Etiket: DAD

  • DAD, cami yapılmak istenen Hakis köyünü ziyaret etti!-VİDEO

    DAD, cami yapılmak istenen Hakis köyünü ziyaret etti!-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, cami yapılmak istenen Dersim’in Nazımiye ilçesinin Hakis köyünü ziyaret etti. Yaşananlara tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Alevi köyünde cami yaparak Alevilere o inancı dayatmak hiç kimsenin haddine değildir. DAD olarak bu davayı sonuna kadar takip edeceğiz” dedi.

    Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyünde, İlçe Müftülüğü’nün köylülere ait tapulu araziye cami inşa etme girişimi, bölge sakinlerinin tepkisini çekmiş; cami yerine su, yol ve sağlık ocağı talep eden köylüler dava açmıştı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, cami yapılmak istenen Dersim’in Nazımiye ilçesinin Hakis köyünü ziyaret etti.

    “CAMİ YERİNE CEMEVİ VE KİLİSE OLSUN”

    Cami yapılmak istenen yerin 1930’lu yıllarda 300 haneye değirmen olarak hizmet verdiğini belirten Hakis köylülerinden Mine Sarıçiçek, “Köyümüzün %99’u Alevidir, diğer kısmı da Ermenilerdir. Alevi olduğumuz için bize bir dayatmada bulunuyorlar. Bunu kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    “DAVAYI SONUNA KADAR TAKİP EDECEĞİZ”

    Hakis köyünde yaşananlar ile Dersim’de soykırımın fiziksel olmasa da kültürel ve inançsal olarak devam ettiğine tanıklık ettiklerini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Değirmene el koyarak cami yapılmak isteniyor. Burada inançlar arası bir dayatmayı görüyoruz. Hiç kimsenin haddine değildir Alevi köyünde cami yaparak Alevilere o inancı dayatmak. Demokratik Alevi Dernekleri olarak bu davayı sonuna kadar takip edeceğiz” dedi.

    “MEKÂNSIZ BIRAKMA ANLAYIŞI DEVAM EDİYOR”

    Dersim Katliamı öncesinde başlanan mekânsız ve tarihsiz bırakma anlayışının halen devam ettiğini vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Söz konusu devletin ötekileri olunca devlette devamlılık esastır mantığı halen fiili olarak hizmet görüyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Cami değil su istiyoruz: Dersim’in Hakis köyünde özel mülkiyete cami dayatması -VİDEO
    -İzmir Dersim Derneği’nden tepki: Hakis’te cami açmak kültürel gaspın adıdır!

  • Unutulan dillerin duası: DAD, Kürtçe ibadet için yola çıktı-VİDEO

    Unutulan dillerin duası: DAD, Kürtçe ibadet için yola çıktı-VİDEO

    PİRHA – DAD yönetimi, Kürt dil mücadelesi için strateji ve politikalar çalıştayı’nda alınan karar doğrultusunda “anadilde ibadet” yürütme önerisini gündemine aldı. Dernek yöneticilerinden İmam Şenol, “Anadilde eğitimin olmadığı yerde Kürtçe’nin yaşatılması mümkün değildirdiyerek devletin adım atması gerektiğini vurguladı. Şenol, “Anadilde cem yürütülmesi çok önemlidir. Bunu mutlaka yapacağız” sözlerini de ekledi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasıyla beraber ana dil sorunu da gündemin başat talepleri arasına girdi. Kürt sorununun çözümünün, dil üzerindeki yasaklamaların kaldırılmasıyla başlayacağına işaret edilirken, birçok kentte de bu taleple eylemler yapıldı.

    Barış süreciyle birlikte Kürtçe üzerinde çalışmalar yürüten kurumlar da harekete geçti.

    15 Ekim’de Van’da bir araya gelen Kürt dil kurumları, “Kürt dil mücadelesi için strateji ve politikalar çalıştayı” yaptı. İki gün süren çalıştayın sonuç bildirgesinde inanç alanı olarak cemevlerinin de Kürtçenin korunması için önemli bir mücadele alanı olduğu vurgulandı. Bildirgede ayrıca inanç kurumlarına yönelik “Kürt düşmanı politikalara karşı durulacak, aynı zamanda tüm inanç topluluklarında Kürtçe çalışmaları yürütülecek” kararı da alındı.

    Van’da yapılan çalıştayda Demokratik Alevi Derneği de yer aldı. Derneğin yöneticilerinden İmam Şenol, çalıştaydaki tek Alevi kurumu olduklarını da belirtti.

    “KÜRTÇE’NİN YAŞATILMASI İÇİN ANADİLDE EĞİTİM ŞART!”

    İmam Şenol, Demokratik Alevi Derneği olarak anadil konusunda büyük hassasiyet taşıdıklarını vurguladı. Şenol, anadil konusunun, “devlet nezdinde sorun haline getirildiğini” söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “21. yüzyılda halen ‘Kürtçe serbest olacak mı olmayacak mı?’ tartışmaları var. Tabii Kürt hareketinin, dil üzerinde belli bir çabası var. Çünkü anadil çok önemli bir alan. Kurumların kendi başına güç geliştirip sorunu aşması da mümkün değil. Artık bu süreçle birlikte birşeyler yapılmalı. Var olan sürecin sağlıklı yürümesi için bu anlamda adım atılmalı. Anadilde eğitimin olmadığı yerde Kürtçe’nin yaşatılması mümkün değildir.

    Halk, kendi arasında, aileler evlerinde çocuklarıyla Kürtçe konuşuyor ama ana dilde eğitim olmayınca o dil yaşayamıyor. Anneler çocuklarıyla Kürtçe konuşuyor ancak çocuk okula gittikten sonra anne de Türkçe konuşmaya başlıyor! Kurumların bireysel çabası var ancak bir dilin yaşatılması sivil toplum örgütlerinin karşılayabileceği bir konu değildir. Dil sıradan bir mesele değil.

    Biz Alevi Kürtler, bu noktada hem dil hem inanç olarak tanınmayan bir toplumuz. Mücadelemiz de bu iki başlık üzerinde sürüyor. Son süreçte dil üzerinde belli çalışmalar varken bir yerde de karşıt görüşler yaratmak için bir takım Alevi sanatçılarda da söylemler gelişti. İşte ‘Kürt Aleviler Kürtçe konuşabilirler ama ibadetini Türkçe yapıyorlar’…

    Bu doğru değil. 100 yıllık yasağın görülmesi gerekir. Tamam Türkmen ozanların, şairlerin, deyişleri okunmuştur, doğrudur. Ama sanki hiçbir yasak ve asimilasyon olmamış gibi, Kürt Alevilerinin çok rahat bir ortamda yaşadığı bir süreçmiş gibi değerlendiriyorlar. Ama birileri bu konuyu kaşıyor. ‘Aleviler Türkmen’dir. Kürtler Alevi değildir. İnanç dili Türkçedir’ demesi kimseye bir yarar sağlamaz.

    Var olan inkar ve imha, 100 yıllık süreci aşmıştır. Bu noktada artık dillerin ve inançların 21. yüzyılda tartışılması Türkiye gibi bir yerde ki normaldir ancak anormal bir durumdur da. Toplum bunu kabul etmez. Her toplumun dili ve inancı noktasında özgürce yaşamasının önü açılmalıdır.”

    “MUTLAKA YAPACAĞIZ!”

    İmam Şenol, Demokratik Alevi Derneği (DAD) olarak bundan sonraki süreçte Kürtçe’nin konuşulması için daha çok hassasiyet göstereceklerini söyleyerek şunları aktardı:

    “DAD’ın, cenaze erkanlarını Kürtçe yürütmek için müsahip kurumlara da belirttiği bir önerisi var. Hangi inançtan olursa olsun kişinin kendi ana dilinde erkan yürütülmesi gerekiyor. Biz bu noktada yetersiz kalıyoruz ama çabamız var. Öyle bir asimilasyon olmuş ki insanların kendi ana dilinde ibadet etme sıkıntısı da oluşmuş. Ancak Kürtçe, cemevlerinde kimsenin bilmediği bir dil değildir. Arapçayı dinliyorsun, bir sorun yok! Ama ana dilde; Kurmancî-Kırmanckî olduğunda ‘Bu dil anlaşılmıyor. Niye konuşuyorsunuz?’ denilecek hal yok. Bu durum biraz da kurumlarımızın kendi içerisinde bu asimilasyonu içselleştirme halidir. Artık sohbetlerimizin, cemlerimizin Kürtçe de olması gerekiyor. Bir şekilde bu dili geliştirme gibi bir zorunluluğumuz var. Özellikle Birleşmiş Milletler’in de belirttiği gibi Kırmançkî dilinin artık yok olmayla karşı karşıya olduğu bir dönemdeyiz. Kurmancî lehçesi baskındır. Ama Kırmançkî lehçesi halk nezdinde fazla sahiplenilmiyor. Tüm toplumun, bu lehçeye sahip çıkması gerekir.

    Kısacası, belli bir eğitim çalışmaları var ancak ibadet, inanç noktasında ana dilde cem yürütülmesi çok önemlidir. Bunu mutlaka yapacağız. Bu noktada var olan pirlerimizle cenaze erkanı ve ibadet noktasında bir çabamız var. Ancak çok ağır bir sorun.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Aleviler Diyarbakır’da buluştu: İnancımızla örgütleniyoruz-VİDEO

    Aleviler Diyarbakır’da buluştu: İnancımızla örgütleniyoruz-VİDEO

    PİRHA- 18-19 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen Alevi Çalıştayı, “İnancımızla örgütleniyor, demokratik toplum inşasına ikrar veriyoruz” şiarıyla gerçekleştirildi. Çalıştayda Aleviliğin inançsal, toplumsal, siyasal ve kültürel boyutları kapsamlı biçimde ele alınarak, güncel sorunlara karşı çözüm önerileri tartışıldı.

    Katılımcılar, mevcut kaotik siyasal atmosferin halklar ve inançlar üzerindeki etkilerini değerlendirirken, Aleviliğin demokratik toplum paradigmasıyla olan ilişkisi ve bu bağlamda yeniden örgütlenme gerekliliği üzerine fikir birliğine vardı. Çalıştayın sonuç bildirgesinde şunlar yer aldı:

    “BARIŞ SÜRECİ ALEVİLİK İÇİN OLANAKLAR SUNUYOR”

    Çalıştayda, Türkiye’de Kürt sorununa dair yaşanan çözümsüzlük ve buna bağlı gelişen toplumsal yıkımın ardından Abdullah Öcalan tarafından başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” de değerlendirildi. Bu sürecin, inançların anayasal güvence altına alınması ve eşit yurttaşlık temelinde tanınması için önemli olanaklar sunduğu ifade edildi. Katılımcılar, barışın toplumsallaşması sürecinde Aleviliğin aktif rol üstlenmesi gerektiği konusunda ortaklaştı. Tüm Alevilere bu yönde barışı sahiplenme ve güçlendirme çağrısı yapıldı.

    KADINLARIN YOL’DAKİ YERİ VURGULANDI

    Alevilikte kadın-erkek eşitliğinin “can” olma ilkesiyle var olduğunun altı çizilirken, mevcut eril tahakkümün Alevi toplumu içerisinde de tahribat yarattığı belirtildi. Çalıştayda, kadınların inançsal alanda yeniden etkin rol alması için Kadın Meclisleri tarzında örgütlenmeleri gerekliliği vurgulandı.

    Çalıştay, mevcut Alevi kurumlarının Yol’un ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını tespit ederek, tarihsel toplumsallığa uygun yeni örgütlenme modellerinin gerekliliğini ortaya koydu. Alevi sürekleri ve kurumlarının “musahiplik hukuku” temelinde “Yolda Birlik” ilkesiyle hareket etmesi gerektiği belirtildi.

    Çalıştayda her Alevi sürek ve topluluğunun kendi anadiliyle ritüel gerçekleştirme hakkı savunulurken, özellikle Rêya Heq inanç süreklerine yönelik asimilasyon politikalarına karşı mücadele kararlılığı vurgulandı.

    “MEVCUT ÖRGÜTLEMELERİN YOL’UN İHTİYAÇLARINI YERİNE GETİRMEDE YETERLİ DEĞİLDİR

    Çalıştayın sonuç bildirgesinde, şunlar yer aldı:

    “Çalıştayımız Raa/Rêya Heq Alevi süreklerinin yaşadığı sosyolojik değişimlerin günümüzde vardığı boyutları tahlil ederek, bu değişimlerin tarihsel hakikatimizle yaşadığı çelişkileri ve bu çelişkilerin çözümünü ve yöntemini belirleme konusunda aşağıdaki ilkesel kararları almış bulunmaktadır:

    *Yeni dönemin toplumsal form biçimi demokratik toplum paradigmasıdır. Bu paradigmanın tarihsel süreç içerisinde bir komünalite olarak karakterize olmuş olan Alevilikle yapısal ve düşünsel açıdan uyumlu olduğuna, fakat süreç itibariyle gelinen aşamada bu özgünlüğünün aşındırıldığına dair tespit yapar. Dönemin ruhu değişen mekan ve sosyolojik yapının ihtiyacına göre yeniden örgütlenmek, şiar ise değiştir ve dönüştürdür. Çalıştayımız Aleviliğin kendi hakikatiyle yeniden inşa edilerek rıza toplumsallığı formülasyonuna kavuşturulmasını öncelikli bir sorumluluk olarak görev bilinciyle ele almıştır. Bu gerçekliğin inşasının meclis ve komünler aracılığıyla örgütlenmeyi şart kıldığı noktasında tutum açığa çıkarmıştır.

    *Komünal bir toplum olarak Anacıl normlarla varolagelen Alevilikte kadın ve erkek eşitliği can olma düsturuyla tanımlanmış olsa da, eril tahakkümcü sistemin düşünsel tesiri sonucunda Alevi toplumunda da derin tahribatlar oluşmuştur. Günümüz Aleviliğinde Alevi Kadını, Yolumuzun gerçeğini en hakikatli duygularla yaşamasına rağmen, eril tahakkümcü sistemin kendine biçtiği roller içerisine mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum “Yolun sahibi Anadır” diyen inancımızın felsefisine, erkânına ve hakikatine aykırıdır. Baş aşağı giden bu duruma dur demek için kadın canların örgütlenerek inancımızda ki başat rollerini yeniden kazanmaları ve birkez daha yeniden Anaların Hakk döşeğinde temsillerini bulmaları öncelikli konulardandır. Çalıştayımız Kadın canların Yol hakikatimizde daha aktif ve eşit bir can olarak var olabilmesi ve özne olarak iradelerinin açığa çıkması için Kadın Meclisleri tarzında daha güçlü örgütlenme gereksinimlerini vurgular. Ayrıca Yola ikrarlı erkeklerinde bu irade karşısında ön tıkayan değil, can olma bilinciyle hareket etmeleri inancımızın gereği olduğunu ifade eder.

    *Mevcut örgütlemelerin Yol’un ihtiyaçlarını yerine getirme ve hakikatimizi yaşamsal kılacak hamleleri geliştirme konusunda yeterli olmadığını, bu sebeple Alevi toplumunun tarihsel toplumsallığımıza uygun olan form halini yeniden ortaya çıkaracak örgütlenmelerin temel bir ihtiyaç olduğunu tespit ederek bu temelde yeniden örgütlenmeyi önüne görev olarak koymuştur. Ocak sistemi ve Cem toplumsalığını bu konuda temel almak gerektiği vurgulandı.

    * Alevi Yol süreklerinin ve kurumlarının musahiplik hukukuna dayanarak “Yolda Birlik” ilkesiyle hareket etmelerini ve Alevilerin sorunlarını çözmekte ortak duruş sergilemelerini kaçınılmaz bir görev olarak görür. Bu noktada çalıştayımız Yolda Birliği sağlama hedefini sorumluluk olarak ele alır. Bu ortaklaşmayı gerçekleştirmek için kararlılığını bildirir.

    *Çalıştayımız her süreğin inançsal ritüellerini kendi anadili ile gerçekleştirmesini hak görür. Bu temelde Rêya Heq süreğine karşı geliştirilen asimilasyon politikaları ile mücadele etmeyi görev bilerek; Rêya Heq toplumunun özgün varoluşuyla yaşaması için gerekli çalışmaları yapmayı önüne hedef olarak koyar.

    *Alevi toplumunun geleceği olan çocuklar ve gençlerin Yol’un erkânını, ritüellerini, ahlakını ve felsefesini kendinde yaşayarak var etmesi için özgün ve özel çalışmaların hayata geçirilmesini ertelenmeyecek bir görev olarak görür.

    *Yaşadığımız kainatta her canlının yaşam hakkı olduğu bilinciyle doğayı korumak ve ona karşı nefsani kâr hırsıyla geliştirilen saldırıların karşısında durmayı Yolun gereği olarak görür.

    Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Diyarbakır’da Alevi Çalıştayı başladı-VİDEO

    Diyarbakır’da Alevi Çalıştayı başladı-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır’da Alevi Pir ve Anaların yanı sıra araştırmacı ve yazarların katılımıyla Alevi Çalıştayı başladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevilerin sorunlarını, karşı karşıya bulundukları riskler, buna karşı örgütlenme, demokratik toplum sürecinde Alevilerin rolü gündemiyle Diyarbakır’da düzenleyeceği 2 günlük “Alevi Çalıştayı” başladı.

    Çalıştaya, birçok kentten Alevi pirleri, analarının yanı sıra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve siyasetçi de katıldı.

    “İnancımızla örgütleniyor, demokratik toplum inşasında ikrar veriyoruz” şiarıyla yapılan çalıştayda “Ortadoğu kaosunda Aleviler, riskler ve çıkış yolları”, “Demokratik toplum inşası sürecinde Aleviler”, “Anacıl toplum ve komünal yaşam”, “Genel Alevi toplumunda sosyolojik değişim ve örgütlenme sorunları”, “Demokratik Alevi örgütlenmemizde yaşanan sorunlar”, “Yeni dönem örgütlenme modelimiz nasıl olmalıdır?” başlıkları tartışılacak.

    “ALEVİLİK SİYASETTİR”

    Çalıştay, Ağuçan piri İnanç Dolu ve Kader Uzun’un çerağ uyandırmasıyla başladı. Çalıştayın açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Bizlerin amaç edindiği bir konu var. Aleviler ve Alevilik. Bu iki konuyu çalıştayda tartışacağız. Mezopotamya’nın, Anadolu’nun, Ortadoğu’nun zenginliklerinin binlercesinin ise yok edildiğini biliyoruz. Bizler bu yok oluşa maruz kalmamak için Aleviliği ve Alevileri tartışacağız. Aleviliğin, sadece inanç olarak kendi özgünlüğü ile egemenler içinde eritilmesini bertaraf edilmesi Alevi örgütleri için önemlidir. Aleviliğin, sistemin pençesinden kurtulmasını, bu anlamıyla demokrasiye eşitliğe girmesi için bir gayretimiz olmalı. Demokratik, eşit, özgür bir şekilde yaşamanın tartışmasını yürüteceğiz. Alevilik inançtır, siyaset yapmasın yaklaşımını kabul etmiyoruz. Alevilik siyasettir. Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi talep eder ve bunun siyasetini de yapmalıdır” diye konuştu.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun ise Alevilerin demokratik toplumdan ve mücadeleden vazgeçmediğini belirterek, “Aleviler bin yıldır mücadele ediyorlar. Bende Alevilerin bu mücadelesine yoldaş olmak için buradayım. Aleviler bulundukları her yerde demokratik cumhuriyetin inşası için mücadele ettiler” dedi.

    Konuşmaların ardından çalıştay, Ali Sizer’in deyişleri ile devam etti. Basına kapalı olarak devam eden çalıştaya yarın da devam edilecek.

    Alevi Çalıştayı Ali Sizer’in okuduğu deyişlerle devam etti.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Barış süreci, kadının kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor’-VİDEO

    ‘Barış süreci, kadının kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor’-VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nın Alevi kadınlar için çok değerli olduğunun altını çizdi. Doğan, Alevi kadınlarının, 40 yıllık mücadelenin içinde kendini bulduğunu ifade ederek “Demokratik toplum inşası, kadının kendini yeniden toplumsallaştırması ve kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor” dedi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından taraflar arasındaki görüşmeler devam ediyor.

    PKK’nin 12 Mayıs’ta silahlı mücadeleyi sonlandırma kararını açıklaması ardından, demokratikleşme yolunda kamuoyunda bir beklenti oluşsa da hükümetten henüz bir adım gelmedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumun farklı kesimlerini dinlemeye devam etse de henüz demokratikleşme adına bir adım atılmadı.

    40 yıllık çatışmalı süreç ardından taraflar bir araya geldi ancak, sekiz aylık istişare döneminde ne Kürt sorunu ne de Alevi sorununa dair hükümetten bir yol haritası belirmedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne bakışını ve etkisini konuştuk.

    “MAĞDURİYETİN EN AĞIRINI ALEVİ KADINLARININ KATLEDİLMESİNDE GÖRDÜK”

    PİRHA – Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    Kadriye Doğan: Kürt hareketinin, uzun yıllardır yürüttüğü varlık mücadelesinin artık bir barışa evrilme süreci geldi. Elbette ki yola çıkışta yaşadıkları mağduriyetler açısından kimliğin tanınması, dilin, inançların kabulü noktasındaki son noktayı tabii ki hukuksal zeminde gerçekleştirmek, bu zemine taşımak ve bunun için de demokratik mücadeleyi yükseltmek, işte Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda son noktaya geldi.

    Bu hareketin zaten çıkışından itibaren kadın özgürlükçü bir paradigması var. Temel dayanaklarından bir tanesi o. Bu gerçeklik üzerinden bugün kadınlar, barış ve demokratik toplumu bu anlamıyla en çok ve en güçlü sahiplenen kesim olarak öne çıkıyorlar. Elbette ki bununla birlikte bu mücadelenin verildiği coğrafyada uzun zamandır savaşların da deneyimlendiği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Savaşların da en büyük mağduru kadınlardır. Onun için savaş istemiyoruz, barış istiyoruz, barış sesini yükseltiyoruz.

    Fakat şundan da asla vazgeçmiyoruz; onurlu bir barış talebi var. Yani bugüne kadarki inkar üzerinden, kadının cinsinin görülmeyişi ve bu katliamların meşrulaştırıldığı bir zeminde kendilerini görmek istemiyorlar. Gerçekten kadının özgür, eşit ve toplumsal alanda kendini var ettiği bir zemini yaratmak istiyorlar. Alevi kadınlarının, bu mücadelede gerçekten sorumluluk almış bir yerde olduklarını kabul etmek lazım. Kürt hareketinin gelişmesinde ve şimdiki zemininde Alevi kadınlar vardır, var olmaya da devam ediyorlar. Gün itibariyle de biz, özellikle bu zeminin; Demokratik Toplum ve Barış Çağrısının Alevi kadınlar için de çok değerli, çok önemli olduğunu bulunduğumuz her alanda vurguluyoruz. Durmamız gereken yerin, Demokratik Toplum ve Barış Çağrısının güçleneceği ve tamamına erdirileceği bir zeminde olmamız gerektiğini vurguluyoruz.

    Neden böyle düşünüyoruz? Savaş mağduriyetinin en ağırını yaşayanların kadınlar olduğunu, özellikle Suriye’de Arap Alevi kadınlarının kaçırılmasında, katledilmesinde gördük. En mağdur olan kesim olarak savaş sonuçlarını deneyimleyen bir kesimden; yani o sesi yakından duyduk, hissettik. O mağduriyetin acısını çok yaşadık. Hatta güç vermeye, onlara ses olmak için de alanlara çıktık, sesimizi çıkarmaya çalıştık. Onun için bu savaş zemininin durağan olmadığını, yani Suriye ile sınırlı kalmayabileceğini, Türkiye’ye de sıçrayabileceğini; barış olmadığı takdirde Alevi kadınlarının da IŞİD zihniyetinin kölesi olarak pazarlandığına tanık olduk. Gelecekte bunun Türkiye’de olmayacağı riskini düşünemeyiz. Yani bu zemini çok iyi algılamak lazım. Alevi kadınlarının, önümüzdeki süreci sahiplenmeleri ve bulunmaları gereken zemini çok iyi tespit etmeleri gerekiyor.

    “ALEVİ KADINLAR, 40 YILLIK MÜCADELENİN İÇİNDE KENDİLERİNİ BULDU”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortam, kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar bu süreçte ne yaşadı?

    Alevi kadınlar bu 40 yıllık mücadelenin içinde kendilerini buldular. Bu mücadelenin varlığında emek ve mücadelenin sahipleneni oldular. Ama bunu Alevilik anlamında örgütleyip, inanç temelinde oraya bir güç veren olarak ne yazık ki aktarmada eksik kaldık. Gün itibariyle bunun eksiklerini hissediyor, yaşıyoruz. Alevi örgütlülüğünde kadının, kendini bir Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri gibi bir zeminde demokratikleşme ve hak temelli bir mücadelede öncü rolü olmada gerekli misyonu üstlenmediğinin de farkındayız. Evet tek tek veyahut da bazı yapılar içerisinde bu düşünce, mücadele var. Fakat genel Alevi mücadelesinde, örgütlülüğünde bu zeminin güçlü olmadığını biliyoruz. Onun için önümüzdeki süreçte hem demokratikleşme, hem de inanç özgürlüğü temelinde görevimizi yerine getirmemiz gerekiyor. ‘Yol kadındır. Yol anadır.’ diyoruz. O misyonu üstlenip de topluma öncü olma, o Yol’u sürdürme temelinde yeterli bir örgütlenme, yeterli bir güç olma zeminini oluşturamadık. Genel anlamda her türlü sol mücadelede var olmakla birlikte inanç temelli bir vurguda eksik kaldığımızı vurgulamam gerekiyor.

    “TOPLUMLARIN ÖZGÜRLEŞMESİ KADININ ÖZGÜRLEŞMESİYLE BAŞLAYACAK”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır?

    Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nden en çok yararlanacak kesimlerden biri kadınlardır. Egemen eril sistem, kadını, aile kavramı içerisinde hapsediyor. Türkiye ve Suriye’yi de göz önüne alacak olursak, IŞİD zihniyetinin ağır bastığı, kadınları sosyal alanda görmek istemeyen, kapı arkasına hapseden, sadece erkeğin hizmetinde görmek isteyen bir zihniyetin karşısında kadınların, özgür, eşit bir yaşama ulaşma durumu var. Hani ‘Eş yaşam’ diyoruz ya, işte özgür eş yaşamın inşa edilebileceği bir süreç olarak bakıyorum açıkçası. Demokratik toplum inşası, bu anlamıyla kadının kendini yeniden toplumsallaştırması ve kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor. Sayın Abdullah Öcalan da Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nda en çok güvendiği ve en çok beklentide olduğu kesim olarak kadınları vurguluyor. Bu vurgusunun altında yatan neden, toplumların köleleştirilmesinin başlangıç noktası kadının köleleştirilmesiyle başlıyor. Toplumların özgürleşmesinin de temeli kadının özgürleşmesiyle başlayacak ve Kürt kadını, yani bugün özgür kadın hareketi, bunun fazlasıyla farkında. O misyonunu da yerine getirmek için mücadelesini yükseltiyor, yollara çıkmakta da tereddüt etmiyor.

    “ALEVİ KADIN AĞININ OLUŞMASINA İHTİYACI VAR”

    -Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    Alevi kadınlarının, bir an evvel kendi yollarına, inançlarına sahiplenen temelde yeni bir örgütlülüğe, bir araya gelmeye, yeniden tartışmaya ve Türkiye’de bir Alevi kadın ağının oluşmasına ihtiyacı var. Bunu aslında bu yaz nispeten başlattık ve bunun başka versiyonlarının da yavaş yavaş oluşmaya başladığını da görüyoruz. Yani bir kadın kampı, kadın çalıştayı, işte ocakzade anaların buluşması ve bu temelde inanç sahiplerinin kendi yollarına, inançlarına sahip çıkan ve bu temelde de bir örgütlülüğün ihtiyaç olduğu kesinlikle çok açık. Alevi kadınları, ‘demokratik, özgür eş yaşam’ denildiğinde; hani Alevi inancında ‘can hukuku’ dediğimizde tam da günümüzdeki özgür eş yaşamın kendi inançlarında var olduğunu ve bunu inşa ettiklerinde de toplumun demokratikleşmesine ve kadının özgürleşmesine çok ciddi katkı sunabilecekleri bir yerde duruyorlar. Bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor. Bunu yeniden örgütlememiz, hayata geçirmemiz gerekiyor.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’
    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’
    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı
    ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’
    Ana Narin Gülçiçeği: Neden barış olmasın?
    ‘Demokratik toplum inşa edilirse devletin küçüldüğü, toplumun büyüdüğü bir süreç olacak’
    Nilgün Mete: Hepimizin ihtiyacı barış; bu nedenle herkese görev düşüyor
    Ana Yalıncakoğlu: Bu ülkede insanların haklarını gasp eden bir devlet sorunu var!
    Gülten Kaya: İyileşmenin yolunu açacak olan kadınlardır!

     

  • DAD Gebze Şubesi, yeni yönetimini belirledi!

    DAD Gebze Şubesi, yeni yönetimini belirledi!

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Gebze Şubesi Ana Fatma Cemevi 5. Olağan Kongresini yaptı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) şube kongrelerini yapmaya devam ediyor. DAD Gebze Şubesi de, 5. Olağan Kongresini tamamladı.

    Divan Başkanlığını Engin Güleser’in yaptığı kongreye Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da katıldı.

    Yapılan konuşmalarda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmeler yapılarak, DAD’ın misyonuna dikkat çekildi.

    Yeni dönem için tek listeyle oluşturulan yönetim kadrosunda şu isimler yer aldı:

    “Şahismail Tohumcu

    Süreyya Destegül

    Yusuf Örnek

    Sultan Aydın

    Ali Karabulur

    Bahar Gök

    Haydar Aydemir”

    PİRHA/KOCAELİ

  • DAD Ankara Şubesi 5. Olan Kongresi’ni yaptı-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi 5. Olan Kongresi’ni yaptı-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Mustafa Karabudak ve Melahat Teke tekrar DAD Ankara Şube Eş Başkanı seçildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Tüm Bel-Sen binasının toplantı salonunda yapılan kongreye demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri de katıldı.

    Nefeslerin seslendirilmesi sonrasında divan kurulu üyeleri seçildi. Tek liste ile girilen kongrede gülbengler verilip çerağlar uyandırılmasının ardından 1 dakikalık saygı duruşuyla dara duruldu.

    “BÜTÜN KİMLİKLERLE ORTAK VATANDA EŞİT OLARAK YAŞAMAK HEPİMİZE GÜÇ VERECEKTİR”

    İçinden geçilen zamanın tarihi günler olduğunun altını çizen Mustafa Karabudak, “3. Dünya savaşının bütün hızıyla sürdüğü bu günlerde barış içinde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. İnancımızın gereği olarak, cümle can ile birlik içinde, barış içinde yaşamak, işinde barış mücadele sini toplumsallaştırmak gerekiyor. 5. Olağan Kongremizi tamamladığımız bu günlerde umudumuz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaktır. Demokratik Alevi Dernekleri olarak amacımız binlerce yıla dayanan Alevi inancını, inanca ait erkanları, dili, kültürü, tarihi, toplumsal değerleri yaşatmak. Cümle cana bir nazarda baktığımızda bu topraklarda yaşayan bütün farklı inançlar, kültürler, kimliklerle birbirimizi var ederek yaşamak isteriz. Bundan dolayı inancımıza yönelik bütün asimilasyon politikalarına rıza göstermiyoruz. Ülkemiz bir barış ortamına girmiştir. Bizler Alevi toplumu olarak barışın toplumsallaştırılması, kapsayıcı hukuk temelinde yeni bir yaşamı arzuluyoruz. Barış ve demokratik toplum perspektifi, Aleviler, Kürtler, Türkler ve bütün kimliklerle ortak vatanda eşit olarak yaşamak hepimize güç verecektir” dedi.

    “ALEVİLER OLARAK MURADIMIZ TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN GÜÇLENMESİDİR”

    “Aleviler olarak muradımız Türkiye’de demokrasinin güçlenmesidir” diyen Karabudak, şunları kaydetti:

    “Barışın tek başına masaya getirilmesi yetmiyor. Kapsayıcı hukukla birlikte demokratik normlar esas alınmalıdır. Alevi toplumunun bu esasla sürecin başarıya ulaşması için güçlü bir şekilde çalışması gerekiyor. Muradımız olan kapsayıcı hukuk, ifade-örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma, yerel demokrasi ve kültürel haklarda geri dönülmez güvenceler, yerel yönetimlerde kayyım pratiğinin bitmesi; eşit yurttaşlık ve umut hakkı gibi ilkelerin yasal çerçeveye girmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve demokratik entegrasyondur. Tekçi ulus devletin ideolojik aygıtı olan milliyetçilik ile toplumun kültürel, ekonomik, sosyal, inançsal çoklu kimliklerin tekleştirilmesinden vazgeçilmesidir.

    “ALEVİLERİN KARŞILAŞTIĞI TEK ZULÜM FİZİKSEL DEĞİLDİR”

    Alevilerin karşılaştığı tek zulüm fiziksel değildir. Siyasal iktidar son döneminde asıp kesip yakarak yok edemediği Alevilerden asimilasyon politikalarıyla makbul Alevi yaratma derindedir. Bu da bir kültürel ve inanç soykırımıdır. Buna karşı da siyasal iktidarın bu oyununa gelmeyeceğiz. Bu politikalar doğrultusunda kurulmuş Kültür Bakanlığına bağlı Alevi masasını başından beri tanımadık, hiçbir şekilde de tanımıyoruz. Demokratik Alevi Dernekleri olarak da önümüzdeki süreçte, süreci iyi tahlil ederek kendimizde gördüğümüz eksiklerimizi tamamlayarak bütünlüklü bir şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Hak Hızır hepimiz yardımcımız olsun.”

    Mustafa Karabudak ve Melahat Teke tekrar DAD Ankara Şube Eş Başkanı seçilirken yönetimde; Hasan Gürer, Helin Tuğra, Medet Dilek, Hıdır Çelebi, Hacı Azgın yer aldı.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD İzmir Şube Kongresi’nde ‘barış ve demokratik toplum’ vurgusu-VİDEO

    DAD İzmir Şube Kongresi’nde ‘barış ve demokratik toplum’ vurgusu-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongrede, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin yükseltilmesi gerektiğine vurgu yapılarak, ‘Barış, mücadele ve demokratik cumhuriyet ile mümkündür’ mesajı verildi.

    ‘Erkanı Rızalık, Edebi İkrar Olan Toplum; Demokratik Toplumdur!’ şiarıyla Yamanlar Cemevinde gerçekleşen kongrede salona, “Kamî Vato Bınê Asmenî Aştîyê Çîna!, Hardê Dewreşî Wad Bo Peyser Yênê“, “Dersim Ana’nın Yaralı Var, Kapamalı, İyileşmemeli. Dil, Kültür, Ve İnanç; Toprağı Gibi Geliyor. Say Ki Avuç Toprak Üstüne Serp, Korusun!” pankartlarının yanı sıra Seyit Rıza, Alişer Koçgiri, Zarife Ana, Nuri Dersimi gibi Dersim önderlerinin fotoğraflarının olduğu afişleri asıldı.

    Kongreye Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, Karlıova Yedisu İlçeleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi, Barış Anneleri, DEM Parti İzmir İl yöneticileri, Eğitim Sen 2 Nolu Şube, İzmir Vartolular Derneği yöneticileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    ÇERAĞLAR UYANDIRILDI

    Nefeslerin seslendirilmesi sonrasında divan kurulu üyeliğine Serpil Deniz Şahin, Ethem Dikmen ve Aynur Çelik seçildi.

    Kongrede Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız’ın verdiği gülbengler sonrasında çerağlar uyandırıldı. Kongrede hakikat yolunda mücadele edenler ve Hakk’a yürüyenler için1 dakikalık saygı duruşuyla dara duruldu.

    BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ

    Kongrede söz alan mevcut eş başkanlardan Nebat Çelik, dil ve kültürün inanç ve yol ile olan ilişkisine değinerek yolun bu değerlerle var olacağını vurgularken, bir diğer eş başkan Fırat Dikmen ise 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne atıfta bulunarak Alevilerin eşit yurttaşlık talebiyle bu sürece dahil olmaları gerektiğini ifade etti.

    “İNCELTİLMİŞ ALEVİLİK İLE ALEVİLER KUŞATILIYOR”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın ‘inceltilmiş Alevilik’ ile toplumu kuşatma altına almak istediğini ifade ederek, “27 Şubat’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı yapıldı. Bu çağrı varlığı inkâr edilen toplumların varlığını tescil eden ve finalinin demokrasi ve eşitlikle sonlanmasını ortaya koyan bir çağrıydı. Bizim hakikatimiz, demokratik mücadelemizin sayılı günlerinin son bulması. Kendi kimliğimiz ve gerçekliğimizle yaşayabilmenin mücadelesini yükselteceğiz. Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı inceltilmiş bir Alevilikle yokluğumuzu tescil edecek bir kuşatma yaşatıyor. Buna karşı uyanık olmalıyız. Örgütlenerek, kenetlenerek mücadeleyi finale götüreceğiz” diye konuştu.

    YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ

    Kurum temsilcilerinin dilek ve temenni konuşmalarının ardından tek liste ile gidilen kongrede yeni yönetime Fadime Dapaklı, Fırat Dikmen, Baykal Öztürk, Sakine Koğu, Murat Seven, Güler İpin Karagöz ve Nebat Çelik seçildi.

    PİRHA/İZMİR

  • DAD Ankara Şubesi’nde Sanatçı Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nde Sanatçı Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şubesi’nde “Lütfü Gültekin’in türküleri ile buluşuyoruz” denilerek etkinlik düzenlendi. Etkinlikte, Lütfü Gültekin’in türküleri söylendi.

    Dersimli Halk Sanatçısı Lütfü Gültekin için Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)/Ana Fatma Cemevi’nde etkinlik yapıldı.

    “LÜTFÜ GÜLTEKİN’İN TÜRKÜLERİ HALA DİLLERDE”

    Açılış konuşmasını yapan DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, şunları söyledi:

    “Bugün bizim için çok değerli bir gün. Değerli ozanımız buradalar. Gültekin, Dersim’in bağrından kopup gelen ömrü boyunca zorluklar çekmiş bir ozanımız. Türküleri hala dillerde olmaya devam ediyor.”

    Lütfü Gültekin, etkinliğe katılanları selamlarken etkinlikte emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.

    Etkinlik, Gültekin için söylenen türküler ve pay edilen lokmaların ardından sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Hem Meclis komisyonu hem de Sayın Öcalan’la görüşme talebimiz olacak!’-VİDEO

    ‘Hem Meclis komisyonu hem de Sayın Öcalan’la görüşme talebimiz olacak!’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuştu. Şenol, “Madem böyle bir süreç var, sadece talepkar değil, sürecin inşasında, örgütlemesinde de yer almalıyız. Türkiye’nin yüz yıllık sorunu çözülme aşamasında, bizler seyirci kalmamalıyız” diye belirtti.

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde gelinen aşamayı yorumlayan DAD Genel Merkez Yöneticisi İmam Şenol, Kürt sorununun çözümü konusunda yürütülen süreçle birlikte Alevi sorununun da masada olması gerektiğini savundu. Şenol, AKP-MHP hükümetinin, Alevi inancına yönelik politikalarına değinerek “Osmanlı’dan günümüze kadar devletin, Alevilere yaklaşımını biliyoruz. Ancak bu son sürece dair şunu söyleyebilirim; Yol bir, sürek bin bir. Bütün Alevi kurumların istem ve talepleri aşağı yukarı aynıdır. Bugün Barış ve Demokratik Toplum Süreci, birinci derecede Kürtler ve Alevileri etkileyen bir süreçtir” yorumunu yaptı.

    “SÜRECE BÜYÜK ANLAM BİÇİYORUZ”

    İmam Şenol, demokratikleşme sürecinin doğru ilerleyebilmesi için Alevi kurumlarının da görev üstlenmesi gerektiğini söyledi. Alevi kurumlarının, “sadece talep eden ve isteyen düzeyde” olmaması gerektiğini söyleyen Şenol “Çok sayıda cemevi olması, toplumun Aleviliği yaşadığı anlamına gelmez. Alevi kurumlarında bir tutukluk var” diye de ekledi. Şenol, şöyle devam etti:

    “Devlet halen Alevi inancını tanımıyor. Her zaman barıştan, özgürlükten yana olmamız lazım. Ama bu özgürlükçü anlayışın günümüz Cumhuriyetinde yaşatılmadığını, soruların çözülmediğini hepimiz gördük. Yani ulus devlette, herkesin Türk, herkesin Sünni olduğu bir yerde laiklikten bahsedemeyiz.

    Türkiye’nin yeniden inşa edilmesi noktasında evet birinci derecede Kürt sorunu önemlidir. Ben bir Kürt Alevi olarak; diyelim ki Alevi Türkmen canlarımız Türkçe okuyor, yazıyor, çiziyor ama inanç noktasında asimilasyona tabi tutuluyor. Ama gel gör ki Kürt Alevilerinin hem inanç hem de dil ve kültür noktasında sorunları var. O açıdan DAD, bu sürece büyük anlam biçiyor. Sünni İslam, Türkçülük üzerine kurulan bir cumhuriyetin demokratik olmadığını söyleyebiliriz. Halkların kendi dili, kültürü, inancını, sanatını icra etmesi Türkiye’yi bölmez.”

    Sürece karşı bazı kesimlerin olumsuz tavır içinde olduğunun altını çizen Şenol, “Hem yandaş medya hem kendini güya muhalif gören basın, süreci sadece Erdoğan üzerinden şekillendirmeye çalışıyor. Medya, kendine ‘muhalif’ diyorsa demokratik olması lazım.” diye konuştu.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İSTEM VE TALEPLERLE OLMAZ!”

    İmam Şenol, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine dair nasıl bir hazırlık içerisinde olduklarını da anlattı. Şenol, Meclis’te kurulan komisyona katılıp taleplerini aktarmak istediklerini de söyledi. İmam Şenol, DAD olarak Abdullah Öcalan ile görüşme taleplerini de açıklayarak şöyle devam etti:

    “Bizim taleplerimiz, bu komisyondaki bir Alevi milletvekiliyle sınırlı kalmamalı. İnanç önderlerimizin evet bir rapor hazırladı ancak, DAD olarak Alevi derneklerinin bir bütün olarak bir şeyler yapmak gibi çabası var ama yüzyıllık bir sorunun çözülmesi sadece basın açıklamasıyla veya medyada bir iki cümleyle kurulacak bir şey değil. Bu süreçte kafamız karışık olabilir ama bu noktada ortaklaşmak istiyoruz. Madem böyle bir süreç varsa biz sadece talepkar değil bunu inşasında, örgütlemesinde, devleti bu noktada zorlayan bakış açısıyla örgütlememiz gerekiyor. Ama yetersiz kalıyoruz. Bu noktada, yetersizliği gidermek için diğer kurumlarla daha iç içe bir ilişki örgütleme tarzını getirerek cevap olabiliriz.

    SAYIN ÖCALAN’LA GÖRÜŞME NOKTASINDA ISRARIMIZ OLACAK

    Ayrıca, bu sürece Alevilerin de katılması noktasında pirlerin, ocakların, sivil toplum örgütlerinin, Alevi akademisyenler ve  aydınlarının da komisyona katılmasında fayda var.

    Demokratik Alevi Dernekleri olarak bu noktada hem komisyonla hem de Sayın Öcalan’la görüşme talebimiz olacaktır. Diğer Alevi kurumlarımız da bu taleplerde bulunmalıdır. Gözlemci, seyirci kalarak, ‘Efendim bu hükümetle bir şeyle olmaz’ demek işin bana göre kolayına kaçmaktır. Olur olmaz, sen inşasını, örgütlenmesini yaparsın, sürece aktif destek gösterirsen verilen mücadelenin sonuçlarını alacağımızı düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Demirtaş’ın kitabı ‘cezaevi güvenliğini tehlikeye atma’ gerekçesiyle yasaklandı- VİDEO

    Demirtaş’ın kitabı ‘cezaevi güvenliğini tehlikeye atma’ gerekçesiyle yasaklandı- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Av. Ali Bozan, Suluca 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ın kitaplarının mahpuslara verilmediğini, Kürtçe kitapların ise fiilen yasaklandığını açıkladı. Bozan, “Türkiye, hukuk devletidir deme bakanlığı bu hukuksuzluklara daha ne kadar sessiz kalacak?” diye sordu.

    Adana’daki Suluca 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “DAD” ve “Araf’ta Düet” adlı kitapları “sakıncalı” bulunarak mahpuslara verilmedi. Cezaevi yönetimi, kitapların yasaklı olmadığı halde, “Yazar halen örgüt üyeliği suçlamasıyla cezaevindedir, bu nedenle kitaplar cezaevi güvenliğini riske atar” şeklinde gerekçeyle dağıtımı engelledi.

    Söz konusu yasağa tepki gösteren DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Demirtaş’ın eserlerine yönelik bu tutumun sansür olduğunu vurguladı. Bozan, Kürt yazar Mehmet Uzun’un “Siya Evînê” adlı Kürtçe romanının da benzer şekilde engellendiğini belirtti.

    Uzun’un kitabının herhangi bir toplatma ya da yasak kararı bulunmamasına rağmen 8 ay boyunca mahpuslara verilmediğini hatırlatan Bozan, “Kurul, gerekçe olarak ‘Kürtçe bilen personel yok’ diyor. Cezaevinde Kürtçe sözde serbest ama fiilen yasak. Türkiye, hukuk devletidir deme bakanlığı, bu hukuksuzlukları ne zaman sonlandıracak?” diye sordu.

    PİRHA/ MERSİN

  • DAD Adıyaman Şubesi kongresini yaptı: Barış sürecini sahiplenelim-VİDEO

    DAD Adıyaman Şubesi kongresini yaptı: Barış sürecini sahiplenelim-VİDEO

    PİRHA-DAD Adıyaman Şubesi’nin kongresinde konuşan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Türkiye’de demookrasinin güçlenmesini istediklerini vurgulayarak, “Barışın tek başına masaya getirilmesi yetmiyor. Kapsayıcı hukukla birlikte demokratik normlar esas alınmalıdır. Alevi toplumu bu esasla sürecin başarıya ulaşması için güçlü bir şekilde çalışması gerekiyor” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adıyaman Şubesi kongresine gerçekleştirdi. KESK Adıyaman Şubeleri Konferans Salonu’nda yapılan kongreye DAD Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete’nin yanı sıra siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.

    Ağuçan Ocağı’nda Abidin Güzel’in çerağ uyandırıp gülbang vermesiyle başlayan kongrede DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı  Melek Ruşen açılış konuşması yaptı.

    Melek Ruşen, içinden geçilen zamanın tarihi günler olduğunu belirterek, “3. Dünya savaşının bütün hızıyla sürdüğü bu günlerde barış içinde yaşamak hepimizin ortak arzusudur. İnancımızın gereği olarak, cümle can ile birlik içinde, barış içinde yaşamak, işinde barış mücadele sini toplumsallaştırmak gerekiyor. 4. Olağan Kongremizi tamamladığımız bu günlerde umudumuz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaktır” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri olarak amaçlarının binlerce yıla dayanan Alevi inancını, inanca ait erkanları, dili, kültürü, tarihi, toplumsal değerleri yaşatmak olduğunu vurgulayarak, “72 millete bir nazarda baktığımızda bu topraklarda yaşayan bütün farklı inançlar, kültürler, kimliklerle birbirimizi var ederek yaşamak isteriz. Bundan dolayı inancımıza yönelik bütün asimilasyon politikalarına rıza göstermiyoruz. Ülkemiz bir barış ortamına girmiştir. Bizler Alevi toplumu olarak barışın toplumsallaştırılması, kapsayıcı hukuk temelinde yeni bir yaşamı arzuluyoruz. Barış ve demokratik toplum perspektifi, Aleviler, Kürtler, Türkler ve bütün kimliklerle ortak vatanda eşit olarak yaşamak hepimize güç verecektir. Barış komisyonunda Alevi kurumlarına destek istiyoruz. Barışta selamet vardır” diye konuştu.

    Daha sonra DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, bir konuşma yaptı. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Türkiye’de demookrasinin güçlenmesini istediklerini vurgulayarak, “Barışın tek başına masaya getirilmesi yetmiyor. Kapsayıcı hukukla birlikte demokratik normlar esas alınmalıdır. Alevi toplumu bu esasla sürecin başarıya ulaşması için güçlü bir şekilde çalışması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • DAD’dan Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepki!

    DAD’dan Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepki!

    PİRHA-DAD, Tunceli Valiliği’nin Munzur Gözeleri’nde açtığı mescite tepki göstererek, “Munzur Gözeleri bizler için sadece doğa harikası olan bir mekân değil, aynı zamanda Munzur Baba’nın tarihsel maneviyatı ile oluşan Hakk’ın mekanıdır. Birkez daha sesleniyoruz; İnancımızdan, kutsallarımızdan ve ziyaretlerimizden elinizi çekin” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yazılı açıklama yaparak tepki gösterdi.

    “DEVLET AKLI, YENİ BİR TAHAKKÜMCÜ MÜDAHALEYLE KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR”

    Munzur Gözeleri’nin girişinde mescit açılmasının ‘tek din’ dayatmasına devam etmek olduğunu belirten DAD, “Gündelik olarak inkâr ve asimilasyon üreten devlet aklı, Raa/Rêya Heq Alevi inancına yönelik yeni bir tahakkümcü müdahaleyle karşımıza çıkmaktadır. Alevi inancını tanımayan ve kayyum politikalarının izdüşümü olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığı ile inancımıza dair tüm değerleri denetimine almak isteyen egemenlikçi devlet aklı, şimdi de Munzur Gözelerinin girişinde mescit açarak ‘tek din’ dayatmasına devam etmektedir” dedi.

    “TÜRK-İSLAM SENTEZLİ DAYATMALARIN TEZAHÜRÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR”

    “Yıllarca barajlarla boğulmak istenen ve peyzaj çalışmaları adı altında doğal dokusu bozulan Munzur; bugün de farklı bir yönelimle karşı karşıya” denilen açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Hiçbir dinin veya hiçbir inancın ibadethanesiyle bir sorunumuz olmadığı bilinmelidir. Fakat inancımızı yok sayan Nehak zihniyetin Raa/Rêya Heq Alevi toplumsallığı için kutsaliyeti büyük olan Munzur Baba Mekânı’nda bu girişime yeltenmesi de, bizlerin nezlinde tarihten bu yana süre gelen Türk-İslam sentezli dayatmaların tezahüründen başka bir şey değildir.

    Munzur Gözeleri bizler için sadece doğa harikası olan bir mekân değil, aynı zamanda Munzur Baba’nın tarihsel maneviyatı ile oluşan Hakk’ın mekanıdır. Birkez daha sesleniyoruz; İnancımızdan, kutsallarımızdan ve ziyaretlerimizden elinizi çekin!
    Munzur bê wayîr niyo! Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi toplumunun kutsallarına bir müdahale daha: Munzur Gözeleri girişine mescit açıldı!
    Alevi kurumlarından, Munzur Gözeleri’nde açılan mescit sebebiyle tepki!

     

  • Karabudak’tan Madımak Katliamı sanığının cezasının kaldırılmasına tepki!-VİDEO

    Karabudak’tan Madımak Katliamı sanığının cezasının kaldırılmasına tepki!-VİDEO

    PİRHA- DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırmasına tepki göstererek devletin katillere sahip çıktığını belirtti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırmasına tepki gösterdi.

    “DEVLET KATİLLERİNE SAHİP ÇIKIYOR”

    Devletin katillere sahip çıktığını belirten Mustafa Karabudak şunları ifade etti:

    “Geçmişten bugüne katliamlarda gerçek failler bulunamamıştır, hesap sorulmamıştır, mahkeme önüne çıkarılmamıştır. Sistem hukuku bile işletilmemiş bir durumla karşı karşıyayız. Ana dava 2012 yılında kapatıldı, zaman aşımına uğratıldı. Sonrasında üç tane firari katil üzerinden önemli bir dava vardı, geçen yıl onu da kapattılar, onu da zaman aşımına uğrattılar.
    Artık el altından yavaş yavaş da bu failleri, katilleri serbest bırakacaklar. Diğerlerinin durumunu da bilmiyoruz, belki onlar da serbesttir. Belki alıştıra alıştıra kamuoyuyla paylaşacaklar. Çünkü kimin ne kadar ceza aldığı, nerede yattığı, içeride kaç kişi olduğuna dair herhangi bir bilgi vermiyor devlet. Artık normal karşılıyoruz. Daha önce kırmızı bültenle aranan Cafer Erçakmak’ın Avrupa’da olduğu söyleniyordu. Kırmızı bülten ile aranıyordu ama Sivas’ta merkezde evinde ölü bulundu. Demek ki bu katiller dışarıdalar, ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.”

    “BİR SÜRÜ SİYASİ TUTSAK VARKEN, KATİLLERİN SERBEST BIRAKILMASI DOĞRU DEĞİLDİR”

    İktidar cephesinin yürütülen süreci ağırdan aldığına vurgu yapan Karabudak, bunun insanlarda ümitsizliğe neden olduğunu belirtti. Karabudak, “Bu ümitsizlik üzerinden iktidar süreci işletiyor. İleride ne kazanırsak ne kadar dize getirirsek ona göre pazarlık yaparız mantığı var. Bunu doğru bulmuyoruz tabii. Elbette ki bir sürü siyasi tutsak varken, düşünce suçlusu varken böyle katillerin serbest bırakılması doğru değildir ama bu da faşizmdir yani. Şu anda yaşadığımız bir faşizm var. Bir diktatörlük var. Ama sonuçta iyi şeyler olacağına da inanıyoruz. Aleviler cephesinde de biz böyle bakıyoruz. Bizler ne kadar kendi özgürlüğümüze, kendi sorunlarımıza, inancımıza, kimliğimize sahip çıkarsak o kadar güçleniriz. Ve süreçte bizim lehimize işler diye düşünüyorum” dedi.

    “DAVAMIZA SAHİP ÇIKMIŞ OLSAYDIK SÜREÇ BÖYLE İŞLEMEZDİ”

    Aleviler olarak, demokratik kamuoyu olarak eksik kaldıklarını da belirten Mustafa Karabudak, şunları ekledi:

    “Herkes kendi görevini yapıyor. Devlet tabii ki daha önce de olduğu gibi Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da nasıl bu Alevi katliamı yaptıysa ve katillerine sahip çıktıysa dosyaların üzerini kapattıysa Madımak’ta da bu yaşandı. Evet devlet kendi görevini yapıyor, ama biz Aleviler olarak, biz demokratik kamuoyu olarak görevimizi yapamadık. Bu katliamların neticesine sahip çıkamadık. Gerçekten sadece yılda bir mitinglerle ya da basına çıkarma ile geçirilecek bir durum değildi. Bizler biraz daha yoğunlaşmış olsaydık, davamıza sahip çıkmış olsaydık süreç böyle işlemezdi. Bu da bizim bir eksiğimizdir.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Zeynel Kete: Yeni anayasa zamanın ruhuna uygun olarak yeniden inşa edilmeli!-VİDEO

    Zeynel Kete: Yeni anayasa zamanın ruhuna uygun olarak yeniden inşa edilmeli!-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri ve Demokratik Alevi Federasyonu kamuoyuna Aleviler ve anayasa taslağı ile ilgili bir metin paylaştıklarını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “FEDA ve DAD olarak hem Türkiye’de hem de dünyanın birçok yerinde bunu işleyeceğiz. Bu konuda bütün cümle candan da destek bekliyoruz. Alevilerin bu temel konu başlıkları tartışılmalı, konuşulmalı. Amaç bu ülkede barış içerisinde yaşamaktır” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD), yaşanan gelişmelere ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci‘ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı.

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ”Anayasa tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bildiriye dair sorularımızı cevapladı.

    “TOPLUMSAL SÖZLEŞMELER, O ÜLKEDEKİ YÖNETİMİN NASIL OLDUĞUYLA İLGİLİ GÜÇLÜ VERİLER BARINDIRIYOR”

    PİRHA: Toplumsal sözleşmelerin önemi nedir? Cumhuriyet döneminde nasıl bir anayasa ilkeleri uygulandı?

    Zeynel Kete: Toplumları yöneten toplumsal sözleşmeler vardır. Bu toplumsal sözleşmeler o ülkedeki yönetimin nasıl olduğuyla ilgili de güçlü veriler barındırıyor. Bir nevi toplumsal sözleşmeler ve anayasalar devletin temel felsefesini dile getirir. Türkiye’de özellikle Cumhuriyet döneminde yapılan 1921 yılındaki bir toplumsal sözleşme var. 1921 Anayasası Cumhuriyetin kuruluşuna gidilen yolda bütün farklılıklarla beraber oluşturulmuş belki de en güçlü toplumsal sözleşmedir.

    Fakat zamanla merkezileşme ile beraber Cumhuriyet Modernitesi kendisini ilan ederken tekçi ulus devlet anlayışı üzerinden kendisini inşa etmekten kaynaklı olarak da 1924 Anayasası’yla beraber devletin resmi ideolojisi bir toplumsal sözleşme metni haline geldi. Bu toplumsal sözleşmenin ruhuna baktığımızda daha çok tekçilik üzerine kurulu ve demokratik olmayan bir Cumhuriyet modernitesi ilkeleri üzerindeydi.

    Alevileri ilgilendiren boyutlara baktığımızda 1924 Anayasası’nda makbul vatandaş tanımlaması yapılmıştı. Makbul vatandaş Türk’tür, Türkçe konuşur ve mezhebi de Hanefi’dir. Aleviler, bu tanımlamanın içinde değildi. Devletin resmi inancının dışında olan bütün inançlar da makbul olmayan vatandaşlar statüsündeydiler ve bu makbul olmayan vatandaşlara yönelik de ciddi ciddi yaptırımlar yapılmıştı.

    “YENİ TOPLUMSAL SÖZLEŞMENİN ZAMANIN RUHUNA UYGUN OLARAK YENİDEN İNŞA EDİLMESİ GEREKİYOR”

    -Gelinen aşamada, yeni toplumsal sözleşmede nelerin yapılması gerekiyor?

    An itibariyle geldiğimiz süreçte 1924 yılından bugüne kadar Cumhuriyetin demokratikleşmesi mücadelesi yoğun bir şekilde verildi. Özellikle Kürtlerin hakikat ve özgürlük arayışı ile Alevilerin kurumsallaşması bu toplumsal sözleşmeleri tartışır hale getirmeye başladı. Yeni bir anayasa tartışmaları yapıldığı ve komisyonların oluştuğu bir dönemde özellikle PKK’nin 5-7 Mayıs Kongreleri ve 11 Temmuz’da silahları yakmayla beraber ‘Ortak Vatanda Eşit ve Özgür Yurttaş olarak yaşama Perspektifi’ toplumun farklı kesimleri üzerinde tartışıldı. İşin ucunda devlet ile görüşmeler oluyor ve yeni anayasa, yeni vatandaşlık tanımı ile ilgili yoğun bir tartışma süreci başlandı. Bizler de Demokratik Alevi Dernekleri ve Avrupa’daki Demokratik Alevi Federasyonu ortak olarak kamuoyuna Aleviler ve anayasa taslağı ile ilgili bir metin paylaştık. Bunun üzerinde bir tartışma süreci yaşıyoruz ve oluşturulabilecek bir anayasada ya da meclis komisyonu çalışmaları sırasında bundan sonra Türkiye’de eşit ve özgür yurttaş çalışmaları ile ilgili yapılabilecek bütün tartışmalarda, anayasa forumlarında ve konuşmalarda temel konularımızı göz önüne alınıp yeni toplumsal sözleşmenin zamanın ruhuna uygun olarak yeniden inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

    “YURTTAŞLIK TANIMININ ÖZGÜR VE EŞİT YURTTAŞLIK OLARAK YAPILMASI GEREKİYOR”

    -Anayasa tartışmaları ve Aleviler başlıklı bildirinizde hangi sorunların çözümünü istiyorsunuz?

    Önerilerimiz var, bunlardan birisi eşit ve özgür yurttaştır. Çünkü 1924 Anayasası’nda yurttaşlık tanımı tekçilik üzerinde yapılmıştı. Sadece yurttaşın devlete karşı sorumlulukları esas alınmıştı ve ulus devlet anlayışı içerisinden bir yurttaşlık tanımı yapılmıştı. Her ne kadar anayasada herkes kanun önünde eşittir gibi bir madde olsa bile pratikte uygulamalarına bakıldığında bu eşitliğinin görülmediğini net olarak görüyoruz. Bu yönüyle yurttaşlık tanımı yapılırken özgür ve eşit yurttaşlık olarak tanımlanması gerekiyor. Yurttaşlığın ulus devleti ve etnik ulus üzerinden tanımlanmasını kabul etmiyoruz. Kapsayıcı olması gerektiğine inanıyoruz.

    İkinci önemli konu kutsal mekânlarımızdır. Bütün toplumlar mekân üzerinde var olur. Kültür mekân üzerinde var olur. Biz bundan dolayı zaman ve mekânı kutsuyoruz. Mekânsız kültür olmaz. Gelinen aşamada bütün Alevi mekânları özellikle Şark Islahat Planı ve Takrir-i Sükun Kanunu ile tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla beraber bütün Alevi Bektaşi dünyasına ait mekânlarımıza el konuldu. Kutsal mekânlarımız müze haline getirildi. İnancımızla ilgili kavram ve kuramlar yasaklandı.
    Son dönemlerde mekânlarımız HES’ler, maden projeleri ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yoğun bir kültürel asimilasyonuyla beraber mekânlarımız elimizden hem alınmış hem de işlevsiz hale getirilmiş durumda. Mekânlarımız tarihsel hafızasından, ruhundan uzaklaştırılmıştır. Yeni toplumsal sözleşmede Alevi süreklerine ait bütün mekânların sahiplerine verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizim inancımız müzelik bir inanç değildir ve biz asla bunu kabul etmiyoruz.

    Yine özgürlükçü laiklik kavramı bizim üzerinde durduğumuz bir kavramdır. Anayasada her ne kadar ki Türkiye Cumhuriyeti devleti laik bir ülkedir denilse bile devlet mevcut inançlara eşit uzaklıkta durmuyor. Son dönemlerde ÇEDES projeleri, imamların okullarda yoğun bir şekilde görev alması, okullarda din derslerinin mecburi olması gibi konular laiklik karşıtı konulardır. Özgürlükçü laiklik perspektifi göz önüne alınarak yeni toplumsal sözleşme yapılması hem barış sürecinde Türkiye’nin demokrasi kültürüne hem de Türkiye’nin demokratikleşmesine de ciddi bir katkı sunar. Özgürlük pedagojisi esas alınarak eğitimin bilimsel, laik, anadilinde olması gerektiğine inanıyoruz. Eğitim emekçileri başta olmak üzere eğitimi bileşenleri olan aileler, okul aile birlikleri bunlar özgür bir şekilde sisteme bağlı olmadan eğitimin yürütülmesi lazım. Türkiye’de eğitim resmi eğitimdir ve resmi eğitimde de ülkenin ötekileri yoktur. Bir an önce eğitimin özgürlük pedagojisi çerçevesinde ele alınması gerektiğini inanıyoruz.

    Yasama, yürütme ve yargıdan tutun birçok yerel yöneticisinden, akademisyeninden, üniversitesine varıncaya kadar Aleviler çoklu baskı politikalarıyla karşı karşıya. Her gün mobbingler uygulanıyor, kutsal mekânlarına gitmekte gerçekten zorlanıyorlar. Sivas, Maraş, Çorum benzeri katliam mekanlarında kendilerini ifade edip orada demokratik bir çerçevede görünür olmaları engellenmeye çalışılıyor. Bu çerçevede düşünüldüğünde daha çok kapsayıcı hukuk çerçevesinde tanımlayabiliriz. Çünkü kapsayıcı hukuk böyle sadece bir kanun metni değildir. Her süreğin, her kesimin kendi tarihsel hakikatini de esas alarak var olur. Eğer bu çerçevede kapsayıcı hukuk, pozitif entegrasyon çerçevesinde Alevilere yönelik bir toplumsal sözleşme metni hazırlanırsa Aleviler hem kendileri kazanırlar hem de bu milyonlarca Alevinin bu potansiyel enerjisi Cumhuriyet’in demokratikleşmesi özgür ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya ciddi bir pozitif katkı sunar. Yani bu potansiyel küstürülmemelidir. Bu potansiyel Cumhuriyet’e çok güçlü bir katkı sunar.

    Alevi inancında doğa üzerinde tahakküm kurulacak bir mekân değildir. Biz cümle can kavramını kullanıyoruz. Doğa hakkın varlık deryasıdır. Kainat bir bütündür bizler ise o derya toplumunun birer damlasıyız. Doğamız son dönemlerde yoğun bir şekilde katliama uğramaktadır. Ekolojik bütün değerlerimiz, kültürel değerlerimiz baskı altına alınmıştır. Aleviler doğaya karşı pozitif bir davranış bekliyor. Çünkü doğa kendi başına insansız yaşayabiliyor ama insan doğasız yaşayamıyor. Bu çok önemli bir tespittir. Bu yönüyle doğa katliamlarından bir an önce terk edilmeli ve doğayla diyalektik ikrarlı ve rızalı bir ilişki kurulmalıdır.
    Birey, toplum ve doğa bir bütündür. Bu üçlü dengede birisinin yok edilmesi diğerinin yok edilmesi demektir. Doğa gitti mi kainatta yok olur.

    “DEMKRATİK SİYASET KÖKLEŞİRSE, CUMHURİYET’TE ERKEN DEMOKRATİKLEŞİR”

    -Alevilerin demokratik siyaset yapması için yeni süreçte nelerin yapılması gerekiyor?

    Alevilerin bugün bu hale gelmesinin nedenlerinden birisi hukuki formlardır. Yani siyasetin kuruluş aşamasından itibaren demokratik olmamasıdır. Siyaseti iki türlü tanımlarız. Biri iktidar devletçi eril zihniyet merkezli siyaset anlayışı, biri de demokratik ve toplumsal zeminde toplumsal bir siyaset anlayışıdır. Kuruluş aşamasında siyasetin kodları oluşturulurken kapsayıcı hukuk formunda olmadığından ve demokratik tahammüllere esnek hale gelmediğinden dolayı daha çok elit bir kesimin ulus devlet anlayışının siyaseti dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi bir siyaset anlayışı oluştu. Bu yüzden de Aleviler bu siyaset anlayışında en fazla mağdur olan toplumsal kesimleri oluşturuyor. Bu yönüyle demokratik siyaset perspektifi son dönemlerde güçlü bir perspektif olarak gündeme geliyor. Demokratik siyaset perspektifi çerçevesinde hem devletin Alevilere bakışı hem de Alevilerin demokratik siyaset yapmasının önündeki engellerin kaldırılması, Cumhuriyet’in demokratik anlayışlara esnek hale gelmesi gerekiyor. Demokratik siyaset kökleşirse Cumhuriyet’te erken demokratikleşir. Bu minvalde FEDA ve DAD olarak hem Türkiye’de hem de dünyanın birçok yerinde bunu işleyeceğiz. Bu konuda bütün cümle candan da destek bekliyoruz. Alevilerin bu temel konu başlıkları tartışılmalı, konuşulmalı. Amaç bu ülkede barış içerisinde yaşamaktır.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

  • DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Aşure programına demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “AŞURE KADİMDEN BUGÜNE BİR HAFIZADIR BİZİM İÇİN”

    DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak konuşma yaptı. Karabudak konuşmasında, şunları söyledi:

    “Aşuremiz kadimden bugüne bir hafızadır bizim için. Nuh’un gemisinde yaşamdır, Kerbela’da katliamdan kurtuluştur. Bugün de aşuremiz barışa vesile olsun diyoruz. Asimilasyona karşı, tekçi zihniyete karşı lokmamızı paylaşmak istedik sizlerle.”

    “MÜCADELEYİ BÜYÜTMEMİZ LAZIM”

    DEM Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan şunları kaydetti:

    Yüzyıllarca bu topraklarda beraber yaşamış halklar, cumhuriyetin kurulmasından sonra, inkar politikalarını gelişmesinden sonra istenmeyen olaylar ortaya çıktı. 100 yıla yakın bir mücadele ve savaş ortamı, şiddet ortamı bugüne kadar geldi. Sayın Öcalan’ın çağrısı tamda bu noktada anlamlı ve önemli. Bizler, ezilenler, Kürtler, Aleviler, Süryaniler, Ermeniler hepimiz bu ülkenin geleceği için mücadele eden ve bedel ödeyen kişileriz. Dayanışmanın, birliğin önemi daha çok ortaya çıkıyor. 27 Şubat çağrısı sadece Sayın Abdullah Öcalan’ın kendi partisine silah bırakma çağrısı değildi. Ayrıca tüm topluma, ezilenlere, ötekileştirilenlere bir çağrıydı. Ezilmişler olarak bu mücadeleyi büyütmemiz lazım. Hiçbir zaman savaşı kendimiz için yapmadık. Biz savaş sevici değiliz.”

    Etkinlik lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    PİRHA- FEDA ve DAD Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı. Yayınlanan birdiride 9 başlıkta öneriler yer alırken, “Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir” denildi.

    FEDA ve DAD, yaşanan gelişemelere ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci‘ne dair Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı.

    Türkiye’nin önemli bir eşikten geçildiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü adına geliştirilen sürecin yarattığı tartışma kültürünü önemli ve gerekli görüyoruz. Geride kalan yüzyılı tekçi ulus devlet anlayışının yarattığı inkar ve asimilasyon girdabıyla geçiren Cumhuriyet’i, yeni yüzyılda Demokratik bir Cumhuriyet’e evriltmek, kuşkusuz geniş bir konsensüsle hazırlanması gereken nitelikli bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duymaktadır. Geçmiş yüzyılın mağduru olan halkları ve inançları bu tartışmaların öznesi kılmak, bu açıdan vazgeçilemez demokratik bir ilkedir. Siyasi iktidarın bu konu da gerekli zemini oluşturma yükümlülüğü vardır. Muhalefet partilerine de kuşkusuz bu zemini toplumsallaştırmak adına büyük iş düşmekte. Kadınların, gençlerin, ezilenlerin, emekçilerin ve bir bütün olarak toplumun önerileri alınmadan hazırlanacak bir anayasa, geçmiş anayasaların yeni döneme uyarlanmış biçiminden başka bir anlam ifade etmeyecektir. Özellikle muhalefet partileri bahsettiğimiz tüm toplumsal grupların örgütlülüklerinden oluşan temsiliyetleri, sürecin öznesi yapabilmenin yöntemlerini yaratacak arayışlarını güçlendirmelidir.

    Toplumsal sözleşmeler önce dinleme kültürünün oluşması ile başlar. Hakkı yenilenin, iradesi kırılanın, yok sayılanın rızalığı alınmadan hazırlanan metinler, birer mühendislik belgeleri olmaktan öteye gidemez. Bu konuda inancımızda ki rızalık anlayışı, hazırlanması muhtemel olan anayasada da belirleyici özellik olarak öne çıkmaktadır. Toplumla rızalaşmayan bir sözleşme, ancak dayatmacı bir iktidar sözleşmesi olabilir. Rızalık olmazsa, ikrârda olmaz. Halklar ve inançlar şu siyasi parti veya diğerinin kulislerde hazırlayıp sunduğu bir anayasaya değil, birlikte yaşamayı güvenceye alacak, özgür ve eşit yurttaşlık ilke ve esaslarıyla oluşturulmuş bir Rıza Sözleşmesine özlem duymaktadır. Toplumun kabul edip, ikrar verebileceği tek gerçek budur. Dolayısıyla “72 millete bir bakan” demokratik hukuk zeminini oluşturmak kaçınılmazdır.

    Aleviler yalnızca kendi inançlarının özgürlüğü için değil, aynı zamanda demokratik bir Türkiye için de mücadele etmektedir. Evrensel kazanılmış insan haklarına dair söylenen her sözü, dile getirilen her demokratik talebi desteklediğimizi peşinen belirtmeliyiz. Demokratik bir anayasanın yaşadığımız toprakların kozmopolitik çoğulcu sosyolojisine ve evrensel kazanılmış özgürlük normlarına uygun ve tüm toplumsal zümrelerin gerçeğini güvenceye alan bir temelde olması gerektiğini dile getiriyoruz.”

    Meclis’te kurulması öngörülen komisyonlarda aktif olarak Alevi temsiliyetlerinin olması gerektiğini de ifade edilen açıklama “Rıza Sözleşmesi’ne dair de şu başlıklarda önerilerde bulundu:

    “1-Özgür ve Eşit Yurttaşlık

    *Mevcut anayasa da, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” denilmesine rağmen, söz konusu sosyal gruplara mensup kişiler yalnızca birey olarak görülmüş ve topluluk olmalarından kaynaklı hakları göz ardı edilmiştir.  Yaşanan bu ayrımcılık hukuka da yansımış ve çok çeşitli mağduriyetler yaratmıştır. Dolayısıyla bu madde her toplumsal zümrenin özgürlük sorununu giderecek başka maddelerce desteklenmeli ve toplum olmaktan kaynaklı haklar güvenceye alınmalıdır.

    *Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir.

    2-Alevilerin Kutsal Mekanları ve Yerleşkeleri

    *1925 yılında yürürlüğe konulan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte birçok inanca olduğu gibi, Alevi süreklerinin kutsal mekan ve ibadethanelerine yönelikte dışlayıcı ve yasaklayıcı politikalar hayata geçirilmiştir. Bu yasa içerisinde bulunan Alevi toplumunun tarihsel varlığına, kurumlarına ve inanç önderlerine yönelik ayrımcı dil ortadan kaldırılmalıdır. Yasa aracılığıyla el konulan kutsal mekanlar Alevi toplumuna geri iade edilmelidir.

    *Cemevleri, inanç ve ibadet mekanları olarak yasal düzenlemeyle resmi olarak kabul edilmelidir. İnanç mekanlarımıza devlet müdahalesi söz konusu olmamalıdır.

    *Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde asimilasyon amaçları eksenin de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir an önce kapatılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğinin kutsal mekanları ve ziyaretlerine ait kadim kültürel isimlerin resmi düzeyde kullanılmalarının önünde ki engeller kaldırılmalı ve bu mekanlar yasal güvenceye alınmalıdır.

    *Zorla Türkçeleştirilen bölge, şehir, ilçe, kasaba, köy vb. yerleşim yerlerinin Kürtçe isimleri geri iade edilmelidir.

    *Tarihsel yaşanmışlıklardan kaynaklı Alevi toplumunun hafızasında olumsuz izler bırakan şahısların isimleri, Alevi yerleşkelerinden kaldırılmalıdır.

    *Türkmen Alevilerinin el konulan türbe, tekke, dergah ve ziyaretleri  kendilerine iade edilmeli ve yaşam tarzları olan yörüklüğü engelleyecek her türlü engel ortadan kaldırılmalıdır.

    *442 sayılı Köy Kanunun da bulunan köy tanımlamasın da yalnızca Camii’yi esas alan vurgular değiştirilerek, köy ve imar planında farklı inançlara ait ibadet yerlerini de kapsayacak geniş bir tanım getirilmelidir.

    *Alevilerin tarihsel yaşam alanlarında, asimilasyon politikaları ekseninde kurulan farklı ibadethaneler geri çekilmelidir.

    3-Özgürlükçü Laiklik

    *Mevcut anayasa da Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülke olarak tanımlansa da, uygulama da özellikle Diyanet İşleri Bakanlığının kurulmasıyla beraber, Türk-İslam sentezi anlayışı hakim yönetim anlayışı olmuştur. Diyanet İşleri Bakanlığınca yürütülen politikalar, sürekli olarak başta Alevilik olmak üzere diğer bütün inançlara karşı asimilasyon üretmiştir.

    Diyanet İşleri Bakanlığı lağvedilmeli ve devlet tüm inançlara eşit uzaklıkta olacak bir konumda durmalıdır.

    *Özgürlükçü laikliğin tesis edilmesiyle beraber, tüm inançlara   eşit yaklaşımı esas alan ve onların iç işleyişlerine müdahale etmeyen, her inançtan temsilcilerin olduğu kapsayıcı bir İnanç İşleri Meclisi’nin kurulması bu açıdan demokratik bir adım olacaktır

    4-Eğitim (Zorunlu Din Dersleri)

    *Eğitim alanında asimilasyonun en büyük aracı olarak tasarlanan zorunlu din dersleri bir an önce kaldırılmalıdır.

    *Cemaatlerle yapılan anlaşmalar ile devreye konulan ÇEDES ve benzeri projeler aracılığıyla, eğitimin tamamen dinselleştirilmesini hedefleyen politikalara son verilmelidir.

    *Laik, bilimsel, demokratik ve anadilinde eğitimin önünü açacak pedagojik müfredatlar, alanında yetkin olan Eğitim Sen gibi kurumlarla ortaklaşılarak  hazırlanmalıdır.

    *Alevi yerleşkelerinde kurulan  cemaat okulları, dershane ve kurslar kaptılmalıdır.

    5-Alevi Süreklerinin Özgün Kültürel Varlığı

    *Binbir sürek ile Yolumuza revan olan canların, özgün etnisite ve kültürel varlığı güvenceye alınmalı ve özgür yaşayış ve inanışları önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğine mensup Kürt Alevilerinin anadilleri (Kurmanci-Kirmançkî) üzerinde uygulanan inkar ve asimilasyon politikaları bir an önce son bulmalıdır.

    *Anadilde yaşama ve inanmaya dair her özgünlük, kültürel bir zenginlik olarak kabul edilmelidir.

    *Kürtçe cem yapmanın önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Türkmen süreklerine resmi anlatıların hakim olduğu tarih dayatmasından vazgeçilmelidir. Tarihte ki Türkmen Alevi öncülerinin itibarları iade edilmelidir.

    6-Alevilere Yönelik Baskıcı Politikaların Son Bulması

    *Alevilere yönelik tarihsel baskılar, nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. Kamusal alanın herhangi bir yerinde Alevilere yönelik ötekileştirici dil kullananlara yönelik yaptırımların uygulanması.

    *Geçmişte ki katliamların (Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum vb) arşivleri açılarak özür dilenmeli ve mağdurları hukuki olarak tanınmalı.

    * Katliamlarda katledilen Alevi önderlerinin (Pir Seyid Rıza vb) mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlarda toplu halde defnedilen kefensiz yatanlarımızın mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlar da eli Alevi kanına bulaşan veya azmettirici olarak rol oynayan tüm kişi ve gruplar yargı önüne çıkarılmalıdır.

    *Katliam yaşanan mekanlar Alevi toplumunun rızası alınarak müze veya farklı hafıza mekanlarına dönüştürülmelidir.

    *Resmi ideolojiyi sağlamlaştırmak adına uzun yıllardır üretilen tüm aşağılayıcı, tarihi gerçekleri çarpıtan ve hakaret ve nefret söylemi içeren materyal ve yayınların kaldırılmalıdır.

    Anayasal olarak garanti altına alınacak hakların pozitif entegrasyon ve kapsayıcı hukuk esasları üzerine bina edilip tatbikinde gerekli tüm yasalar ivedilikle yasama erkince yürürlüğe konulmalıdır.

    7-Aleviler ve Doğa

    *Alevilerin çaranasır bilinciyle kutsaliyet atfettiği doğaya karşı geliştirilen talan projeleri son bulmalıdır.

    *Bilimsel olarak belirlenecek kapsama göre, kutsal mekan ve ziyaretlerin yakınlarında herhangi bir zarar verici çalışma (maden, baraj vb) olmaması yönünde güvence oluşturulmalıdır.

    *Şark Islahat Planı dahilinde Kürt Alevilerden arındırılmak istenen Fırat’ın batısında, göç eden insanların geri dönüşünü kolaylaştıracak yöntemler hayata geçirilmelidir. Yaşanan büyük depremde uğradıkları ayrımcılıklardan kaynaklı mağdur edilen canlarımızın bir an önce mağduriyetleri giderilmelidir.

    8-Aleviler ve Demokratik Siyaset

    *Alevilerin yerel ve merkezi yönetimlerde yer alması güvence altına alınmalıdır.

    *Alevi kurumlarında gelişmeye başlayan Eş Başkanlık/Eşit Başkanlık sistemi resmi olarak tanınmalıdır.

    *Kayyum politikalarına son verilmeli ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılmalı,  Demokratik Yerel Yönetimler ilkesi tanınarak, toplumun iradeleşmesini ifade eden katılımcı demokrasi anlayışı hayata geçirilmelidir.

    *Alevi toplumunun yaşadığı bölgelerde hayata geçirilecek her hangi bir hizmet veya politikada Alevilerle rızalaşılmalıdır.

    9-Ve Diğer Talepler

    *Tutsaklık ve diğer benzeri durumlarda Alevi Yol taliplerinin Ana ve Pirleri ile görüşmelerinin önünde ki engeller kaldırılmalı

    *TMK gibi ayrımcı yasalar yürürlükten kaldırılmalı, AİHM Umut Hakkı kararı uygulanarak İnfaz Yasası’nda düzenlemeler yapılmalı, İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumlarından Emine Ocak açıklaması: Mücadelesi hepimize ışık oldu

    Alevi kurumlarından Emine Ocak açıklaması: Mücadelesi hepimize ışık oldu

    PİRHA- Emine Ocak’ın Hakk’a yürümesi ardından DAD, FUAF, FEDA, DAK ve PSAKD açıklamalar yaparak üzüntülerini dile getirdi. Açıklamalarda Ocak’ın verdiği mücadeleye dikkat çekildi.

    Yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında olan Cumartesi Annesi Emine Ocak’ın Hakk’a yürüdü.

    Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden ve Galatasaray Meydanı’nda ilk eylemi başlatan annelerden olan Emine Ocak’ın Hakka yürümesinin ardından Alevi kurumları paylaştıkları açıklamalar ile üzüntülerini dile getirdi.

    “HALKLARIMIZIN GÖNLÜNDE BİR UMUT IŞIĞI GİBİ PARLAYAN BİR ANA’YI YİTİRDİK”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAK) ortak bir açıklama yaparak, Emine Ocak’ın sadece kayıp oğlu Hasan Ocak için değil, bu topraklarda kaybedilen tüm evlatlar için yürüttüğü mücadelenin halkların ortak hafızasına kazındığı ifade edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
    “Türkiye ve Kürdistan tarihinin en karanlık dönemlerinde, faili meçhul değil, faili belli cinayetlerin, sistematik devlet zulmünün ve inkâr politikaları karşısında mücadele ederek halklarımızın gönlünde bir umut ışığı gibi parlayan bir Ana’yı yitirdik.
    1990’lı yıllarda devletin hukuk dışı uygulamaları gözaltında kaybetmeler, işkenceler, yasadışı infazlar adeta sıradanlaştırılırken, Galatasaray Meydanı’nda Emine Ana ve yol arkadaşlarının yaktığı her mum, o zifiri karanlığı yaran birer meşaleye dönüştü. Her Cumartesi, polis ablukasına rağmen meydanda oturan Cumartesi Anneleri ile birlikte Emine Ana’nın ‘Buradayız, vazgeçmiyoruz’ sözü, halklarımız için bir vicdan nöbetine, bir toplumsal hafıza alanına dönüştü.”

    “SESSİZ AMA SARSILMAZ BİR ÇIĞLIK, DERİN VE DİRENÇLİ BİR İSYAN OLDU”

    “Emine Ocak Ana’nın yaşamı; inkârın, baskının ve erkek-egemen devlet aklının karşısında sessiz ama sarsılmaz bir çığlık, derin ve dirençli bir isyan oldu” denilen açıklamada şu ifadeler kaydedildi:

    “O, sadece Hasan Ocak’ın değil; Cizre’de, Lice’de, Dersim’de, Suruç’ta, Roboskî’de yitip giden tüm çocukların annesiydi. Her birinin acısını yüreğinde taşıdı, her birinin adaletini omuzladı. Emine Ana’nın mücadelesi, sömürgeciliğin, militarizmin ve eril tahakkümün karanlığını yaran bir kadın direnişinin simgesi haline geldi. Köklerini Ana Tanrıça kültüründen alan kadim Mezopotamya ve Anadolu annelik mirasını, halkların ortak acısına, ortak vicdanına ve ortak mücadelesine dönüştürdü. O, adaleti hiçbir işlevi kalmamış mahkeme salonlarında değil; meydanlarda, sokaklarda ve insanların kalbinde aradı. Her gözaltında kaybedilenin adı anıldığında, onun sabrı, inancı ve kararlılığı yankılandı. Emine Ocak Ana’nın halklara bıraktığı bu onurlu mücadele mirası önünde saygıyla eğiliyoruz. Anısı halkımızın demokratik toplum mücadelesinde yaşamaya devam edecektir.”

    “BIRAKTIĞI HAKİKAT MÜCADELESİ YOLUMUZ AYDINLATACAKTIR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ise açıklamasında şunları söyledi:

    “Cumartesi annesi Emine Ocak hak ile hak oldu. 30 yıldır oğlu Hasan Ocak şahsında tüm faili meçhuller adına hakikat arayışı mücadelesinde öncü rolü, onurlu duruşu ile yüreğimize, zihnimize nakış oldu. Bıraktığı hakikat mücadelesi yolumuz aydınlatacaktır. Anısına saygıyla. Devri assan olsun.”

    “ONURLU MÜCADELESİ, BU DÜZENİN UTANCINI DAHA DA GÖRÜNÜR KILDI”

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF), 30 yıl boyunca kayıplar için hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Emine Ocak’ın Hakk’a yürümesi dolayısıyla yayınladığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Cesaretiyle, ısrarı ve kararlılığıyla hepimize yol gösterdi. O, Cumartesi Anneleri’nin vicdanıydı, sessizlerin sesi, karanlığa karşı yakılan bir ışıktı. Onurlu mücadelesi, bu düzenin utancını daha da görünür kıldı.”

    “KOCA ÇINARDAN BİRİSİNİ DAHA KAYBETTİK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Emine Ocak’ın Hakka yürümesine ilişkin paylaştığı açıklamada şunları kaydetti:

    “1980 Askeri Faşist Cuntasında, 90’ların beyaz toroslarıda, faili meçhul cinayetlerde ve gözaltında kaybedilen canlarının akıbetini soran, acıda, mücadelede ve direnişte birleşenler Cumartesi Anneleri!
    Kanlı tarihte gözaltında kaybedilen çocuklarının bedenini, bir tek saç telini, onlara ait herhangi bir hatırayı arayan analarımız, koca çınarlarımız onlar. Bu koca çınardan birisini daha kaybettik bugün. Bugün günlerden Emine Ocak! Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi! Cumartesi Annelerinin, Ocak ailesinin acısını paylaşıyoruz. Emine Ananın devri daim, toprağı gülistan olsun! Unutmayacağız, Unutturmayacağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Analar Çalıştayı’ sonuç bildirgesi: Analar yoluna sahip çıkıyor-VİDEO

    ‘Analar Çalıştayı’ sonuç bildirgesi: Analar yoluna sahip çıkıyor-VİDEO

    PİRHA-DAD Kadın Meclisi öncülüğünde Dersim’de düzenlenen “Analar Çalıştayı” sonuç bildirgesi açıklandı. Ataerkiye karşı Rêya Heq inancının Ana-Kadın merkezli yapısının yeniden inşasının vurgulandığı bildirgede, “Yolumuz ana yoludur, analar yola sahip çıkacaktır” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Dêrsim’de “Hakikat Ana Yoludur” şiarıyla iki gün süren “Analar Çalıştayı”n sonuç bildirgesi kent merkezine bağlı Marçik Sinan köyünde açıklandı. Açıklamaya Alevi analar, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile çok sayıda kurum ve kuruluş yer aldı.

    “ANA- KADIN ÖNCÜLÜĞÜNÜN KENDİSİNİ İNŞA ETMESİ TESPİT OLMUŞTUR”

    Sonuç bildirgesi DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan tarafından okundu.

    Sonuç bildirgesi şöyle:

    “Raa/Rêya Heq Alevi toplumsallığında 19-20 Temmuz tarihlerinde Dersim’de kadimden bu yana süre gelen inançsal, toplumsal ve kültürel değerlerin yaratıcıları ve taşıyıcıları olan Baba Mansur, Sinemili, Dewreş Cemal, Şıxçoban, Ağuçan, Kureyşan, Sultan Hıdır, Dewreş Gevr, Şıx Hasan Ocakzade Anaların öncülüğünde, Ana-Kadın eksenli rıza toplumsallığının yeniden inşası için bir araya geldik. İki günlük çalıştayımıza katılım gösteren çeşitli Ocak mensubu Analar, Yol meydanından edindikleri bilgelik ile oldukça kıymetli deneyimler aktardılar. Bu deneyimlerin rehberliğinde bir kez daha ‘Hakikatin Ana Yolu’ olduğu gerçeğini hep birlikte bilince çıkardık.

    İnancımızın felsefesi ile kendini güncelde bu inanca mensup talipler olarak adlandıran toplumumuz arasındaki mesafe gün geçtikçe açılmıştır ve erkek egemen sistem de ciddi bir biçimde birçok değerimizi dejenere etmektedir. Çalıştayımız bu sorunu tarihsel boyutu ve güncel yansımaları ışığında ele alıp çözüm odaklı tartışmıştır. Rêya Heq inanç sahipleri tüm yaşam ve inanç alanlarında siyasal İslam’ın ve eril iktidarın kuşatması altında kalmıştır, yoğun asimilasyon ve çeşitli yönelim politikaları sonucunda Analık makamı da varlık sorunu yaşamaktadır. Rêya Heq inancının özünü teşkil eden Analık makamının eril zihniyet karşısında güçlendirilmesi, Ana-kadın öncülüğünün kendisini inşa etmesi temel tespit olmuştur.

    “ÇALIŞTAY HER BİRİMİZ İÇİN VERİMLİ GEÇTİ”

    Dolayısıyla hem inancımız içerisine dışsal bir faktör olarak sızdırılan ataerkil anlayışlarla, hem de genel anlamda erkek egemenlikli sistemle mücadele etme ve kendi alternatifimizi Raa/Rêya Heq Alevi felsefesinden aldığımız güçle özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik ilkelerle yeniden inşa etme gibi bir görev önümüzde durmaktadır.

    Bu ve benzeri konuları konuşmak ve çözüm önerilerini somutlaştırmak adına cem olma bilinci ile meydan açtık. Meydanımız dert edindiğimiz konularda sözü olan canların da katılımıyla bu çalıştay her birimiz için verimli geçti.”

    ÇALIŞTAYDAN ÇIKAN SONUÇ VE KARARLAR

    Kadriye Doğan, çalıştayda çıkan sonuç ve kararları şöyle sıraladı:

    “1- Varoluşu doğuş ve Hakk ispatı gerçeği temelinde kabul eden inancımız ‘Hakikat Ana Yoludur’ yaklaşımını ortaya koyar. Bu yaklaşım Ana Kadın gerçeğini mürşidlerin mürşidi olarak tanımlar.
    2- ‘Alevilikte Kadın-Erkek eşitti’ söylemini doğru bulmakla beraber, mevcut gerçekliğimizin bunu yansıtmadığını yürütülen tartışmalar sonucunda çalıştayımız kabul eder. Özellikle kurumlarda, sosyal yaşamda ve inanç merkezlerinde son 60 yıldır hızlı bir şekilde yaşanan ataerkinin, Alevilikten alınan felsefik güçle alaşağı edilmesi gerektiğini vurgular. İnancımızın en temel ilişkilenme hali olan Can hukuku; toplumsal gerçeğimizde cinsler arası ilişkilerin eşitliğini ahlaki ve politik açıdan garantiye alır ve bununla da yetinmeyerek cinsiyetler üstü doğal toplumsal bir düzey yaratır.
    3- Ana-Kadın’ın öncülüğünde yaratılan, yayılan ve sistematik hale getirilen anadilin önemi, inançla kurduğu bağda göz önünde tutularak daha fazla sahiplenilmesi gereken vazgeçilemez bir kültürel değerdir. Kürtçe, yani Kirmanckî ve Kurmancî’nin yaşamın her alanında yeniden ve daha fazla kullanılır hale gelmesini Raa/Rêya Heq Alevi toplumsallığının kendi hakikatini güçlü yaşayabilmesinin olmazsa olmazı olarak görülür. Asimilasyon politikalarının yaratmaya çalıştığı dile yönelik geliştirilen yok etme politikalarına karşı anadilin geliştirilmesi için yaşamın tüm alanlarında mücadele eder.
    4- Meydan kurup sorunlarımızı tartışmayı anlamlı bulmakla beraber, yeni sürecin artık bizden eleştiriyle ve muhabbetle kalmamayı ve öne çıkarak kurucu ve inşa eden bir bakış açısıyla toplumsal sorunlara yaklaşmamız gerektiğini bir ikrar olayı olarak önümüze koyar. Yolumuz Ana yoluysa, Analar yola sahip çıkmalı ve Yolumuza arsızın, hırsızın, ikrarsızın ve nursuzun girmesine karşılık örgütlenmelidir
    5- Analar bir arada olup gelecekte erkan yürütme ve yola sahip çıkıp sürdürme iradesini beyan ederler
    6- Erkân yürüten Ana’ların bilgeliği ile kendilerinden sonra gelen kuşaklara bilgi aktarmalarının inancımızın temel değerlerinin yaşaması adına ertelenemeyecek derecede önemli olduğu bir kez daha açığa çıktı.
    7- Bir araya gelişimizi yolumuzun hakikat gerçeği ışığında sürekli kılmak amacıyla Ocakzade Anaların ve Yol Evlatlarının düzenli aralıklarla çalıştaylar, muhabbet meydanları, toplantılar vb gerçekleştirme ihtiyacı görüldü. Bu nedenle örgütlü ifade olarak var olma ve alınan kararları uygulamak adına iletişim ağları kurulması öncelikli hedefimiz olarak öne çıktı.
    8- Rêya Heq zihin dünyasının kodları demokratik toplum perspektifiyle uyumlu haldedir. Rıza toplumu, toplumun birlik ve yaşam iradesi gösterdiği yapı ancak kadınlarla şekillenecektir. Bu, ocakların yeniden yaşamsal kılınması ile mümkün olacaktır. Pirler taliplerini, talipler de pirlerini bulmakla yükümlüdür.
    9- Başta Suriye’deki Arap Alevileri olmak üzere tüm farklı inançlara yönelik geliştirilen katliam ve asimilasyon politikalarını kabul etmeyeceğiz ve mücadele edeceğiz.
    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD İstanbul Şube’de aşureler pay edildi-VİDEO

    DAD İstanbul Şube’de aşureler pay edildi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, aşure lokmalarını paylaştı. DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzel, yaptığı konuşmada Kerbela benzeri Alevi katliamlarının günümüzde de yaşandığına vurgu yaptı.

    Yası Kerbela (Muharrem) Orucu’nun ardından aşureler paylaşılmaya devam ediliyor. DAD İstanbul Şubesi de pişirdiği aşureleri dağıtmak üzere Gazi Mahallesi’nde halkla bir araya geldi.

    DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzel, yaptığı konuşmada “Yası Kerbela Orucunu tutan ve lokmalarını pay eden cümlenizin duaları kabul, lokmaları yiyene helal yedirene delil olsun” diye belirtti.

    ALEVİ KATLİAMI HALEN DEVAM ETMEKTE”

    Berna Güzel, yaptığı konuşmada Suriye’de devam eden Alevi katliamına da değinerek şunları aktardı:

    “Yası Kerbela, Alevilerin aslında Hüseyin’in direnişi şahsında, kendilerinin nasıl ayakta durmalarını hatırlatmaktır. Asırlardır süre gelen Kerbelalar günümüzde aynı zihniyet tarafından devam etmektedir.

    Zalimin zulmüne karşı direnmek bir Hüseyin-i duruştur. Seyit Rıza, direnişinde şöyle der ‘Bir hataydı. Yazıktır, günahtır. Evladı Kerbelayız, Kerbela’nın çocuklarıyız’ demiştir. Özellikle Reya Heq ocak geleneğinden Aleviler, kendilerini Ehlibeyt soyunda sayarlar. Biz Kerbela’nın çocuklarıyız.

    Kerbela’da Hüseyin’in kafasını kesen ile Dersim’de Ali Şer’in kafasını kesen zihniyet aynı. Aynı zihniyet Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum, Malatya, Gazi, Suruç ve Roboski’de bizlere Kerbela’yı yaşattı. Ayrıca HTŞ, DAİŞ, El Nusra ve benzeri cihatçılar, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiler. Suriye’deki Aleviler, mazlum halklar, Ezidiler ve azınlıklar katledildiler. Alevi katliamı halen devam etmekte. Canice, barbarca talan, taciz, tecavüz devam ediyor, kadın ve kız çocukları fidye karşılığında kaçırılıp her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalıyor. Dünya suskun! İnsanlık suçu işleniyor. Yetmiyor ABD, insanlıktan nasibini almamış canileri terör listesinden çıkarıyor. Sonuç olarak Hüseyin-i duruş bir simgedir. Bugünkü mücadele, zalimin zulmüne karşı direniş, bir Hüseyin-i duruştur.”

    Yapılan konuşmalar ardından aşureler pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL