Etiket: diyanet

  • Kaya: Dersim’de her yere cami yapma politikasından vazgeçilmeli-VİDEO

    Kaya: Dersim’de her yere cami yapma politikasından vazgeçilmeli-VİDEO

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın katılımıyla Dersim’de cami temel atma töreni yapılmasına tepki gösteren PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Alevi inancını asimile etmeye yönelik cami yapılmasına karşıyız. Böyle devam ederse ileride her yere cami yapılacak. O yüzden devleti yönetenlerin artık bu politikalardan vazgeçmesi gerekiyor” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın da katılımıyla 27 Ağustos’ta Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’na yaptırılan caminin temel atma töreni yapıldı.

    Temel atma töreninde konuşan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadesini kullandı.

    Dersim’in asimilasyonu çalışmalarına son yıllarda hız veren AKP-MHP iktidarı, 2022 yılı haziran ayında Munzur Üniversitesi’ne cami ve kuran kursu açmıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın katılımıyla Dersim’de cami temel atma töreni yapılmasına tepki gösterdi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKASI ADIM ADIM UYGULANIYOR”

    Dersim’de Alevi inancı üzerinde uzun süredir devam eden asimilasyon politikası olduğunu belirten Ekber Kaya, “Asimilasyon politikası adım adım uygulanıyor, cami inşaatları veya kuran kursları çok sıradan gelebilir” dedi.

    Kaya şöyle devam etti:

    “Tabi ki biz herkesin inancını özgürce yaşamasını istiyoruz. Üniversitelerde ve askeri yerlerde camilerin açılması sakıncalı bir durumdur. Acaba Türkiye başka bir düzene mi hazırlanıyor? Şeriatın taşları mı döşeniyor? Dersim’e hizmet için gelen memurlar, valiler, kaymakamlar ve bir bütün olarak devlet erkânı Dersim halkına hizmet vermek gibi bir maksatları yok. Dersim’de Sünni vatandaşlarımızın da yaşadığını biliyoruz ve onların kendi inancını yaşamasıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Ancak bu durum Alevi inancını asimile etmeye yönelik. Her köye, mahalleye, askeri kışlaya, üniversiteye cami yapılmasına karşıyız. Böyle devam ederse ileride her yere cami yapılacak. O yüzden devleti yönetenlerin artık bu politikalardan vazgeçmesi gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    AABK Eşit Başkanı Mat: Devletin Alevilere camiyi dayatması zulümdür, faşizmdir!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’nda cami temeli atma görüntülerini ve sözlerini ‘açık bir zulüm ve faşizm’ olarak değerlendirdi. Mat, “Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır. Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez” dedi. 

    Tunceli İl Jandarma Komutanlığı’ndaki caminin temelini atma törenine katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, buradaki konuşmasında “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir. İnşallah burada bizim hocalarımız, lojmanlarda oturan kardeşlerimizin ya da bu bölgede oturan kardeşlerimizin çocuklarına ders verecekler” ifadesini kullanmıştı.

    Yaşanılan duruma sanal medya hesabından tepki gösteren Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ‘Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor” dedi.

    Mat, devletin; bir halkın inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamasının açık bir zulüm, faşizm olduğunu kaydederek, Dersim halkının bu dayatmayı kabul etmeyeceğini söyledi.

    “DERSİM’DE ASİMİLASYON POLİTİKALARI BİTMİYOR”

    Mat’ın yaptığı açıklama şöyle:

    “Devletin Dersim üzerinde oynadığı asimilasyon politikaları bitmiyor…

    Alevi köylerine cami yapıp imam atamak yetmezmiş gibi, şimdi de Dersim’de yeni bir cami temeli atılıyor.

    Dersim’de yaşayan halkın neredeyse tamamı Alevi, resmi görevliler (asker, polis, memur) dışında. Ancak bu demografik yapıya rağmen, şehir sınırları içerisinde 117, Dersim merkezinde ise 5 cami bulunurken, sadece bir cemevi var. O cemevi de ne yazık ki devletin bir karakolu gibi işlev görüyor. Yani, Dersim şehir merkezinde halka ait bir cemevi bulunmuyor.

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de yeni bir cami temeli atıldı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Tunceli’de asker ve polislerin katılımıyla tek başına cami temeli attı. Açılışta halktan kimse yoktu; sadece resmi görevliler vardı.

    “AÇIK ZULUM VE FAŞİZMDİR; DERSİM HALKI KABUL ETMEZ!”

    Aleviler defalarca dile getirdi. ‘Bizim ibadethanemiz cemevidir.’ Ancak devlet, camiyi zorla dayatmaya devam ediyor. Bu, açık bir zulüm ve faşizmdir. Bir halkı, inancına uygun olmayan bir ibadethaneyi benimsemeye zorlamak, devlet imkanlarıyla yapılmaması gereken bir baskıdır.

    Ancak bilinmelidir ki, Dersim halkı bu dayatmacı politikaları asla kabul etmez. Onlar, ocaklarına, pirlerine ve kutsal mekanlarına olan ikrarlarını koruyarak yaşamaya devam edeceklerdir.

    Bu zulüm ve faşizm karşısında susanlar, bu zulmü yapanlar kadar suçludur. Sessizlik, zulmün sürmesine ortak olmaktır. Haksızlık karşısında sessiz kalmak, adaleti engellemek demektir. Bozatlı Hızır, Düzgün Baba, ocaklarımız, dergahlarımız hepimizin yardımcısı olsun.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Özdemir: Belediyeler sadece hizmet etmeli, cemevi üzerinde tahakküm kurmamalı-VİDEO

    Özdemir: Belediyeler sadece hizmet etmeli, cemevi üzerinde tahakküm kurmamalı-VİDEO

    PİRHA – Eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın müdahaleleriyle gündeme gelen Maltepe Cemevi’nde birçok eksiğe rağmen hizmet yürütülüyor. Toplumun hem inançsal hem de kültürel taleplerine cevap verdiklerini belirten Maltepe Cemevi Başkanı Aydın Özdemir, “Bir Alevi belediye başkanı, bize akla hayale gelmedik, yapılmaması gereken birçok şey yaptı. Söylemek iddialı olur ama burası artık adı konmamış bir dergaha doğru gidiyor” diye konuştu.

    2010 yılında kurulan Maltepe Cemevi Derneği, 2016 yılında Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın yönetim kararlarına müdahalesi sebebiyle tartışmalı bir sürecin içerisinde yer aldı. Derneğin hizmet yürüttüğü bina yıkılarak yerine çok fonksiyonlu bir bina vaadi gündeme geldi.

    Dönemin Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, kimi vaatlerde bulunarak derneğin iç işleyişine müdahale etme çabası Alevi toplumuyla yerel yönetimi karşı karşıya getirdi. Büyük mücadele sonrası bölge halkı, cemevi yönetimini geri aldı.

    “HER ŞEY BU CEMEVİNDE DİZAYN EDİLMİŞ VAZİYETTE”

    Yaşananların ardından gelinen süreci Maltepe Cemevi Başkanı Aydın Özdemir ile konuştuk.

    Yeni belediye yönetimi ile protokol imzalamaya hazırlandıklarını söyleyen Özdemir, eksiklerin sürdüğünü ancak cemevi işleyişinin nitelikli bir yapıya evrildiğini aktardı. Mevcut binanın tam anlamıyla kullanılamadığını söyleyen Özdemir, “Geçmişten bugüne kadar Alevi toplumunun köy hayatından kent hayatına geçişinde yaşadığı zorluklar biraz öne alınarak bu cemevi dizayn edilmiş diyebiliriz. Burada İstanbul’a gelen kız öğrencilerimizin daha düzgün barınabilmesi için dizayn edilmiş bir öğrenci yurdumuz var. Bu yurdu aktifleştirmeye çalışıyoruz. Haricinde bir konferans salonumuz da mevcut. Aslında Alevilerin bir toplanma merkezinde olması gereken her şey burada dizayn edilmiş vaziyette. Yapısal özgünlük ve kültürel anlamda da her işleyişimizi yapabileceğimiz bir alanımız var. Ancak bina tam anlamıyla bitmediği için aktif bir şekilde kullanamıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AMACIMIZ, İNANCIMIZIN GEREĞİ RİTÜELLERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ”

    Aydın Özdemir, cemevi yönetimi olarak siyaseten bağımsız kalma konusunda hassasiyet gösterdiklerinin de altını çizdi. İnanç ritüellerini olabildiğince yerine getirme çabalarının olduğunu söyleyen Özdemir, “Biz, biraz daha bağımsız davrandığımız için meselenin siyasi boyutuna evrilmeden Alevilikle ilgili ne yapabilirsin konusunun peşinde koştuğumuz için biraz özgün görünüyor olabiliriz. Bu bina içerisinde yapmaya çalıştığımız şey tabii ki inancımızın gereği ritüellerin gerçekleştirilmesidir” diye konuştu.

    “ALİ KILIÇ, BİZE ALEVİCE SÖZ VERMİŞTİ!”

    Aydın Özdemir, Maltepe Cemevi’nin eksiklerini de anlattı. Cemevi binasında yer alan yurt ve konferans salonu bölümlerinin neden kullanılamadığını ise Özdemir şu sözlerle açıkladı:

    “Yurt ve konferans salonu için geçmişten gelen bir sorunumuz var. Daha önceki siyasi erkin yarattığı bir sorun bu. Kısacası bir protokol sorunumuz mevcut. Cemevi arsası belediyeye ait ancak yapı Aleviler tarafından yapıldı. Daha önceki belediye başkanının yarattığı sorundan dolayı sıkıntılı bir süreç yaşadık. Yeni seçilen belediye başkanımızla kısa zamanda bir protokol yapmayı umuyoruz. Bu protokolü yaptıktan sonra öğrenci yurdumuzun akıbeti de belli olacak. Konferans salonu da tamamlandıktan sonra burası aslında bütün Alevi camiasının bir çekim merkezi haline gelecek. Kabul ederseniz ki herhangi bir cemevinin böyle bir konferans salonu yok. Burada 600 kişilik kapasiteli bir salonumuz mevcut. Konser ya da önemli günlerde yapılacak etkinliklerimizi burada gerçekleştirebileceğiz. İşte o zaman asıl özgünlük sağlanacaktır diye düşünüyorum.

    Bu zamana kadar bizlere hep sorun yaratıldı. Burada zaten önceden bir işleyiş vardı. Dönemin belediye başkanı, burada farklı bir tasarrufta bulunmak istedi. 2016 yılında buradaki iç yapı ile ilgili eksiklikleri tamamlamak adına Ali Kılıç, bize bir söz verdi. Bu sözü de Alevice verdi. ‘Ben sizin Ali’nizim, Allah, Muhammed aşkına bırakın Cemevi içerisini ben yapayım’ diyerek rızalık istedi. Biz de bu rızalığı gösterdik. Ancak geçtiğimiz 8 yıl içerisinde ne binanın tamamlanması ne de bize tekrar teslim edilmesi gerçekleşti. 2016 yılından bugüne kadar hiçbir şekilde protokol yapılmadı. Bu sorundan dolayı işleyiş anlamında eksik kaldık.”

    “BELEDİYELERİN TAHAKKÜMÜNE RAZI GELMİYORUM”

    Alevi kurumları ile yerel yönetimler arasındaki ilişkilere de değinen Aydın Özdemir, şunları söyledi:

    “Belediyeler ile olan ilişki sadece hizmet anlamında olmalı. Hangi partiden olursa olsun bizler belediyelerden hizmet alabilmeliyiz. Bu kamusal, eşit yurttaşlık hakkımızdır. Ben, onların tahakkümüne razı gelmiyorum. Yani hiçbir belediye, hiçbir siyasi kurum, hiçbir devlet erki, ‘Bu cemevinin şu köşesini de ben yöneteyim’ ya da ‘yönetiminde benim de söz hakkım olsun’ deme hakkına sahip değildir. İnançlar üzerinde hiçbir erk ‘Şunu şu şekilde, bunu bu şekilde yapacaksın’ diyememelidir. Oy verdiğimiz parti de olabilir, onlar da böyle bir hakka sahip değildir diye düşünüyorum.

    Önceki belediye başkanı ‘Kendi Alevi vakıf ve derneğimi yaratacağım’ yönünde hareket etti. 2019 yılında ete kemiğe bürünmüş bir vakıf kurdu. Dolayısıyla biz de bu vakıfa karşı durduk ve çeşitli sıkıntılar yaşadık. Zabıtalar aracılığıyla buradaki kimi katlar zapt edildi. 2022 yılında göreve geldiğim süreçten sonra özellikle eğitim çalışmalarını sıklaştırarak dersliklerimizi kullanmaya başladık. Bizim olanı tekrar peyderpey geri almaya başladık. Yani bir Alevi belediye başkanı, bize akla hayale gelmedik yapılmaması gereken birçok şey yaptı.”

    CAMİLERE AYRICALIK TANIDI!

    Aydın Özdemir, eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın, diğer inanç merkezlerine yönelik ayrıcalıklı davrandığını da sözlerine ekledi. Özdemir, “Maltepe Belediyesi’nin önceki yönetimi, hiçbir inanç merkezine böyle yaklaşmadı. Aksine, özellikle camilere hizmet aşkıyla yaklaştı, isteklerini yerine getirmek için çaba sarf etti, daha da ileriye giderek camilerin çay ocaklarında boy boy fotoğraflar çekilerek, sabah namazlarına da katılıp poz vermekle geçirdi” dedi.

    ÖNCELİK GENÇLERE!

    Aydın Özdemir, cemevi yönetiminin şu anda bütün işleyişi ele aldığının altını çizdi. Özellikle gençlere yönelik çalışmalar yürüttüklerini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:

    “Önemli olan gençlerin eğitilmesidir. Gelecek nesillere doğru şeyler bırakmak istiyorsak bilime dayalı bir anlayışla buraları bir eğitim yuvası haline getirmek zorundayız. Bunlara dair fen bilgisi, matematik ve İngilizce dersleri vermekteyiz. Ayrıca bağlama, gitar, vurmalı çalgılar; müzik namına talep nereden geliyorsa bunların kurslarını açmaya çalışıyoruz. 5 kişi de olsa eğitim vermeye çalışıyoruz. Geçen sene 18 branşta eğitim başlattık. Semah ve bağlama kurslarımız ise hiç bitmedi, hatta katlanarak gidiyor. 2022 yılından bu yana çok mesafe katettik. İlk olarak insanların buraya gelmesine çaba gösterdik. Açıkçası insanlar ne talep ediyorsa burada vermeye çalışıyoruz.”

    “ADI KONMAMIŞ BİR DERGAH”

    Aydın Özdemir, Maltepe Cemevi olarak sosyal yardımlaşma yürüttüklerini de söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Burası kent yoksulu olan insanların yoğunlukta olduğu bir bölge. İster istemez onlara da bu şekilde yardım etmek gerektiğini görüyoruz. İnsanlar, belediyelerden yardım talebinde bulunup bir karşılık bulamıyorlar. Samimiyetimize inanıp doğrudan istekler bize iletiliyor. Gücümüzün yetmediği bir şey varsa belediyelerden almaya çalışıyoruz. Örneğin evinden halısını, perdesini, eşyasını buraya getirenler oluyor. Buna ihtiyacı olanlar da mevcut. Burası aslında o kişilerin buluşma noktası haline geliyor. Burası bir gecekondu kenti, ister istemez insanların yoksulluktan dolayı eksiklikleri var, bunları tamamlıyoruz. Tenceresi, tüpü dahi eksik olan insanlar vardı. Geçtiğimiz 2 yıl boyunca bu yönlü ihtiyaçları da tamamlamaya çalıştık. Söylemek iddialı olur ama burası adı konmamış bir dergaha doğru gidiyor.

    “ZATEN SAKAT BİR YAPI OLUŞTURULMUŞ VAZİYETTE”

    Aydın Özdemir, AKP hükümetinin Alevi politikasını da değerlendirdi. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin görüşlerini aktaran Özdemir, şu ifadeleri kullandı:

    “Böyle bir yapının oluşması ile ilgili bir beis görmüyorum ancak kuruluş şekli, işleyişi ve içeriği sıkıntılı. Kültür Bakanlığı adı altında değil de Cumhurbaşkanlığı altında kurulabilirdi. ‘Yönetim kurulundaki kişiler, ilahiyat fakültelerinin ilgili birimlerinden gelir’ diye bir madde konulmuş ve senin önünü zaten kesmiş. Aleviliğe dair bir kurum kuruyorsun ama Alevilerden almıyorsun! Oralara giden insanların profillerine baktığımda hiç de Aleviymiş gibi bir izlenim göremiyoruz. Kaldı ki başkanına baktığında bu profil, Alevilik’te ülkücülük olur mu bu başka bir tartışma, netice itibariyle Aleviliğin bir Türkmen Kızılbaş kolu da var ama götürüp de ırkçı bir partiye, ideolojiye kanalize olmuş bir kişinin başımızda olmuş olması zaten temel prensiplerimize aykırı. Bu kabul edilemez bir şey. Dolayısıyla zaten sakat bir yapı oluşturulmuş vaziyette. Günden güne kartopu gibi büyümeye çalışan bir yapı. En son 2 Temmuz’da gördük, madem Alevilikle ilgili bir kurumdunuz, 2 Temmuz’da neden yoktunuz?
    Asrın Tok diye bir şahıs tweet attı, ‘Madem Alevi Bektaşi Başkanlığısınız, bizim haklarımız için varsınız, bu konuya dair ne yapacaksınız? Sizi takip edeceğim’ diye mesaj yazdım. Ama bakıyoruz ki hiçbir şey yok. Biz bu başkanlık ile ilişki kurmak derdinde değiliz ama doğru yapıya kavuşmasını da isteriz. Alevilerin yönettiği bir başkanlık haline gelene kadar da mücadelemiz devam eder.

    Toplum cemevlerinin, dedelerin ne söylediklerine bakıyor. Ancak cemevleri şu anda topluma bir şey demiyor. Devlet bizleri çalıştay adı altında toplayıp toplayıp duruyor. Devlet ‘önce siz kendinizi bir tanımlayın’ diyor. Gerçekten de önce bizler kendimizi bir tanımlayalım. Eksik olsun ama biz kendimizi tanımlayalım. Çünkü insanlar bir girdabın içerisinde. Yanlış inanışlar peşine o kadar girmiş vaziyetteki toplum, doğrusu nedir biz bile henüz karar vermemişken topluma şu an mesaj vermek kolaycılık olur.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    PİRHA – Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili beş ayrı bakana ilettiği soru önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Kurdî’yi işaret ederek yanıt verdi. Milletvekili Güneş Altın ise “Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz” diyerek gelen cevaplara tepki gösterdi.

    DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, 14 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın yanıtlaması için Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili soru önergesi vermişti.

    Milletvekili Güneş Altın, beş bakana “Bakanlığınızın yetki alanındaki tüm hizmetlerde ve çalışmalarda Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” diye soran Beritan Güneş Altın’ın önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yanıt verdi.

    KÜRTÇE KUR’AN-I KERİM VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yanıtında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’nin kamu yayıncılığı yapmakla görevlendirilen tek yayın kuruluşu olan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 21. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurum tarafından Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” hükmü gereğince farklı dillerde yayın yapılabilmektedir.

    Bu kapsamda; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu bünyesinde 2009 yılında Kürtçe dilinde yayın yapan TRT Kurdî televizyon kanalı ve radyo istasyonu kurulmuştur. Yayınlarda, Kürtçe’nin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçeleri kullanılmaktadır. Ayrıca söz konusu yayınlara internet ve mobil uygulamalar üzerinden herkes ulaşabilmektedir.

    Diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı, din konusunda toplumu aydınlatmak için yaşayan bütün dil ve lehçeleri değerlendirmeye gayret etmektedir. Bu kapsamda 35 farklı dil ve lehçede yapılan Kur’an-1 Kerim Mealleri ve 50 dil ve lehçede yaptığı dini faaliyetleri arasında Kürtçe de yer almaktadır.

    Ayrıca, Kur’an-ı Kerim ve Kürtçe Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı, Hadislerle İslam ve Kur’an Öğreniyorum (Elif-Ba), Kürtçe dilinde yayımlanan başlıca eserlerdir.”

    “GELEN CEVAPLAR ŞAŞIRTMADI!”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bakanlıklardan gelen tek cümlelik yanıtlara ilişkin Milletvekili Beritan Güneş Altın yazılı açıklama yaptı.

    “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den gelen “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” vurgusuna özellikle değinen Milletvekili Güneş Altın, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına bakanlıklardan gelen cevaplar şaşırtmadı! Dünya anadil gününde bütün bakanlıklara ilettiğimiz tek soruluk önergede “Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” sorusuna gelen yanıtlar tekçi, zihniyeti bir kez daha göstermiş oldu.

    Türkiye’de tek resmi dilin Türkçe olduğunun savunusunu bir kez daha yaptılar ve Kürtçeye dair herhangi bir çalışmalarının bulunmadığını dile getirdiler. Özellikle Milli Savunma Bakanlığının verdiği cevapta tek dil ve vatanın bölünmez bütünlüğü vurgusu yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, verdiği cevapta adeta bir lütuf gibi TRT Kurdi adlı televizyonu açtıklarını ve Kürtçenin farklı lehçelerinde yayın yaptıklarını dile getirdi. Yine Yılmaz’ın verdiği cevapta, Diyanet İşleri’nin bazı eserlerini Kürtçeye çevirdiklerini aktardı. Kaldı ki Diyanet’in sözünü ettiği yayınlar 35 dile çevrilmiş eserlerdir.

    Milli Eğitim Bakanı, fiiliyatta öğrencilerin seçmemesi için birçok zorluk çıkardıkları Kürtçe seçmeli derslerden bahsederken, Enerji Bakanlığı Kürtçe kullanımına dönük bir çalışmalarının olmadığını belirtti. Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ise resmi dilin Türkçe uluslararası iletişim dili olarak ise İngilizce’yi benimsediklerini aktardılar. Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz.

    Anadilinde eğitim ve sağlık başta olmak üzere bütün kamusal alanlarda milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin göz ardı edilmesi de kabul edilemez. İktidarı ve ilgili bakanlıkları, Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgürce kullanılabilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Dilsel ve kültürel hakların korunması ve geliştirilmesi, toplumun her kesiminin eşit ve adil bir şekilde temsil edilmesini sağlayacak ve toplumsal barışa katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına yönelik çalışmaların bir an önce başlatılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177 arttı

    Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177 arttı

    PİRHA – Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177, Diyanet’in harcamaları da yüzde 137 arttı. 

    Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı “Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu”na göre, Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla oranla yüzde 177 artarak, 2,1 milyar TL’den 6,1 milyar TL’ye çıktı. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri içerisinde ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile AFAD dışındaki tüm kurumların harcamaları yükseldi.

    DİYANET’İN HARCAMALARI YÜKSELDİ

    Bütçenin tümü üzerindeki harcamalarda da geçen yıla göre, yüzde 93,7 oranında artış var. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın harcamasındaki artış yüzde 137,3 oldu. Diyanet’in 6 aylık harcaması 19,6 milyar TL’den 46,7 milyar TL’ye çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

    ‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO

    PİRHA- Alevi inancına yönelik devlet baskısı yoğun şekilde devam ederken, asimilasyonun bir ayağı da cemevleri içerisinde yapılmakta. İnanca yönelik saldırılar karşısında ‘Aleviler, kurumlar ne yapmalı?’ sorusunu Araştırmacı Yazar Piri Er’e sorduk. Aleviliği doğru temsil eden liderlere ihtiyaç duyulduğunu belirten Piri Er, “Mutlaka bilimsel çalışmalar yapmak lazım. Alevi örgütleri belli aralıklarla sempozyumlar, konferanslar, paneller gerçekleştirmek zorunda. Yoksa sadece anma günleri ile Aleviliği yeniden inşa edemezsin.  Aleviliği günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye de ihtiyacımız var” dedi. 

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Araştırmacı Yazar Piri Er’e sorduk.

    “ALEVİLİKLE YAKINDAN UZAKTAN BİLGİLERİ YOK” 

    PİRHA – AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    PİRİ ER: Bu başkanlığın kurulmasına hiç şaşırmadım. Nedeni ise şuydu: Daha önceden Diyanet İşleri Başkanlığı ‘Cemevlerimiz kırmızı çizgimizdir, bunun başka bir inancın ibadethanesi olarak gösterilmesine razı gelmeyiz’ mealinde bir açıklama yapmıştı. Ardından Tayyip Erdoğan’ın yine buna bağlı olarak yaptığı bir açıklama vardı. O da diyordu ki ‘Cemevleri kültürel mekanlardır. İslam’da ibadet yeri mescittir, camidir. Yani siz bunu alternatif bir şey yaratamazsınız’ diyor. Aslında Tayyip Erdoğan, Kültür Bakanlığı bünyesinde bu yapının oluşturulması ile birincisi Diyanet İşleri Başkanlığı’nı memnun ediyor; kızdırmıyor yani. İkincisi ise Alevileri memnun ediyor. Yani aslında Alevilik bir farklı kültürdür diye düşünüp cemevlerini de ibadethane değil de bir yer olarak görüyorlar. Şimdi Kültür Bakanlığı bünyesinde oluşturdukları bu yapı içerisinde sanıyorum 52 civarında merkezi kadro var. Bu kurumun başına atanan kimliklere de baktığımızda bunların Alevilikle yakından uzaktan bilgileri yok. Farklı bir Alevilik anlayışları var. Yani bizim bildiğimiz Aleviliği tarif etmiyorlar.”

    “GÖZLERİ DÖNMÜŞ; GELENEKSEL ANMAYI DAHİ SABOTE EDİYORLAR”

    – MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Cemevi Başkanlığı’nın kendini dayattığının en güncel örneği şu anda 16-18 Ağustos arasında Hacıbektaş’ta yapılacak olan Hacı Bektaş Veli’yi Anma etkinlikleridir. Bu başkanlık, bakanlığın diğer birimleri ile birlikte devletin bünyesinde bu işe bakan farklı kurumların da desteğiyle Hacı Bektaş anma etkinliklerini alternatif bir programla kutlamayı planlıyor. Bu konuda belediyeye de bir baskı olduğunu biliyoruz. Siz yapmayın, biz yapalım ama bu etkinlik 25-30 yıldır belediyenin bünyesinde yapılıyor. Ondan öncesinde de yerel derneklerin gerçekleştirdiği bir etkinlikti. Bunların gözü şimdi öyle dönmüş ki 30 yıllık geleneksel olarak belediyenin yaptığı bir etkinliği dahi sabote etme noktasına gelmişler. Geçmiş yıllarda yapılan etkinliklerde gerek Kültür Bakanlığına bağlı oradaki Kültür Merkezi gerek diğer alanlar tahsis edilir ve kullanılırdı. Hatta şimdi belediyeye tahsis edilmiş olan amfi tiyatro bile eskiden Kültür Bakanlığının iken sonradan belediyeye devredilmişti, orayı bile kullanma izni vermedikleri yönünde bilgiler ulaşıyor. Buna karşı belediyenin bir direnci var. Çünkü Alevi örgütleri daha önceden bir basın açıklamasıyla bunu duyurdular ve dediler ki ‘Eğer Kültür Bakanlığının düzenleyeceği bir etkinliğe dönüşürse biz katılmayız’. Belediye de şimdi direnç göstererek kendi programını oluşturmaya çalışıyor ve özellikle büyükşehir belediyelerinden destek bulmaya çalışıyor. Geçmiş yıllarda gerek Kültür Bakanlığının gerek TİKA’nın ekonomik olarak destek verdiğini biliyoruz ama yine verecekler mi emin değilim. Son gelişmeler üzerine bu desteği vermeyeceklerini de düşünüyorum. Alevi örgütlerinin, belediyenin arkasında durması ve bu etkinlikleri güçlü bir biçimde gerçekleştirilmesi gerekir. Ama devlet de elinden geleni yapacaktır ve ne kadar zayıflatırsak o kadar biz güçleniriz mantığıyla hareket edecektir diye düşünüyorum.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİCE ANLATAN KAYNAKLAR ORTAYA KOYULMALI”

     – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Daha önceden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı bir çalışma geldi şimdi aklıma. Alevi kaynaklarını incelemiş, çevirmiş ve yayınlamıştı. Bu çalışmayı yapan kimliklerden birisi de Hitit Üniversitesi’nden Osman Eğri diye zat-ı muhteremdi. Daha sonra FETÖ’nün okulunda yükseldiği anlaşıldı. Bu arkadaş, Çorum’un bir köyünden ve Alevi kimlikli. İlahiyat Fakültesi dekanlığına yükselmiş, Aleviliği, İslam çerçevesinde değerlendirenlerden biriydi. Onun ‘Alevi kaynakları’ diye ortaya koyduğu eserler daha etkisini yitirmeden böyle bir çalışma yapılması Aleviliği aslında nereye yönlendirmek istediklerini açıkça gösterir.

    Ansiklopedinin maddelerinden birini bana hazırlatmak isteyeceklerini hiç sanmıyorum. Kimlere hazırlatacaklarını da tahmin edebiliyorum. Ama bu tamamen Türk-İslam ya da Alevi-İslam çizgisinde olan, yani bizim içimizde olan kimlikler de var, bu konuda yazan çizen, kendini Aleviliğin önünde niteleyen kimlikler de var. Muhtemelen bunlar üzerinden böyle bir çalışma yapıp Alevilere yutturmaya çalışacaklar. Bizim kınalı kekliklerden de bu suyu içmek isteyenler mutlaka olacaktır. Ama çok sağlıklı sonuçlara ulaşacaklarını sanmıyorum. Ansiklopedinin içeriğinde ne olacağını gördüğümüzde oturup eleştirilerimizi yapacağız. Şu ana kadar yaptıkları bundan sonra yapacaklarının da ne olacağını aslında bize ifade ediyor. Peki Aleviler bu konuda ne yapmalı? Alevi örgütlerine burada büyük görev düşüyor. Kişisel olarak hepimiz bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ben de yazıp çiziyorum ama bu benden ibaret. Bunun daha öteye taşınması gerekir. Örgütlerin bu konuda gerçekten Aleviliği Alevice anlatan, açıklayan kaynakları ortaya koyması gerekir. Eski dönemlerde kaleme alınmış, Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynakların çevirisi ile olacak iş değil. Yani Hacı Bektaş’ın makalatıyla ya da İmam Cafer buyruklarıyla Aleviliği anlayamaz ve anlatamazsınız. Muhtemelen hazırlanacak ansiklopedi kaynakları olarak bunlardan besleneceklerdir ama Aleviliğin bunun dışında, günümüzde yetişen bir Alevilik var. Hacı Bektaş’ın makalatını Hacı Bektaş’ın yazmadığını biliyoruz. İmam Cafer hakkında yazılanları İmam Cafer’den çok sonra kaleme alındığını ve Anadolu’ya 16. yüzyılda getirildiğini de biliyoruz. Sözüm ona halen ona bağlılığın ifade edildiğini de görüyoruz ama baktığımızda bunlarda yer alan bilgiler bugünkü Aleviliği bağlayan bilgiler değil. Aleviliği o yüzyıllara götürmek istiyorsanız doğrudur ama Aleviliği bugün yaşamak istiyorsanız bu kaynaklar yetersizdir, eksiktir, sıkıntılıdır.”

    “ÇEDES, MÜSLÜMAN OLMAYAN KİTLEYİ DE RAHATSIZ EDİYOR”

    – Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES projesinin şöyle bir özelliği var; ÇEDES sadece Alevileri ilgilendiren bir proje değil. Yani bu ülkede çocuğuna zorunlu din dersi vermek istemeyen milyonlarca insan vardır. Bunların büyük bir kısmı Alevi. Çünkü Aleviliğin zaten orada yeri yok. ÇEDES projesinin ilk meyvelerini verdiğini görüyoruz! Çocuklara sınıfta mezar maketi başında ağlama pratikleri yaptırıldı. Bir Kabe maketi yapılarak çocuklara şeytan taşlaması pratiği de gerçekleştirildi. Duvarlara taş attırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliğinde bu yapılıyor. ‘Çevreme duyarlıyım’ diyorlar ve duyarlılığı böyle arttırmaya çalışıyorlar! Şeytan taşlatarak, ağlamayı öğreterek çocuklara eğer çevreye duyarlılık arttırılacaksa bu bir sorun.

    İkinci bir sorun ise bunu imamların yaptırıyor olması. Dini bilgi dışında genel bilgiye ne kadar hakimler? O dini bilgiyi ne kadar sağlıklı bir biçimde anlatıyorlar? Bir de İslam, şeytanı taşlamak, mezar başında ağlamaktan mı ibaret? Ve bu Alevi çocuklarına da dayatılıyor. Oysa Alevilik açısından öte dünya inancı yoktur. Onun için cennete gideceğim diye şeytan taşlama ihtiyacı hissetmez. Mezar başında ağlayarak Hakk’a yürüyen kişinin öte dünyada rahat edeceğini düşünme gibi bir anlayış Alevilerde yok. Demek ki bu Alevilere hitap eden bir şey değil. Bu şimdi Müslüman olmayan kitleyi de rahatsız eden bir şey.

    “ŞERİAT DEVLETİ ARZULUYOR”

    Yakın zamanda bir vatandaş, Aydın’ın bir ilçesinde okula müracaat ediyor ve ‘çocuğuma zorunlu din dersi aldırmak istemiyorum’ diyor. Tabii bu zorunlu olduğu için okul da diyor ki ‘Hristiyan ve Yahudiler azınlık kabul edilir, diğer gruplar bu dersi almak zorunda’. Bu canımız Alevi mi Sünni mi bilmiyorum ama din değiştiriyor. Yani bizde dinden uzaklaştıran bir içerik var. Belki de bu vatandaş Sünni, bilemiyorum. Ama Aleviler açısından zaten bu derslerde anlatılanlar Aleviliği bağlamıyor. Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerekse Anayasa Mahkemesi kararları da var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin din derslerinin zorunlu olamayacağı yönündeki kararını ortadan kaldırmak için bunlar her türlü hileyi yapıyorlar. Örneğin Alevilikle ilgili birkaç madde koydular, kendilerine göre Aleviliği tanımladılar ve dediler ki ‘Biz sadece Sünni’lere yönelik ders vermiyoruz, Aleviler de bu işin içinde var’. Şeriat Devleti arzuladığını söyleyen bir başımız var. Hedeflerinin ne olduğu da belli.

    Bu durumda Aleviler ne yapmalı? Aleviler, Aleviliği bir kere Alevi gibi algılamalı. Yani Alevi-İslam anlayışıyla, ‘Aslında ben de Müslümanım’ anlayışıyla bir yere varılamayacağı anlaşılmalı. Yoksa Dersim’de 12 Eylül döneminde yapıldığı gibi çocukları imam hatip liselerine gönderen aileler bir süre sonra karşılarında kendi çocuklarını imam olarak buldular. Ya da Ordu’nun Akkuş ilçesinde 1950’lerde Alevi çocukları götürülüp imam eğitimi verildi ve sonrasında köylerine imam olarak atandılar. O dönemde 25 olan Alevi köy sayısı şu anda 3’e düşmüş durumda. Yani neyin nereye gideceği belli. Kısa süre önce Eskişehir’den geldim, orada Alevilikle ilgili bir çalışma yaptık. Yöredeki Alevilerle görüşüp Alevi köylerini tespit etmeye çalıştık. Söyledikleri hep şu; ‘Bu bu köyler Alevi idi ama bugün Alevi değiliz’. Yani geçmişte 50 ise bugün 5’e düşmüş durumda. Onun için Aleviler kendini, yani Aleviliğin ne demek olduğunu anlarsa buna karşı bir direnç elbette gösterir. Ama genel İslam anlayışı açısından doğuracağı sonuçlar belli, bir şeriat devletine doğru yavaş yavaş götürülmeye çalışılıyoruz. Ha olur mu onu zaman gösterecek. Olmaması için de Alevilerin bu konudaki direnci önemlidir.”

    “ASİMİLASYON HER YÖNDEN ALEVİLİĞİ KUŞATMIŞ DURUMDA”

    Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Yanlış hatırlamıyorsam yakın bir zamanda Kartal Cemevi’nde ‘Türkçe Kur’an eğitimi’ diye bir duyuru vardı. Yani ‘Kur’an’ı Türkçe’ye çevirirsek Aleviler açısından sorun biter’ anlamı çıkıyor. Türkçeye çevirdiğinde de ya da çevirip sana verildiğinde Kur’an’ın içeriği değişmeyecektir. Mesele Aleviler Kur’an’da kendini bulabiliyor mu?

    ‘Başımız Kur’an’a bağlı’ derler. Mesleğim gereği 30 yıl alan araştırması yaptım. Sorduğum sorulara birçok Alevi ‘Biz Müslümanız, başımız Kur’an’a bağlı’ diye cevap verir. Ama Kur’an’dan bir tek ayet bilmez. Hakk’a yürüme erkanlarında Fatiha’yı mutlaka kulakları arar. Yakın zaman öncesinde köyümüzden bir canımızın Hakk’a yürümüştü. Gittiğimde ‘dede’ diye bir vatandaşla tanıştırdılar. Kişi, ‘Aleviyim ama dede değilim. Hizmet yürütüyorum’ dedi. Biraz sonrasında başladı Kur’an okumaya. ‘Fatiha’ deyince herkes elini kaldırdı. Yanımda da bir köylüm oturuyordu. Dönüp ona baktım o da okuyor. Kendisine ‘Sen Fatiha okumayı biliyor musun?’ diye sordum. ‘Yok dede bilmiyorum’ dedi. ‘O zaman ne yapıyorsun? diye sordum, ‘okumuyorumki, onlar ne yapıyorsa ben de aynısını yapıyorum’ diye cevap verdi. Yani içeriği bilip bilmemenin bir önemi yok. Dönüştürülüyoruz. Mesela ablamın Fatiha bildiğini duyduğumda ‘Sen bunu nereden öğrendin?’ diye sordum. ‘Bizim köye gelen öğretmen öğretti’ dedi. Ablam 1955’lerde köyde eğitim alırken okulumuzdaki öğretmen okutmuş. Ama ben öğrenmedim. Çünkü benim eğitim aldığım öğretmen fatiha öğretmedi. İki kuşak arasında bile bunu yaşadık. Bu eğitim, yeni asimilasyonun bir boyutu. Bir de Alevilerin kendi kendine işlettikleri bir asimilasyon var ki işte daha dün gördüm iki zat-ı muhterem, cumhurbaşkanının yanında durmuşlar, sözüm ona Alevilerin sorunlarını konuşmuşlar ve sayın cumhurbaşkanından sorunların çözüleceğine dair bir güvence almışlar. Ama bunların Alevi kimliklerini kimse kabul etmiyor! Yani akrabalarına ‘Bunlar Alevi mi?’ diye sorsan ‘hayır o Alevi değildir’ der. Muhtemelen de düşkünlükleri vardır yönünde güçlü fikirlerim var. Şimdi bu durumda siz nereye varabilirsiniz? Alevilerin bir sürü örgütlü kurumları var. Niye sorunları bunlar çözmüyor da bu iki kişiyle sorun çözülmeye çalışılıyor? Çünkü o iki kişiyi de bu devlet yarattı. Kendi ideolojileri paralelinde ‘bunları Alevi kimliği olarak topluma lanse edelim’ denildi. İyi de onların anlattıklarından Alevilik çıkmaz. Meselemiz bu. Onun için asimilasyon hem dini eğitimde hem genel eğitimde hem imamlar vasıtasıyla hem de kamu kurumları vasıtasıyla her yönden Aleviliği kuşatmış durumda ve Alevilik bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiş durumdadır. Aleviliğin Alevilik olarak korunmasının yolu da Aleviliği anlamaktan geçiyor.

    “CİDDİ ANLAMDA ALEVİLİKTE BİR KAYMA VAR”

     – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi örgütlülüğünün şu anda geldiği nokta elbette geçmişe göre ileri bir noktada ama Alevi örgütlülüğünün daha profesyonelce yürütülmesi gerekiyor. Yani bakıyorsunuz bir genel merkeze bağlı 80 cemevi var; bu 80 cemevinde kendi merkezinin oluşturduğu düşünceyi bile uygulayamıyorlar. Yani oturup örneğin bir Hakk’a yürüme erkanı oluşturuyorsunuz, size bağlı olan ocakları çağırıp diyorsunuz ki ‘ben böyle bir şey oluşturdum, bu Hakk’a yürüme erkanı Alevicedir. Bundan sonra bunu uygulayacaksınız’. Bunun üzerine mesela Urfa’dan gelen bir cemevi sorumlusu diyor ki ‘hayır öyle şey olmaz’. Hazırlanan erkanı okuyamayacaklarını, toplumun kabul etmeyeceğini dile getiriyor. Ama zaten toplumun bir değişim yaşaması zorunlu. Mesela biz bir dede ailesiyiz, benim ailemde bile eğitim ya da farklı yol yöntemlerle Alevilikten uzaklaşma yaşanmış. Şimdi bunu ben kendi ailemde düzeltmekte zorlanırken bana gelen bir emirle bunu yapmam çok zor. Ama yapmak zorundayız. Yoksa baskın inanç dediğimiz, Aleviliği yok etmeye çalışan inanç dediğimiz, 16. yüzyılda fetvalar verip ‘bunları katledin’ diyen yapının bugün farklı bir biçimde, zihniyette çeşitli devletin kurumları tarafından devam ettirilmeye çalışıldığı, Alevilerin değil Aleviliğin katledildiğinin gündeme geldiğini görüyoruz. O zaman buna karşı direnmenin yolu da Alevi örgütlülüğünün çok daha sağlıklı yapıya kavuşturulmasından geçiyor.

    “ÇATI ÖRGÜTLERİ MUTLAKA GÜÇLENDİRİLMELİ”

    Birincisi örgütler kendi içerisinde birlikteliği sağlayacak. İkincisi, çatı örgütleri mutlaka güçlendirilecek. Örneğin 80 cemevi var ancak genel merkezin oturacak yeri yok! Böyle şey olmaz. Örgütlerin ekonomik olarak güçlü olması gerekiyor. Çünkü her şey para ister. Ayrıca örgütlerin, kendi içlerindeki çatışmaları mutlaka sonlandırmaları gerekir. Üçüncü olarak Aleviliği mutlaka Alevi gibi anlayan, algılayan ve ifade eden liderlere ihtiyacımız var. Yoksa ‘Onu biz de biliyoruz ama bunu şimdi söylemenin zamanı değil, biraz daha beklememiz gerekir’ zihniyeti bana göre doğru değil. Ben bazı şeyleri çok sert ifade ettiğim için bu tür tepkiler alıyorum. ‘Aman dede daha zaman var. Bu toplumu ürkütür’ deniliyor. Toplumu ürküteceksin. Toplumu ürkütmezsen kendine geleceği yok. Toplum şu anda uyum sağlamış durumda. Kurban Bayramı yakın bir zamandaydı, gördük ki birçok Alevi kurban kesti. Alevilikte kurban var mı? Sen zaten bu zihniyete kurban vermişsin, oturup bir de bir hayvan keserek cennete Gitme düşüncesindeysen, öte dünya anlayışın varsa o zaman burada bir sorun var demektir.
    Alevilik bu dünyaya ilişkin bir inanç, ne varsa burada çözeceksin. Onun için örgütlerimizin bunları anlayıp aktarması gerekiyor. Ancak örgütlerin biri Alevi-İslamcı biri tamamen şeriatçı biri Şiacı biri Alevice olmaya çalışıp ama olamamış, tamamlayamamış bir yapı… Şimdi bunları bir araya getiremezsiniz. Yani ben Cem Vakfı ile bir araya gelip ‘Alevi İslam anlayışı’ diyen bir yapıyla birlikte hareket edemem. Çünkü ben Aleviliği İslam içinde olduğunu düşünmüyorum. Alevilik kendi başına bir inanç. Aleviliğin kendi değerleri var. Başımı Kuran’a bağlayarak beni Müslüman yapamazsınız. Eğer bu söylediğim aşamaları geçebilirsek daha bilimsel bakmaya çalışabilirsek olur. Daha önceden birçok bilim kuruluna davet edildim. Her gittiğimde yapacağız edeceğiz deniliyordu. Hala yapacağız, -acak, -ecek eklerini artık bırakmak gerekiyor. ‘Yapıyorum, yaptım’ ifadelerinin yerleşmesi gerekiyor. Yoksa ciddi anlamda Alevilikte bir kayma var. Özellikle bu açılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı taşrada geziniyor. İhtiyaç listesini sağlayanlar paralelinde sizden bir şey isteyecektir. Şimdi kadro tahsis etmeye çalışıyorlar. Düşünebiliyor musunuz bir cemevinin kadrosu Kültür Bakanlığı’na bağlı devlet memuru! Peki bu kişi ne yapacak? Oranın temizliği, dedelik hizmetleri, başkanlığı; hangi birini yapacak? Bunlar hep sorun. Ama bu tik tak çok tehlikeli bir biçimde işliyor. Biz de o kınalı kekliklerden çok var. Mutlaka bilimsel çalışmalar yapmak lazım. Alevi örgütleri belli aralıklarla sempozyumlar, konferanslar, paneller gerçekleştirmek zorunda. Yoksa sadece anma günleri ile Aleviliği yeniden inşa edemezsin. Aleviliği baştan, sıfırdan yapalım anlamında söylemiyorum ama Aleviliği günümüzün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye de ihtiyacımız var diye söylüyorum. Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO

  • ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa edilmesi gerektiğini söyledi. Yıldırım, “Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum” dedi. Yıldırım, Cemevi Başkanlığı bünyesinde yapılmak istenenleri de “Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam” şeklinde yorumladı.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Buna karşılık Alevi toplumu, temel insan hakları konusunda taleplerini dile getirmeyi sürdürüyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi başlıkları, toplumun öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

    Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor. Tüm bunlarla birlikte AKP-MHP Hükümeti, 9 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip olmakla birlikte hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ise son süreçte Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan bir kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda dinci yapıların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sorularımızı Yazar Ali Yıldırım‘a yönelttik.

    “ALEVİLERE YÖNELİK DEVLETİN BİR AŞKI VAR!”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ALİ YILDIRIM: Şimdi bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesini bir ‘AKP Projesi’ olarak anlamak eksik olur. Bence bu devlet aklının bir işi. AKP projesi olsa, düğün değil bayram değil bu ilişki niye gelişti? Tayyip Erdoğan’ın, Alevilere derin bir aşkından söz etmek herhalde mümkün olmasa gerek. Yani burada Alevilere yönelik devletin bir aşkı var! Çünkü projenin mimarı, İçişleri Bakanıydı. İçişleri Bakanlığının o görevlilerinin ‘özel görevli’ olduklarını düşünüyorum. Yüzlerce cemevi ziyaret edip, köy gezdiklerini açıklayıp bunu da bir rapor halinde yayınladılar zaten. Öteden beri devletin Alevi politikasını biliyoruz; ret, inkar, asimilasyon üzerine kurulu bir Alevi politikası var. Peki bu politikayı değiştiren ne oldu? Şunu görmemiz lazım; Aleviler 1993 Sivas Katliamı’ndan beri ciddi bir örgütlenme sürecine girdi. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi aktivitesi ve taleplerin güncellenmesi söz konusu oldu. Büyük mitingler ve hareketlilik yaşandı. ‘Alevi’ adıyla örgütlenmeler ilk kez 2000’li yılların başında ‘Alevi-Bektaşi’ kuruluşları adıyla gerçekleşti. Buna yönelik yasaklamalar oldu ve bir yargı süreci işledi. Tüm bunlar sonrasında 2002 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu kuruldu. Yani Alevi adıyla dernek kurmanın yasak olduğu bir zamandan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı diye bir yere geldik. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi toplumsal muhalefeti söz konusuydu. Alevi muhalefetinin temel sloganı bugün de birçok yapının sahiplendiği ‘Eşit yurttaşlık’ hakkı olmuştu. Bu çok anlamlı bir slogandı. Bu eşit yurttaşlık hakkı meselesinde, gölge etme; yani devletten bir şey beklemek değil, yani ‘devlet bizim için şunu da yapsın’ diye artıdan bir talep değil, eşit yurttaşlık hakkı. Ayrımcılık yapma, yani ‘inancımdan, dinimden, öğretimden, felsefemden, kimliğimden, cinsiyetimden, etnik kökenimden dolayı ayrımcı davranma’ talebiydi bu. Yoksa bazı arkadaşların yanlış anladığı gibi ‘ona veriyorsan bana da ver’ değil.

    Alevilerin talepleri dine imana dair talepler değil. Yani bu talepler Alevilere özel talepler de değil. Bu talepler demokratik talepler ve Türkiye’de yaşayan her demokratın, hatta her liberalin sahiplenmesi gereken taleplerdir. Laiklik, Diyanet sorunu, din dersleri meselesi neden yalnızca Alevilerin meselesi olsun ki? Zorunlu din dersi yalnızca Alevilere uygulanan bir şey değil ki, bütün çocuklara yönelik uygulanan bir tahribat. Gencecik beyinlerin tahrip edilmesi meselesi… Şimdi o anlamda ‘yanımızdaki dostlarımız bizi anlamıyor’ demeyeceğim; bilinçli olarak öyle bir tavır geliştiriyorlar ama bizim yanımızda olan, bizimle birlikte yürümesi gereken dostlarımız, kuruluşlar, siyasi yapılar da Alevilerin bu taleplerini anlayamadılar. Yani bu bir din iman talebi değil ki. Maalesef 2010’dan beri Aleviler, demokratik siyasi arenanın biraz dışına çıkıp kendi dertleriyle uğraşmaya başlayınca bu talepler de yavaş yavaş unutulmaya başlandı. Hatta Alevilerin de gündeminden çıktı.

    Bugün geldiğimiz noktada Alevilerin, örgütlerin bu talepleri yüksek sesle seslendirdiğine maalesef tanık olmuyoruz. O nedenle devlet aklının bu süreçte devreye girdiğini düşünüyorum. Devlet ‘biz bu Alevileri kendi haline bırakırsak’ ki Aleviler içerisinde çok ciddi bir akım Aleviliğin kadim, antik tarihinden yola çıkarak Aleviliğin özgünlüğüne vurgu yapmaya başladı. Yani 90’ların başında Nejat Birdoğan ‘Aleviliğin İslam’la bir ilgisi yok. Alevilik kendine özgü bir inançtır’ dediği zaman ortalığı birbirine katan insanların çocukları bugün ‘Alevilik kendine özgüdür, Aleviliğin İslam’la ya da başka bir inançla ilgisi yoktur’ noktasına geldi. Büyük çoğunluk bu noktada fikir söylerken Alevi çocuklarının büyük bir bölümü de hızlı biçimde Aleviliğin bu boyutunu görürken bir taraftan da Alevi çocukları hızla ateistleşip, deistleşmeye başladı. Alevi çocuklar Müslüman, Hristiyan olacaklarına ateist olsunlar, çok daha anlamlı bir yerde hayatlarını taşıyabilirler.

    Şimdi burada devlet diyor ki ‘Ya kardeşim bu Aleviler hızlı ateistleşiyor’. İran mollası Şeriat Medari 90’lı yılların başında Diyanet İşleri Başkanlığı görevlisi Süleyman Ateş ile bir toplantıda buluşuyor. Şeriat Medari o zamanlar şu tespiti yapmıştı ve biz de bunu Pir Sultan dergisinde gündeme getirmiştik. Diyor ki ‘bu Aleviler hızla ateistleşiyor. Ya siz bunları Sünni’leştirin ya da bize bırakın Şiileştirelim’. Devletin 2010’lu yılların ortalarına kadar politikası ‘Alevilik diye bir şey yok’ şeklindeydi. Diyanet İşleri de ‘Alevilik diye bir inanç söz konusu değil. Cemevi diye bir ibadethane söz konusu olamaz’ diyordu. Açtığımız davalarda mahkemeler Diyanetin görüşüne başvuruyordu ve Diyanet de bize ‘Alevilik diye bir şey yok, ibadethanesi de söz konusu olamaz. Aleviler de Müslümandır. Aleviler de ibadet yapacaksa buyursunlar camimize gelsinler’ diyordu. Yani devletin resmi politikası, İçişleri Bakanlığı’nın özel görevlileri sahaya sürüp onlardan istihbarat toplayarak oluşturduğu konsepte kadar ‘Aleviler Müslümandır, camiye gelmeliler’ yönündeydi. Şimdi devlet bu konuda Diyaneti bir tarafa bıraktı, görüşlerini muhtemelen taşımaya devam ediyor ama bunun hayatta bir karşılık bulmadığını fark etti. Yani ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ durumu…

    Bir Alevi köylüsü ilçeye gitmiş, günün ortasında camiden hoca ezan okuyor, yanındakine ‘ne diyor?’ diye sormuş. O da ‘namaza çağırıyor’ demiş. Alevi de ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ demiş. Ve bu sözü söylediği için Osmanlı engizisyonu zulmüne uğramış. Yani adamın hakkında ‘katli vacip’ fetvası verilmiş… Şimdi Diyanet’in bu yaklaşımı bir tarafa bırakıldı ve yeni bir konsept oluşturulmaya çalışılıyor.

    Şimdi devlet diyor ki ‘baktık bu Alevileri Sünnileştiremiyoruz, zaten Aleviler Şiilik aracılığıyla asimile olup Müslümanlaşıyorlar. Biz buna illa da niye Sünnilik dayatalım? ‘Devlet Aleviliği inşa edelim, var olanı koruma altına alalım’ diye düşünüldü. Devlet diyor ki ‘Biz bırakırsak bunlar zaten özgün Aleviliğe, Aleviliğin kendi başına bir inanç olduğu noktasına gidecekler ve ateistleşecekler. O zaman buna meydan vermememiz lazım, elimizin altında bir devlet Aleviliğinin bulunması lazım. Yani ihtiyaç anında kullanabileceğimiz bir yerde bir devlet Aleviliği inşa edelim, içine üç aşağı beş yukarı Şiilik de bırakalım. Zaten asimilasyona da gönüllü olarak koşuyorlar’.

    Şimdi bir de bakanlık görevlilerinin köylere nasıl gittikleri konusu var. İçişleri Bakanlığı aracılığıyla valiye gidiliyor, vali ise kaymakama yönlendiriyor. Gariban köylü de ne yapsın, gelen çocuklar da sözde ‘Alevi’… Onlara dertlerini anlatıp ‘şöyle eksiğimiz var’ diyor ve onlar da raporlarında 1500 sayfalık bir kitap oluşturdu. Bu raporun içeriğinden ise ne Alevi örgütlerinin ne Alevi aydınlarının haberi var!”

    “DEVLETİN ALEVİLİKTEN MURADI ŞİİLİK SOSUNA BATIRILMIŞ BİR İSLAM”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Zaten dertleri sorun çözmek değil ki. ‘Alevilerin sorunu’ diye alt alta neyi koyuyoruz? Bunu konuşmadan hangi sorunu çözecek? 2000’li yıllardaki sorunları söyledik ve o sorunlar burada duruyor. Veya o sorunlar yalnız Alevilerin sorunu da değil. Yani ‘Çözümü beklenen nedir?’ diye sormak gerek. Yani devlet, Aleviliği yedeklemek, elinin altında tutmak istiyor. Peki bu nasıl bir Alevilik? Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam… Çünkü din sonuçta bu coğrafyada devletin vazgeçemediği bir araç. Din, egemen sınıfların iktidarlarını, egemenlik sistemini sürdürme noktasında çok önemli bir ideolojik iş görüyor. Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığına o kadar bütçeyi dini çok sevdiği için mi ayırıyor? Yaşantılarına bakarsan dinle bu kadar aşklarının olmadığını fark edersin. Bir taraftan egemen sınıflar, bir taraftan da devletin bizatihi kendisi itaat eden, aklını esir aldırmış bir kitleyi hem yönetmek hem de sömürmek çok daha kolay. Düşünsenize, 20 yıldır sınıfsal konumuna, yoksulluğuna bakmaksızın yalnızca dini gerekçelerle itaat eden bir toplum var.

    Dinin ideolojik bir işlevi var. O yüzden de ‘Aleviliği bir dinsel niteliğe büründürürsek o Aleviliğin tarihsel muhalefetini, itiraz unsurlarını ortadan kaldırır, içine boşaltırsak bize artı bir yedek güç daha olacak’ diye düşünüyorlar. Belki Tayyip Erdoğan için yedek bir güç olmayabilir ama egemen sınıflar ya da başka iktidar sahipleri ve devlet açısından bir yedek güç olacak. Çünkü Aleviler kadar kafası resmi ideolojiyle bulanmış, kendi bilincinden yoksun, devlet bilinci olmayan bir topluluk daha yok. Alevi toplumu, resmi ideolojinin ders kitaplarına yazdığı tarihi kendi tarihi sanıyor ve onu ezbere söylüyor. Sokaktan çevirdiğimiz ilk Aleviye, ‘tarihini anlat’ diyelim, sana resmi ders kitaplarında yazan tarihi anlatacaktır. Devletin tarihsel olarak 1923 yılından bu yana yaptığı bütün operasyonları için ‘haklıdır, meşrudur’ diyecektir. Cumhuriyetçilerden daha fazla bir cumhuriyet savunmasında bulunacaktır. Maalesef Alevinin kendi aklı yok. Yani İslamcı çevrelerin en azından bir zamana kadar kendi bulunduğu yerden sisteme yönelik itirazları vardı ama Alevi toplumu, bütün tarihi kendi tarihi sanıyor ve böyle sarılıveriyor. O yüzden de Alevi toplumunun devlete bakışı maalesef İslamcılardan daha sevgi dolu. Halbuki sistemin hukuksal ve pratik anlamda onlara yaptıkları orta yerde duruyor.

    “ALEVİLERİN SİSTEMLE İLİŞKİSİ SON DERECE BELİRSİZ”

    Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Orada yüzden fazla ‘Cemevi uzmanı’ çalışıyor. Buraya girmek için bir sürü yerden de referanslar buldular. O kuruma girmek için benden bile referans isteme utanmazlığını gösterenler oldu. ‘galiba beni tanımıyorsunuz ya da yanlış bir Ali Yıldırım olduğu söylenmiş’ diye cevapladım. Şimdi bu kurum Turizm Bakanlığı’nın bütçesini, örtülü ödenek kullanıyor. Sonuçta Diyanet bütçesi ile karşılaştırdığınız zaman bu kurumun kullandığı bütçe komik kalır. Ama biz Alevilerin devletle ilişkisine kurgulamadığı için devlet ilişkisinde bir perspektif geliştiremedikleri için, diyelim ki 10 torba çimento, 2 kamyon kum, bilmem kaç tane kiremit… Sanki ihtiyacı varmış ve onlar olmadan cemevi ya da hayat devam etmeyecekmiş gibi bir ruh hali içerisindeler. ‘Devlet onlara veriyor, bize de versin’ sözü son derece yanlış. Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili olarak ‘yediğiniz lokma haram lokmadır’ diyorduk. Çünkü ‘Diyanet’in bütçesinde bütün insanların payı var’ diyorduk. Şimdi Diyanet o parayı yerken haram olan lokma bize verildiğinde nasıl helal hale geldi? Alevilerin talepleri noktasında Devlet bir imar ve belediye yasasında değişiklik yaptı, cemevlerinin imar planına işlenmesini imar planında cemevlerine yer ayrılmasını sağladı. Sonrasında cemevlerinin yapımını bakım ve giderlerini belediyelere verdi, su parasını çözdü ve en son ‘cemevlerinin elektriğini de ben vereceğim’ dedi. Yani bizim çerağımızı devlet uyandıracak. Peki, devletten aldığın suyla pişirdiğin lokma helal lokma olur mu olmaz mı?

    Bu noktada Alevilerin sistemle ilişkisi son derece belirsiz. Bir taraftan ‘biz de alalımcılar’ var ki şöyle bir durum var; örneğin Cem Vakfı, dava açarak ‘elektrik su parasını ödemeyeceğiz, devlet ödesin’ demişti. Bizim örgütlerimiz; AKD, Pir Sultan Abdal Derneği’nin şubeleri de ‘elektrik su parası ödemeyeceğiz’ diye dava açmışlardı.  Kardeşim sen dava açmışsın benim faturalarımı devlet ödesin demişsin. Peki şimdi bu ne?

    “DEVLET KUURMLARLA MUHATAP OLMAK YERİNE EN ZAYIF HALKAYA GİDİYOR”

    Şimdi birkaç Alevilik türü ortaya çıkmış durumda. Bunlardan bir tanesi ‘Devlet Aleviliği.’ Bunu konuştuk. Devlet, kurumlarla muhatap olmak yerine en zayıf halkaya gidiyor. Merkez örgütlerinin elektrik, su, çimento gibi ihtiyacı yok ki ama şubenin var. Örneğin bir köyde cemevi inşaatı yarım kalmış ya da damı akıyor falan. İşte bunu biliyor ve Cemevi Başkanlığı oradan yürüyor. Şimdi merkezde niye muhatap olsun ki sonuçta altını boşalttığı zaman amacına ulaşacak. Muhtemelen şimdi elektrik su için de birçoğu gidip başvuracak ve ‘elektrik parası ödetmekle onların adamı mı olacağız?’ diyecekler.

    İki; ‘Belediye Aleviliği’ var. Yani belediyelerin bir anlamda organize edip şekillendirdiği bir Alevilik tarzı var. Yani belediyeler ‘Anahtar teslimi cemevleri’ yapıyor. Kocaman binalar yapıp sanki bir şirket merkezi yaratıyorlar. Camlarla falan kaplayıp sanki bir AVM gibi inşa ediyorlar. Aleviliğin hiçbir kadim değerini yansıtmayan mimariler bunlar. Şimdi artık bunun bir de hukuki zemini var. Belediye yasası diyor ki ‘Cemevi yapacaksın’. Şimdi karşımıza 31 Mart’tan sonra yeni bir alanda açıldı, cemevlerinin coğrafyası daha da genişledi. Şimdi birçok ilde belediyeler cemevi yapacaktır. Bundan sonra belediye başkanı Cemevinde protokolde oturacaktır. Örneğin Muharrem ayında oruç açılacaktır, herkes oturmuştur, en son o belediye başkanı gelir ve herkes kenara açılır. Ya da bir cemde belediye başkanını saat kaçta gelirse gelsin dedenin yanına oturturlar falan… Cemevi yapıldıktan sonra faturalarını da ‘sen karşıla’ denilip iyice bağımlı hale geliniyor. Kendi potansiyelinle o cemevini inşa etmediğin için cemevleri kimsesiz, içleri bomboş kalıyor. Orada bir bina var ve binadaki görevliler ölü ve 40 yemeği bekliyor. 365 günün diyelim ki bir ayında Muharrem’de, Hızır’da oluyorsa tabii cem yapılıyor ve insanlar bir araya geliyorsa onun dışında kocaman bina çın çın çınlıyor. Çünkü oradaki insanların kendi emeğiyle oluşturdukları bir mekan olmadığı için bize bu yerler asimilasyon merkezi olarak dönüyor. Cemevlerinin dizaynına, mimarisine ve içine bakın, tamamen Şii, ne idüğü belirsiz resimlerle doldurulmuş. İlginç taraf, İran’da da resim yasak. Humeyni darbesine kadar Ali resimleri vardı şimdi İran’a gidin bir tane bile Ali resmi bulamazsınız. Bizimkiler, bu konuda onlardan çok daha mahirler. Kardeşim bu 12 imamların resmini nereden buldun? Böyle bir resim hiçbir yerde yok çünkü. O 12 imamlardan Naki’nin altını kapat ve sor, kimse bilemez. Peki bu İmam Naki, Alevilik’te ne yapmış, hangi işlevi görmüş? Sorsan bir gök tanrının kulu çıkıp ‘bu arkadaş Alevilik için şunu yapmış’ diyemez, çünkü yok. Şimdi bizdeki bu ruhsal bozulmayı, ideolojik çarpılmayı görüyor musunuz? Tam da devletin dediği gibi; Şiilik de İslam’ın esaslarından bir tanesi. Şiilik ile Sünniliğin arasında ne fark var? Şiilik, kendi siyasetini meşrulaştırmak için İslam’dan bir takım olayları kendi anlayışına göre yorumlayarak meşruluk zemini arayan bir anlayış.

    Şimdi bu sebeplerle insanlar cemevlerine gitmiyorlar. Zaten gidip ne yapacaklar? Gençler gidip de o cemevinde ne yapacak? Şimdi Alevilik adına gençlere, insanlığa sunacak neyimiz var? ‘Neden Alevilik yaşamalı, var olmalı?’ sorusunun cevabını verilebiliyor mu? Örneğin yapay zeka Aleviye sorsak; ‘Sen bu dünyada neden var olacaksın? Doğaya, topluma katkın nedir, biz senin varlığını neden savunalım? Anlat bize’ diye sorsak ne anlatabilir? Ben zaman zaman yapay zekaya soruyorum ve cevap olarak Şiiliği anlatıyor. Çünkü bilgi dünyasında Alevilik, Şiilik olarak depolanmış. Kendin üretip zamana, koşullarına göre ortaya koyabiliyor musun? Hayır. Bir ütopyan var mı? Rıza Şehri güzel bir ütopya ama bilmem nerede kalmış. Kapitalizm koşullarında Rıza Şehri’ni yeni baştan düşünüp bütün insanlık için kılavuz olacak hale getirebildik mi? Gelebilir mi o da ayrı bir soru ama bunlar da düşünülmedi.

    ‘Alevilik bir felsefedir’ diye söze başlanıyor ama sorarım, Alevilik nasıl bir felsefe? Bizim yapay zekaya ‘Alevi felsefesinden ne anlıyorsun?’ diye sorsak, cevap yok.

    3. Alevilik türü de bizatihi ‘Canların Aleviliği.’ İnsanların yaşadığı, var ettiği, yaşatmaya çalıştığı, bizim düşündüğümüz, savunduğumuz Alevilik diyelim.”

    “BİR TANE ALEVİ KÜTÜPHANESİ, AKADEMİSİ YOK!”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Devlet bir ansiklopedi yazıyor, Kültür Bakanlığı ise 2019’da bin sayfalık bir Ansiklopedik Alevi-Bektaşi Terimleri Sözlüğü yayınlamış ama kimsenin haberi yok. Yazan kişi fena biri değil. Yazdıklarının bir takımı anlamlı olabilir ama genel olarak Aleviliğin içinden gelmeyen insanların Alevilik üstüne yazıp çizdiklerinin sorunlu olabileceğini düşünüyorum.

    Şimdi diyelim ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bir ansiklopedi yayınlayacak, bir karşılığı yok. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da Alevi Klasikleri yayınlama projesi vardı. 10 tane özel kağıda basılı kitap yayınladılar ama Alevi toplumunda bu kitapların bir karşılığı olmadı ve hiçbir anlam ifade etmedi. Asimilasyon önemli bir şey, karşısında duruş sergilemek de önemli ama bugün artık dünyanın bir numaralı ansiklopedisi Britanica olarak gösteriliyor ama ben onu kütüphaneme koymuyorum. Çünkü ansiklopedinin artık bir anlamı, değeri yok. Kimsenin ne ansiklopediye ne de kitaba baktığı var. Bütün her şey sanal dünyada gerçekleşiyor. Tabii ki yazıp orada bırakmayacaklar bunu sanal dünyaya da taşıyacaklardır. Burada asıl mesele, başkasının yaptığından çok sen ne yapıyorsun? Şimdi biz de Alevilik ansiklopedisi yazalım, ancak sen hangi Alevilik zemininde konuşuyorsun? Senin henüz bir tane akademik dergin dahi yok. Türkiye ve Avrupa’daki bütün örgütlerinin bir tane Alevi kütüphanesi yok. Diyelim ki üniversiteden bir öğrenci geldi ve Alevilik üzerine master tezi hazırlayacak, şimdi bu çocukları yönlendireceğin bir kütüphane yok. Ben birkaç yerde de söyledim; sahip olduğum kitapların tamamını bir Alevi kütüphanesine bağışlamaya hazırım. Evimde çuval çuval belge var. İnsanları Alevilik konusunda bilgilendirecek, fikir verecek bir akademimiz yok. Şimdi bugün Alevi toplumu ve örgütler, cem yöneten dede ve analardan mucize bekliyorlar. Bugün 60 yaşında olan bir dedenin, ananın Alevilik bilgisi olamaz. Çünkü 1970 yılında 10 yaşındaydı ve o yılların nasıl geçtiğini biliyoruz. 1980’li yıllar ise toplumsal olaylarla geçti, zaten Alevilerin büyük bir bölümü köyden şehre gelmişti ve bu insanlar cem, görgü, sorgu görmediler. Yani bugün dedelik yapan insanların büyük bir bölümü bu Alevi eğitiminden, ocak, talip ilişkisinden geçmemiş insanlar maalesef. Şimdi bu insanlardan vahiy, mucize bekleniyor! Şimdi bu insanlar nasıl ve nereden bilecekler? Adam bir gülbeng okuyacak, önüne kağıda yazmış. Çünkü pratiğin içerisinden gelmiyor, yaşamamış. Örneğin Pir Sultan’dan bir deyiş okuyacak önündeki klasörden okuyor. Bir de cemlerde önlerine rahle koyuyorlar, rezaleti düşünebiliyor musunuz? Yürekte ve bilinçte olmayınca rahle de şart olur. İnsanların doktor, avukat, mühendis, öğretmen olması Alevilik konusunda bilgi sahibi olacağı anlamına gelmez. Kendisini bu alanda iyi yetiştirmiş dede ve anaları bir tarafa bırakıyorum tabii, toptancı bir anlayışla biçip geçmeyelim ama genel olarak bu sorun var. Örneğin Muharrem ayı geldiğinde bazı cemevlerinde görüyorum; her gün bir imamı konuşuyorlar. Şu bilinç çarpıklığını düşünebiliyor musunuz? Şuraya varmak istiyorum, sana yönelik asimilasyoncu, eşit olmayan, hukuksuz, red ve inkar politikalarına karşı bir duruş üretebilmen için hem siyaseten hem de bilgi ile donanmış olman lazım. Yani felsefe, tarih, teoloji, arkeoloji, insanlık tarihi bilmeden, herkes bu konularda uzman olsun değil tabii ama en azından konunun ihtiyacı kadar konuşabilecek bilgi sahibi olmadan toplumun önüne çıkmamak lazım. Bilmem kaç zaman öncesinin mitolojik öyküleriyle bugün Aleviliği var edemezsin!

    “ALEVİPEDİA DİYE BİR SİTE AÇALIM”

    Felsefe, esas olarak mitolojiden akla geçmektir. Peki Alevilik mitolojiden ne zaman akla geçecek? Siz mitoloji anlatıyorsunuz. Tamam mitoloji güzel ve insanların yüreğini ısıtır ama bunun bir mitoloji olduğunu söylemezsen onunla yol alabilir misin? Diyelim ki kadim Yunan’ın tanrıları Zeus, Poseidon bilmem ne o zaman için bir dindi, insanların tapındığı tanrılardı bunlar ama bugün herkes biliyor ki bunlar bir mitoloji. Aleviler açısından da şimdi bir Hz. Ali mitolojisi var. Hz Ali’yi sen kendi dünyanda yeniden yaratmışsın ve ona kendi tarihselliğinin dışında, zerre kadar tarihselliği ile uyuşmayan sıfatlar, güçler, fikirler yüklemişsin. Aynı yapay zeka gibi bir ‘Mitolojik Ali’ yaratmışsın. Nerede iyi, güzel bir şey varsa Ali’ye yüklemişsin. Tarihsel Ali ile hiçbir ilgisi olmayan… Sonra da diyorsun ki ‘bu Ali gerçek’. Şimdi bunun mitoloji olduğunu kabul etsen bir mesele yok. Bunu inanç meselesi haline getirirsen gene sorun yok. Kimse sana ‘Hayır kardeşim o Ali’ye inanılır mı?’ diyemez. Ama sen bunu tarihsel bir şahsiyet olarak sunduğun zaman orada gülünç duruma düşersin. Şimdi Ali’li Alevilik mi Alisiz Alevilik mi diye tartışmalar da oluyor. Eğer mitolojik olarak kendi yarattığımız Ali diyorsan bunu neden Alevilikten çıkaralım? Ama 4. halife olan ve Hayber’e gidip Yahudilerin kellesini kesen Ali’den söz ediyorsan bunun Alevilikte nasıl bir yeri olsun? 13 kadınla evlenmiş ve 33 çocuğu olan bir Ali’den söz ediyorsan şimdi bu Ali’yi Alevilik’te nereye koyacaksın? Sen şimdi bizim Alevi’ye, ‘Ali, Osman ile bacanaktı. Kızını da Ömer’e verdi’ desen hiçbir Alevi bunu kabul etmez.

    “ALEVİ DEDELERİ İSLAM TARİHİNİ BİLMİYOR”

    Bizim Alevi dedeleri bir imam hatip mezunu kadar İslam tarihini bilmiyor. Herkesin tarihçi olmasını elbette ki bekleyemezsiniz ama en azından söylediğiniz alanda bilgi sahibi olmanız lazım. O nedenle diyelim ki bir ansiklopedi hazırlayacağız; peki sen bu konuların hangisinde görüş birliğine vardın da ansiklopedi hazırlayacaksın? Şimdi diyelim ki ‘Ekşi Sözlük’ ya da ‘Wikipedia’ gibi bir ‘Alevipedia’ yapalım. Bu ansiklopedi sonuçta bir birikim işidir. Didero bir ansiklopedi yazmış; Fransız ansiklopedileri bu işin piri ama yazanlara, yayın kuruluna bakıyorsun her biri alanının öncü insanları. O saate kadar hep çalışmış ve o alanlarda hep üretmiş. Hadi biz arkadaşları çağıralım ve imece usulü bir iş yapalım, sonu olabilecek bir şey değil ama en azından şuna vesile olabilir; kardeşim bu konuları gelin tartışalım, konuşalım ve yazalım. Alevipedia diye bir site açalım ve oradan yazmaya başlayalım gibi bir şeye umarım vesile olur.

    “LAİKLİK MESELESİ YALNIZCA ALEVİLERE İHALE EDİLMEMELİ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Zorunlu din derslerinde olduğu gibi bu mesele yalnızca Alevilerin sorunu değil. Alevi çocukları şöyle bir avantaja da sahip; diyelim ki imam geldi anlattı ne anlatırsa anlatsın sonuçta çocuk eve geliyor ve ‘Anne, baba, böyle saçma sapan anlamsız şeyler konuştular’ diyor. Eğer o anne baba da biraz duyarlılık sahibi ise çocuğu o söyledikleriyle bırakmayıp açıklamalarla işi biraz kurtarabilir. En azından ben lise çağındaki bizim çocuklardan biliyorum, din derslerine karşı acayip bir refleks var. Çünkü evde din iman konusunda hiçbir şey konuşulmasa bile evin ruhuyla besleniyor. Evin bir köşesinde saz diğer tarafta kitap var. Evin içinde ne Allah ne de peygamber var! Evde yaşanırken işte ‘Allah şöyle yapar, cehenneme gidersin, şeytan çarpar gibi’ laflar da edilmediği için; yani bilerek ya da bilmeyerek gardını almış. Şimdi bu ÇEDES projesi niye yalnızca Alevilerin sorunu olsun? Türkiye’de demokratlar, liberaller, Atatürkçüler, siyasi partiler neden harekete geçmiyor? Çünkü bu sonuçta bir laiklik meselesi. Zorunlu din dersleri meselesinde olduğu gibi bu mesele de Alevilere ihale edilmek isteniyor. Bu konunun doğrudan ilk muhatabı anlamında Aleviler elbette buna itiraz etmeliler ama burada şunu düşünüyorum; laiklik meselesi yalnızca Alevilere ihale edilmemeli. Bu anlamda Aleviler belki diğer güçleri harekete geçirici, tahrik edici bir noktada durabilirler ama işin sahibi Aleviler olamaz diye düşünüyorum.”

    “CEMEVİNDE KUR’AN KURSU AÇMAK CEHALET VE İHANETTİR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Bu cehalet ve ihanettir. Cehalet şundan dolayı; kardeşim senin hayatında Kur’an’ın ne yeri var? Sen Kur’an’ın içerisinde ne olduğunu, tarihsel olarak Kur’an’ın nasıl bir ürün olduğunu bilmezsen bunlar olur. Kur’an öğretilmesi gereken bir şey mi? Bilgi sahibi değilsin ve Aleviliğin tarihsel olarak gerek Kur’an’a gerekse de diğer kitaplarla hiçbir irtibatının olmadığı, tarihsel bir referans kaynağı olmadığını bilmiyorsan cahilsin. Biliyorsan eğer ihanet içerisindesin. Oraya gelen Alevi çocuklarını asimile etmek, onların aklını esir almaya hizmet etmek istiyorsun. Bu tamamen bir ihanet projesidir. Benim nazarımda bunun cehaletten olduğunu sanmıyorum, çünkü bu kadar söylenen söz var ve ona rağmen cemevlerinde Kur’an kursu olacaksa bu tamamen bir ihanet içinde olunduğu demektir. Ben bu işleri yapanların Kur’an konusunda hiçbir bilgi sahibi olmadığını düşünüyorum. Yani açıp Kur’an’ı baştan aşağı okumuş olduklarına dair ihtimal vermiyorum. Öyle olsaydı 600’lü yılların Arap toplumuna hitap eden, Arap toplumunun geleneğine, örfünü, hukukunu düzenleyen, tamamen o coğrafyada ve üstelik de yalnızca Kureyş kabilesine, Araplar için oluşturulmuş bir kitabın evrenselliğini düşünüp bugün 2024’te bizim insanımıza hitap edecek içeriğinin olduğunu düşünmek kadar akıl dışı bir şey olamaz. Yarım da olsa ilahiyat bitirmiş biriyim. İslam tarihine, kelama, fıkaha, sünnete ilişkin az buçuk giriş babında da olsa 2 yılda bir sürü şey okudum. Sonuçta geldiğim nokta şudur; İslam’ın Alevilikle ya da İslam’ın kitabının Alevilikle ya da İslam’ın peygamberinin, halifelerinin Alevilikle zerre kadar bir ilişkisi söz konusu değildir. İslam, Arap yarımadasına hitap eden, onların ihtiyaçlarını gören ve onların ihtiyaçları için şekillenmiş bir kitaptır. Hiçbir tarihselliği de söz konusu değildir. Bana sorarsan evrenselliği de söz konusu değildir.

    Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi bir şahıs şöyle bir açıklama yaptı: ‘Biz, imam hatip okullarına Türkçe Kur’an gönderdik, gönderdiğimize de pişman olduk. Çünkü çocuklar ateist, deist oldular’. Diyanet itiraf ederek diyor ki ‘Ben İmam Hatip Lisesi’ne bu kitabı gönderdim, çocuklar bunu okudu ve deist oldu. Deist, ‘Tamam kardeşim ben bir tanrıya inanıyorum ama bu dine, bu kitaba ihtiyaç yok’ demek. Bir Alevinin şimdi gönüllü bir şekilde Kur’an kursu açması cehalet ve artı ihanet demektir.”

    “CEMEVLERİNİ SOSYAL MERKEZE DÖNÜŞTÜRMEK GEREK”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilere yönelik ret, inkar, asimilasyon ya da fiili saldırılar noktasında nasıl bir tutum almamız gerekir, bu Alevi bilinci ile ve Alevilikten ne anladığımızla ilgili bir şeydir. Yani hangi tehlike Alevilik için esas tehlike oluşturuyor? Birtakım meczuplar, bir takım işler yapabilirler ama ‘Bunun arkasında bir şey var mı acaba?’ diye bakmak gerekir. Ben hep şöyle söylerim, bize her havlayan köpeğe taş atsak bize taş ocakları dayanmaz. Alevi toplumu bu tür saldırılarla yüz yüze ama bugün geldiğimiz noktada Alevi varlığı kendisini nasıl korumalı; bu fiili bir barikatla olabilecek bir şey değil. Bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa etmekle olur. Yani en geçerli barikat Alevi duruşuyla sağlanabilir. Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum. Bir Alevi ütopyası inşa etmeden Alevi duruşu sağlamamız mümkün değil. Yani biz işi cenaze kaldırmaya, Alevi cemevlerini yalnızca böyle bir fonksiyonla yükümlendirmeye razı olduğumuz takdirde bir duruş üretmemiz de mümkün değil. O yüzden de burada cemevlerini bir sosyal merkeze dönüştürmek; yalnızca Alevilerin değil içinde bulunduğu bütün mahallenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir mekanizmaya, sosyal merkeze dönüştürmek ve bizim dışımızdakilere de Aleviliği sunacak bir merkeze dönüştürmek… Yani bir ibadethaneden çok ibadetin de edildiği ama esas olarak bir sosyal merkez, bir kültür evine dönüştürmek gibi iş yapmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar her türlü toplantılarını, her türlü eğlencesini orada yapsın. Yani Aleviliği bu anlamda sosyalleştirmemiz, insanların hayatına dokunur bir hale getirmemiz lazım.

    Bunun için gerek kendimize, gerek topluma değecek bir sosyal bilgi organizasyonuna ve akademik çalışmaya acilen ihtiyacımız var. Yoksa bu Alevilik giderek şekilsel hale geliyor.

    Eğer Aleviliğin hayattan çekilen yanlarını yeniden yükleyemez, Aleviliği yeni koşullara uygun olarak yeniden fabrika ayarlarına döndüremezsen Aleviliğin sorunlarını çözemeyeceğin gibi devlet mekanizması ile harekete geçen bir güç karşısında da başarılı olamazsın. Bu da yalnızca örgütlerin işi değil, haksızlık da yapmayalım, Alevi aydınlarının, dedelerinin, siyasetçilerinin de işi bu. Burada belki de çuvaldızı aydın olarak öncelikle kendime batırmam gerekir diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’

     

  • ‘Diyanet’ten 40 Kişilik ‘özel umre’ iddiaları doğru mu?’

    ‘Diyanet’ten 40 Kişilik ‘özel umre’ iddiaları doğru mu?’

    PİRHA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 40 kişilik kafileyle “Özel umre seyahati” yaptığı yönündeki iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Bulut, “Kamuda tasarruf tedbirleri kapsamında memurun lojmanı, servisi elinden alınırken Diyanet İşleri Başkanlığı bu tedbirlerden muaf mı?” diye sordu.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “özel umresini” TBMM gündemine taşıdı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi veren Bulut, lüks araçlarla, 6 bakanlığı geride bırakan bütçesiyle gündemden düşmeyen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, kamuoyunda şimdi de “Özel umre seyahati” iddiası ile tartışıldığını kaydetti.

    40 KİŞİLİK VIP UMRE!

    Burhanettin Bulut, Diyanet İşleri Başkanı’nın, Ali Erbaş’ın eşi, kızı, torunu ve damadının da yer aldığı 40 kişilik kafileye özel umre turu yaptığı söylentilerine dair “Özel umre” kafilesine VIP araç tahsis edildiği, Taif şehrine götürüldüğü, kafilenin Diyanet’e ait ataşelikte ağırlandığı da iddialar arasındadır” dedi.

    ÖZEL UMRE İDDİALARI DOĞRU MU?

    CHP’li Bulut, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    Basında yer alan “Özel umre seyahati” iddiaları doğru mudur?

    40 kişilik kafile nasıl belirlenmiştir? Bu kafile kimlerden oluşmaktadır?

    Kafile umreye giderken seyahat mi umre vizesi mi almıştır?

    Kafiledeki kişilerden ücret alınmış mıdır? Ne kadar ücret alınmıştır? Alınmadıysa kafilenin ücreti nereden karşılanmıştır?

    Kafilenin Mekke Din Hizmetleri Ataşeliği’nde ağırlandığı doğru mudur?

    Kafileye normal umre turlarından farklı olarak hangi hizmet ve ikramlarda bulunulmuştur?

    Diyanet İşleri Başkanlığı Kamuda Tasarruf Genelgesi’nden muaf mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • İstismar ile anılan Ensar Vakfı, okullarda etkinlik düzenliyor!

    İstismar ile anılan Ensar Vakfı, okullarda etkinlik düzenliyor!

    PİRHA – MEB, eğitimde din olgusunun arttırılması konusunda yeni bir karara imza attı. Ensar Vakfı aracılığı ile okullarda yarışma düzenleme kararı alan MEB, detayları ilgili birimlerle paylaştı. Eğitim Sen ise itirazını dile getirerek, “MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini dernek ve vakıflarla yapmış olduğu protokollere bir kez daha dikkat çekti. Okulların dini etkinlik ve faaliyetlerin mekanları haline getirildiğini belirten Eğitim Sen, konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    DİNCİ ÖRGÜTLERDEN YENİ PROJE!

    Eğitim Sen, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve cemaatler eliyle okullarda yürütülen ÇEDES ve benzeri uygulamalara son verilmesi gerektiğini vurguladı. Dinci grupların önceki yıllardaki faaliyetlerini hatırlatan Eğitim Sen, şu açıklamayı paylaştı:

    “MEB, 7 yıl önce Karaman’da 9-10 yaşında 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı skandala adı karışan ve sanıkların 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ensar Vakfı’na ülke genelinde tüm ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik olarak “Sana Emanet” başlıklı bir bilgi yarışması düzenleme izni vermiştir.

    Ensar Vakfı’nın “Sana Emanet” adlı yarışmasına katılacak olan öğrenci ve öğretmenlere öncelikle vakfa ait Ensar Yayınevi’nce bastırılan, “40 Derste Hadis” ve “40 Derste Kuran-ı Kerim” kitapları okutulması amaçlanmaktadır. Ensar Vakfı, ortaokul ve liselerin katılacağı “Sana Emanet” yarışmasının amacıyla ilgili olarak; “Ortaokulda seçmeli, ‘Peygamberimizin Hayatı’ dersini daha etkili hale getirmek. Siyer dersine ilgiyi artırmak. Hz. Peygamber’in güzel ahlakının tanınmasını sağlamak. Peygamberin güzel ahlakının öğrencilerde erdemli davranışlara dönüşmesini sağlamak. Öğrencilerde kitap okuma alışkanlığını arttırmak. Kuran-ı Kerim derslerini etkili bir şekilde öğretmek” olarak ifade etmiştir.

    Yarışmaya Türkiye’deki tüm resmi ve özel ortaokulların 6. ve 7. sınıf öğrencileri ile lise 9. ve 10. sınıf öğrencileri ile imam hatip liseleri hazırlık sınıfları katılacaktır. Dereceye girecek 608 öğrenciye 681 bin TL, 36 öğretmen ve müdüre 114 bin TL olmak üzere toplamda 795 bin TL para ödülü dağıtılacağı açıklanmıştır.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) çeşitli dini vakıf ve derneklerle “iş birliği” protokolleri yapılmakta, okullarda MEB onaylı yarışmalar düzenlenmektedir. Bunun son örneği Ensar Vakfı’nın “Sana Emanet” adılı yarışmasıdır ve söz konusu yarışma için bütün ortaokul ve liselere yazı gönderilmiştir. Yarışmanın toplam ödül değeri 795 bin olarak duyurulurken, okunacak kitaplar Ensar Vakfı’nca basılmıştır.”

    “DİNİ PROPAGANDA ANLAMINI TAŞIMAKTADIR”

    Ensar Vakfı tarafından mayıs ayında yapılacağı belirtilen “Sana Emanet” adlı yarışmaya dair MEB tarafından da ilgili açıklamaları paylaşıldı. MEB’in yaptığı duyuruda, öğrenci ve öğretmenlerin yarışmaya katılması ve sonrasında etkinlik raporu oluşturularak MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi talimatı verildi.

    Eğitim Sen’in ilgili açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllardır okullarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ifadesiyle “sivil toplum kuruluşu” adı altında faaliyet yürüten dini dernek ve vakıflar okullarda dini içerikli yarışmalar yapmakta, vakıf görevlileri “dini değerler eğitimi” dersleri vermektedir. Türkiye’de uzun yıllardır eğitimin dinselleştirilmesi, okullar ve öğrencilere yönelik çeşitli dini faaliyetlerin artmasını beraberinde getirmiştir. Okullarda, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi, okulları eğitim kurumu olma niteliğini olumsuz etkileyen ciddi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

    MEB il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerini yaygınlaştırmak için yıllardır ne kadar yoğun çaba gösterdikleri bilinmektedir. Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanları olarak belirlemiş olmaları, yıllar içinde hızla dinselleştirilmiş olan eğitim sistemi içinde ayrı bir dinsel eğitim sisteminin inşa edilmesinin önünü açmaktadır. Türkiye’nin pek çok ilinde çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri göz ardı edilerek düzenlenen bu tür etkinliklerin asıl amacı, çeşitli eğitim kademelerindeki öğrencilere yönelik dini propaganda anlamını taşımaktadır.

    Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınmamasının, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve devlet kurumlarının tüm din, mezhep ve inançlara aynı mesafede durması, eğitim ve dini içerikli faaliyetleri asla birbirine karıştırılmaması gerekmektedir.

    “DERHAL SON VERİLMELİ”

    MEB’in görevi çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocukların ve gençlerin kendilerini gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisi kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak için çalışmaktır.

    Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Özellikle eğitim sistemi ve okullar, dini kurallar ya da faaliyetlerle değil, evrensel ve bilimsel gerçeklere, toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gereken kurumlardır.

    MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir. Okullarda hangi ad altında olursa olsun, dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmeli, eğitim öğretim süreci eğitim biliminin temel ilkeleri ve çocukların üstün yararı gözetilerek yürütülmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yurdakadim: Cemevi Başkanlığı’ndan bir mum ışığı dahi göremedik, umarım görmeyiz-VİDEO

    Yurdakadim: Cemevi Başkanlığı’ndan bir mum ışığı dahi göremedik, umarım görmeyiz-VİDEO

    PİRHA – Dede Hamdi Yurdakadim, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini eleştirdi. Alevi Ansiklopedisi projesini değerlendiren Dede Yurdakadim, “İslam ve Arap kültürü altına Aleviliği de sokmak istiyorlar. Bugüne kadar kurulan o cemevi başkanlığından bir mum ışığı dahi göremedik. Bundan sonra da umarım görmeyiz” ifadelerini kullandı.

    Seyit Kalender Veli Ocağı‘ndan Dede Hamdi Yurdakadim, 2022 yılında kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmalarını değerlendirdi. Yurdakadim, iki yıllık süreçte Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilik adına yapmış olduğu faaliyetlerin samimi olmadığının altını çizdi.

    “ACILARI TEDAVİ ETMEDEN CEMEVİ BAŞKANLIĞI KURULDU”

    Hükümetin öncelikle Alevilere yönelik katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Dede Hamdi Yurdakadim, şu hususlara değindi:

    “Daha dün büyük bir acımızın yıldönümüydü. 29 yıldır halen Adalet gelmedi. Gazi Mahallesi’nde yapılan, Aleviliğin yok edilmesi çabasıydı. Yıllardır Alevilik yok edilmeye çalışıldı, halen daha devam ediyor.
    Aleviliğin olmadığı yerde sultanlıklar başlar, adalet ve insan sevgisi olmaz, menfaatler ön plana gelir. Bugüne kadar Alevilerin haklarının hiçbiri verilmedi. Üniversite bitiren çocuklarımıza bir bakın. Acılarımız bitmedi. Gençlerimize bakınca acılarım tazeleniyor. Katliam yıl dönümlerinde yine yeni acılarımız tazeleniyor. Çocuklarımız iş alanlarında köle gibi kullanılıyor. Artık bu acıları taşıyacak durumda değiliz. Bu nedenle acıları tedavi etmeden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Ancak bu bizim için çözüm değil. Önce bizim okuyan çocuklarımızın hakkını verin, okullardan imamları çekin ve çocuklarımıza ilim verin.

    “YAPILANLAR BİR KAHVE FİNCANINI DOLDURMAZ”

    Cemevi Başkanlığı kurulduktan sonra neler yaşattılar gözlerimiz görüyor. Bugün okullara mezar maketi getirip çocukları başlarına dikiyor ve ağıt yakmayı öğretiyorlar. Zaten yıllardır bizi ağlatıyorsunuz, daha doymadınız mı? Diyanetten bir memur geliyor, onlar imam da değil hafız’dır; onları getiriyorlar çocuklara ağıt yakmayı, Arapça Kur’an okutmayı, dua ettirmeyi öğretiyorlar. Ama bunlarla bir yere varamazlar. Şimdi Cemevi Başkanlığı kuruldu bu sorunları çözdü mü? Çözemez. Süslü püslü cemevi yaptırmakla ne kazandınız? 2 yılda nereye geldiniz? Yaptıklarını yakından takip ediyorum. Yapılanlar bir kahve fincanını dahi doldurmaz. Yaptıkları boş işler. Çünkü orayı bir saltanat için kurdunuz. Gerçek Alevi dedesi saltanat peşinde gezmez. Onların yanında olan kişilerin dedeliklerinden de ocaklarından da şüpheleniyorum.”

    “ÖNCE MİLLİ EĞİTİMİN İÇERİSİNDEN DİNİ ÇIKARIN”

    Dede Hamdi Yurdakadim, devletin eğer Aleviliğe yönelik hizmet amacı varsa öncelikle Alevilere ait dergah ve türbelerden elini çekmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Dede Yurdakadim, “Öncelikle türbelerimizden camilerini çek ki ben bu başkanlığın bir görev yaptığını anlayıp bileyim. Üniversite bitirmiş bir gencimiz, verdiği emeğin karşılığını bulamıyor ve işe giremiyorsa ve ben dede olarak bakanlık davetiyle Kerbela’da geziyorsam nefsime gidiyorumdur. Nefsinde gezen tazının da avı yenmez kardeşim! Onun için diyorum ki önce acılarımıza bir çözüm bulun ondan sonra beraber olalım. Önce şu eğitimin içerisinden dini çekip çıkarın. Madem öyle neden Alevinin kültürüne yer vermiyorsun?” diye de sordu?

    “BİR MUM IŞIĞI DAHİ GÖREMEDİK”

    Dede Hamdi Yurdakadim, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından hazırlanan Alevi ansiklopedisi çalışmasını da eleştirdi. “Böyle bir çalışma ancak asimilasyon içerir” diyen Yurdakadim, sözlerinin şu cümlelerle sürdürdü:

    “Öncelikle onlar cemevlerinin içtihatını bilmeli. Alevi kültürüne böyle saldırmasınlar. Bir Sünni ve imam hatipli biri gelip de benim Aleviliğimi gündeme getirip bir çalışma yapıyorsa orada şüphe ararım. Çünkü siz ancak Allah’a kulluğu, peygamber ümmetliğini bilirsiniz. Bizim bugün ‘softa’ dediğimiz, menfaati peşinde gezen dedelerimiz de bunları bilmiyor. Bu ansiklopediyi hazırlayacaklar, eminim ki semahımızın dahi anlamını, bizim için kutsallığını bilmiyordur. İslam ve Arap kültürü altına Aleviliği de sokmak istiyorlar. Ancak ben buna karşıyım. Bugüne kadar kurulan o Cemevi Başkanlığı’ndan bir mum ışığı dahi göremedik, bundan sonra da umarım görmeyiz.

    “‘HADDİNİ BİL’ DEMEK İSTİYORUM”

    Hacı Bektaş Veli efendimizin bize bıraktığı en büyük eserlerden biri ‘Eline, diline, beline sahip ol’ sözüdür. Ben de buna ek olarak ‘haddini bil’ demek istiyorum. ‘El’ dediğimiz vatan toprağıdır ve buna sahip olacaksın. Ayrıca ana diline de sahip çıkacaksın. Bel ile de soyuna sahip çıkman gerektiğini bileceksin.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

    PİRHA- Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen AKP hükümeti tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, küçük Diyanet olma yolunda ilerliyor. Cemevi Başkanlığı’ndaki Sünni/İslamcı yapılanmaya tepki gösteren Prof. Dr. Ali Yaman, başkanlığın Diyanetin farklı versiyonu gibi olduğunu belirtti. Yaman, “Aleviliği Sünni bakış açısına göre organize edeyim anlayışı kabul edilemez. Cemevi Başkanlığı, Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman, Diyanetin farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman bir anlamı kalmıyor” dedi. 

    AKP hükümeti, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurdu.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Başkanı, aynı zamanda danışma kurulunun da başkanı olacak ancak hala Danışma Kurulu oluşturulmadı. 11 kişiden oluşacak Danışma Kurulu Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçilecek. Danışma kuruluna ‘gerekli görüldüğünde’ Bakan da başkanlık edebilecek.

    Cemevi Başkanlığı kurulduğundan beri Alevi örgütlerinin ve toplumun tepkisini çekti. Alevi toplumunun sorunlarının çözümüne odaklanmayan Cemevi Başkanlığı’nın İslamcı bir yapılanmaya gittiği iyice belirginleşiyor.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulurken işin içinde olan Prof. Dr. Ali Yaman, Başkanlığa ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    Şu an başkanlığın Sünni bir yapılanmaya dönüştüğünü söyleyen Yaman, “Diyanet’in farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman oradaki anlayış Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman bir anlamı kalmıyor. Hala bugün Alevilerin dönüştürülmesini istemek insanlık ayıbıdır ve kabul edilemez” dedi.

    Cemevi Başkanlığı’nda Alevi Bektaşi Ansiklopedisini hazırlayan kadronun da Sünnilerden/ilahiyatçılardan oluştuğunu, aralarında sadece bir kaç Alevi olduğunu belirten Prof. Dr. Yaman, ansiklopediyi hazırlayanlar arasında Sünni bir akademisyen olan Alirıza Özdemir’in eşinin de yer aldığını ifade etti.

    Cemevi Başkanlığı’nda henüz maaş alan, kadrolaşan dede olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ali Yaman, “Çünkü henüz ilana çıkılmadı” dedi.

    CEMEVİ BAŞKANLIĞI NASIL KURULDU?

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Kasım 2022’de kuruldu. Böyle bir başkanlığın kurulması kimin fikriydi, kuruluşunda siz var mıydınız, kimler var? 

    ALİ YAMAN: Çok daha önceden başlayan, devletin içinde sürekli Alevilikle ilgili bir şey kurulsun, kurulmasın tartışması olmuş. Ta Cemal Gürsel’e uzanan daha sonra yine İzzettin Doğan’ın başında olduğu bir Alevi Dairesi kurulması ile ilgili zaman zaman basında bilgiler yer aldı. Demek ki devlet sürekli bu Alevilik meselesi ile ilgili bir başkanlık kurulsun kurulmasın tartışmasını yaşamış.
    En son bu cemevlerine İçişleri Bakanlığı’nın 2 yıldır ihtiyaçların tespiti, yardımı şeklinde çalışmalar olmuştu. Ondan sonra da böyle bir başkanlık kurulması fikri ortaya atıldı. Bu ziyaretleri yürüten de biliyorsunuz Ali Arif Özzeybek‘ti. Eskiden Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve o zaman da İçişleri Bakanı’nın (Süleyman Soylu) danışmanıydı. O zaman ‘nasıl olsun, nasıl bir şekilde yürüsün’ şeklindeki tartışmaların içinde, danışılan akademisyenler içinde ben de varım. Ben dedim ki madem devlet böyle bir kurumlaşmaya gidiyorsa biz önerilerimizi söyleyelim.  Alevi hassasiyetlerini dikkate alacak bir başkanlık neden olmasın? Yani kurulabilir. Arsa imar sorunu, elektrik giderleri… Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, İzzettin Doğan davasında bir din dersleri var, bir de bu mesele var. Bir de kişilerin açtığı, kendi mağduriyetleri, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin zorunlu olması ile ilgili davalar var. Ayrıca büyük daireye giden cemevi davası var. Orada Alevilerin eşitliğe tabi tutulmadığı din hizmetleri ve genel sorunlar var. Bunu çözmek için ne yapacaksınız? Ya elektrik harcamalarına, cemevleri harcamalarına katkıda bulunacaksın ya onların personel giderlerini çözeceksin ki eşitlik sağlansın. Çünkü Sünni kesim için din hizmetlerine ayrılan devasa bir bütçe var. Dolayısıyla böyle bir başkanlık belki bu işlerin görülmesinde doğru bir bakış açısına hizmet edebilir. Devletin vatandaşı Alevi ya da Sünni olarak görmesi doğru değil. Vatandaş hakları var, o hakları bir şekilde Alevi, Sünni demeden eşit şekilde vereceksin.

    “ALEVİLER DEVLETE GÜVENMİYOR; DEVLET ADIM ATACAK, GÜVENİ TESİS EDECEK”

    -Tamam ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulurken Alevi örgütlerini, Alevi toplumunu muhatap almadı. Bu çok tepki çekti. Ne dersiniz?

    Ben Şahkulu Sultan Dergahı’nda Yönetim Kurulu üyesiyim. Başka derneklerde ve vakıflara da üyeyim. Bir şey yapmak istemiyorlar, açıkçası bir güvensizlik var. Kamu yetkilileri ile görüştüğümde de bunu söyledim, bir güvensizlik var. Yani Aleviler devlete güvenmiyor, bu açık. Burada yapılması gereken devlet bu güveni tesis edecek, adım atacak. Kurum yöneticileri ‘gidersem oraya acaba yanlış bir şey yapılırken ben de mi buna dahil olurum’ diyerek katılmıyorlar. Benim de görüştüğüm insanlar oldu, görüş beyan ettim. ‘Ne yapılacak, ne edilecek’ diye kendileri de geri duruyor. Kurumların hepsi de aynı şekilde düşünmüyor. Bir kısmı biraz daha devletin yaptığı faaliyetlerde yer almaya çalışan, kamu yöneticilerini de davet eden, onlardan yardım almaya çalışan bir yaklaşım içindeyken, kimisi de ‘Hayır biz sivil toplum örgütü olarak bu şekilde devam edeceğiz’ diyorlar.

    -Alevi örgütleri uzak duruyor çünkü ‘Biz Alevi Diyaneti istemiyoruz’ diyorlar. Bir de şu var. AKP hükümeti Alevi toplumunun hiçbir talebini yerine getirmedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın kararlarını uygulamıyor. Cemevine ibadethane statüsü vermiyor. Alevi örgütleri ve toplum “Hükümet hiçbir talebimizi yerine getirmezken neden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdu. Acaba bu başkanlık bir asimilasyon merkezi mi olacak?” diye endişeleri ve tepkileri var. 

    Tabii işte güvensizlik, şüphe var. Kurumların ve Alevi genel kamuoyunun genel güvensizliği ister istemez var. Çünkü daha önce birçok açılım yapılmış. Ben  bunları çalışmalarımda da kullandım ‘Hükümetten Alevi atağı’ diye. 90’lı yıllardan başlayan bir silsile var ama bu atakların hiçbirisi nedense neticelenmiyor.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI YENİ BİR AÇILIM OLARAK İLERİ SÜRÜLDÜ”

    -Alevi çalıştayları yapıldı…

    Çalıştaylara katılan insanlara ‘Evet bu iş istediğiniz gibi çözülecek’ denildi. O bir hayal kırıklığı olarak kaldı. Çalıştaylardan sonra iki komisyon kuruldu. Din dersleri ve Cemevleri Komisyonu ama bir neticeye varılamadı. Sonra bu sefer bu Cemevi Başkanlığı yeni bir açılım olarak ileri sürüldü. Aleviler ‘bekle, gör’ politikası izliyor, ‘bakalım ne olacak’ diyor. Hükümet burada doğru bir şekilde Alevilerin taleplerini, en azından herkesin anlaşabildiği talepleri, anlaşılamayan şeyler de vardır ama bütün Aleviler için cemevi ibadethanedir. İbadethane diye söyle kardeşim ne olacak!

    “ÜSTTEN BAKIŞ KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİL”

    -Hükümet “Cemevi ibadethanedir” demiyor, bu konuda diretiyor. Cemevi Başkanlığı’nı Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlamaları da bunun somut bir örneği! 

    Türkiye’de din hizmetlerinden sorumlu kurum olarak Diyanete burayı bağlamak daha büyük tartışmalar yaratır. Cumhurbaşkanlığına bağlarsanız o da farklı daha büyük tartışmalar yaratır. Bir tür geçiş olarak Kültür Bakanlığı olabilirdi. Ben bunu iyimser bir bakış açısıyla söylüyorum. Ama eğer kötü niyetli iseniz ‘Ben bunu kültür dairesi içerisinde görüyorum, inanç hizmetlerine bunu yaklaştırmam. Dolayısıyla senin yerin burası’ gibi bir üstten bakış olursa tabii ki bu gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Mesela kurumun tabelası konuldu, oraya sadece kurumun ismi yazıldı. Üstüne Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ismi yazılmamıştı. Niye? Yarın öbür gün bu kurum alınır daha özerk bir hale getirilir diye. Tabii ki alternatif de yok, yani buraya bağlanmasın dediğimiz anda da nereye bağlanacağınız noktasında sıkıntılar var. Devlet yapılanmasında, devlet sistemi içerisinde mutlaka bir yere bağlı olmanız gerekir. Çünkü başkanlık bir genel müdürlük seviyesinde. Alevilerin çoğu diyor ki ‘burada da bir şey var. Kültür Bakanlığı’na bağlanmasında da bir art niyet var.’

    “ALEVİLERİN TALEPLERİNİN KARŞILANMASI LAZIM AMA ALEVİLERİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE”

    -AKP hükümeti Alevilerin hiç bir ortak talebini yerine getirmedi. 2 yıldır İçişleri Bakanlığı görevlileri cemevlerini dolaşıp ihtiyaç listesi yaptı. Alevilerin taleplerini boya, badana, sandalyeye, bilgisayara, dedelere maaşa indirgedi. Alevi örgütlerinin, Alevi toplumunun esasında eleştirisi bu yönde.

    Tarihsel olarak baktığım zaman Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı mirası üzerine şekillenmiş bir devlet. Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti olarak anayasada her ne kadar genel çizilse de açık bir şekilde uygulanıyor ama anayasal bağlamında söylüyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünni Diyanet İşleri Başkanlığıdır. İlahiyat Fakültesi deniliyor. İlahiyat Fakültesi Sünni ilahiyat fakültesidir. Dolayısıyla böyle bir stok var ortada. Bu yavaş yavaş dönüştürülebilir. Yani bu bir anlamda Belki dönüştürülemeyebilir. Onun için şimdi geçiş aşaması olarak önce belli taleplerden gidersin. Zaten ben şunu da söylüyorum: Buraya eninde sonunda sen ibadethane demek zorundasın! Kaldı ki Aleviler buraya ibadethane diyorsa bitmiştir. Bence bu bir mesele değil, bu resmiyetin bir ayıbıdır. ‘Efendim ben ibadethane olarak görmüyorum.’ Görmüyorsan görme, zaten sen buraya gelmiyorsun ki, ben gidiyorum. Onun için bence ibadethane konusu bitti. Bakın ben uzun zamandan beri takip ediyorum.
    Mesela cemevlerinin kentlerde özellikle olumsuz bir imaj kazanması için bir çaba yürütüldü. Ancak böyle bir şey olmadı. Cemevleri giderek kentlere yerleşti ve  cemevleri halkın itibar ettiği, gidip geldiği kamusal alanlara dönüştü. Tartışmasız ibadet mekanları oldu.

    “DİYANETİN FARKLI BİR VERSİYONU GİBİ KURDUĞUNUZ ZAMAN BİR ANLAMI KALMIYOR”

    ‘Efendim ben cemevi demiyorum.’ Deme kardeşim! Bu senin sorunun. Bunu sen düşün Bu ayıp sana yapışır, Alevilere bir şey olmaz! Ama ibadethanenin sembolik olarak kritik önemi var. İşte ‘İslam’da ibadethane tektir, böyle olursa şöyle olur’ şeklinde birtakım kendilerine göre gerekçeleri var bizim kabul etmediğimiz. Din eğitimi yani inanç eğitimi ve hizmetleri noktasında en azından Alevilerin taleplerinin karşılanması lazım ama Alevilerin istediği gibi karşılanması lazım. Bakın bu çok önemli, Alevilerin istediği şekilde… ‘Efendim ben Başkanlığı kuruyorum.’ Ama Diyanet’in farklı bir versiyonu gibi kurduğunuz zaman oradaki anlayış Alevilerin duygu ve düşüncelerine uygun olmadığı zaman bir anlamı kalmıyor.

    “YASAL MEVZUATTA ‘CEMEVLERİNİ BU KURUM YÖNETİR’ DİYE YAZMIYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşunu desteklediniz ancak şimdi desteğinizi çektiniz, hatta eleştirmeye başladınız. ‘Cemevi Başkanlığı Sünni İslam inancı doğrultusunda yönetilmeye çalışılıyor’ diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız. Diyanet’in müdahalesi mi var?

    Ben tabii ki söylediğim noktalarda devletin Alevi yurttaşların taleplerine bütçeden destek sağlamasınının kesinlikle yapılması gerektiğini düşünüyorum ama bunu Sünni bir perspektif üzerinden veya Aleviliğin içeriğini, anlam dünyasını, sembollerini Sünni perspektif üzerinden yürütürsen bunu kabul etmem mümkün değil. O zaman da söyledim. Yanlış şeyler olduğu zaman ben bunu savunmam. Çünkü benim düşüncelerim belli.

    NEDEN ROTA DEĞİŞİKLİĞİ OLDU?

    Bu kurumun yasal mevzuatına baktığınız zaman hep koordinasyon, destek… Mesela ‘cemevlerini bu kurum yönetir’ diye bir şey yazmıyor orada. Yasayı iyi okumamız lazım. Bu yasa hazırlanırken bizim de katkımız oldu ama yasanın bir de uygulanması var. Maddede böyle yazar ama gider başka şekilde uygularsın, o da ayrı bir konu. Yasal mevzuata baktığımızda bir sorun gözükmüyor. Burada bakış açısı, o kurumun idaresi falan önemli. Buraya (Cemevi Başkanlığı’na) uzman alındığı zaman İlahiyat Fakültesi ilana konulmadı. İlahiyat fakültesinin konulmasını uygun görmedik, ilanı da biz hazırladık.

    Bize soruldu. Neden? Çünkü Aleviler, Diyanete, ilahiyatçılara güven duymuyor. Buradaki eğitimle ilgili eleştirileri var. Buralarda Sünni inanç ve kültür eğitimi veriliyor. Bu kişilerin gireceği iş bulacakları pek çok alan var. Tarih, sosyoloji, edebiyat alanında doktora, master yapmış eğitim görmüş birçok Alevi çocuğu var. Bunlar tez yazmış. Bu insanlar buraya girsin. Zaten 40 kişi alacaksınız.

    “ALEVİ TOPLUMUNA HİZMET EDECEKSE ALEVİLERİN OLMASI ÇOK DAHA DOĞRUDUR”

    -Bu 40 kişi Alevi uzman mı sadece?

    Şöyle, devlete alırken Alevi Sünni diyemiyorsunuz. Mesela Diyanete de girerken ‘Alevi, Sünni’ denilmiyor değil mi? Ama kim giriyor İslamcılar, Sünniler giriyor. Dolayısıyla burada da beklenen şey nedir? Alevi toplumuna hizmet edecekse bu kurum, o zaman Alevi Bektaşilik konusunda uzmanlaşmış, eğitim almış Alevi çocuklarının olması çok daha doğrudur.

    “KADROYA ALINAN DEDE HENÜZ YOK, MAAŞ ALABİLMESİ İÇİN İLANA ÇIKMASI LAZIM”

    -Cemevi Başkanlığı’nda kadroya alınan, maaş alan dede var mı?

    Hayır orada kadroya alınan dede yok. Dedelerin maaş alabilmesi için bir ilana çıkılması gerekir. İlanlara başvurulması gerekiyor: Şu an söz konusu değil. Diğer bakanlıklardaki gibi uzmanlar var.
    Daire başkanları kuruluş aşamasında giren insanlar. Eğitim Dairesi, Cemevi Hizmetleri Dairesi gibi daireler var. Uzmanlar sınavla, kitap yazmış, tez yazmış insanlar.

    “İKİ KOORDİNATÖR VAR, İKİSİ DE SÜNNİ, BİRİ BAŞKANIN EŞİ”

    Eski Cemevi Başkanı ile yeni başkan döneminde çok farklılıklar oldu. Çalışmalarda Alevi akademisyen sayısı çok az. Çoğu Sünnilerden oluşuyor. Hatta ansiklopedi çalışmasının koordinatörler var, ikisi de Sünni. Birinin başkanın (Alirıza Özdemir’in) eşi olduğu söyleniyor.

    -Bu Alevi toplumuna meydan okuma değil mi? Vicdanı olan herkes tepki göstermesi lazım.

    Artık onu bu kararı alanlar düşünecek. Biz doğruları ifade etmekle görevliyiz. Gerçekten Alevi toplumunu kucaklayacak bir başkanlık kurulmalıydı.

    “İLANDA İLAHİYAT FAKÜLTESİ YAZMAYINCA ELEŞTİRİLDİ, DEDİKODUSU YAPILDI”

    -Şu an Cemevi Başkanlığı’nda uzmanlar ağırlıkla Sünni İslamcı kesimden mi oluşuyor?

    Cemevi Başkanlığı’na şu anda girenler Alevi Bektaşi ağırlıklı bir yapıdan oluşuyor. Tamamına yakını böyledir. Çünkü ilanda ilahiyat fakültesi olmadığı için sosyoloji, tarih, kamu yönetimi gibi şeyler konuldu. Hatta çok eleştirildi, şikayet konusu yapıldı. Orada burada, diyanette bu konu dedikoduya çevrildi. Biz de dedik ki ‘kusura bakmayın. Bu yapılan şey doğrudur.’ Çünkü Alevi toplumu o zaman diyecekti ki ‘işte bakın gördünüz mü, ilanda ilahiyat fakültesi var, devlet Alevileri asimile etmek istiyordu, işte görün, burada var.’

    -Diğer türlü de sinsice yapmıyor mu? Tamam ilahiyat fakültesi yazmıyor ama sonuçta el altından ilahiyatçı uzman alıyor.

    Şu anda alımlarda ilahiyatçılar el altından giremez. Orada mezun olanların bölümleri belli. Doktorası olan, yüksek lisansı olan insan da var. Bunlar hep Alevilik Bektaşilik çalışmış insanlar. Bunların ilahiyatla ilgisi yok. Bizim önerimiz döneminde, bu kuruma giren insanların çoğunun bölümleri belli, yaptıkları çalışmaları belli. Mutlaka bir makale, tez, kitap yayınlamak gibi şart konulmuştu. Bunlar konulurken de hepsinin altında gerçekten ‘Alevi Bektaşiliğe hakim insanlar olsun, toplumla iyi ilişki kuracak insanlar, onlara ulaşabilecek insanlar olsun’ anlayışı hakimdi.

    “MUHTEMELEN DİYANETÇİLERİN GİRİŞİMLERİYLE OLDU”

    -Peki şimdi nasıl bir yapılanma var?

    Şimdi şöyle: Uzman düzeyinde değil. Eski başkanın (Ali Arif Özzeybek) görevden alınması büyük ölçüde bu yapılanlardan kaynaklı. ‘Burada istemediğimiz bir gidişat var’ şeklinde ve artık bana göre muhtemelen bu Diyanetçilerin girişimleriyle oldu.

    “2 YILDIR HALA DANIŞMA KURULU ORTADA YOK”

    -Yani Cemevi Başkanlığı’na Diyanet’in bir müdahalesi mi oldu?

    Bence bunların orada burada belli kesimlere giderek, ‘işte bakın buraya ilahiyat fakültesi mezunları alınmıyor’ şeklinde propaganda yaptıklarını düşünüyorum. Bunun üzerine de başkan (Ali Arif Özzeybek) görevden alınarak kendi istedikleri bir yeni başkan atandı. O başkanın atanması da pek  uygun değil. Yani siz genel müdür seviyesine getirdiğiniz, bir başkanlık seviyesine getirdiğiniz şeye de uygun değil statü itibarıyla. Bu şekilde yapılıyor ve Danışma Kurulu hala atanamıyor. İlk başta denilen şuydu: Dedeler ve akademisyenlerden oluşacak bir Danışma Kurulu olacak. 2 yıla yaklaşıyor hala Danışma Kurulu ortada yok.

    “KURUMUN RESMİ AÇILIŞI DA YAPILMADI”

    -Acaba neden hala Danışma Kurulu kurulamadı?

    Bu çok enteresan! Mesela şu anda hala kurumun resmi bir açılışı yapılmamıştır.

    “HALA DANIŞMA KURULU YOK, BUNLAR NORMAL Mİ?”

    -Peki hala resmi açılışın olmamasını nasıl yorumluyorsunuz?

    -Demek ki bu meselenin hala devlet nezdinde önemi kavramamamış. ‘Alevi Bektaşi toplumuna güzel bir şey yapıyorum, size hizmet edecek bir kurum’ diyeceksiniz ama gereklerini yerine getirmeyeceksiniz. Yani Danışma Kurulu olacak diyorsun ama atanmıyor. Bir resmi açılış olacaktı Türkiye kamuoyuna duyurulması için. Şahkulu Sultan Dergahı’nda bunun yapılacağı duyuruldu. Dolayısıyla bunlar normal mi yani? Kendi istedikleri gibi insanlar bulabilirler. Beni atayın demiyorum. Ama kendinize uygun bir insan şu Türkiye’de yok mu? Şu andaki başkanlığın zihniyetine uygun dede akademisyen yok mu? Vardır tabii ki, bulunur. Ama o bile olmuyorsa, o zaman derim ki Aleviler ve ihtiyaçları önemsenmiyor.

    “AYDINLATMA GİDERLERİNİ SADECE CEM YAPILAN SALONUN AYDINLATMASINA DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Dikkat edin şu an atanan iki başkanın yardımcıları bile tam olamadı. Devlette genellikle bu tür kadrolar doldurulur, daha önce de bir başkan yardımcısı vardı. Niyeyse ikinci bir başkan yardımcısı yok mesela? Bu da enteresan! Ve bakın aydınlatma giderleri meselesinde bunu sadece cem yapılan salonun aydınlatmasına dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir şey!

    “BİZ KARŞI ÇIKTIK, CEMEVİYLE CAMİNİN FONKSİYONU FARKLI”

    -“Koskoca” bir başkanlık kuruyorlar ve bu da cemevlerinin sadece cem salonunun elektrik giderlerini karşılamak istiyor!

    Ama işte elektrik gideri bile tam verilmemeye çalışılıyor. Biz buna karşı çıktık. Dedik ki cemevleri ve camilerin fonksiyonu farklıdır. Burada lokma cenaze hizmetleri var. Dolayısıyla sen kalkıp haftada bir cem yapılacak, yarım ampul parasını veremezsin. Zaten kaç tane cemevi var? Toplasan 300 tane elektrik harcayan yer bulursun. Bunun da paralarını lütfen hepsini ödeyin!

    -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘Cemevi bir bütündür ibadethane olarak tanıyacaksınız ve giderleri de karşılanacak’ dedi sonuçta.

    Onların gerekçesi, bunu cami şeklinde düşünüp, elektrik giderlerinin hepsinin karşılanmamasını engellemeye çalışıyorlar. İkincisi de bu dedelere maaş meselesi.

    “DEDELERE MAAŞ KONUSUNDA FARKLI DÜŞÜNÜYORUM”

    – Dedelere maaş konusuna nasıl bakıyorsunuz? Alevi toplumu tepki gösteriyor, ‘asırlardır dedeler hiçbir zaman maaş karşılığı hizmet vermedi, maaş karşılığında köy köy gezmedi’ diyorlar. Alevi örgütleri ve toplumu bu anlamda çok tepkili. Siz ne diyorsunuz?

    Çocukluğumdan beri bu konunun içerisinden gelmiş birisiyim. Eskiden zaten dede köyde yaşıyordu zaman zaman da taliplerini ziyaret edip cem cemaat bu hizmetleri yürütüyordu. Yine toplum dedelere destek oluyordu, hakkullah veriliyordu. Ama bugün kentlerde cemevinize gelen dedeye yol parasını vermeden gelip gitmesi mümkün değil. Gerçekten nitelikli, okuyan, yazan eğitimli bir insanın yetişmesi maliyetli bir konu. Biz artık dedelerin çok iyi bir şekilde, nitelikli bir şekilde olması için toplumun bir maliyete katlanması gerekiyor. Şimdi ülkede Sünnilerin inanç hizmetlerinde personel gideri olarak bütçe ayrılırken, cemevlerindeki görevlilere de kesinlikle destek olunması gerekir. Bunun formülü bulunur. Şahkulu Sultan Dergahı’nda 20’den fazla kişi çalışıyor. Şimdi oradaki görevliler maaş almadan nasıl çalışabilecek? Binlerce insan gelip gidiyor oraya, onun için ben bu maaş konusunda farklı düşünüyorum. Ama onun da yolları var.
    Eğer cemevleri diyorsa ki ‘inanç önderlerimizin giderlerini biz karşılıyoruz’ veya belediyeler karşılıyor, o zaman dedeler bir şekilde katkı yani maaş almış oluyor.

    DEDELERİN EĞİTİLMESİ

    -Belediyeler cemevlerindeki personele maaş veriyor olabilir ama Cemevi Başkanlığı’nın maaş vermesi başka bir şey. Cemevi Başkanlığı “dedeleri eğiteceğiz” diyor. Kim eğitecek dedeleri? Bu yüzden Alevi toplumu diyor ki “Bizim dedelerimizi asimilasyona uğratacaksınız. İmamların eline kağıt tutuşturduğunuz gibi dedelerin de eline kağıt tutuşturup ‘bunu okuyun diyeceksiniz.’ Maaş alan dede devletin memuru olur ve söyleneni yapar. Tepkiler bu yüzden!

    Tabii eğitim konusu önemlidir ama burada Alevi toplumu düzgün şekilde bu noktada bir program oluşturursa devletin kalkıp orada kendi fikrini  uygulayabileceğini düşünmüyorum. Bu zamana kadar zaten böyle bir şey yapılamadı. Alevilikle ilgili olması gereken eğitim meseleleri şunlardır veya biz bunu kendimiz yapacağız, sivil toplum kendisi bunu çözerse devlet niye bu alana girsin.
    Siz boşlukta bıraktığınız zaman ister istemez bir kısım cemevleri de talep ediyor. Cemevlerinin bir kısmı da devletten destek alıp eğitim vermek istiyor.

    -Daha çok bağımsız cemevleri maaş istiyor.

    Bağımsız cemevleri ama neticede ‘kamuda bu alanda ihtiyaç var’ diye düşünüp oraya girmek istiyor. Şurası çok önemli, yine tekrar ediyorum Alevi Bektaşi toplumunun geleneksel, bu zamana kadar yaşanmış Aleviliğine uygun bir eğitim çizilmedi.

    “ALEVİ BEKTAŞİ ANSİKLOPEDİSİYLE İLGİLİ TOPLANTIYA KATILANLARIN YÜZDE 90’NI SÜNNİ”

    -Peki bu mümkün mü? Siz buna inanıyor musunuz? Şu an bile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın nasıl bir yapılanmaya saptığını görüyorsunuz!

    – İnanıp inanmamaktan ziyade uygulamayla bu anlaşılır zaten. Şu andaki mesele Alevi Bektaşi ansiklopedisi. Ansiklopediyi hazırlamakla ilgili toplantı yapılıyor. Bu toplantıya katılanların %90’nı Sünni akademisyen ve ilahiyatçılardan oluşuyor. Araya 2-3 Alevi serpiştirmişler, böyle bir ansiklopedi olmaz! Eğer eğitim programı yapılacaksa yine bu şekilde bir eğitim öğretim, öğretmen veya eğitici kadrosu ile bu eğitim olmaz. Bunu zaten Aleviler kabul etmez. İnanmaktan ziyade içerik ne olacak?
    Eğitim kadrosu önemli. Başkanlık ocaklarla ilgili toplantı yapmış. Bakıyorsunuz bir kaç dede ve baba oturmuş, diğerlerinin hepsi Sünni. Şimdi bu nasıl olacak? Olmaz yani. Şunu söyleyeyim: Boşuna bir uğraş olarak düşünüyorum. Bu şekilde bir bakış açısıyla gerçekleştirilecek bir eğitim faaliyeti, bir ansiklopedi çalışması boşa gider, yazık olur!

    Gerçekten Alevi Bektaşi toplumunun gerçeklerini yansıtacak bir ansiklopedi olmalıydı. Bir Sünni Aleviliği ne kadar yazabilir?

    “BENİ DİYANETE GÖTÜRÜP SÜNNİ HOCALARIN DERSLERİNE SOKUYORLAR MI?”

    -Alevilikte ocak sistemi var. Pirler tarihten bu yana ocaklarda yetişmişler ve her dede çocuğu da dedelik yapamıyor biliyorsunuz. Taliplerin tercih ettiği, en kamil insan dedelik yapabiliyor. Durum böyleyken bu Cemevi Başkanlığı’nın görevlendireceği hangi uzmanlar dedelere eğitim verecek? Dedenin, pirlerin üstünde kim olabilir? Bu da bir eleştiri konusu.

    Oranın uzmanı bürokrasiyi oluşturur. Mecburen zaten ocakzade dedelerin işin içine katılması lazım. Ocakzade dedeler varsa zaten Alevilikle ilgili çalışma yapmış akademisyenlerin özellikle de Alevi kökenli olmaları gerekir. Dünyanın her yerinde böyledir. Mesela beni Diyanet İşleri Başkanlığına götürüp Sünni hocaların, ilahiyatçıların dersine sokuyorlar mı? Hayır. Niye sokmuyorsun? E o zaman Alevilerle ilgili bu iş yapılırken neden böyle yapıyorsun? Tabii ki Alevi inanç adamları veya inanç eğitmenleri ön planda olmalıdır. Her yerde böyledir. Protestanlardan katoliklere bu böyledir. İnanç alanı diğer bilimsel faaliyetlerden farklıdır. Onun için tabii ki mutlaka Alevi inanç önderlerinin, burada temel rol oynamaları gerekiyor.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NDA KURUMSAL YAPI HALA OLUŞTURULAMAMIŞ”

    -Alevi olmaları yetmiyor biliyorsunuz. Alevi kökenli olup da asimilasyon yapan insanlar var. Tamamen Sünnileşmiş ya da Şialaşmış insanlar tanıyoruz. Dolayısıyla Cemevi Başkanlığı’na baktığımız zaman durum ortada. Ülkücü MHP kökenli bir insan Cemevi Başkanlığı’nın başına getirildi. Dolayısıyla bir güvenin olması Aleviler açısından söz konusu değil. Öyle değil mi?

    Bu başkanın milliyetçi kimliği ön plana çıkıyor ama mesele milliyetçilik falan meselesi değil. Siz herhangi bir ideolojiyi, siyaseti taşırsınız ama gelirseniz orada doğru bir şeyler de yapabilirsiniz. Bir insan atandığı görevde kendi mensubiyetini dışarıda tutabiliyorsa problem olmaz ama burada yapılan uygulamalar problemli. Siz şu anda ne yapıyorsunuz? Kurumsal yapı halen oluşturulamamış. Eksiklikler halen devam ediyor. Aradan çok zaman geçmesine rağmen normal devletin işleyişine uygun değil. Ama bakıyorsun burada böyle. Niye acaba?

    “DAHA ÇOK SÜNNİ AKADEMİSYENLERLE İŞLERİ YÜRÜTMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    -Siz başından beri işin içindesiniz, neden peki? Ne amaçlanıyor?

    -Bakış açısı sorunu var. Alevilikle ilgili kurduğunuz bir başkanlıkta düzgün bir şekilde diğer kurumlardaki gibi işleyişi görmüyorsunuz, farklı bir bakış açısıyla burayı yönetiyorlar. Bu, Alevi Bektaşi toplumunu gerçekten rahatsız eder. Ayrımcı farklı bir bakış açısı bu kurumun kurumlaşmasında bile gösteriliyorsa o zaman insanların tepkisini çeker. Zaten alan dar, konuştuğun zaman bunu insanlar söylüyor. Başkanlığın icraatları burada çok önemli. Zaten fazla bir icraat da yapılmadı. Şu an bu ansiklopedi ve toplantılar yapılıyor. Daha çok Sünni akademisyenlerle işleri yürütmeye çalışıyorlar.

    “CEMEVİNE MESCİT AÇILMAZ, CEMEVİ CEMEVİDİR”

    -Sünni (Siyasi İslamcı) akademisyenlerle işleri yürütmeye çalışıyorlar çünkü başkanlığın başındaki kişinin de Sünnileştiği yönünde söylemler var. Ali Rıza Özdemir, 2 yıl önce yazdığı bir yazıda ‘Cemevlerine mescit açılsın. Bu durum Sünnilerin de çok hoşuna gider’ diyor. Şimdi bunu yine dillendirdiği iddia edildi. Bu konuda ne diyeceksiniz? Nasıl olur da “cemevine mescit açılsın” denilebilir?

    Cemevine mescit açılmaz. Cemevi cemevidir. Yani Alevi Bektaşi toplumunun ne yaptığı ne ettiği, nereye gittiği belli. O kendi fikridir, fikrini kendisine saklayabilir. Alevi toplumu böyle bir şeyi doğru bulmaz.

    “BAKIŞ AÇISINDA HAKİKATEN SIKINTI VAR”

    -Sonuçta bu zihniyetteki bir insan Cemevi Başkanlığı’nın başına getirildi!

    Evet bu doğru bir yaklaşım değil. Bakış açısında hakikaten bir sıkıntı var. Alevi Bektaşi cemevlerinde ne olur, ne olmaz belli. Yüzyıllar içerisinde oturmuş bir yapı bu zaten. Mescit önermenin bir gereği yok. Cemevinin içerisinde gider ibadetini yapar, sorun değil. İlla belli bir şablon, belli bir ismin takılması gerekmez ki resmiyet böyle tanımıyor diye. Onun için kesinlikle sıkıntılı bir bakış. Şu anda bunu açıkça söyler miydi bilmiyorum. Kişisel bir şey, Alevi toplumunu bağlamaz bu. Dedeler, babalar, pirler böyle bir görüşü kabul etmez!

    “BİR HAYAL KIRIKLIĞIYLA SONUÇLANMAYA DOĞRU GİDİYOR VAZİYET”

    -Alevi toplumunun, kurumların kabul etmesi mümkün değil. Alevi köylerine camiler yapılıyor. Cemevi Başkanlığı’nın, bunu sorun ettiğini görmedik, hiçbir zaman açıklama yapmadı. “Cemevlerine mescit açılsın” diyen bu zihniyet Alevi köylerine cami yapılmasını engeller mi? Engelleyemez sanıyorum.

    Cemevi Başkanlığı’nın Diyanetin veya diğer kurumların çalışmasına müdahil olabileceğini zannetmiyorum ama yeter ki kendi alanı ile ilgili kalsın. Düşünsenize bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı cami, mescitin yaygınlaşması için çalışırken, devletin bir başka kurumu çıkıp ‘Ya bu nasıl oluyor?’ demez. Devlet kurumları arasında böyle bir işe girmezler. Zaten hiyerarşik olarak da Diyanetin devlet katında güçlü olduğunu biliyorsunuz. Cemevi Başkanlığı böyle değil ama en azından Alevi Bektaşi toplumunun ihtiyaçlarını görecek bir organizasyona girse, bu bile bence iyi. Ama bunu bırakıp Sünni ilahiyatçıları, akademisyenleri toplayıp bir şeyler yapılacağını zannediyorsa bir şey çıkmaz. Çok yanlış. Devlet, Aleviler için bir şey yapıyormuş diye düşünürken, sevinirken yine bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmaya doğru gidiyor vaziyet.

    “BOŞLUKLARI, SORUNLARI ALEVİ KURUMLARININ GİDERMESİ GEREKİYOR”

    -Demek ki Alevi örgütleri, Alevi toplumu endişelenmekte, karşı çıkmakta haklıymış. Alevi toplumu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na başından beri karşı çıktı. Çünkü MHP’nin desteklediği, AKP’nin kurduğu bir kurum. Hükümet Alevilerin hiç bir talebini yerine getirmeden bu kurumu kurdu. Aleviler “Bu başkanlıktan bir hayır gelmeyecek” diyor. Katılıyor musunuz?

    Ama işte şunu da unutmamak lazım. Alevi Bektaşi toplumunun eğitim ve hizmetler konusunda, değişik noktalardaki boşluklar, Anadolu’nun köylerinde (cenaze vb) sorunlar varsa o zaman Alevi kurumlarının, federasyonların gidermesi gerekiyor. Bir taraftan da siz ev ödevlerinizi yapmak zorundasınız. Alevi Bektaşi toplumunun cenaze hizmetleri ile ilgili ihtiyaçları varsa, dede sorunu varsa, eğitim meselesi varsa giderilmeli. Ben şuna inanıyorum: Bu başkanlığın kurulması da bir boşluktan, ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Eğer siz bu alanda böyle bir boşluk bırakmasaydınız, zaten devlet burada kurumu kuramazdı.

    “DEVLET ‘ALEVİLER ŞÖYLE OLSUN, BÖYLE OLSUN’ DEMEMELİ, BUNUNLA BİR YERE VARAMAYIZ”

    -Ben Cemevi Başkanlığı’nın ihtiyaçtan kurulduğunu düşünmüyorum. Devletin “Alevilerin böyle bir ihtiyacı var kuralım” dediğini düşünmüyorum. Başından beri Aleviler, bu kurumun asimilasyon için kurulduğunu belirtiyor, arkasına Diyaneti alarak, Alevi toplumunu, inancını başkalaştırmak, müdahale etmek için kurulduğuna inanıyor. 

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını ve bunu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin izleme başlatmasının bir taktik engellemesi gibi söylenen şeyler de var. Böyle bir nedenle de bunların yapıldığı ifade ediliyor ama bence bunları konuşsak bile çok yanlış ve ayıp. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 2024 yılına geldiğimiz şu günlerde bile hala ‘Aleviler şöyle olsun, böyle olsun’ dememeli. Aleviler nasıllarsa öyle kalsınlar. Sünniler de nasıllarsa öyle kalsınlar. Alevi toplumu başka insanların ne yapacağını ne edeceğine karışmıyorsa kimse de Alevilerin inançlarına, itikatlarına karışmasın.
    Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için böyle bir taktik izleniyorsa bu da çok ayıp, komik. Yani böyle şeylere değmez, ne olur 3 gün sonra yine başa dönülür. Siz hala bir toplumun ‘ben haklarını vermeyeyim de böyle engellemelerle, dışlama stratejileri takip edeyim’ derseniz olmaz. Tarih bunları kaydediyor. Tarih ne yaparsak ne edersek hepsini bir şekilde kayda geçiriyor.

    “‘ALEVİLİĞİ SÜNNİ BAKIŞ AÇISINA GÖRE ORGANİZE EDEYİM’ YAKLAŞIMI KESİNLİKLE DOĞRU OLMAZ”

    Hala bugün Alevilerin dönüştürülmesini istemek insanlık ayıbıdır ve kabul edilemez. Bu insanların talepleri neyse karşılayacaksın! Bazı kurumlar diyorlarsa ki ‘biz böyle bir şey istemiyoruz’ tamam onları karşılamazsın diğerlerine de katkı sunarsın. Ama yine Alevilerin istediği gibi Alevice bunu yaparsın. ‘Efendim ben bir Sünni bakış açısıyla kendime uygun bir şekilde Aleviliği Sünni çerçeve içerisinde ele alayım, bu kurumu da Sünni bakış açısına göre organize edeyim’ şeklinde bir düşünüş kesinlikle doğru bir yaklaşım olmaz ve zaten kabul de görmez.

    “DİYANET ÜZERİNDEN OLMASI DAHA FAZLA TEPKİ ÇEKERDİ”

    -Ali Arif Özzeybek zamanında da böyleydi. Esas taleplere kulaklarını kapatıp cemevinin küçük ihtiyaçlarını not edip gittiler. Yani Özzeybek de Alevilerin taleplerine kulak tıkadı. Üstelik de İçişleri Bakanlığı danışmanın ne işi olabilirdi cemevlerinde! Bu da çok büyük bir tepki çekti.

    Cemevlerine Diyanet üzerinden olması daha da fazla tepki çeker. Kültür Bakanlığı ile o zaman böyle bir organik kurumsal yapı yoktu. Oradan da olmuyor. O zaman geriye devletin bir kurumunun bir şekilde ihtiyaçları toplayarak, insanlar tabii ziyaret edilerek dinleniyor. O sırada siyasetin uygun gördüğü neler yapılabilecekse bunlar sağlanıyor. Yani usulen siz doğru bulmayabilirsiniz, şekil olarak. Neticede bunlar siyasi kararlarla yürüyen şeyler, bu şekilde yapılıyor. Ama ne olur? Siz önce böyle başlarsınız ama daha sonra gerçekten esas ana sorunlara da inebilirsiniz.

    “ALEVİLERİN İÇ ORGANİZASYONLARINA MÜDAHALE EDİLMEDİĞİ SÜRECE PROBLEM YOK”

    -Esma Ersin var. İçişleri Bakanlığı Bakan Müsteşarı. O da cemevlerini dolaşıyor. AKP ve MHP ne yapmaya çalışıyor?

    Cemevlerinin kamu yetkilileri tarafından ziyaret edilmesinde bir sorun yok. Ziyaret neden etmesinler, tabii ki de edecekler. Bütün vatandaş bir şey olduğu zaman kaymakamlığa, valiliğe, oraya buraya gider. Bence Alevilerin kendi iç organizasyonlarına müdahale edilmediği sürece hiçbir problem yok. Bence ziyaret ederler, onu da yaparlar, toplum kendileri de gitmek istiyor yani cemevlerinden gidenler de oluyor. Buradaki çizgi bence şudur: Cemevlerinin kendi iç işleyişlerine müdahale edilmemesi!

    “TOP GENE ALEVİLERDEDİR”

    -Müdahale edilmemesi sizce mümkün mü? Bu kadar para yardımı yaparsa ‘dedelere maaş vereceğiz’ derlerse müdahale mümkün olmaz mı? Alevi toplumunu dönüştürmek için dedeleri satın almanız, dönüştürmeniz gerekiyor önce. Yani dedeleri eğiteceğiz demelerinin altında öyle basit iyi niyet yatmıyor!

    Böyle bir çalışmaya cemevleri ve dedeler katılmaz olur biter. Burada top gene Alevilerdedir. Dersin ki ‘biz bu eğitime katılmayacağız’, bitmiştir.

    -Ama işte bunu herkes demiyor gidip maaşı kabul eden dedeler var.

    Alevilerin kendisi eğitim yaparsa sorun biter. Alevilerin kendisi dedelerin ihtiyaçlarını çözerse bence orada bir boşluk kalmaz.

    -Ben bir Alevi alarak dedelerin cem hizmetlerinden dolayı maaşa ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü dedeler sabahtan akşama kadar en az 8 saat bir mesai harcamıyor. Talipleriyle buluşuyor, cem yapıyor. Eskiden beri bu böyle olmuş. Zaten dedelerin masrafları karşılanıyor. Cemevlerine bağışlar yapılıyor. Aleviler diyor ki ‘bizim sorunumuz dedelere maaş verilmesi meselesi değil.’ Zaten birçok dede de  maaş alınmasına karşı çıkıyor. Alevi toplumu bu kadar basit görülemez, konu dedelere maaşa indirgenemez. Esas mesele bu!

    Şimdi bakın dünyada bütün toplulukların inanç okulları var ama Alevilerin yok.

    -Aleviler kendi okullarını kurabilir.

    İşte kurabilir. Ben zaten derneklerimizi, vakıflarımızı bu anlamda da eleştiriyorum.

    “PEKİ ALEVİ KİMLİĞİ NASIL KORUNACAK?”

    -Aleviler açısından Devlete, Cemevi Başkanlığı’na gerek yok!

    Eğitimle ilgili bir şey düşünülmediğini, hiç konuşulmadığını görüyoruz. Bu çok yanlış. Sen bunu yapmazsan peki bu Alevi kimliği nasıl korunacak? Bugün dünyada, Almanya’da, İngiltere’de neden Alevilikle ilgili dersleri vermeye, yaygınlaştırmaya çalışıyoruz? Çünkü okulda olmadığı zaman bunun sadece sivil toplum üzerinden yürütülmesi mümkün değil.

    OKULLARDA ALEVİLİK DERSİ

    -Ama şöyle…Avrupa’daki Alevilik dersleri en azından federasyonların kontrolündeki tanınan, bilinen insanlar tarafından veriliyor.  Hem cemevlerinde hem okullarda.

    Cemevleri, Alevi dernekleri ve federasyonları oturup benzeri ve şeyi ortaya koyacaklar, bunu yapmıyorlar. Düşünebiliyor musun bütün bu kurumlar toplandı dedi ki ‘biz bundan sonra Türkiye’de şu kadar sayıdan fazla olan okullarda seçmeli Alevilik dersi konulmasını istiyoruz, müfredatı hazırladık. İçeriği şudur, budur.’ Böyle bir şey ortaya koymuyoruz ki!

    “FEDERASYONLARIMIZ, KURUMLARIMIZ 50-100 YILIN PLAN VE PROGRAMINI HAZIRLAMASI GEREKİYOR”

    – Hocam keşke öncülük yapsaydınız. Siz yapsaydınız. Akademisyenler, Aleviler bir araya gelemiyor mu?

    Federasyonlarımızın ve kurumlarımızın Bence 50 ya da 100 yılın plan ve programını hazırlaması gerekiyor. Okul çok önemlidir. Zorunlu din dersleri ile ilgili kararlarda benim de ismim vardır. Eleştiriyorum, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini bütün öğrenciler adına istediğimiz kadar şikayet edelim. O zaman benim yapmam gereken bu derslerin içeriğinin bir şekilde dönüştürülmesi. Şimdi ‘zorunlu din dersleri kalksın’ deniliyor, kalkmıyor. Kalkmıyorsa o zaman kalkması için de uğraş. Tamam eyvallah ama bir taraftan da bunun içeriğinin değiştirilmesi için çalış, önerilerde bulun. Bu yapılmıyor.

    -Peki siz bunları önerdiniz mi? O gücünüz vardı en azından. Cemevi Başkanlığı kurulurken içindeydiniz!

    Ben bir akademisyen öğretim üyesiyim. Ben derneklerimizin içerisinde faydalı olmaya çalışıyorum, bazen beni dinliyorlar ya da dinlemiyorlar. Bana ‘Efendim şöyle bir şey var. Ne diyorsunuz?’ diye sordukları zaman ben de önerilerimi söylerim ama karar alıcılar gene kendileri.

    CEMEVİ BAŞKANLIĞI LAĞVEDİLMELİ Mİ?”

    -Peki tüm bu olumsuzluklar karşısında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı lağvedilmeli mi? Bu haliyle Alevi toplumuna bir yararı olmayacağı ortada! 

    Ben şahsen Alevi Bektaşi toplumunun pek çok meselesiyle ilgilenmesi gereken bir resmi daireye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Cemevlerinin içişlerine, inanca müdahale etmeyen bir devlet kurumuna ihtiyaç var. Lağvedilmesini savunmuyorum ama eğer bir Sünni başkanlığına dönüştürülürse bir anlamı kalmaz.

    “BU ÇALIŞTAY, SÜNNİ İLAHİYAT ANLAYIŞININ ALEVİLİK TEZLERİNİN MEŞRULAŞTIRILMASINA HİZMET EDER!”

    -Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi çalıştayı düzenliyor. Bu çalıştaya siz davet edildiniz mi?

    Ben davet edilmedim. Zaten katılmayacağımı bildikleri için böyle bir daveti de yapmazlar. Böyle bir çalıştay ancak Sünni İlahiyat anlayışının Alevilik tezlerinin meşrulaştırılmasına hizmet eder. Başkanlığın ansiklopedi çalışmalarına, birlikte toplantı düzenlenen akademisyenlere bakıldığında bunların tamamına yakınının Sünni akademisyenler olduğu görülmektedir. Araya birkaç tane de Alevi akademisyen acaba görüntüyü kurtarabilir miyiz diye alınmıştır. Siz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenleyeceği Sünnilik Çalıştayına bir tane Alevi akademisyeni davet edebileceğini düşünebilir misiniz? Ama konu Alevilik-Bektaşilik Ansiklopedisi, Çalıştayı olunca Sünni İlahiyatçılar, akademisyenler işin başına geçebiliyor. Böyle bir başkanlık eğer Alevi-Bektaşi toplumuna hizmet için kurulduysa, Alevi-Bektaşiliğe bakışı herkesçe bilinen Sünni Diyanet ve İlahiyat anlayışının buraya verebileceği hiçbir şey olamaz.

    “RESMİ DİN ANLAYIŞINA UYGUN BİR ALEVİLİK DİZAYN ETME AMACINA HİZMET EDER”

    -Cemevi Başkanlığı’nın YÖK’e yazı yazarak, son 3 yılda bu alanda yüksek lisans ya da doktora yapan uzman akademisyenlerin çalıştaya katılımını istediği ortaya çıktı. Ayrıca YÖK’ten akademisyenlerin bilgilerinin istenmesini nasıl yorumluyorsunuz?

    YÖK Tez katalogları incelendiğinde sadece 3 yıl değil, çok daha geriye de gidilerek bu konuda yapılan tez çalışmaları ve onların danışmanları olan akademisyenlerin bilgilerine ulaşılabilir. Başkanlığın halihazırdaki yönetim anlayışı da düşünüldüğünde bu şekilde elde edilecek bilgilerle toplanacak bir Alevi Çalıştayı’nın Diyanet ve İlahiyat çevrelerince belirlenen resmi din anlayışına uygun bir Alevilik dizayn etme amacına hizmet edeceği tahmin edilebilir.

    Nilgün METE- Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO

     

  • Diyanet’in eğitim yatırımları ödeneği, 108 üniversitenin ödeneğinden fazla

    Diyanet’in eğitim yatırımları ödeneği, 108 üniversitenin ödeneğinden fazla

    Diyanet’in eğitim yatırımları ödeneğinin, ülkedeki 108 üniversitenin aldığı ödenekten fazla olduğu ortaya çıktı. Diyanet’in mesleki eğitim yatırım ödeneği ise 216 milyon TL.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Diyanet İşleri Başkanlığı, merkezi bütçeden eğitim yatırımları için aldığı pay itibarıyla 126 üniversiteden 108’inin üzerine çıktı. Başkanlığın mesleki ve teknik eğitim yatırımı itibarıyla geride bıraktığı üniversiteler arasında ODTÜ ve Akdeniz gibi köklü üniversiteler de yer aldı.

    Yükseköğretim yatırımları için 2024 yılı bütçesinden toplam 31 milyar 631 milyon 765 bin TL’lik pay ayrıldı. Toplam 31,6 milyar TL’lik para, 126 üniversite ile ÖSYM, Emniyet Genel Müdürlüğü, MEB ve Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında paylaştırıldı.

    DİYANET’E 216 MİLYON TL’LİK ÖDENEK

    2024 yılı için 91 milyar 824 milyon 805 bin TL’lik bütçe verilen Diyanet İşleri Başkanlığı’na mesleki ve teknik eğitim yatırımları için verilen ödenek zirve yaptı.

    Başkanlık, mesleki ve teknik eğitim yatırımları ödeneği itibarıyla 126 üniversiteden 108’ini geride bıraktı. Diyanet’in 2024 yılında gerçekleştireceği mesleki ve teknik eğitim yatırımları için toplam 216 milyon TL kaynak öngörüldü. Diyanet’e 216 milyon TL olarak öngörülen eğitim yatırımları ödeneklerinden Türkiye’nin en iyi üniversiteleri arasında yer alan ODTÜ’ye ayrılan pay 210 milyon TL’de kaldı. Diyanet, 187 milyon TL ödenek verilen Akdeniz Üniversitesi ile 78,6 milyon TL ödenek verilen Galatasaray Üniversitesi ve 190 milyon TL ödenek verilen Dokuz Eylül Üniversitesi’ni de geçti.

    Diyanet’in eğitim yatırımı ödeneği ile geride bıraktığı bazı üniversiteler ve aldıkları ödenekler şöyle sıralandı:

    * Ege Üniversitesi: 190 milyon TL

    * Eskişehir Osmangazi Üniversitesi: 80 milyon TL

    * İskenderun Teknik Üniversitesi: 150 milyon 500 bin TL

    *Mersin Üniversitesi: 59 milyon 802 bin TL

    * Ondokuz Mayıs Üniversitesi: 75 milyon TL

    *Selçuk Üniversitesi: 120 milyon TL

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Cemevi’nden Diyanetin faaliyetlerine tepki: Alevi çocukları hedefte

    Mersin Cemevi’nden Diyanetin faaliyetlerine tepki: Alevi çocukları hedefte

    PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı “Genç Gönüllüler, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ne tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, projenin laik ve hukuk devleti ilkelerine, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğu vurgulanarak, Alevilere çocuklarını bu projeye katmamaları için çağrıda bulunuldu.

    Diyanet, “Genç Gönüllüler, Çocuk Gönüllülerle Buluşuyor” adında yeni bir proje açıkladı. “Çocukların Kuran’a ve sünnete uygun olarak yetiştirilmesi” iddiasıyla gündeme getirilen proje kapsamında; ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri Diyanet gençlik merkezleri ve camilerde din görevlileri ve manevi danışmanlar gözetiminde birtakım faaliyetler yürütülecek. Bunun yanı sıra lise ve üniversite öğrencilerinden seçilecek “Diyanet Genç Gönüllüleri” ev ödevlerinde ilkokul öğrencilerine rehberlik edecek.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı “Genç Gönüllüler, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi” ile ilgili Mersin Cemevi’nde toplandı.
    Mersin Cemevi İnanç Kurulu toplantı sonrası konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    “ALEVİ ÖĞRENCİLERE YÖNELİK BİR ASİMİLASYON PROJESİDİR”

    İlkokul 3. ve 4. sınıf öğrencilerinin “Değerler Eğitimi” kapsamında her hafta sonu lise veya üniversite öğrencileri ile tarikatlar ve cemaatler arasında bölüşüldüğüne dikkat çekilen açıklamada, “Camilerde ya da Diyanet Gençlik Hizmet Merkezilerinde buluşturulmaları laik ve çağdaş eğitimin yok sayılmasının yanı sıra Alevi öğrencilere yönelik de bir asimilasyon projesidir” denildi.

    “BU PROJE, DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRIDIR”

    Uygulamaya konulan projenin laik ve hukuk devleti ilkelerine, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğunun vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Esasen bugün okullarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders programlarıyla Alevi öğrenciler asimile edilmektedir. Eğitimin her kademesinde öğrencilere yönelik Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Kursu açmış ve cemaat, tarikatlarlar yerleştirilmiştir. Okullar dini eğitim veren kurumlar haline getirilmiştir.
    Mersin Cemevi İnanç Kurulu olarak bu projeyi protesto ettiğimizi, Alevi öğrencilerin bu etkinliklere katılmamaları konusunda Alevi öğrencilerin ailelerini uyaracağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >Diyanet okullardan çıkmıyor; şimdi de ilkokul öğrencileri için ‘abi-abla’ faaliyetinde

  • Eğitim-Sen’den çağrı: Diyanet ve dini vakıfların okullardaki faaliyetlerine son verilsin

    Eğitim-Sen’den çağrı: Diyanet ve dini vakıfların okullardaki faaliyetlerine son verilsin

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanlığı, 10 ilde 3. ve 4. sınıf öğrencilerine cami ve gençlik merkezlerinde “değerler eğitimi” adı altında dersler verecek. Eğiticiler ise “gönüllü abi ve ablalardan” oluşuyor. Eğitim-Sen sert tepki gösterdi. Sendika yaptığı yazılı açıklamada, laiklikten ve laik eğitim anlayışından tamamen uzaklaşıldığını belirterek hükümete çağrı yaptı: Diyanet ve dini vakıflar okullardaki faaliyetlerine son versin. 

    Diyanet, önceki gün “Genç Gönüllüler, Çocuk Gönüllülerle Buluşuyor” adında yeni bir proje açıkladı.

    “Çocukların Kuran’a ve sünnete uygun olarak yetiştirilmesi” amacıyla geliştirilen proje kapsamında; ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri Diyanet gençlik merkezleri ve camilerde din görevlileri ve manevi danışmanlar gözetiminde birtakım faaliyetler yürütülecek.

    Bunun yanı sıra lise ve üniversite öğrencilerinden seçilecek “Diyanet Genç Gönüllüleri” ev ödevlerinde ilkokul öğrencilerine rehberlik edecek. Diyanet’in MEB’e bağlı okullarda öğrenim gören çocukları proje kapsamına alırken, bakanlıkla protokol imzalamaması ise dikkat çekti.

    Eğitim Sen, Diyanet’in ilkokul öğrencilerine yönelik, “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ne tepki gösterdi.

    Eğitim sisteminin en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştığını belirten Eğitim Sen mücadele çağrısı yaptı.

    “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrencilerin camilere götürülmeye, imamların okullarda ‘konferans’ vermeye devam ettiğine işaret edilen açıklamada; “MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini öğeleri eğitim sürecine adım adım yerleştirilmektedir. Bu durumun son örneği geçtiğimiz 22 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaya başlamıştır” denildi.

    Her türden dini inancı istismar ederek çocukları ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimlerinin kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan temel bir sorun olarak dikkat çekmektedir. MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin işbirliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir.”

    “LAİK EĞİTİM ANLAYIŞINDAN UZAKLAŞILDI”

    Eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşmenin hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştığına dikkat çekilen açıklamada, “Eğitim alanında yaşanan dinsel kuşatmanın son yıllarda belirgin şekilde yoğunlaştığını söylemek mümkündür. Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiş durumdadır” ifadeleri kullanıldı.

    Hiçbir toplumun birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmadığının altı çizilen açıklamada, “Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri öğrencilere ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik ayrımcılık yapmak anlamına gelmektedir” diye belirtildi.

    “Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda eşit olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, iş yerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır” denilen açıklamada ÇEDES projesi başta olmak üzere, öğrencilere yönelik olarak sadece belli bir inancın benimsemiş olduğu dini değerler üzerinden etkinlik düzenlemenin, hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırı olduğu vurgulandı.

    “DİYANET VE DİNİ VAKIFLAR OKULLARDAKİ FAALİYETLERİNE SON VERMELİDİR”

    Açıklamada, “Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve derneklerin okullardaki faaliyetlerine son verilmelidir” denilerek, okulların dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerine, öğrenci ve velilere birlikte mücadele çağrısı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >Diyanet okullardan çıkmıyor; şimdi de ilkokul öğrencileri için ‘abi-abla’ faaliyetinde
    > Mersin Cemevi’nden Diyanetin faaliyetlerine tepki: Alevi çocukları hedefte

  • Diyanet okullardan çıkmıyor; şimdi de ilkokul öğrencileri için ‘abi-abla’ faaliyetinde

    Diyanet okullardan çıkmıyor; şimdi de ilkokul öğrencileri için ‘abi-abla’ faaliyetinde

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanlığı, 10 ilde 3. ve 4. sınıf öğrencilerine cami ve gençlik merkezlerinde “değerler eğitimi” dersi verecek. Eğiticiler “gönüllü abi ve ablalardan” oluşacak. Eğitim sendikaları “FETÖ’den anımsadığımız ‘abi-abla’ modeli, resmileşiyor” tepkisini gösterdi.

    Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, ÇEDES kapsamında “manevi danışman” sıfatıyla din görevlilerinin okullarda faaliyet göstermesinin ardından Diyanet’ten tepki çeken bir proje daha geldi.

    Diyanet, önceki gün “Genç Gönüllüler, Çocuk Gönüllülerle Buluşuyor” adında yeni bir proje açıkladı.

    “Çocukların Kuran’a ve sünnete uygun olarak yetiştirilmesi” amacıyla geliştirilen proje kapsamında; ilkokul 3. ve 4. sınıf öğrencileri Diyanet gençlik merkezleri ve camilerde din görevlileri ve manevi danışmanlar gözetiminde birtakım faaliyetler yürütülecek.

    Bunun yanı sıra lise ve üniversite öğrencilerinden seçilecek “Diyanet Genç Gönüllüleri” ev ödevlerinde ilkokul öğrencilerine rehberlik edecek. Diyanet’in MEB’e bağlı okullarda öğrenim gören çocukları proje kapsamına alırken, bakanlıkla protokol imzalamaması ise dikkat çekti.

    EĞİTİM-SEN: ÖĞRENCİLER VE VELİLER ÜZERİNDE YOĞUN PSİKOLOJİK BASKI VAR

    Eğitim sendikaları söz konusu projeye tepki gösterdi.

    Diyanet’in ilkokul öğrencilerine yönelik, “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ne tepki gösteren Eğitim Sen eğitim sisteminin en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştığını belirterek mücadele çağrısı yaptı.

    “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullarda imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ adı altında etkinliklere katılırken, öğrencilerin camilere götürülmeye, imamların okullarda ‘konferans’ vermeye devam ettiğine işaret edilen açıklamada; “MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini öğeleri eğitim sürecine adım adım yerleştirilmektedir. Bu durumun son örneği geçtiğimiz 22 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaya başlamıştır” denildi.

    EĞİTİM-İŞ: FETÖ MODELİ DİYANET ELİYLE RESMİYETE DÖKÜLÜYOR

    Cumhuriyet’e konuşan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Diyanet, FETÖ’nün yöntemlerini tekrar uygulamaya koyarak adeta onun izini takip ediyor. Bu projeyle FETÖ’den anımsadığımız ‘abi-abla’ modeli, Diyanet, aracılığıyla resmiyete dökülmeye çalışılıyor. MEB görevini yapmayarak Diyanet’e ve tarikatlara alan açıyor. Böylece milli eğitim, dini eğitime dönüştürülüyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen: Okullarda dinselleşme kaygı verici, dini vakıfların faaliyetlerine son verilmeli

    Eğitim-Sen: Okullarda dinselleşme kaygı verici, dini vakıfların faaliyetlerine son verilmeli

    PİRHA – Eğitim-Sen, okullardaki dinselleşmenin hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştığını açıkladı. ÇEDES projesine ilişkin yapılan açıklamada “MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir” denildi.

    AKP hükümetinin tarikat ve cemaatlerle, çeşitli radikal dinci vakıflarla imzaladığı protokoller gereği imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ sıfatlarıyla okullarda etkinliklere katılırken, öğrenciler de camilere götürülüyor.

    “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında ilkokul ve ortaokul öğrencilerine camilerde namaz kıldırılmasına tepkiler artıyor.

    “OKULLAR DİNİ İÇERİKLİ FAALİYET MEKANLARI DEĞİL”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak “Öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber etmiş durumdadır” diye belirtti. Açıklamada “Okullar dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olmalıdır!” denildi.

    Eğitim-Sen açıklamasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, ilkokul öğrencilerine yönelik “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ni başlattığı bilgisini vererek  şu detayları verdi:

    “Proje kapsamında Diyanet, ilkokul öğrencilerine camilerde manevi danışmanlar ve din görevlileri eşliğinde değerler eğitimi verecek, ayrıca lise ve üniversite öğrencileri arasından seçilecek “Diyanet Genç Gönüllüleri” ilkokul öğrencilerine rehberlik edecektir. Çocukların ‘Kur’an ve sünnet ışığında yetişmelerine katkı sağlamak’ amacıyla  hayata geçirilen proje kapsamında, ilkokul 3 ve 4’üncü sınıf öğrencilerine yönelik olarak Diyanet gençlik hizmet mekanları ve camilerde manevi danışmanlar ve din görevlileri nezaretinde değerler eğitimi faaliyetleri düzenlenecektir.

    Adana, Afyonkarahisar, Bursa, Balıkesir, Konya, Manisa, Samsun, Şırnak, Tekirdağ il merkezlerinin yanı sıra İstanbul’un Ümraniye, Beykoz ve Sarıyer; Ankara’nın ise Yenimahalle ve Keçiören ilçeleri pilot bölge olarak belirlenmiştir. Pilot illerdeki deneyimlerin değerlendirilerek, projenin 2024-2025 eğitim öğretim yılında tüm il ve ilçelerde yaygınlaştırılması planlanmaktadır.

    Diyanet İşleri Başkanlığı il gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar aracılığıyla ilk olarak pilot olarak gerçekleştirilecek “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor” buluşması ile ilgili olarak müftülüklere gönderilen proje bilgilendirme yazısında çalışmanın amacı, Türkiye’nin 81 ilinde alanında eğitim almış gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar aracılığıyla ‘topluma faydalı fertler yetiştirmeye katkı sunmak’ olarak açıklanmıştır.

    2023/’24 eğitim öğretim yılı yarıyıl tatilinin bitmesinin ardından başlaması planlanan projeyle Diyanet’in ‘genç gönüllerinin’ ilkokul öğrencilerine haftalık programlar ve etkinlikler düzenlemesi, öncelikle cumartesi veya pazar günü olmak üzere haftada bir gün çocuk gönüllerin ev ödevlerini yapmalarına yardım etmesi, daha sonra belirlenecek haftalık programa göre kamp yapma, cemaatle öğle namazı kılma gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştirmesi planlanmaktadır.

    CAMİ BAHÇESİNDE KAMP!

    ‘Haftalık program’, öncelikle cumartesi veya pazar günü olmak üzere, istenirse ek olarak hafta içi bir gün de uygulanabilecektir. Müftülükçe uygun görülen bir caminin bahçesinde günübirlik kamp yapılacak. Gerek görülmesi halinde, projeye katılan çocuklarla birlikte hafta içi okul ders saatlerinden sonra, o haftanın anlam ve önemine uygun olacak şekilde ziyaretler gerçekleştirilebilecek. Öğrenci grupları aynı semtte oturan öğrencilerden oluşacak, kız gruplarına kız, erkek gruplarına erkek genç gönüllüler rehber olacak ve bu görüşmeler manevi danışmanın takibinde gerçekleştirilecektir.

    MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini öğeleri eğitim sürecine adım adım yerleştirilmektedir. Bu durumun son örneği geçtiğimiz 22 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaya başlamıştır.

    “OKULLARDA DİNSELLEŞME KAYGI VERİCİ BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Her türden dini inancı istismar ederek çocuklarımızı ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimleri kabul edilemez. Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan temel bir sorun olarak dikkat çekmektedir. MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir.

    “EĞİTİM SİSTEMİ LAİK EĞİTİM ANLAYIŞINDAN UZAKLAŞTI”

    Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır. Eğitim alanında yaşanan dinsel kuşatmanın son yıllarda belirgin şekilde yoğunlaştığını söylemek mümkündür. Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiş durumdadır.

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmaz. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri öğrencilere ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik ayrımcılık yapmak anlamına gelmektedir.

    “UYGULAMADAN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR”

    Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda eşit olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, iş yerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi başta olmak üzere, öğrencilere yönelik olarak sadece belli bir inancın benimsemiş olduğu dini değerler üzerinden etkinlik düzenlemek, hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır.

    Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve derneklerin okullardaki faaliyetlerine son verilmelidir.

    Eğitim Sen olarak çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirdiği dini içerikli projelerin parçası haline getirilmesine karşı çıkıyor, okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerini, öğrenci ve velilerimizi birlikte mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Emekliler geçinemezken, Diyanet personeline emeklilikte de ayrıcalık

    Emekliler geçinemezken, Diyanet personeline emeklilikte de ayrıcalık

    Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olacak personele verilecek maaş tablosu ortaya çıktı. Ali Erbaş’ın emekli olması durumunda 65 bin TL emekli aylığı, 1 milyon 548 bin TL de ikramiye alacağı belirtildi. 

    Diyanet İşleri Başkanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü’nce emekli maaşları ve ikramiyelere yönelik hazırlanan tabloya göre; Diyanet’in üst kadrolarındaki personel, ayrıcalıklı bir emekli maaşına sahip olacaklar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Evrak ve Tahsis Şubesi Müdürlerinden Ramazan B’nin imzasıyla hazırlanan belgede, Diyanet’ten 2024 yılında emekli olacak personele verilecek maaş ve ikramiyeler belirtildi.

    ERBAŞ’A 65 BİN 878 TL

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in ulaştığı tabloya göre, görevde 40 yılını tamamlayan Diyanet İşleri Başkanı’nın emekli olması durumunda emekli maaşı 65 bin 878 TL olacak. Başkan Erbaş’a, 2024 yılı içinde emekli olması halinde 1 milyon 548 bin 430 TL emekli ikramiyesi verilecek. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Başkan Yardımcısı pozisyonunda bulunan ve memuriyette 40 yılı tamamlayan isimlerin emekli maaşı ise 52 bin 894 TL olarak sabitlenecek. Başkan Yardımcıları’na emekli olmaları halinde 1 milyon 314 bin 82 TL ikramiye yatırılacak.

    Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliği’nden emekli olanlar için de ayrıcalık var. Buna göre, 39 bin 427 TL emekli aylığı bağlanacak Din İşleri Yüksek Kurulu üyelerine, 1 milyon 178 bin 647 TL’lik de emeklilik ikramiyesi sağlanacak.

    Ankara, İstanbul ve İzmir kentlerinde görev yapan il müftülerinin emeklilik maaşı 37 bin 79 TL olarak belirlenirken 1 milyon 84 bin 299 TL’lik emekli ikramiyesi de hesaplarına aktarılacak. Diyanet’in üst kadrolarında görevli personelin en düşük emekli maaşı 26 bin 527 TL, en yüksek emekli maaşı ise 65 bin 878 TL olarak belirlenecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erkan’dan Alirıza Özdemir’e tepki: Aleviliği özünden koparanlarla yol yürümeyiz

    Erkan’dan Alirıza Özdemir’e tepki: Aleviliği özünden koparanlarla yol yürümeyiz

    PİRHA – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir süredir başkanlığını yapan Alirıza Özdemir, Tokat’ta düzenlediği toplantıda AKP ve Erdoğan propagandası yaptı. Toplantıya davet edildiği için katılan Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan ise “Alevilerin sorunlarını çözeceklerini söylüyor ama o sorunların ne olduğu söylenmiyor” diyerek tepki gösterdi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, ‘Canlar Buluşuyor’ başlıklı toplantı yaptı. Tokat İl Özel İdaresi Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe dedeler, babalar, Alevi köy muhtarları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir, Tokat Valisi Numan Hatipoğlu ve Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Muharrem Erkan katıldı.

    ÖZDEMİR’DEN ERDOĞAN’A ÖVGÜ

    Alirıza Özdemir, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı merkezinde biri Arap, ikisi Babağan kolundan, 8’i de diğer ocaklardan olmak üzere 11 kişilik bir heyet oluşturduklarını, Alevilik ansiklopedisi hazırlayacaklarını söyledi. Daha önceki yıllarda kimsenin Aleviliği muhatap almadığını ancak gelinen noktada Alevileri muhatap alan bir devletin olduğunu iddia etti.

    Özdemir “1936’da Mustafa Kemal Atatürk Alevi Bektaşi Başkanlığı kuracaktı, hastalandığı için kuramadı, bu Recep Tayyip Erdoğan’a nasip oldu. Ben yol ve erkan bilen biriyim, devletin Alevi sorununa el atması gerekir. Devlet Alevilerin ihtiyaçlarını karşılamak için var, devlet artık Alevileri muhatap alıyor” diyerek AKP’yi övdü. Toplantının içeriği hakkında detaylı bilgi paylaşılmadı.

    MUHARREM ERKAN: ALEVİLERİ BİR YERLERE YEDEKLEMEK İSTİYORLAR

    Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şube Başkanı Muharrem Erkan, buluşmanın detaylarını Artı Gerçek’e değerlendirdi.

    Muharrem Erkan, “Alevilerin gerçek sorunlarını çözmekten çok Alevileri bir yerlere bağlamak, yedeklemek istiyorlar” sözleriyle tepkisini belirtti.

    Toplantıya çağrıldığı için katıldığını söyleyen Muharrem Erkan, Alevilerin gerçek sorunlarının çözülmediğini toplantıda da dile getirdiğini belirtti. Muharrem Erkan, toplantı ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Alevilerin sorunlarını tek tek çözeceklerini söylüyor ama o sorunların ne olduğu söylenmiyor.

    “Burada Aleviliğin serçeşmesi, Hacı Bektaş Veli Dergahı’ndan hiç söz etmeyip, devre dışı bırakıyorlar. Alirıza Özdemir’in anlattıkları siyasi söylem gibi geldi bana. Bizleri ayağına çağırıp, valiliğin toplantı salonunda bize nutuk atıyorsun. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi Aleviler üzerinde oluşturacak bir başkanlığın da sorunları çözmekten uzak olacağı, sorunları katmerleştirecek gibi görünüyor. Çünkü özünden kopartılan Aleviliğin başka bir yapılanmaya dönüştürülerek bize dayatılacağı düşüncesi bizde hakim oldu. Niçin böyle düşünüyoruz?

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI’NI, VELİYETTİN ULUSOY’U REDDEDEN YAPILARIN YANINDA YER ALMAYIZ”

    Geçmişte cami-cemevi projesi kapsamında Fethullah ile Cem Vakfı ile yol yürüyenlere nasıl güveneceğiz? Alevileri asimile etmeye, özünden koparmaya, Alevileri Şialaştırmaya çalışanlarla beraber yol yürüyorsanız biz orada olmayız. Bugün Alevilerin bir araya geleceği tek yer Alevilerin Serçeşmesi dediğimiz Hacı Bektaş Veli Dergahıdır, mürşidimiz Veliyettin Hürrem Ulusoy’dur. Alevilerin mürşidini devre dışı bırakan, yok sayan fakat Alevileri sahiplenen bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz, orada da olmayız. Açılımlar sürecini yaşadık, konuştular, dinlediler, defterlerine not ettiler ama Alevilerin eşit yurttaşlık konusundaki talepleri ile ilgili bir adım bile atmadılar. Bizim kırmızı çizgimiz, Alevilerin mürşit ocağını, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı, Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’u reddeden, yok sayan bu yapıların yanında yer almayız, bunları doğru da bulmayız. Mürşit ocağını muhatap almayan bir anlayış bizim anlayışımız değildir.”

    “GÜLEN’İN KALINTILARIYLA NASIL YOL YÜRÜYECEĞİZ?”

    Geçmişte Fethullah Gülen ve Cem Vakfı’nın cami-cemevi projesini hatırlatan Erkan açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

    “Fethullah Güllen, İzzettin Doğan çizgisi cami cemevi projesiydi ve bu proje Aleviliği özünden koparan, bir yerlere yaslayan, yok etmeye yönelik çalışmalardı, hükümet de bütün bunları destekliyordu. Hükümet bunlarla iş birliğinde yanıldı diyelim. Yeniden bunların kalıntılarıyla yola devam edersen ikinci kez yaşadıklarımızı yaşarsak bunun adına ne diyeceğiz, Cem Vakfı ile nasıl yol yürüyeceğiz? Tokat Cem Vakfı Başkanı yolda bizi çeviriyor, ‘size beş vakit namaz kıldıracağız, sazın sapını münasip yerinize sokacağız’ diye bize hakaret ediyor. Gidip bu kişiyi yerinde ziyaret ediyorsunuz, elamanlarınız orada boy boy resimler veriyor. Sonra çıkıp Alevilere eşitiz diyeceksiniz. Tokat’ta Cem Vakfı’nın var elli üyesi, bizim 4 bin üyemiz ve siz gidip o yapıyla iş yapacaksınız. Bunlar kendileri gibi konuşan, kendileri gibi düşünenlerle beraberler ve bizi de oraya çekmek gayretindeler. Geçmişte Fethullah ile iş yapanlarla ortak hareket edersen, biz nasıl güveneceğiz sana?

    İHTİYACIMIZ MAAŞLI DEDE DEĞİL”

    Bizim devletle değil, hükümetin yanlış uygulamalarıyla sorunumuz var. Biz bütün siyasi partilere eşit mesafedeyiz ancak emekten, özgürlüklerden, eşitlikten, haktan ve halktan yana bir tavrımız var. Aleviler böyle bir çizgide duruyorlar. Biz Aleviler laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti olmasını, doğaya, çevreye sahip çıkılmasını, Alevi köylerine ayrımcılık yapılmamasını, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, asimilasyon politikalarından vazgeçilmesini, Alevilerin özgür iradeleriyle inançlarını yaşamasını istiyoruz. Bizim ihtiyacımız maaşlı dede, maaşlı cemevi görevlisi olmak değil insan hakları çerçevesinde eşit yurttaşlık haklarının yaşama geçirilmesidir.

    Bizim asıl talebimiz devletin laik olması ve laiklik ilkesinin korunması. Bizim isteğimiz laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti olması. Yine anayasamızın onuncu maddesinde yer aldığı gibi insanlar siyasi parti, görüş, düşünce, dini, dili, ırkından dolayı ayrıştırılmamalı, yasalar önünde eşit olmak, eşit yurttaşlık haklarına sahip olmak istiyoruz. Yavuz Sultan Selim ile birlikte devletin dini ve hatta mezhebi, dili oluştu, Arapça Türkçe’nin önüne geçti. Şu andaki gibi İran, Arabistan’da olduğu gibi devletin dini, mezhebi olduğu zaman farklı inançlara yaşama, var olma şansı vermez. Ama laik sistemde devlet tüm inançlara eşit mesafededir, hiçbirinin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Devletin dini olmaz, kişinin, aklı yerinde olan bireyin dini olur. Devlette asıl yol gösterici bilim ve fendir, akıldır. Devlet bir dine ve mezhebe göre idare edilirse orada barış, eşitlik olmaz. Tarikatlar bir devlette söz sahibi ise, o tarikattan değilsen o devlette memur olma şansın yok. Dün devlette Fethullah cemaati etkiliydi ve yananları biliyoruz. Biz laik, demokratik, sosyal hukuk devletinden yanayız çünkü varlığımız buna bağlı.

    “ALEVİLİĞİ HEP BİR YERLERE ÇEKMEYE ÇALIŞTILAR”

    Aleviliği ve Alevileri hep bir yerlere çekme, bir yerlere yedekleme, bağlama, asimile etme gayretleri hep vardı ve bu günümüzde de devam ediyor. Hükümet ya doğrudan ya da dolaylı olarak birilerinin eli ile bunu yapmaya devam ediyor. İzzettin Doğan denilen kişi Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı’nı kurdu, adına kısaca Cem Vakfı denildi. Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı insanlarımıza Cem Vakfı olarak algılatılarak, insanımız aldatıldı. Daha sonra aynı yapı Fethullah Gülen ile ‘Cami Cemevi projesinde’ bir araya geldiler ve bu halka, bu devlete ihanet ettiler. Bir tarafta da İran Şiaları var ve bunlar Alevi değil. Anadolu Aleviliği, insanı merkez alan ve kendine özgü ilke, kural, ritüel ve inanç sistemleri, felsefesi var. Bizde laik devlet esastır, ayrımcılık yoktur, eşiklik vardır, kadın, erkek aynı statüdedir, bir arada ibadet eder ve hatta cinsiyet ayrımı bile yoktur.

    “DİYANETE KARŞIYIZ”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Alirıza Özdemir’in bize söylemeye çalıştığı, bizlerin anladığı ve algıladığı şuydu: Alevilerin ihtiyaçlarını karşılayacaklarını söylüyor. ‘Biz size hizmet sunmak için varız’ diyor.
    Bir de şöyle bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu fark ettik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir köydeki cemevlerine elaman alacaklarını söylüyor. Köylü vatandaşlar cemevine bakacak maaşlı bir devlet memuru olmak için yarışa girdi, köylü birbirine düştü. Muhtar köyden bir kişiyi belirlerken senin yakının, benim yakınım diye insanlar birbirine girecekler. Muhtarlar oğlunu, kızını, yakınını cemevi memuru olarak yazmaya başladılar. Köylüler birbirine girdi, bu yüzden köylerimizde ayrışmalar olmaya başladı. Anlatılanlara baktığımızda yapılmak istenen Alevi diyanetini kurmak istiyorlar. Biz Aleviler olarak zaten diyanete karşıyız, Diyaneti yasallaştırmak için Alevilerin ağzına bir parmak bal mı sürmek istiyorlar acaba? Zorunlu din dersleri, cemevlerinin yasal statüsü, eşit yurttaşlık, ayrımcılık gibi konularda bir şey konuşulmuyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi köyündeki harabe camiye ikinci kez imam atandı

    Alevi köyündeki harabe camiye ikinci kez imam atandı

    PİRHA – Hekimhan ilçesinin Alevi köyü Hasançelebi’ye halkın talebi olmadan imam atandı. Muhtar Ali İhsan Durak, benzer girişimin yıllar önce de olduğunu belirterek, “Geçmişte yine bir imam atadılar ancak cemaat olmadığı için 1 yıl kalıp gitti. Üç gün önce aniden ezan sesi duyunca tuhaf olduk. Köylüler bu duruma itirazlarını dile getirecektir” dedi.

    Devletin/AKP hükümetinin, Alevi inancını yok sayma politikasının bir örneği de Malatya’nın Hekimhan ilçesinde görüldü. Tümüyle Alevilerin yaşadığı Hasançelebi köyüne imam atandı. Köy içerisinde uzun yıllardır kapısı kapalı halde olan harabe haldeki camiye, 3 gün önce imam gönderildi. Camiye, ses sistemi kurularak günde 1 kez ezan okutulmaya başlandı.

    İMAM, MUHTARA DAHİ GÖRÜNMEDİ!

    Köyün Muhtarı Ali İhsan Durak, “Benim de bu durumdan haberim yoktu. Köye imam atandığını ezan sesinden öğrendik” dedi.

    Muhtar Durak, köyde 15 senedir ezan sesi duymadıklarını belirterek ,“Cumhurbaşkanlığı seçim arefesinde beni 20-25 imam arayarak ‘oraya tayin isteyeceğim, yeriniz nasıl, lojman var mı, yol şartları nedir?’ gibi şeyler söylemişti. Ben de bu köyde bir cemaatin olmadığını belirtmiştim. Bu köyün bir Alevi köyü olduğunu da söyledim. Arayanlar tepkisizce sadece ‘Aleviler iyi insanlardır’ demişlerdi” diye konuştu.

    “GÜNDE 1 VAKİT EZAN OKUYUP ORTADAN KAYBOLUYOR”

    Köylerinde eski bir cami olduğunu belirten muhtar Ali İhsan Durak “Cami vardı ancak megafonu da kendileri ayarlamış. Caminin anahtarını nereden aldıklarını da bilmiyorum. Gelen hoca ile benim bir görüşmem de olmadı. Ayrıca gelen imam sabah ezan okumuyor, yani günde 5 vakit yerine sadece bir kere okuyor ve ardından ortadan kayboluyor. Ezanı ilk duyduğumuzda da bir tuhaf olduk. Köyde eski bir cami vardı ancak bu zamana kadar ne hoca geldi ne de başka biri. Bu köy oldu olası Alevi yerleşkesiydi. Daha önceden sadece bir hoca gelmişti o da bir sene kaldı ve gitti çünkü cemaat yoktu” dedi.

    KÖYLÜLER, İMAM DAYATMASINA KARŞI!

    Muhtar Ali İhsan Durak, köylülerin, imam atanmasına karşı itirazda bulunabileceklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Cemaat yok, hoca neden gelmiş anlamış değilim. Böyle bir durumda muhtara danışılması gerekirdi ancak ben adamı görmedim. Bizim burada doktor yoktu, bırakın imamı. 600 nüfusluk bu köye daha bir buçuk ay önce doktor gelebildi. Yetkililer, Hasançelebi’de bir sağlık ocağının olduğunu dahi bilmiyorlardı! Sonuç olarak bu imam atanmasına ilişkin köylüler kitlesel bir itirazda bulunacaktır.”

    Eren GÜVEN/MALATYA

  • ‘ÇEDES ile başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmakta’

    ‘ÇEDES ile başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmakta’

    PİRHA – Milletvekili Cengiz Çiçek, ÇEDES uygulamasının araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi. Çiçek, “AKP, nüfusun Sünnileştirilmesi için eğitim alanını seferber etmiştir” diye de belirtti.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Milletvekili Cengiz Çiçek, ÇEDES projesinin araştırılması amacıyla Meclis’e araştırma önergesi verdi.

    İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, sunduğu önergede “ÇEDES ile uygulamaya konan politikaların farklı kimliklere etkisinin tespit edilmesi, eğitim alanının siyasi müdahalelerden uzak tutulması ve bilimsel-özerk-ücretsiz-anadilinde eğitimin gerçekleştirilmesi için yol haritasının belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz” diye belirtti.

    “TEK TİPLEŞTİRMEYE YÖNELEN İDEOLOJİK SALDIRI”

    Milletvekili Çiçek, önergesinin “Gerekçe” bölümünde AKP’nin, eğitim sistemi üzerindeki siyasi amaçlarına vurgu yaparak şu yorumda bulundu:

    “Türkiye’de eğitim alanı ve genç nesiller rejim için her daim makbul vatandaşlar yetiştirme ve nüfus mühendisliğinin alanı olmuştur. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren merkeze bağlanan ve tek tip yurttaş yetiştirme aracı olarak görülen eğitimde gençlere biçilen misyon kendini gerçekleştirmesi, bilimsel eğitim alması, eleştirel ve yaratıcı düşünsel gelişimin sağlanması değil; rejimim muhafızı, tekçilik esaslı rejimin işlevsel parçası olmasıdır.

    Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iktidarlar değişmiş, siyasal konjonktür ve iç-dengeler dönüşmüş ama eğitime biçilen misyon ve gençlerin bu misyon içindeki konumlandırılması özünden bir şey kaybetmemiştir. Değişen tek şey öz değil, kabuk olmuştur. İktidarlar değiştikçe eğitim politikalarıyla oynanmış; her bir iktidar söz konusu misyonun özüne dokunmadan kendine göre bükmek istemiştir.

    AKP, 2002 yılından beri hükümetleri boyunca eğitim sistemiyle ve içeriğiyle en fazla uğraşan iktidarlardan biri olmuştur. Eğitim sistemine yaklaşımı özelleştirme ve ideolojikleştirme gibi iki eksende etkisini göstermiştir. İlk eksende, özel okullar ve eğitim öznelerinin güvencesiz çalışmasını esas alan, özellikle 4+4+4 sistemiyle sermayeye ucuz iş gücü temin etmeyi temel motivasyonlarından biri haline getiren AKP, kuşakları kapitalist üretim ilişkilerinin hizmetine sunmaya çalışmaktadır. Diğer eksende ise teolojik kökleriyle çok da ilgisi bulunmayan, modern yönetim tekniklerini esas alan bir ideolojik formasyonla sünnileştirmeyi tanımlamış ve nüfusun sünnileştirilmesi için eğitim alanını seferber etmiştir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Millî Eğitim Bakanlığı’yla ilişkisini çeşitlendirerek sınıflara kadar yayılan bir tek tipleştirme ideolojik saldırısını esas almıştır. Türkiye toplumundaki farklı ulusal ve inançsal toplulukları en ince tahakküm stratejileriyle tek tipleştirmeye yönelen ideolojik saldırılardan biri de ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında gerçekleşmektedir.

    Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesiyle hayata geçirilen bu uygulama, manevi danışman ataması başta olmak üzere birçok girişim ve özellikle Türk-Sünni kimlik yapısına sahip olmayan bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

    Kuşkusuz ki ÇEDES ile sadece başta Aleviler olmak üzere farklı kimlikler hedef alınmaktadır. Aynı zamanda toplumun tümü aynılaştırılmak ve tek tipleştirilmek istenmektedir. Bu yönüyle iktidarın devlet kurumlarını hizmetine alarak topluma açtığı ideolojik-politik bir saldırıdır.

    Bu kapsamda, ÇEDES ile uygulamaya konan politikaların farklı kimliklere etkisinin tespit edilmesi, eğitim alanının siyasi müdahalelerden uzak tutulması ve bilimsel-özerk-ücretsiz-anadilinde eğitimin gerçekleştirilmesi için yol haritasının belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA