, tıpkı Maraş’ta, Malatya’da, Sivas’ta olduğu gibi, Alevilere karşı yürütülen devlet destekli politikaların ve cezasızlık zırhının bir parçasıydı” diye kaydedildi.
“BUGÜN HALEN İNKÂR VE UNUTTURMA SİYASETİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Alevi toplumunun yüz yıllar boyunca katliam, sürgün ve asimilasyon politikalarına maruz kaldığı belirtilen açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Soluksuz bir şekilde verilen adalet mücadelesi sürekli olarak cevapsız bırakıldı. Çorum Katliamı’nda da ne failler tam anlamıyla yargılandı ne de toplumsal hafızada hak ettiği yer verildi. Dolayısıyla gelişen katliam gibi yaşanan bu suskunlukta, yalnızca Alevilere değil, bu ülkenin geçmişine ve demokratik geleceğine karşı işlenmiş bir suç olmaya devam etmektedir. Bugün hala inkâr ve unutturma siyaseti ile karşı karşıyayız. Oysa hakikatle yüzleşmek, adaletin ve toplumsal barışın ilk adımı olacaktır. Yüzleşme olmadan kalıcı toplumsal barış inşa edilemez.”
“ÇORUM’DA YİTİRDİĞİMİZ CANLARI SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ”
Yapılan açıklamada, Çorum Katliamı’nın 45. yılında talepler ise şöyle sıraladı:
-Çorum Katliamı ve benzeri olaylarla yüzleşmek, bu topraklarda barışın ve birlikte yaşamın ön şartıdır.
-Çorum Katliamı başta olmak üzere tüm Alevi katliamları açıkça tanınmalı ve meclis gündemine alınmalıdır.
-Devlet arşivleri açılmalı, gerçek failler ortaya çıkarılmalı ve yargı önüne hesap vermelidir.
-Katliamın gerçekleştiği mahalleler, sokaklar ve toplu mezarlar hakikat komisyonlarıyla araştırılmalı, bellek mekânlarına dönüştürülmelidir.
-Alevi toplumunun inancı, dili, kültürü ve kutsal mekanları anayasal güvence altına alınmalıdır.
-Çorum’da yitirdiğimiz canları saygı ve özlemle anıyor, onların hak mücadelesini yaşatacağımıza söz veriyoruz.
PİRHA- Siyasetçi Aysel Doğan, yaşamını yitirişinin 3’ncü yılında mezarı başına anıldı. Anmada, Aysel Doğan’ın yaşamı boyunca özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele ettiğine dikkat çekildi.
Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 3’ncü yılında mezarı başında karanfiller ve uyandırılan çerağlarla anıldı. Anmaya Ailesi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi ( DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclis Üyeleri, Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı.
“ONUN AÇTIĞI YOLDA ÖZGÜRLÜĞE, BARIŞA ULAŞINCAYA KADAR MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Saygı duruşuyla başlayan anmada konuşan DEM Parti Dersim İl Eşbaşkanı Özcan Ateş, “Aysel Doğan deyince akla, mücadele, emek, barış geliyor. Koskocaman bir ömrü kendi dili, kültürü, inancı ve kadın özgürlük mücadelesine adamış bir kimlik. Barışa olan özlemi, inancı o kadar derindi ki bir barış grubunun içerisindeydi, sınır dışından ülkeye gelip barış için her türlü fedakarlığı göze alan bir kadındı. Aysel Doğan arkadaşımız şehadete ulaştığında hak ettiği bir cenaze töreni düzenleyemedik. Bu bizim için son derece üzücü, can yakıcı bir durum ama Aysel arkadaş bunu hiçbir zaman unutmasın ki onun açtığı yolda özgürlüğe ulaşıncaya, barışa ulaşıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle Aysel arkadaş şahsında özgürlük mücadelesinde hayatını yitirmiş arkadaşları bir kez daha anıyoruz” dedi.
“AYSEL BİR LOKMA, BİR HIRKA YAŞADI”
Aysel Doğan’ın ablası Menşure Doğan ise, özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenleri anarak, “Aysel bir lokma, bir hırka yaşadı. Barış dediği için 10 yıl yattı. Umarım yapılan kötülüklerin ahı sorulur, asla unutulmasın. Barış geride kalanlar, özellikle yeni nesiller için mutlaka olmalı. Aysel diken üzerinde bir ömür yaşadı. Aynı dikenler üzerinde biz de yürüdük, asla yalnız bırakmadık kardeşimizi. Onunla gurur duyuyorum. Sakine ve Saime’ye çok ağladı” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından anmaya katılanlar Aysel Doğan’ın mezarına karanfiller bırakarak çerağlar uyandırdı. Buradaki anmanın ardından ziyarete katılanlar Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret etti.
PİRHA- Hakk’a yürüyen İmralı heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder için DEM Parti tarafından İstanbul’da kurulan taziyeyi, ABF, HBVAKV, PSAKD ve DAD istanbul temsilcileri taziye ziyaretinde bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Hakk’a yürüyen İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder’e ilişkin birçok kentte kurduğu taziyelere ziyaretler sürüyor.
İstanbul’da kurulan taziyeyi Alevi kurum temsilcileri ziyaret etti. Sırrı Süreyya Önder’in ailesi, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu ve milletvekillerinin karşıladığı taziye ziyaretinde konuşan ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Sırrı Süreyya Önder’in Alevi toplumu için önemli bir değer olduğunun altını çizerek, “Bıraktığı izler bizim için çok değerlidir. Toplum Sırrı Süreyya Önder’e ‘Baba İshak’ demiştir. Bu da bizim için çok önemli. Sırrı Süreyya Önder bizim için bir derviştir” dedi.
Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım Dede de, gulbang okudu.
PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın 88. yılında katledilenler için yapılan eylemde, katliamla yüzleşilmesi çağrısı yapıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İzmir Bileşenleri, Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde Karşıyaka İskele karşısında yaptığı eylemle katledilenleri andı.
Eylemde ‘Dersim İqrare Ma Wo, İqrar Xo, Xo Vira Meke’, ’37-38’i Unutma Unutturma’ pankartı açılırken sık sık “Tertela Dersim xo vira meke”, “Sırrı’ya sözümüz barış olacak”, “Dersim, Maraş, Koçgiri unutulmaz hiçbiri” sloganları atıldı.
ÇERAĞLAR UYANDIRILDI
Anma öncesinde katledilenler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkanın verdiği gülbeng ile çerağlar yakıldı.
Açıklamanın Kirmancki olan kısmını İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, Türkçesini ise Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebat Çelik okudu.
“4 MAYIS İLE DERSİM VURULMUŞTUR”
Nebat Çelik, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ile Dersim’de bir halkın tarihi ve kültürünün yok ediliş sürecinin başlatıldığına işaret ederek, “Dersim soykırımı insanlık suçlarından birini teşkil etmektedir. İttihatçı zihniyet ve hegomonya, kapitalist vahşetin bu topraklarda ki tek tipçi versiyonu ve kadim halklara karşı işlenen insanlık suçlarının failidir. Tek tip iktidar alanı inşa hedefiyle ve Hristiyan halklardan başlayarak bu toprakların birçok kadim halkı trajik biçimlerde tasfiye edilmiştir. Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde tutulan ve Dersim’in tasfiyesini esas alan raporlarda zihniyet ve pratik anlamda bir devamlılık vardır. Buna göre Dersim önce fiziki katliama uğratılacak, bu soykırım göçertme ve asimilasyonla tamamlanacaktır. Tek tip ulus inşası kapsamında sıra Müslüman Kürt kardeşe gelmiş, hak talepleri ve direnişler ezilmiş, Koçgiri direniş ve kıyımıyla başlayan Dersim’in tasfiye süreci ise kapsamlı hazırlıkların ardından 1937 ve 38 süreçlerinde İç Dersim’in vurulmasıyla sürdürülmüştür” dedi.
“DERSİM İNSANSIZLAŞTIRILMIŞ DURUMDA”
Dersim Katliamı’nın ardından kültürel asimilasyon sürecinin devreye konulduğunu dile getiren Nebat Çelik, “Sekasor örneğinden de bilindiği gibi, Yolumuzun Rehberliğini yürütmekte olan Ocak evlatları katledilerek ve Ocaklar sistemi vurularak halkımız hem toplumsal çözülüşe hem de inanç kimliğinden koparılma sürecine konulmuştur. Yasaklar ve asimilasyonu esas alan politikalar ve eğitim müfredatlarıyla halkımızın tüm birikimlerinin ifadesi anlamına gelen dilimiz de yok oluş sürecine sokulmuştur. Dersim, 16.yüzyılın başlarından beri kesintisiz ve sistematik biçimde kuşatma ve tecrit altında tutulmuş olup, toplumsal varlığımızı yok etmeye odaklı bu kuşatma ve tecrit günümüze kadar ve halen daha da derinleştirilerek sürdürülmektedir. Öyle ki asimilasyon ve göçertme politikaları tavan yapmış, sistematik bir şiddet sarmalıyla Dersim adeta insansızlaştırılmış durumdadır” ifadelerini kullandı.
YÜZLEŞME ÇAĞRISI
Nebat Çelik, Bakanlar Kurulunun 88’inci yıldönümünde, Dersimde katledilen yurttaşları andığını ve yaşatılan vahşetle yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu toprakların kadim halklarından biriyiz, saygı ve kabul görmek istiyoruz. Ve dünyada ki benzer örnekleri üzerinden tarihle yüzleşme çağrısında bulunuyor, diyoruz ki: Seyit Rıza ve idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerleri açıklanmalı, cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olunmamalıdır. Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir” diye belirtti.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Sırrı Süreyya Önder için yayımladığı taziye mesajında, “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için daha fazla çalışmak, ona verilecek en büyük söz olacaktır” dedi.
Meclis Başkanvekili ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, saat 16.10’da tedavi gördüğü hastanede “organ yetmezliği” nedeniyle yaşamını yitirdi. Önder 18 gündür yoğun bakımda tedavi görüyordu.
Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Sırrı Süreyya Önder için yazılı yaptığı açıklamada, Önder’in demokrasi mücadelesinde Alevilerde dahil olmak üzere herkesin derdine ortak olan ve bir barış emekçisi olarak tüm gönüllerde taht kuran büyük bir değer olduğunu belirtti.
“BARIŞ EMEKÇİSİ VE GÖNÜLLERDE TAHT KURAN BİR DEĞERDİ”
DAD Genel Merkezi’nin Sırrı Süreyya Önder için mesajı şöyle:
“18 gündür yoğun bakımda olan Sırrı Süreyya Önder’in Hakka yürüdüğünü öğrenmek bizleri derinden üzdü.
Yapacak çok şeyi vardı henüz. En önemlisi de toplumsal barışın inşasında üstlendiği rolü başarıyla tamamlamaktı. Demokrasi mücadelesinde Alevilerde dahil olmak üzere herkesin derdine ortak olan ve bir barış emekçisi olarak tüm gönüllerde taht kuran büyük bir değerdi. Hastanede geçirdiği süreç itibariyle yediden yetmişe herkesin şifa dileyen duygularına mazhar olmuş ve sanatçı ve siyasetçi kişiliğiyle herkesin kalbinde sevgi alanları yaratabilmiş bir insandı Sırrı Süreyya Önder.
“YAŞAMI VE MÜCADELESİ BİZLERE BÜYÜK SORUMLULUKLAR YÜKLEDİ”
Kuşkusuz örnek alınacak yaşamı ve mücadelesi bizlere büyük sorumluluklar yükledi. Omuzlarına yüklediği barış emekçiliği bayrağı halkların, inançların, emekçilerin, kadınların ve gençlerin önünde onurlu bir miras olarak durmakta. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için daha fazla çalışmak, ona verilecek en büyük söz olacaktır.
Ailesine, sevenlerine ve DEM Parti’ye başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyoruz. Mekanı ışık, devr-i daim olsun.”
PİRHA-Dersim’in Pertek ilçesinde Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alan bir bölgede pomza kum ocağı yapılmak istenmesine tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri, yaptığı açıklamada, “Sekasur Katliamı’nda yitirdiğimiz Axuçan ocak evlatlarını anacağımız 4 Mayıs anma programı bu yönelim karşısında daha büyük bir anlam kazanmıştır. Dersim’in Madımak’ı olarak nitelendirdiğimiz bu büyük acımız, böylesi projeler ekseninde hafızamızdan silinemeyecek” denildi.
Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor.
Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması da köylüler tarafından tepki gösteriliyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, konuya ilişkin yazılıma açıklama yaptı.
“KUM OCAĞI DOĞASINA VE İNANCINA VERECEĞİ ZARARDAN DOLAYI HALK TEPKİ GÖSTERİYOR”
Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde katliamın günümüze kadar yansıyan güncel boyutlarıyla her geçen gün birkez daha karşı karşıya kaldıklarını belşrten yazılı açıklamada, “Dersim Emek ve Demokrasi Platformu ile birlikte bu yıl yapacağımız 4 Mayıs anma programı kapsamında, Hozat Bargini mevkiinde gerçekleşen Sekasur katliamını anmak ve diri diri yakılarak katledilen 24 Axuçan evladının anısına kırk fidan dikmekte vardı. Bu kararlaşmamızdan hemen sonra Axuçan ve Üryan Xızır ocaklarının ortasında kalan bölgede yapılması projelendirilmiş olan pomza kum ocağı projesi gündeme geldi. “ÇED gerekli değildir” kararı verilen kum ocağı projesi, Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylüleri tarafından doğalarına, inançlarına, bölgenin ekonomisine ve bütünen yaşamlarına vereceği zararlardan kaynaklı haklı olarak tepkiyle karşılandı” denildi.
“DERSİMLİNİN KUTSALINDAN, İNANCINDAN, DOĞASINDAN VE KÜLTÜRÜNDEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Dersim’in ocaklar merkezi olmasıyla maneviyatı büyük olan bir yer olduğuna vurgu yapılarak şunlar dile getirildi:
“Dervişler toprağı(Hardê Dewreş) Dersim’in her bir karışı ziyaretler ve kutsal mekanlarla çevrilidir. Dersimlinin topraklarına yükledikleri bu mana iktidarlar ve sermayedarlar tarafından ancak saygıyla karşılanmak durumundadır. Dolayısıyla yapılması planlanan kum ocağı projesi amasız, fakatsız geri çekilmelidir diyoruz. Sekasur katliamında yitirdiğimiz Axuçan ocak evlatlarını anacağımız 4 Mayıs anma programı bu yönelim karşısında daha büyük bir anlam kazanmıştır. “Dersim’in Madımak’ı” olarak nitelendirdiğimiz bu büyük acımız, böylesi projeler ekseninde hafızamızdan silinemeyecek.
Çevre köylerde yaşayanlar başta olmak üzere, tüm canları 4 Mayıs günü Sekasur katliam anıtı bölgesinde saat 15:00’da yapılacak olan anmayı daha fazla sahiplenmeye ve katledilen Masum-u Pakları, Ana ve Pirlerimizi anmaya ve doğamıza, hafızamıza, ekolojimize sahip çıkmaya çağırıyoruz. Doğayı talana açan, inanç ve dil asimilasyonunu bir toplum kırım politikası dahilinde terteleden günümüze dek sürdüren yönelimler derhal son bulmalıdır. Dersimlinin kutsalından, inancından, doğasından ve kültüründen elinizi çekin.”
PİRHA – Suriye’deki Alevi katliamları ardından kadınların da kaçırılmaya başlanması endişeleri daha da arttırdı. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, kadın örgütlerinin yanı sıra Alevi kurumlarına da çağrı yaptıklarını belirterek “Ortaklaşıp, bu konuya ses olup, bu katliama karşı duruş geliştirmemiz lazım. Suriye’deki kadınları daha güçlü sahiplenmek durumundayız” diye belirtti.
Suriye’de 8 Aralık 2024’te değişen hükümetle birlikte Aleviler üzerinde katliam planları da devreye sokuldu. HTŞ’ye bağlı gruplar ve SMO, Alevilere yönelik katliamlarla birlikte tecavüz yağma ve gasp gibi eylemler de gerçekleştirdi.
IŞİD pratiği sergileyen çeteler, son zamanlarda Alevi kadınlara dönük insanlık suçları işlemekte. Kaçırılıp akıbetleri bilinmeyen kadınların yanı sıra, işkence yapılarak katledilen kadınlara dönük haberler de gelmeye devam ediyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Suriye’deki kadınlara yönelik eylemlere dikkat çekti. Doğan, “HTŞ’nin, yönetimi devralması ile başlayan süreç, ne yazık ki çok ciddi bir Alevi katliamına ve son etapta da Alevi kadınlarının kaçırılmasına evrildi. Suriye savaşından sonra ne yazık ki en savunmasız olan, kendi öz savunmasını gerçekleştirememiş ve örgütlenememiş toplum olan Aleviler, sonuçta ağır mağduriyetler yaşamak durumuyla baş başa kaldılar” diye belirtti.
“TÜRKİYE COLANİ’NİN İLK ZİYARETÇİSİ VE DESTEKÇİSİ OLDU”
DAD Eş Genel Başkanı Doğan, Alevilere yönelik katliam ve kaçırmalara dair şunları söyledi:
“Bu sürece nasıl gelindiğine baktığımız zaman aslında Türkiye’de Devlet Bahçeli’nin ‘Normalleşme ve terörsüz Türkiye’ tavrından sonra Suriye’de Colani’nin iktidarıyla karşılaştık. Ben, ikisi arasında bir bağlantı olduğunu, Türkiye’nin bu süreci çok bilinçli takip ettiğini düşünenlerdenim. Bir yandan acaba ‘Barış olanağı mümkün mü?’ derken bir yandan da Suriye’de böyle çok ağır bir şeriat rejiminin temellerinin atıldığı ve inançsal bir katliamla yüz yüze kaldığımız bir sürece evrildi. Türkiye Colani’nin ilk ziyaretçisi ve destekçisi oldu. Aynı zamanda uluslararası bir terörist olarak aranan ve başına ödül konan Coloni’nin iktidarı devralması ardından tüm dünyadan, devlet adamlarının ziyaretleri ile meşrulaştıran tavırlarıyla da baş başa kaldık.
Bu durum bize şunu düşündürüyor; Suriye sahasında çok ciddi bir DAİŞ artıkları, SMO ve HTŞ var. Yani şeriatçı akımların çok yoğun bir şekilde bulunduğu bir ortam ve bu ortamda özellikle Türki cumhuriyetlerinden gelen Tacik, Kazak, Kırgız, Uygur kökenli insanların kurduğu bir parti söz konusu ve o parti taraftarlarının, HTŞ iktidarından sonra Alevilerin olduğu bölgeye yönelip ‘Buralar bizim topraklarımız. Alevileri buradan kovacağız’ gibi ağır söylemlere tanık olmuştuk. Özellikle Esad rejiminin de Alevi olduğunu ve ‘rejim artıklarını’ temizleyecekleri söylemiyle buraya yöneldiler. Şu durum bizler tarafından çok net bir şekilde dillendirildi; Alevi inancı böyle zulüm üreten bir diktatör rejim ile özdeşleştirilemez. Bunu kabul etmek mümkün değil.
Rejim, kendisini şununla çok açık etmişti; Arap Alevi akademisyen Raşha Al-Ali kaçırıldı, uzuvları kesilerek bir ağaca asılmış şekilde bulundu. Bu durumda ‘Türkiye’deki Alevi örgütleri ne yaptı?’ dediğimizde, evet sessiz kalmadık, gerekli tepkiyi vermeye çalıştık. Bütün bu gelişmelerden bağımsız görmememiz gereken bir olay daha yaşandı; HDK’nin Kent Uzlaşısıyla terör örgütü kapsamına alınıp ve bunun da CHP ve İmamoğlu ile ilişkilendirilerek bir tutuklama, yargılama furyası ile karşı karşıya kaldık. Suçlanırken bir örgütten bahsedilmiyor, Kürt kimliği üzerinden bir özdeşleştirme durumu söz konusu. Bunlar küçümsenecek, göz ardı edilecek konular değil. Bunlar önümüzdeki günlerde ne ile karşılaşacağımızı ortaya koyuyor. ‘Kürt isen seçilemezsin Alevi isen ölümü hak ediyorsun’ şeklinde yorumlamalarla karşı karşıyayız.”
“TAVIR ALMANIN GEREKLİ OLDUĞU BİR DÖNEMDEYİZ”
Kadriye Doğan, Suriye’deki Alevi kadınlarının kaçırılmasına tepki göstermek gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Türkiye’de bir yandan ‘Barış’ derken bir yandan da toplumu ötekileştiren, artık ikiye değil, paramparça eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Onun için önümüzdeki süreci çok iyi gözlemleyerek adım atmamız gerekiyor. Suriye’de Alevi kadınların kaçırılmasına sessiz kalmamak lazım. Tüm Alevi örgütleri bu anlamıyla evet mücadele ediyor, ses veriyor. Biz de Demokratik Alevi Kadın Meclisi de bu sessizliğe, özellikle son dönemdeki gelişmelerin gölgesinde kalan Alevi kadınlarının kaçırılması olayına ‘Sessiz Çığlık’ diye bir çağrı yaptık. Bu anlamıyla örgütlenip bir araya gelip bu duruma tepki verebilecek bir platform oluşturmak ve ses olmak için bir gayretimiz de var. Durmayacağız, hem kadın örgütleri hem de Alevi kurumlarına çağrımız var, onlarla ortaklaşıp önümüzdeki günlerde bu konuya ses olup bu katliama, Türkiye-Suriye yönetimleri paralelinde gelişen bu sürece bir karşı duruş geliştirmemiz lazım.
Genel anlamda da Alevi toplumunun kendilerini ne beklediğini gören bir yerde gündemdeki demokratik gelişmeleri ve ortaya çıkan itiraz noktasında, kendimizi nerede bulunmamız gerektiği noktasında tutum geliştirmemiz gerekiyor. Tabii ki tavrımız ve yerimiz demokrasi arayışı. Barışta, demokratik toplumun oluşmasında üzerimize düşeni yapan yerde olmamız gerekiyor. Bu anlamıyla tüm Alevi kamuoyu, hassasiyetini yüksek düzeyde tutup Suriye’deki gelişmelere de cevap olmak babında bir tavır geliştirmek zorunda olduğumuz bir süreci yaşadığımızın bilinciyle hareket edip mücadeleyi yükseltmek, demokrasiden, özgürlüklerden, adaletten yana tavır almanın gerekli olduğu bir dönemdeyiz.”
“DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEK DURUMUNDAYIZ”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, son söz olarak “Mücadele” vurgusu yapıp “Biz Alevi kadınlarının, Şengal’deki Ezidi kadınların köle pazarlarında satıldığı dönemin onlar üzerinde de denenmesini, icraata geçmesine izin vermemek adına daha güçlü sahiplenmek durumundayız. Mücadeleyi yükseltelim, birbirimize güç olalım. Mücadeleden başka bir seçeneğimizin olmadığı bilinciyle demokratik mücadeleyi yükseltelim” diye konuştu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri, Kirmanckî anadil atölyesi öğrencileri olan çocuklarla birlikte Aleviler için kutsal olan Kara Çarşamba (Çarseme Şiya) nedeniyle Gola Çeto Ziyaretgâhı’na giderek çerağ uyandırdı.
Dersim’de Alevilerin inanışına göre “Xızır Ayı” olarak da bilinen Şubat ayından sonra Mart ayının ilk üç çarşambası “Kara Çarşamba” olarak kabul edilir. Yüzyıllardır devam eden bir gelenek olan “Kara Çarşamba” aynı zamanda baharın başlangıcı sayılıyor. Evlerde ve kutsal mekanlarda çıralar yakılır, kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılır. Dersimliler bu ritüellerle yılın iyi geçmesini ve kötülüklerin defedilmesini diler.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Pülümür ile Munzur Çayı’nın birleştiği yer olan ve Dersim’de kutsal kabul edilen Gola Çeto Ziyaretgâhı’nda, Kara Çarşamba (Çarseme Şiya) nedeniyle Kirmanckî anadil atölyesi öğrencileri olan çocuklarla birlikte çerağ uyandırdı. Çocuklar, uyandırdıkları çerağlarla barışa dair dileklerde bulundu.
“YAKACAĞIMIZ ÇERAĞLAR ÜLKEYE BARIŞ GETİRSİN”
DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Kara Çarşamba’nın yer ile göğün birbiriyle ikrarlaştığı bir gün olduğunu belirterek “Masumu pakların yakacağı çerağlar ışık olsun, ülkenin yaşadığı bu kaos dolu günlerde barış getirsin. Kötülükler uzak gitsin çocuklarımızdan, savaşlar dursun” dedi.
PİRHA-DAD Malatya’da Muhabbet Cemi yürüttü. Cemde konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Alevi inancını kendi özüyle buluşturmak için Demokratik Alevi Dernekleri’nin kurulduğunu belirterek, “Gücümüz yettiğince bu inancın inceliklerini bizden öncekilerden alıp geleceğe aktarmak, inceliklerini yaşamak ve yaşatmak” olduğunu söyledi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi yeni kurdukları derneğin ardından Malatya’da Muhabbet Cemi yürüttü. Malatya’nın Paşaköşkü Mahallesi’nde yapılan cem erkanını Şex Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, Ağuçan Ocağı evlatlarından Abidin Güzel, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkez yöneticisi Fethiye Yıldırım Ana yürüttü.
İMER: BU YOL HAKİKAT UĞRUNA DAR AĞAÇLARINDA SERİNİ VERMEKTEN ÇEKİNMEYENLERİN YOLU
Açılış konuşmasını yapan DAD Malatya Şubesi Eş Başkanı Gökan İmer, “Her türlü zulüm, her türlü asimilasyon yönelimlerine karşı ‘Ben dönmezem yolumdan’ diyenlerin sürdürdüğü bir yol. Bu yol Hakk ve hakikat uğruna dar ağaçlarında serini vermekten çekinmeyenlerin yolu. Bu yol yalanlar ve hileler yönünden diz çökmemeyi ikrardan sayanların revan olduğu bir yol. Biz bu yola ikrar verip sizlerle birlikte inancımızı, kültürümüzü yaşamaya denk alıp yürüyoruz” dedi.
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan Alevilerin cumhuriyet döneminde yaşamış olduğu baskılara değindi. Doğan, Alevi inancının cumhuriyet kuruluşunda yasaklandığını ve insanların inancını gizli bir şekilde yürüttüğünü ifade ederek şu açıklamayı yaptı:
“Demokratik Alevi Dernekleri neden var? Neden ihtiyaç duyuldu dersek eğer bunun iki sebebi var. Alevi inancı uzun zamandır hem Türkiye coğrafyasında asimilasyon kıskacında olan bir inançtır. Derdimiz asimilasyon kıskacında Alevi inancın kendi özüyle nasıl buluşturabiliriz, geleceğe nasıl taşıyabiliriz. Gücümüz yettiğince bu inancın inceliklerini bizden öncekilerden alıp geleceğe aktarmak, inceliklerini yaşamak ve yaşatmak. İkincisi; Alevi inancı uzun zamandır Türkiye’nin kuruluşuyla birlikte inanç yasaklandı. Pirlik makamı, mürşitlik makamı… Bunlarının hepsinin yasaklandığı gibi Alevi inancına da el konuldu. Cem erkanlarımızı gizli yapmak zorunda kaldık ama günümüze geldiğimizde biz artık göğsümüzü gere gere biz Alevi diyebiliyoruz.”
“MALATYA’DA İKİ TANE CEMEVİ OLMASINA RAĞMEN CEMEVLERİNDE İNANCIMIZI YAPAMIYORUZ”
Malatya’da cemevi olduğu halde başka bir alanda inancı yürütmek zorunda bırakıldıklarına değinen Doğan, “Malatya’da iki tane cemevi olmasına rağmen neden cemevlerimizde ibadetimizi yapmıyoruz dediğimde hem alan küçük hem de bize vermek istemediler. Bu benimi içimi acıtan bir olay oldu. Biz Aleviyiz, süreğimiz ne olursa olsun yol bir sürek bin bir diyoruz. Süreğimiz ne olursa olsun kapımız, gönlümüz birbirimize açık olmalı, birlik ve dirlik olmasını bilmeyiz” şeklinde konuştu.
Doğan, Alevi-Bektaşi ve Kültür Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler üzerinde uygulamak istediği politikalarla ilgili olarak, “Uzun yıllardır Alevi asimilasyonunu da deneyimledik. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı açıldı. Biz onlara “Bizim inancımıza atanmış bir kayyım” dedik. Bütün Aleviler de Alevi kurumlarda Cemevi Başkanlığı’nı ret etti” ifadesinde bulundu.
12 hizmet erkanı görüldüğü cemde, çerağlar uyandırıldı ve zakir Ali Çelik ve Melek Ruşen’in okuduğu deyişlerle semahlar dönüldü.
Ardından Dede Zeynel Kete’nin lokma gülbenginin ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA-Ana Fatma Cemevi’nde yapılan açıklama ile Suriye’deki Alevilere dönük katliam kınandı. Açıklamada, “Katliamlarına sessiz kalan, ana akım, yandaş medya ve kalemşorlarıyla destekleyen bu zihniyeti kınıyoruz, lanetliyoruz” denildi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti), Din Alimleri Platformu ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK), DAD Ana Fatma Şubesi/Cemevi’nde Suriye’de yaşanan Alevi katliamını protesto etti.
Açıklamayı kurumlar adına DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Melahat Teke okudu.
“HERHANGİ BİR MİLLİYETÇİLİK ALEVİLİKTE YAN YANA GETİRİLEMEZ”
HTŞ’in, Alevilere yönelik katliamlarına devam etmekte olduğunun altını çizen Melahat Teke, şunları söyledi:
“HTŞ iktidara geldiği günden bu yana Alevileri hedef almakta ve Alevi yerleşim yerlerinde infazlar, tecavüzler, gasplar ve toplu katliamlar yapmaktadır. Son birkaç gündür, Lazkiye, Humus ve Tartus bölgelerinden gelen görüntüler kan donduran cinstendir. HTŞ şemsiyesi altında toplanan cihadist örgütler, Esad diktatörlüğüne karşı biriktirdikleri öfke ve kini, tarihsel Alevi düşmanlıkları ile birleştirmekte ve toplu Alevi katliamları yapmaktadır. Şunu herkes çok iyi bilmeli ki Esad ve temsil ettiği rejim, milliyetçilik esaslı bir iktidar ideolojisi ile şekillenmiş BAAS Partisinin kurduğu rejimdir. Herhangi bir diktatörlük, herhangi bir milliyetçilik Alevilikle yanyana getirilemez! Suriye halklarının ağır bedeller ödeyerek uzun süredir yaşadığı savaş sürecinin, milliyetçilik ve dincilik politikaları ile son bulmayacağını her defasında acı bir şekilde gördük.”
“KATLİAMLARINA SESSİZ KALAN ZİHNİYETİ KINIYORUZ”
Suriye’nin özgür ve demokratik geleceğinin ancak Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin, Arapların, Hristiyan ve diğer halkların ortak yaşam alanlarını büyütmesi ile olacağını belirten Tekin, “Zihniyeti ve pratiği bilinmesine rağmen HTŞ’yi destekleyen, meşrulaştıran güçlerin bu katliam karşısında sessiz kalmaları, güçlü bir tepki göstermemeleri kabul edilemez bir durumdur. Ve katliamlara ortak olma halidir. Çeteleri devlet olarak gören. Katliamlarına sessiz kalan, ana akım, yandaş medya ve kalemşorlarıyla destekleyen bu zihniyeti kınıyoruz lanetliyoruz” dedi.
“KAMUOYU OLUŞTURUP KATLİAMA DUR DİYELİM”
Tüm insanlığa seslenen Melahat Teke, “Dünya üzerinde bir kamuoyu oluşturup katliama dur diyelim. Sadece alevilerin değil. Suriye’de baskı, zulüm gören tüm canlarımızın Hızır olalım. Zaman sahipsiz mekan rızası mazlum çaresiz değildir” diye konuştu.
“ARAP ALEVİLERİNE YAPILANLAR KABUL EDİLEMEZ”
DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı hakların bu zulmü kabul etmemesi gerektiğini belirterek, “İslam bir barış diniyken Suriye’den yansıyan görüntüler can acıtı. Arap Alevilere yapılanlari hiç kimse kabul etmiyor. Toplumsal olarak ne yapmak istediklerini biliyoruz. Suriye’de yaşayan bütün halkların, inançların demokratik bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Vicdanı olan herkesin ses çıkarması gerekiyor. Alevi kıyımı kınıyoruz. Bu insanlık dışı uygulamayi kabul etmiyoruz. Arap Alevilerine yapılanlar kabul edilemez. Bir an önce bu katliama dur dememiz gerekiyor” dedi.
“Suriye’de katliamlar oluyor. Suriye’deki bazı inanç önderleri tarafından camilerden Alevi katliamı için fetvalar veriyorlar. Suriye’de bir an önce barışın tahsis edilmesi için elimizden geleni yapmaya hazırız.”
“BARIŞ ÇOK ÖNEMLİ”
Ana Hatice Erdem ise Alevilerin her dönem katledildiğinin altını çizerek, “Aleviler incinsen de incitme diyerek her şeye çok değer verirler. Dünya haklarına sesleniyorum; barış çok önemlidir. Canlarımıza kıymayalım el ele verelim” diye konuştu.
“İNSANIN DİNİ, IRKI, MEZHEBİ SORULMAZ”
Din Alimi Mele Zeki Korkmaz, dinde zorbalığın olmadığını belirterek, “Bir insan dini için, kadının kafası açıldı diye dövülmez. Dinde zorbalık yoktur, nasihat vardır. İnsanın dini, ırkı, mezhebi sorulmaz” ifadelerini kullandı.
Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nilgün Karababa, “Katliamlardan yorulduk ama biz direnmeyi de biliriz. Alevi katliamını kınıyorum. Biz artık katliamların ardından yas tutmak istemiyoruz” dedi.
PİRHA- DAD, Suriye’deki Alevi katliamına dair açıklama yaparak, “Suriye’nin özgür ve demokratik geleceği için Türkiye demokratik kamuoyunun, Alevi toplumunun ve dünya insanlığının yapabileceği çok şey var. “Birbirimizin Xızırı olma” ilkesinin ertelenmeyecek derecede ihtiyaç olduğu bir süreçteyiz. Yönümüz Suriye’de ki canlarımızla dayanışmaya dönük olmalı, herkes bulunduğu yerden ses çıkarmalı ve katliamlara seyirci kalınmamalıdır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) yaptığı açıklamanın tamamı şu şekilde:
“Suriye’de Esad diktatörlüğünün uluslararası bir konsept dahilinde çöküşüyle beraber küresel güçlerin el birliğiyle iktidara taşınan HTŞ, Alevilere yönelik katliamlarına devam etmekte. HTŞ iktidara geldiği günden bu yana Alevileri hedef almakta ve Alevi yerleşim yerlerinde infazlar, tecavüzler ve gasplar gibi birçok eylemde bulunmaktadır. Son birkaç gündür katliam furyası ciddi boyutlara ulaştı. Lazkiye, Humus ve Tartus bölgelerinden gelen görüntüler ve bilgiler kan donduran cinsten. HTŞ şemsiyesi altında toplanan cihadist örgütler, Esad diktatörlüğüne karşı biriktirdikleri öfke ve kini, tarihsel Alevi düşmanlıkları ile birleştirmekte ve toplu Alevi katliamları yapmaktadır.
Şunu herkes çok iyi bilmeli ki Esad ve temsil ettiği rejim, milliyetçilik esaslı bir iktidar ideolojisi ile şekillenen BAAS Partisinin kurduğu bir rejimdir. Ne herhangi bir diktatörlük, ne de herhangi bir milliyetçilik Alevilikle yanyana getirilemez! Dolayısıyla katliamlara gerekçe yaratmak isteyen tekfirci, selefi aklın bu çabaları beyhudedir. Bu akıl tarih huzurunda Alevilere karşı sürekli suç mahalindedir!
Suriye halklarının ağır bedeller ödeyerek uzun süredir yaşadığı savaş sürecinin, milliyetçilik ve dincilik politikaları ile son bulmayacağı her defasında acı bir şekilde deneyimleniyor. Suriye’nin özgür ve demokratik geleceği ancak Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin, Arapların, Hristiyan halkların ve diğer ötekileştirilenlerin ortak yaşam paydalarını büyüterek yaşam bulabilir.
Suriye’nin özgür ve demokratik geleceği için Türkiye demokratik kamuoyunun, Alevi toplumunun ve dünya insanlığının yapabileceği çok şey var. “Birbirimizin Xızırı olma” ilkesinin ertelenmeyecek derecede ihtiyaç olduğu bir süreçteyiz. Yönümüz Suriye’de ki canlarımızla dayanışmaya dönük olmalı, herkes bulunduğu yerden ses çıkarmalı ve katliamlara seyirci kalınmamalıdır.
Başta Türkiye olmak üzere, Birleşmiş Milletler(BM) ve tüm küresel-bölgesel güçler bir an önce HTŞ üzerindeki etkilerini kullanmalı ve halkların ve inançların yaşamlarını güvenceye alacak şekilde katliamları durdurmak adına adım atmalıdır! Bu kaçınılmaz insani ve vicdani görevdir! Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Kadın Meclisi, 8 Mart etkinliği düzenledi. İnteraktif konuşmalarla güncel konular hakkında görüşlerini paylaşan kadınlar, şiir ve ezgiler de seslendirerek 8 Mart’ı karşıladı.
DAD İstanbul Kadın Meclisi, 8 Mart öncesinde kadınlarla bir araya geldi. Koçgiri Kültür Derneği’nde yapılan etkinliğin açılış konuşmasını DAD Genel Sekreteri Sevim Kılıç yaptı. Kılıç, “Böyle bir günde beraber olduğumuz için çok mutluyuz. İnancımızı yaşamak ve dile getirmek için, yarınlarımızı konuşmak için bugün bir araya geldik” diyerek katlımcıları selamladı.
“TOPLUM HAKİKATİYLE TANIŞACAK”
DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, programın açılış konuşmasını yaparak 8 Mart ve müzakere sürecinin önemine değindi. Doğan, konuşmasında şunları söyledi:
“İyi ki birlikteyiz ve 8 Mart’ı karşılayacağız. Önemli bir süreçten geçiyoruz. Yol’un sahibi kadındır. Bugün 8 Mart ile Yol’umuzun örtüşen yerinde hem 8 Mart’ı karşılayacağız hem de süreci konuşacağız. Artık gündemimiz barış. Gittiğim yerlerde de hakikatçi pirlerle buluşuyoruz. Onlardan aldığımız feyz ile yolumuzu sürdürüyoruz.
Yakın zamanda Dersim’de Derweş Germ Ocağına çıktık. 110 yaşında olup halen ocağa bakan pirinizle karşılaştık. Gündemimiz barış. Biz Alevilerin de bir derdi var. Aleviliği nasıl kabul ettireceğiz, nasıl yaşatacağız? Dedim ki ‘Pirim, hem barış hem Aleviliği nasıl yaşatacağız?’
Karşılığı çok özgündü. ‘Zordur. Çünkü sevmek ve Hakk’ı hakkaniyeti bilmek gerekir.’ diye özetledi.
Yine bir hakikatçi pirimizle buluşmamızda, ‘Nasıl yapalım?’ diye sorduğumda ‘Avucumuz, ellerimiz özümüzün aynasıdır. Zihin algılar, yürek eyler, eller de yapar. Eğer temiz ve pürü pak ise gelecek de aydınlıktır. Evet günümüzde çok kirlendik, deforme olduk. Zordur ancak hakikat kendini dayatır. Toplum, bir gün kendi hakikatiyle buluşur’ demişti.
Yine Adıyaman’da bir başka pirimiz, ‘Korkmayın. Yol, hakikattir, hakikat de bir gün kendini inşa eder, yolunu bulur’ demişti.
Alevi inancında eğer pirlerimiz böyle yaklaşıyorsa biz de ‘Evet, hakikat kendini dayatacak. Toplum hakikatiyle tanışacak’ diyoruz.
Şimdi bir süreç yaşıyoruz. Barış süreciyle ilgili söz kurmayı gerekli görüyorum. Barışın asıl unsuru kadınlar olacaktır. Alevi inancında kadına bakış der ki ‘Yol’un sahibi anadır’. Bugüne yansıması ‘Jin, jîyan, azadî’ şeklindedir.
Barış sürecine dair konuşacak olursak, Kürt sorununun varlığı artık evrensel olarak kendini var etti. Geride demokratik zeminde bunu yasal statüye kavuşturmak kaldı. Biz barışın inşası için sorumluluk alacağız. Artık bu görevi alma dönemidir. Bu dönem çok kıymetlidir. Demokratik zeminde çözülemeyecek bir sorun değildir bu. Tabi bu süreçte biz Alevilerin de talepleri var. Eşit yurttaşlık talebimiz karşılık bulsun. Aleviler de bu sürece ciddi katkı sunmalı, sorumluluk almakta bir beis görmemeli. Barış adımlarının özellikle biz kadınlardan geleceğini biliyoruz. Barış ile demokratik inşa ile kalın.”
“BİRBİRİMİZİ GELİŞTİRDİKÇE TOPLUM DA GELİŞECEKTİR”
Eğitimci Tülin Kocamış ise, konuşmasında kadınların, toplumsal yaşamın her alanında var olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kadınlar güçlü olduğu zaman dünya da güzelleşir. Ancak kadınları, erkeklere de anlatmak gerekir. Eğitim, bilim, sanat ve sporda kadınlar var olmaya devam edecek. Her birimiz, annelik vasfı da görüyoruz. Çocukla en çok anne, haşır neşir oluyor. Anne, çocuğun ne söylediğini her zaman anlama çabasındadır. Bunun çok değerli bir durum olduğunu biliyoruz. Sonuçta aile, kadının elinden geçiyor. Diğer yandan şiddet vakaları devam ediyor. Şiddetin önüne geçebilmemiz için önce aileden başlayıp, bunu anlatacağız. Biz birbirimizi geliştirdikçe toplum da gelişecektir.”
“KADIN ÖZGÜRLEŞİRSE TOPLUM DA ÖZGÜRLEŞİR”
DEM Parti Ataşehir İlçe Eş Başkanı Deniz Topçu da etkinlikte konuşma yaptı. Bütün kadınların 8 Mart gününü kutlayarak sözlerine başlayan Topçu, şunları dile getirdi:
“Keşke çocukluğumuzda Alevi inancının güzelliği ile tanışabilseydik. Malesef sistem, toplumun renklerini yok ediyor. Aslında kadının dili, dini, ırkı yok. Hepimizin sorunları ortada ve ortak. Bu yüzyıl, kadını özgürleştirmenin yüzyılı olacak. Bizler de bu inşanın başlangıcındayız. Bakın devlet tamamen erkek. İstanbul Sözleşmesi dahi kadınlara çok görülüp geri çekildi. Kadınlar her gün öldürülüyor, ciddi bir şiddet sarmalındayız. Alevi inancı gibi düşünceler yayıldıkça bu şiddet sarmalı da yok olacaktır. Devasa kadın örgütleri oluşmaya başladı, bunları daha da genişletmek gerekir. Şimdi yeni bir yüzyıla giriyoruz. Sayın Öcalan, çağrısını yaptı, çok değerliydi. Savaşlarda en çok etkilenen kadınlardır. Kadınlar, savaşlarda ciddi travmalar yaşıyor. Bugün bir ekonomik sorun varsa bunun da sebebi savaşlardır. Onun için barış adına yapılan çağrıya sahip çıkmalıyız. Kadın özgürleşirse toplum da özgürleşir.”
Etkinliğin sonraki bölümünde kadınlar, sürece dair düşüncelerini paylaştı. Program dahilinde Besime Turan da kadın temalı şiir okudu. Etkinlik, Zakir Umut Can ile Helin Erenler’in Kürtçe Türkçe okuduğu ezgiler ile sona erdi.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin dernek binasında açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Demokratik Alevi Dernekleri olarak, barış ve demokratikleşme sürecine tam destek veriyoruz. Barış sürecinin inşasında Alevi halkları olarak daha çok çabanın ve daha çok gayretin sarf edilmesi gereklidir” denildi.
Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak hukuki bir zeminde çözülmesine dair PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı gündemdeki yerini koruyor. İktidardan muhalefete, sivil toplum örgütlerinden gazeteci, akademisyen ve sanatçılara kadar birçok kesimin destek verdiği çağrı kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin dernek binasında açıklama yaptı. Açıklamayı DAD Yöneticisi Emir Ali Genç okudu.
Açıklama öncesinde Şeyh Delil Berhican Ocağı evladı Fırat Gezici’nin okuduğu gülbeng ile çerağ uyandırıldı.
“ABDULLAH ÖCALAN’IN ÇAĞRISI SON DERECE OLUMLUDUR”
Alevi Yolu’nun barış yolu olduğunu belirten Emir Ali Genç, “Adı konulmamış olsa da kapsamlı ve onurlu bir barış sürecine evrilmesini arzuladığımız bir süreç başlatılmış, devlet cenahı ve Kürt hareketi, Kürt meselesini demokratikleşme ve demokratik toplum inşası temelinde çözme yönünde irade beyan edip bazı adımlar atmışlardır. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte silah bırakma ve kendini fes etme çağrısı, çatışmaların sona erdirilmesi, demokratik uzlaşının temel yöntem olarak kabul edilmesi, zaman ve mekanın ruhunun bunu gerektirdiğini dillendirilmesi, bir Alevi kurumu olarak bizce de son derece olumlu bir çağrıdır. Demokratik toplum söylemi ve bunun için demokratik mücadele anlayışının esas alınması, konuyla ilgili düzenlemelerin bir an önce yapılıp yol açılması inancımızın da temel ilkesi olan” farklılıklarla ikrar ve rızalı yaşam” ilkesini çağrıştırmaktadır. Rızalaşma ve demokratikleşme üzerinden yürütülmesi öngörülen bu süreci sahiplenip geliştirmek, toplumsal uzlaşı ve barışımızı inşa etmek tüm halklarımızın ve toplumsal kesimlerin görevidir” dedi.
“BARIŞ SÜRECİNE TAM DESTEK VERİYORUZ”
Demokratik Alevi Dernekleri olarak, barış ve demokratikleşme sürecine tam destek verdiklerini vurgulayan Genç, “Tüm Alevileri ve Alevi kurumlarını da bu sürecin öznesi olarak görmekteyiz. Tüm Alevi sürek ve kurumlarına, STÖ’lere, siyasal partilere, başta kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimlere, toplumsal barış ve demokratikleşme sürecinde aktif rol alma çağrısında bulunuyoruz. Demokratik bir siyasetin yaşam oranı bulması için demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Sistem arayışında asıl olan demokratik sistemdir. Bu mana ile demokratik örgütlenme önündeki engellilerin bir an önce kaldırılması, konu ile ilgili mevcut iktidarın somut adımlar atması toplumun bir araya gelmesi ve umut tazelemesine yol açacaktır. Alevi kurumları, sürekleri, kanaat önderleri, ocak evlatları, pirleri, anaları, aydınları barışın inşa edilmesinde önemli rol oynayabilirler. Barış sürecinin inşasında Alevi halkları olarak daha çok çabanın ve daha çok gayretin sarf edilmesi gereklidir. Sürece fiili olarak katılarak cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyasetin öznesi olma gibi bir tarihsel sorumlulugu almaları inançlarının da gereğidir. Alevi toplumunun tarihsel yaşanmışlıkları, inanç kimlikleri, mücadele pratikleri bu sürece katkı sunacak hakikati kendi içinde barındırıyor” diye konuştu.
“ALEVİLER HER ZAMAN BARIŞIN YANINDA OLMUŞLARDIR”
Yüzyıllardır Türkiye’de en büyük acıları Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığını belirten PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya ise, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Barışı tesis etmek savaştan daha zordur. Bütün kesimler kardeşçe yaşamalıdır. Barışın tarafı olunması lazım, barışı savunmak gerekiyor ama barışın şartlarının da oluşması gerekiyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ cezaevindeyken Sivas Katliamı’nın sanıkları tahliye edildiler ve şu anda aramızdalar. Aleviler her zaman barışın yanında olmuşlardır, barışı savunmuşlardır ve bundan sonra da barışı savunmaya devam edeceğiz.”