Etiket: kesk

  • KESK’ten gözaltılara tepki: Tek çıkış yolu dayanışma ve mücadele- VİDEO

    KESK’ten gözaltılara tepki: Tek çıkış yolu dayanışma ve mücadele- VİDEO

    PİRHA- KESK Mersin Şubeler Platformu, Ekrem İmamoğlu ve beraberindekilerin gözaltına alınmasını protesto ederek, “Bugün hukuksuzluktan beslenenlere karşı tek çıkış yolu demokratik yarınlar için dayanışmayı ve mücadeleyi yükseltmektir” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Şubeler Platformu, İmamoğlu ve aralarında CHP’li belediye başkanları ile bürokratların da yer aldığı 105 kişi hakkında verilen gözaltı kararına ilişkin Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Darbeye karşı demokrasiyi savunuyoruz” yazılı pankartın açıldığı protestoda “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” , “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

    Eyleme Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de destek verdi.

    “İSTANBUL’DA ADETA OHAL İLAN EDİLMİŞ DURUMDA”

    Basın metnini okuyan KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü BES Şube Başkanı Kemal Göçmen, AKP iktidarının “Köleliğe Uyum Programını” hayata geçirmeye çalıştığını ifade ederek, “İstanbul’da adeta OHAL ilan edilmiştir.  Ekrem İmamoğlu’nun evi onlarca TOMA ile çevrilmiş, ana yollar kapatılmıştır. İstanbul valiliği kentte eylemleri yasaklarken, sosyal medya erişimi sınırlanmıştır. İmamoğlu’nun gözaltına alınması da dahil aylardır ardı ardına yaşadığımız kayyum atamaları başta olmak üzere hukuksuzlukların, baskıların, gözaltı ve tutuklamaların hiçbirisi tesadüf değildir. Ülkeyi yönetenler iktidara geldikleri günden bugüne başta emekçi kesimler olmak üzere tüm toplumu kapsayan ‘Köleliğe Uyum Programını’ hayata geçirmeye çalışmaktadır. Söz konusu programın hayata geçirilmesinin tek koşulu ise demokrasinin, hukukun, adaletin, emeğin hakları başta olmak üzere en temel hakların, ortadan kaldırıldığı bir ülke yaratmaktır” dedi.

    “EZİLENLER OMUZ OMUZA MÜCADELE VERMELİ”

    İktidarın toplumun hemen her kesimine karşı yürüttüğü baskı politikalarına karşı mücadele gerekliliğini vurgulayan Göçmen, şunları söyledi:

    “Bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun gözaltına alındığı operasyonun gerekçesi olarak “kent uzlaşısının” gösterilmesi aylardır altını çizdiğimiz bir noktayı tüm açıklığı ile ortaya koymuştur. Zulmün ve zorbalığın efendileri rolüne soyunanlar bugün en çok milyonların yarattıkları garabet düzene karşı yan yana gelmesinden korkmaktadır. Dolayısıyla tüm toplumun içine itildiği bu zifiri karanlıktan çıkmanın tek yolu;  siyasal iktidar eliyle yaratılan yoksulluk, adaletsizlik, hukuksuzluk düzenin dişlileri arasında ezilen milyonların omuza omuza vermesinden geçmektedir.

    Bugün hukuksuzluktan, sömürüden, baskı ve şiddet politikalarından beslenenlere karşı tek çıkış yolu; ülkemizin eşit, özgür, barıştan yana demokratik yarınları için dayanışmayı ve mücadeleyi yükseltmekten geçmektedir. Bunun için tüm mücadele dostlarımızı bu karanlık tabloyu genel bir direniş hattıyla engellemeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

     

     

  • KESK Dersim Şubeler Platformu: SMA hastası çocukların yaşam hakkı devletin temel sorumluluğudur-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu: SMA hastası çocukların yaşam hakkı devletin temel sorumluluğudur-VİDEO

    PİRHA-KESK Dersim Şubeler Platformu, SMA’lı çocukların yaşam hakkı için Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Türkiye’de yüzlerce SMA hastası çocuk gerekli tedaviye erişmek için zorlu bir mücadele veriyor ve devletten beklenen desteği yeterince görmüyor. Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı’nı, çocuklarımızın hayati tedavilere hızlı ve tam erişimini sağlamak ve sosyal devlet anlayışını güçlendirecek adımları acilen atmak üzere göreve çağırıyoruz” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, SMA’lı çocukların yaşam hakkı için Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Şube Sekreteri İlhan Öner okudu. Açıklamada, ‘Zolgensma ilacı devlet tarafından karşılansın, Muhammed İzol, Ali Bıçkıcı ve tüm SMA’lı çocuklar yaşasın’ pankartı açıldı. Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “DEVLET, YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ TAM OLARAK ÜSTLENMEKTEDİR”

    Türkiye’de yüzlerce SMA hastası çocuğun gerekli tedaviye erişmek için zorlu bir mücadele verdiğini ve devletten beklenen desteği yeterince göremediğini belirten İlhan Öner, “Muhammed İzol ve Ali Bıçkıcı gibi SMA hastası çocuklar, Almanya gibi sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu ülkelerde dünyaya gelmiş olsalardı, teşhis konulur konulmaz tedavilerine başlanabilecek ve yaşamları bağış kampanyalarına bağlı kalmayacaktı. Türkiye’de ise bu tedaviler, büyük ölçüde bağış kampanyalarının başarısına ve toplumun desteğine dayanmaktadır. Bu tablo, sosyal devlet ilkelerinin uygulamada yetersiz kaldığını göstermektedir. SMA’lı çocukların tedavisinde de bağış yöntemine başvurulması, devletin yükümlülüklerini tam olarak üstlenmediğini göstermektedir” dedi.

    “BAĞIŞ KAMPANYALARIYLA, SMA’LI ÇOCUKLARIMIZIN YAŞAM HAKKI RİSKE ATILMAKTADIR”

    Ekonomik krizin toplumun bağış kampanyalarına katılımını güçleştirdiğini vurgulayan İlhan Öner, “Halkın temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığı bir ortamda, SMA’lı çocuklarımızın tedavisi için gereken yüksek tutarların toplanması çok daha zor hale gelmektedir. Almanya, Polonya ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde Zolgensma devlet güvencesiyle sunulurken Türkiye’de hâlâ bağış kampanyalarına ihtiyaç duyulması, SMA’lı çocuklarımızın yaşam hakkını riske atmaktadır” diye belirtti.

    “ZOLGENSMA TEDAVİSİ DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMALIDIR”

    Öner, taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    “-Zolgensma tedavisi derhal SGK kapsamına alınmalıdır.

    -İlk etapta devlet, Spinraza tedavisinin ilk doz maliyetine eşdeğer bir destek sağlayarak SMA’lı çocukların Zolgensma’ya erişimini kolaylaştırmalıdır.

    -Devamında Zolgensma tedavisinin tamamı devlet tarafından karşılanmalıdır.

    -SMA hastalarının ve ailelerinin karşılaştığı ekonomik ve psikolojik zorluklar için kapsamlı destek sağlanmalıdır.

    -Nadir hastalıklar konusunda adil, şeffaf ve sürdürülebilir sağlık politikaları geliştirilmelidir.

    -Muhammed İzol ve Ali Bıçkıcı gibi SMA hastası çocuklarımızın devam eden kampanyalarını destekliyor, tüm halkımızı bu konuda güçlü bir dayanışma sergilemeye davet ediyoruz. Yaşam hakkı, hiçbir koşulda pazarlık konusu edilemez.

    -Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı’nı, çocuklarımızın hayati tedavilere hızlı ve tam erişimini sağlamak ve sosyal devlet anlayışını güçlendirecek adımları acilen atmak üzere göreve çağırıyoruz.

    “SESİMİZİ DUYURMAYA ÇALIŞIYORUM”

    SMA hastası Ali Bıçkıcı’nın annesi Elif Nur Bıçkıcı, ise şunları dile getirdi:

    “Maraş’ın Pazarcık ilçesinde yaşadıklarını ve 19 aydır devam eden kampanyamız % 11 de şu anda. Biz evladımızın sesini deprem bölgesinde duyuramadık diye 1 haftadır Dersim’e taşındık ve burada kalıyoruz ve evladımın sesini burada duyurmaya çalışıyorum. 25 aylık evladım gün geçtikçe gözümün önünde eriyip gidiyor, lütfen desteklerinizi evladımız için esirgemeyin.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Dilimizi konuşarak, eserler üreterek yaşatabiliriz’-VİDEO

    ‘Dilimizi konuşarak, eserler üreterek yaşatabiliriz’-VİDEO

    PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü için panel düzenledi. Bir dille üretim yapılmazsa o dilin öleceğini ifade eden Yazar Bedriye Topaç, “ Biz sürekli asimilasyon politikalarından bahsediyoruz ama evimizde kendi kendimizi asimile ediyoruz” dedi.

     

    “KONUŞULMAZSA DİL YOK OLUR”

    Dersim’de ana dil konusunda halen standardın olmadığını belirten KESK Dersim Şubeleri Platformu Üyesi Şahin Karabut, “Ana dil dersimde diğer bölgelere göre eksik değil ancak bir standardının oluşması gerekiyor. Dersimde birçok zorluk yaşadık ve bunlar kendisini dilde daha çok belli ediyor. Dersimde dil canlıdır ama eğer konuşmazsan yok olur.” dedi.

    “KENDİ KENDİMİZİ ASİMİLE EDİYORUZ”

    Kendi diliyle okuyup konuştukça kendi ana dilinin farkına varacaklarını ifade eden Yazar Bedriye Topaç, “Bir dille üretim yapılmazsa o dil ölür ama o dille üretim yapılırsa o dil yaşar ve ömrünü uzatır. 1938 katliamından sonra dil yine yaşamaya devam etti ancak 1993-1994 köy yakılması ve boşaltılmasıyla birlikte insanlar dilden uzaklaşmaya başladılar. Biz sürekli asimilasyon politikalarından bahsediyoruz ama evimizde kendi kendimizi asimile ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Kamu emekçileri iş bıraktı: Sefalet zammı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz!-VİDEO

    Kamu emekçileri iş bıraktı: Sefalet zammı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- KESK’e bağlı Kamu emekçileri, yüzde 11,54’lük sefalet zammına karşı bugün ülke genelinde iş bıraktı. Emekçiler “Sefalet zammı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyerek taleplerini açıkladı. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “İnsanca bir yaşam” ve “Sefalet zammı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz” talebiyle bir günlük iş bırakma eylemine gitti. İş bırakan emekçiler, birçok kentte kitlesel eylemler gerçekleştirdi.

    Yapılan ortak açıklamada emekçilerin talepleri dile getirilerek, “Kamu emekçileri olarak, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm ediliyoruz. Her geçen gün etkisini artıran ekonomik kriz, milyonların yaşamını daha da zorlaştırıyor. Alım gücümüz düşerken, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları gerçeğin birazını bile yansıtmazken, maaşlarımız mum gibi eriyor ve emekçiler olarak hızla sefalete sürükleniyoruz” denildi.

    Açıklamada, emekçilerin geçinemediklerine vurgu yapılarak, zam oranlarına tepki gösterildi. Açıklamada şunlar belirtildi:

    “2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

    TALEPLER 
    Açıklamada, ayrıca kamu emekçilerinin ortak taleplerine yer verildi:
    “* Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı istiyoruz.
    * Eşit işe; eşit ücret talep ediyoruz.
    * Bu sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.
    * Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkansız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz.
    * Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.
    * İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.
    * Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.
    * Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.
    * Kamu kaynaklarının ‘müşteri garantili’ projeler için değil, halk için kullanılmasını talep ediyoruz.
    * Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi ve 1. Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.
    * Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi istiyoruz.”
    İSTANBUL
    KESK İstanbul Şubeler Platformu, Sultanahmet Meydanı’ndan Beyazıt Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdi. “Sefalet zammını kabul etmiyoruz, insanca yaşam istiyoruz” pankartının açıldığı eylemde, “İnsanca yaşamak istiyoruz” ve “AKP zammını başına çal” sloganları atıldı. Çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de açıklamaya katıldı. KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Barış Uluocak, ortak metni okudu. Eylem, çekilen halaylarla son buldu.

    ANKARA

    Kamu emekçileri, 1 günlük iş bırakma eylemlerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kamu emekçileri olarak, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm ediliyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Kamu emekçileri olarak, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm ediliyoruz. Her geçen gün etkisini artıran ekonomik kriz, milyonların yaşamını daha da zorlaştırıyor. Alım gücümüz düşerken, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. İş yerlerinde alın teri döken bizler, enflasyon karşısında ezilirken sermaye her geçen gün daha fazla kâr ediyor. Vergi yükünün büyük bölümü emekçilerin omuzlarına yıkılırken, patronların vergi borçları birer birer siliniyor. Kamu kaynakları, halkın ihtiyaçları yerine sermayeye ve yandaş projelere aktarılıyor. Bu adaletsiz düzenin bedelini yıllardır neden sadece biz emekçiler ödüyoruz? Kamu emekçilerinin, işçilerin, emeklilerin ‘insanca yaşayacak ücret’ taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz” dedi.

    İZMİR

    İzmir’de kamu emekçileri, bir günlük iş bıraktı. Konak Eski Sümerbank önünde toplanan binlerce kamu emekçisi, Cumhuriyet Meydanı’na doğru yürüyüş gerçekleştirdi. “Sefalet ücreti dayatmasına boyun eğmeyeceğiz” ve “Sefalet zammına karşı insanca yaşayacağımız bir ücret” pankartı açılan yürüyüşte, “Sefalet zammını kabul etmiyoruz” sloganı atıldı.

    Kentteki siyasi parti, kurum, meslek odası ve sendikalar da destek verdi. Yine Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) üyeleri de yürüyüşte yer aldı. Yürüyüş sonrası yapılan konuşmalarda, artan enflasyon ve ekonomik kriz koşullarında açıklanan maaş zammının yaşam şartlarını daha da zorlaştırdığına dikkat çekildi.

    Sendika üyeleri dışında parti, dernek, temsilci ve üyelerinin de destek verdiği eylemde 2025 yılı artışının yetersizliği nedeniyle kamu emekçilerinin de açlığa mahkum edildiği vurgulanarak tepki gösterildi.

    DERSİM

    Dersim’de sefalet zammını protesto ederek iş bırakan binlerce emekçi, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’nda yürüdü. Kitle yürüyüşte sık sık ‘Direne direne kazanacağız’, ‘Emekçiyiz haklıyız kazanacağız’ sloganları attı.
    Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu okudu. Açıklamada, ‘TÜİK’in sahte verilerine hayır, insanca bir yaşam için hakkımız olanı istiyoruz’ pankartı açıldı. Açıklamada sık sık ‘Zafer direnen emekçinin olacak’ , ‘Birleşe birleşe kazanacağız’ , ‘TÜİK şaşırma sabrımızı taşırma’ sloganları atıldı.

    Kamu emekçilerinin toplumun diğer kesimleri gibi hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm edildiğini vurgulayan Sinan Ulu, “Her geçen gün etkisini artıran ekonomik kriz, milyonların yaşamını daha da zorlaştırıyor. Alım gücümüz düşerken, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları gerçeğin birazını bile yansıtmazken, maaşlarımız mum gibi eriyor ve ülke olarak hızla yoksulluğa sürükleniyoruz. Temel tüketim maddelerine ve kiralara yapılan yüksek oranlı zamlar, kamu emekçilerinin geçim koşullarını zorlaştırırken, alım gücümüzün her geçen gün biraz daha düşmesine neden oluyor. Bu nedenle, vergide adaletin sağlanması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, insanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline gelmiş durumdadır” dedi.

    ANTALYA

    %11.5 Sefalet zammını kabul etmiyoruz şiarıyla saat 11.30’da Aydın Kanza parkında toplanan emekçiler Antalya Cumhuriyet Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirdiler. Yürüyüşte, birleşe birleşe kazanacağız, Hükümet zammını al başına çal, Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek, Sermayeye değil Emekçiye bütçe, Çetelere değil halka bütçe  sloganları atıldı
    Meydanda yapılan basın açıklamasını KESK Antalya Şubeler Platformu adına İlhan Karakurt, Birleşik Kamu iş Antalya temsilcisi, Sadık Açar, Hür Sen Konfederasyonu adına Levent Doğan okudu.

    MALATYA

    Malatya’da, kamu emekçileri, yüzde 11,54’lük sefalet zammını protesto ederek, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan enflasyon rakamlarını protesto etmek amacıyla Emeksiz Kavşağı’nda bir araya gelerek açıklama yaptı. Açıklamada, “Bizler yıllarca verdiğimiz emek karşılığında sefalete mahkum edilenleriz” diyerek tepki gösterildi.

    Kamu emekçileri hep bir ağızdan, “Sefalete teslim olmayacağız” diye slogan attı.

    ADIYAMAN

    Adıyaman’ın Valilik binası önünde gerçekleşen eyleme çok sayıda kamu emekçisi katıldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon verilerine tepki göstermek amacıyla 1 gün iş bırakma kararı alan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adıyaman Şubeler Platformu adına konuşma yapan Zeynel Polat, ‘geçinemiyoruz’ diyerek iktidarı yönetenlerden taleplerinin yerine getirilmesini istedi.

    MERSİN

    KESK Mersin Şubeler Platformu, Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yaptı. KESK’li emekçilerin yanı sıra siyasi parti temsilcileri de açıklamaya katıldı. Kitle, açıklama öncesi halaya durarak, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Sefalete teslim olmayacağız” ve “Emekçiler el ele genel greve” sloganları attı. “İnsanca bir yaşam için iş bırakıyoruz. Sefalet zammı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz” ve “Rakamlar yalan yoksulluk gerçek” pankartlarının açıldığı açıklamada ayrıca Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösterildi.

    BES Mersin Şube Başkanı Kemal Göçmen, ortak metni okudu. Göçmen, kayyım kararını da kınayarak, “Bu durum halkın iradesine saygısızlıktır. Bir an önce bu hukuk cinayetinden vazgeçmelerini istiyoruz” dedi.
    Hatay, Adana, Osmaniye’de de emekçiler iş bırakarak, taleplerini haykırdı.
    ESKİŞEHİR
    Eskişehir’de bir günlük iş bırakan emekçiler, Adalar’da bir araya gelerek Yediler Parkı’na yürüdü. Yürüyüşte “Faşizme karşı omuz omuza”, “Birleşe birleşe kazanacağız” ve “Genel grev, genel direniş” sloganları atıldı. Emekçiler uzun bir süre halaya durarak, taleplerini açıkladılar.

    PİRHA/ İSTANBUL/ ANKARA/ İZMİR/ DERSİM/ ANTALYA/ MALATYA/ ADIYAMAN/ MERSİN

     

  • ‘Artık yeter, geçinemiyoruz; en düşük memur maaşı 79 Bin TL olmalı- VİDEO

    ‘Artık yeter, geçinemiyoruz; en düşük memur maaşı 79 Bin TL olmalı- VİDEO

    PİRHA- Antalya’da kamu emekçileri adına yapılan basın açıklamasında emekçilerin artık geçinemediği belirtilerek, en düşük memur maaşının 79 Bin TL’ye çıkartılması talep edildi. 

    KESK Antalya Şubeler Platformu, Eğitim sen Antalya Şube’de bir basın açıklaması yaparak, emekçilerin, emeklilerin geçinemediğini belirterek taleplerini sıraladı.

    Ortak basın açıklamasını KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İlhan Karakurt, Hür Sen’den Levent Doğan,  Birleşik Kamu İş adına Antalya Başkanı Sadık Açar okudu.

    Vergi yükünün emekçilerin sırtına yüklendiği belirtilen açıklamada “Artık Yeter! Emekçisi, emeklisi bilcümle geçinemiyoruz” denildi.

    Açıklamada şu talepler dile getirildi:

    Kamu emekçileri olarak, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm ediliyoruz. Her geçen gün etkisini artıran ekonomik kriz, milyonların yaşamını daha da zorlaştırıyor.

    Alım gücümüz düşerken, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları gerçeğin birazını bile yansıtmazken, maaşlarımız mum gibi eriyor ve ülke olarak hızla yoksulluğa sürükleniyoruz.

    Artık Yeter! Emekçisi, emeklisi bilcümle GEÇİNEMİYORUZ!

    2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.

    İş yerlerinde alın teri döken bizler, enflasyon karşısında ezilirken sermaye her geçen gün daha fazla kâr ediyor. Vergi yükünün büyük bölümü emekçilerin omuzlarına yıkılırken, zenginlerin vergi borçları birer birer siliniyor. Kamu kaynakları, halkın ihtiyaçları yerine sermayeye ve yandaş projelere aktarılıyor.

    Bu adaletsiz düzenin bedelini yıllardır neden sadece biz emekçiler ödüyoruz? Kamu emekçilerinin, işçilerin, emeklilerin “insanca yaşayacak ücret” taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz.

    Siyasi iktidarın toplumun büyük bölümünü oluşturan işçiler, kamu emekçileri ve emeklileri sefalete mahkûm eden politikalarına ve emeğimizin değersizleştirilmesine karşı bir kez daha sesimizi yükseltmek ve taleplerimizi kamuoyuyla paylaşmak için buradayız. Temel tüketim maddelerine ve kiralara yapılan yüksek oranlı zamlar, kamu emekçilerinin geçim koşullarını zorlaştırırken, alım gücümüzün her geçen gün biraz daha düşmesine neden oluyor.

    Bu nedenle, vergide adaletin sağlanması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, insanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline gelmiş durumdadır.

    Türkiye’deki vergi sistemi, emeği ile geçinenler aleyhine işlemektedir. Ücretli çalışanlar, gelir vergisi dilimleri nedeniyle yıl içinde daha fazla vergi ödemek zorunda kalırken, sermaye kesimi vergi avantajlarından yararlanmaktadır. Kamu emekçileri olarak yılın başında aldığımız ücret, birkaç ay içinde vergi dilimlerinin artmasıyla erimektedir. Adil bir vergi sistemi, çok kazanandan çok; az kazanandan az vergi alınmasını ve servet vergisinin hayata geçirilmesini, düşük gelirli kesimlerin vergi yükünün azaltılmasını gerektirir.

    Talebimiz nettir:

    Ücretli çalışanların vergi dilimi yüzde 10 olarak sabitlenmeli, temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki dolaylı vergiler kaldırılmalıdır

    Kamu emekçileri, maaşlarının büyük bir kısmını oluşturan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmamasından dolayı emekli olduklarında ciddi bir gelir kaybı yaşamaktadır.

    Yıllarca kamu hizmetinde çalışan emekçiler, emeklilik dönemlerinde “açlık sınırının altında” yaşamaya mahkûm edilmemelidir. Bugün, kamu emekçilerinin aldığı maaşın neredeyse yarısı ek ödemelerden oluşmaktadır. Ancak bu ödemeler, emekli maaşına dâhil edilmediği için; yani aslında “kayıt dışı çalıştırıldığımız için” emekli olanlar büyük bir gelir kaybına uğramaktadır. Bu adaletsiz uygulamaya derhal son verilmeli, tüm ek ödemeler emekliliğe yansıtılmalıdır.

    “ENFLASYON KARŞISINDA ERİYEN MAAŞLARIMIZ TEMEL İHTİYAÇLARIMIZI BİLE KARŞILAMIYOR”

    Enflasyon karşısında eriyen maaşlarımız, kamu emekçilerinin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır.

    Resmi enflasyon rakamları ile halkın hissettiği enflasyon arasında büyük bir fark vardır.

    Özellikle gıda, konut, ulaşım ve enerji gibi temel harcamalara yapılan zamlar karşısında kamu emekçileri tarihin en hızlı yoksullaşma süreci yaşamıştır.

    “MAAŞ ARTIŞLARI ENFLASYONA GÖRE YAPILMALI”

    İnsanca yaşayacak bir ücret, sadece ekonomik bir talep değil, aynı zamanda insani bir haktır. Kamu emekçileri, geçim sıkıntısı çekmeden çocuklarının geleceğine güvenle bakabilmeli, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmelidir. Bu nedenle, asgari ücret ve kamu emekçisi maaşları yoksulluk sınırının üzerinde belirlenmeli, maaş artışları Erdoğan-Şimşek programına göre değil gerçek enflasyon oranına göre yapılmalıdır.

    Hepimizin bildiği gibi, tek adam rejimi olarak tarif ettiğimiz bu siyasal düzende, emekçilerin, asgari ücret tespit komisyonu da dahil olmak üzere, hiçbir pazarlık düzeneğinde, evrensel haklara uygun bir toplu sözleşme yasası bulunmamaktadır.

    Daha da ileri giderek, milyonlarca emekçiyi sefalet zamlarına sarı sendika eli ile mahkûm edip, bunu seyyanen zam gibi tek adamın siyasal ulufe yöntemine terk etmek, bizim hızlıca ters yüz etmemiz gereken en önemli görevdir.

    Alacağımız her zam, gerçek bir toplu sözleşme yasası ile teminat altına alınmalı ve taban aylığımıza dahil edilmelidir. Son toplu sözleşme süreci bu durumun tipik bir yansıması olmuştur.

    Grev hakkının olmadığı bir toplu sözleşme sürecinin, kamu emekçilerinin iradesini yansıtmaktan uzak olacağı açıktır. Grevli toplu sözleşme hakkı, kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesinin temelidir. Kamu emekçilerinin hak arama mücadelesinde en etkili araç olan grev hakkı, anayasal güvence altına alınmalı ve sendikalar, üyelerinin haklarını savunabilecek yasal zeminler oluşturulmalıdır.

    Bizleri yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu kapitalist düzene karşı durmanın tek yolu ortak talepler etrafında, emekçilerin daha dirençli bir mücadele hattına doğru yol almasını sağlamaktır.

    Kamu emekçileri olarak vergide adalet, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması ve insanca yaşayacak ücret gibi temel ve ortak talepler etrafında birleştiğimizde, bu düzeni değiştirme gücüne sahibiz.

    Emeğimizin değerini bulması, insanca yaşanacak bir ücret ve güvenli çalışma koşulları için mücadele etmekten başka çaremiz yok.

    “HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞIYORUZ”

    Kamu emekçileri, bu ülkenin eğitimini, sağlığını, yerel yönetimlerini, altyapısını ve sosyal hizmetlerini omuzlarında taşıyanlardır. Ancak, yıllardır emeğimizin karşılığını alamıyor, her geçen gün daha fazla yoksullaşıyoruz.

    Enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük zam politikalarına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Vergide adaletin sağlandığı, ek ödemelerin emekliliğe yansıtıldığı, insanca bir yaşam sürebildiğimiz ve grevli toplu sözleşme hakkımızın tanındığı bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Diğer yandan, emperyalist müdahaleler sonucunda, Ortadoğu’da başta savaş, gericilik, göç, mültecilik, insan hakları ihlalleri ve antidemokratik uygulamaların karşısında, emekçilerin sofrasından çalan tüm güvenlikçi politikalara karşı, toplumun tüm üretiminin tekrar halka, kardeşliğe ve toplumsal uzlaşıya, laikliğe, çağdaşlığa, demokrasiye aktarılmasını talep edeceğiz.

    Biliyoruz ki, gerçek demokrasinin tesisi, insan hakları ve özgürlüklerin istisnasız

    Güvence altına alınması ve toplumsal barışın inşası, mutlak olarak sofralarımızın büyümesine ve refahımızın artmasına yol açacaktır. Bu doğrultuda kamu emekçileri olarak; Bizleri yoksulluğa ve güvencesizliğe sürükleyen politikalara karşı güçlerimizi birleştiriyor, sesimizi yükseltiyoruz. Emeğimizin karşılığını almak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için bugün tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz.

    Çünkü geçinemiyoruz!

    ✓Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı İSTİYORUZ!

    ✓Eşit işe eşit ücret talep ediyoruz.

    ✓ Bu sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.

    ✓ Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkânsız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz

    ✓ Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.

    ✓İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.

    ✓Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.

    ✓ Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.

    ✓ Kamu kaynaklarının “müşteri garantili” projeler için değil, halk için kullanılmışını talep ediyoruz.

    ✓Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi

    ve Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.

    ✓ Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi İSTİYORUZ!

    Özetle; savaşa, ranta, faiz ödemelerine, sermayeye teşvike değil, halk için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe talep ediyoruz.

    Bu haklı ve meşru taleplerimizin yerine getirilmemesi durumunda, mücadeleyi ve dayanışmayı yükselteceğimizi ve Ülkemizin tüm meydanlarında eylemlerimize devam edeceğimizi buradan tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Kamu Emekçileri 13 Ocak’ta iş bırakıyor; ‘İktidar taleplerimizi gasp ediyor’-VİDEO

    Kamu Emekçileri 13 Ocak’ta iş bırakıyor; ‘İktidar taleplerimizi gasp ediyor’-VİDEO

    PİRHA- Kamu çalışanları 13 Ocak’ta iş bırakacak. Sendikalar konuya ilişkin ortak bir basın toplantısı yaparak, “Ücretlerimiz, haklarımız ve onurlu bir yaşam talebimiz, yıllardır siyasi iktidarın sefalet politikalarıyla gasp ediliyor. 13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakıyoruz” dedi.

    Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası (ASİM-SEN), Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK), Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu (HÜR SEN), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu (BİRLEŞİK KAMU İŞ) 13 Ocak Pazartesi günü, tüm işyerlerinde iş bırakıyor. Konuya ilişkin ortak basın açıklaması düzenlendi.

    Açıklamayı BASK Genel Başkanı Mehmet Alper Öğretici okudu.

    “MÜCADELEMİZİ BÜYÜTÜYORUZ”

    Milyonlarca kamu çalışanının ve emeklisinin haklarını savunmak için bir arada olduklarının altını çizen Öğretici, “Ücretlerimiz, haklarımız ve onurlu bir yaşam talebimiz, yıllardır siyasi iktidarın sefalet politikalarıyla gasp ediliyor” dedi.

    “YALANLARLA ÖRÜLEN BU SİSTEMİN İLLÜZYONUNA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Öğretici, açıklamada “TÜİK’in kamuoyuna açıkladığı %44,38’lik yıllık enflasyon oranı, halkın çarşıda, pazarda yaşadığı gerçeklerle taban tabana zıttır” diyerek şunları ekledi:

    “Bizleri, gerçeği ve bilimi hiçe sayan bu siyasal manipülasyonlarla sefalet ücretlerine mahkum etmeye çalışanlara karşı mücadele bayrağını yükseltiyoruz. Yalanlarla örülen bu sistemin illüzyonuna boyun eğmeyeceğiz!
    Vergide adaletsizlik, ek ödemelerin emekli maaşlarına yansıtılmaması, grev hakkı olmayan sahte toplu sözleşme düzeni ve kayıt dışı çalıştırma dayatmaları, bizleri açlık sınırında yaşamaya mahkum ediyor. Maaşlarımıza %11,54 gibi komik bir zam önerisi sunmak, kamu çalışanlarının emeğine, alın terine yapılmış bir hakarettir. Bu hakarete karşı sessiz kalmayacağız!”

    “DAYANIŞMAYI BİRLİKTE BÜYÜTELİM”

    Bu birlikteliği, kamu çalışanları arasında büyük bir heyecan yarattığını belirten Mehmet Alper Öğretici, “Diğer bağımsız sendika ve konfederasyonların talepleri doğrultusunda ve bu taleplere yanıt vermek amacıyla yeniden bir araya gelerek onlara da çağrıda bulunuyoruz: Gelin bu mücadeleye omuz verin, dayanışmayı birlikte büyütelim” ifadelerine yer verdi.

    “13 OCAK’TA İŞ BIRAKIYORUZ”

    Tüm kamu emekçilerine çağrıda bulunan Öğretici şunları ekledi:

    “13 Ocak Pazartesi günü üretimden gelen gücümüzü kullanarak iş bırakıyoruz! Bu sadece bir uyarıdır. Haklarımız için mücadelemizi büyütmeye kararlıyız. Kamu emekçileri yalnız değildir! Tüm sendikaları ve çalışanları birlikte mücadeleye davet ediyoruz. Onurlu bir yaşam için birleşelim, sefalet düzenine karşı duralım!”

    PİRHA/ANKARA

  • Çok sayıda sendikadan 13 Ocak’ta iş bırakma kararı!

    Çok sayıda sendikadan 13 Ocak’ta iş bırakma kararı!

    PİRHA – Ankara’da bir araya gelen çok sayıda emek örgütü, kamu çalışanlarına yapılan zam oranın yetersizliği nedeniyle iş bırakma kararı aldı. 13 Ocak Pazartesi günü tüm işyerlerinde iş bırakacaklarını açıklayan sendikalar, “Bilimsel verilerle yapılan çalışmalarda, yıllık enflasyonun %90’larda gerçekleştiği bir ülkede, %11,54 gibi zam açıklaması sefalet ve rezalet ücret dayatmasıdır” diye belirtti.

    Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası (ASİM-SEN), Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK), Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu (HÜR SEN), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Birleşik Kamu İş Konfederasyonu yöneticileri Ankara’da bir araya geldi.

    Yeni yıl için yapılan zam oranlarının “sefalet ücret dayatması” olduğunu belirten emek örgütleri, hükümetin açıkladığı oranlara karşı grev kararı aldı.

    “SEFALET ÜCRET DAYATMASINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Yapılan toplantının ardından yazılı açıklama paylaşan meslek örgütleri, 13 Ocak Pazartesi günü, tüm işyerlerinde iş bırakma eylemi yapacaklarını duyurdu. Eylemin, iktidar için “uyarı” niteliğinde olduğu belirtilirken açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bizler, ASİM-SEN, BASK, HÜR SEN KONFEDERASYONU, KESK ve BİRLEŞİK KAMU İŞ Konfederasyonları ve Sendikaları olarak, üyelerimiz ve tüm kamu çalışanlarımızın ücretlerinin, diğer ekonomik ve özlük haklarının her geçen yıl, onurlu insanca yaşanacak bir gelir düzeyinden ve güvenceli çalışma yaşamından uzaklaşıp, açlık ve sefalet düzeyine doğru sürüklenmesine karşı bir araya geldik.

    Son olarak, maaşlarımızın belirlenmesinde ölçüt olarak kullanılan TÜİK’in yıllık enflasyonu, %44,38 olarak kamuoyuna açıklaması, yaşadığımız çarşı, pazar ve mutfak enflasyonundan ne kadar uzak durduğunun en önemli kanıtıdır.

    Bizler, gerçeği ve bilimi ters yüz eden bu siyasal illüzyona ve sefalet ücret dayatmasına boyun eğmeyeceğiz.

    Bu doğrultuda, milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisinin yaşam şartlarını her geçen gün daha da katlanılmaz kılan; vergide adaletsizliğe, TÜİK’in siyasal manipülasyona dayalı rakamlarına, gerçek grevli toplu sözleşme yasası ile emekçilerle masaya oturmak varken, tüm ipleri siyasi iktidarın eline veren sahte sendika yasasına, bizleri kayıt dışı çalıştırma mantığına mahkum eden, ek ve yan ödemelerimizin taban ve emekli aylıklarımıza dahil edilmediği ve bu sebeple emekli aylıklarımızda %55’e varan kayıplarımıza karşı; 13 Ocak Pazartesi günü, üretimden gelen gücümüzü kullanarak, tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz.

    SEFALET VE REZALET ÜCRET DAYATMASI

    Bilimsel verilerle yapılan çalışmalarda, yıllık enflasyonun %90’larda gerçekleştiği bir ülkede, %11,54 gibi zam açıklaması sefalet ve rezalet ücret dayatmasıdır. Bu durum karşısında siyasi iktidarı, kamu emekçileri ve onların temsilcisi durumunda olan bizler ile tekrar gerçek bir toplu sözleşme masasına oturmaya ve onurlu, insanca yaşanacak bir zammı 15 Ocak tarihine dek taleplerimiz doğrultusunda hayata geçirme noktasında uyarıyoruz.

    Taleplerimizin yerine getirilmemesi durumunda, uyarı amaçlı iş bırakma eylemimizin sonrasında, birleşik mücadelemizi daha da yükselteceğimizi ifade ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK, TÜİK önünden seslendi: Enflasyonu arttıran, körükleyen bizler değiliz-VİDEO

    KESK, TÜİK önünden seslendi: Enflasyonu arttıran, körükleyen bizler değiliz-VİDEO

    PİRHA-KESK, TÜİK önünde açıklama yaptı. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, iktidarın halkı TÜİK eliyle yoksullaştırdığına dikkat çekerek, “Mevcut siyasi iktidar ‘çatlasanız da patlasanız da..’ diyecek kadar emekçilerden, halktan kopmuştur. Adında sendika, konfederasyon ibaresi bulunsa da gerçekte varlığını mevcut iktidara borçlu olanların bize verebileceği hiçbir şey yoktur” dedi. Koçak mücadele çağrısında bulundu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Ankara Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde, ‘Rakamlar Yalan; Açlık, Yoksulluk, Sefalet Gerçek’ diyerek basın açıklaması yaptı. TÜİK 2024’ün son enflasyon verilerini açıklamasına ilişkin yapılan eylemde basın metnini KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak okudu.

    “YOKSULLAŞTIRILMAMIZDA TÜİK VASITASI İLE AÇIKLANAN ENFLASYON RAKAMLARI BAŞROLÜ OYNUYOR”

    “2024 yoksulluğun, sefaletin her geçen gün dört bir yanımızı daha fazla sardığı bir yıl olarak tarihin karanlık sayfalarında yerini aldı” diyen Ayfer Koçak, “Bugün, KESK’e bağlı sendikaların üyeleri olarak yurdun dört bir yanında alanlardayız. Her geçen gün daha fazla itildiğimiz yoksulluk ve sefalet girdabına teslim olmayacağımızı haykırmak, hakkımız olanı istemek için TÜİK binalarının önündeyiz. TÜİK önündeyiz. Çünkü yıllardır her geçen gün daha fazla yoksullaştırılmamızda TÜİK vasıtası ile açıklanan enflasyon rakamları başrolü oynuyor. TÜİK önündeyiz. Çünkü iktidar çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyonu yıllardır TÜİK’in Ali Cengiz oyunlarıyla belirlediği rakamlar ile gizlemeye çalışıyor” dedi.

    “İKTİDAR SÖZCÜLERİ HİÇ SIKILMADAN ‘ENFLASYONU DÜŞÜRDÜK’ AÇIKLAMALARI YAPMAKTADIR”

    TÜİK’in 2024’ün son enflasyon verilerini açıkladığını hatırlatan Koçak, “TÜİK’e göre Aralık ayı enflasyonu yüzde 1,03 Yıllık enflasyon yüzde 44,38 bu ayki kira artışlarında uygulanacak oran yani 12 aylık ortalama enflasyon ise yüzde 58,51’dir. Milyonlarca kamu emekçisinin ve emeklinin maaş artışında önemli bir faktör olan altı aylık enflasyon ise TÜİK’e göre yüzde 15,75’tir.

    Öte yandan bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubu da bugün enflasyon verilerini açıkladı. ENAG’a göre enflasyon Aralık’ta aylık yüzde 2,34 yıllık yüzde 83,40 artmıştır. Buna rağmen birileri TÜİK rakamlarını kullanarak hiç utanmadan, ‘memura, emekliye müjde’ diye haberleri yapmakta, iktidar sözcüleri hiç sıkılmadan ‘enflasyonu düşürdük’ açıklamaları yapmaktadır. Oysa gerçekler apaçık ortadadır” diye belirtti.

    “TÜİK’İN SAHTE ENFLASYONU İLE EMEĞİ İLE GEÇİNEN KESİMLERİ YOKSULLUĞA, SEFALETE İTTİ”

    Ayfer Koçak, yıllardır TÜİK’in sahte enflasyonu ile emeği ile geçinen kesimleri yoksulluğa, sefalete ittiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Şimdi de hepimizin gözünün içine baka baka dünyanın en büyük yalanlarından birine sarılıyorlar.  Asgari ücret artışında hep beraber gördük. Buradan sadece kamu emekçilerine, emeklilerine değil, emeği ile yaşam savaşı veren tüm kesimlere, onların hakkını hukukunu korumakla görevli tüm sendikalara, konfederasyonlara sesleniyoruz. Enflasyonu arttıran ne asgari ücretliler ne işçiler ne kamu emekçileri ne de emeklilerdir. Bu ülkede enflasyonu arttıran, körükleyen bizler değiliz.”

    “BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ”

    Çok kritik bir aşamada olunduğunu belirten Koçak, “Mevcut siyasi iktidar ‘çatlasanız da patlasanız da..’ diyecek kadar emekçilerden, halktan kopmuştur. Adında sendika, konfederasyon ibaresi bulunsa da gerçekte varlığını mevcut iktidara borçlu olanların bize verebileceği hiçbir şey yoktur. Bunu bugüne kadar TÜİK’in sahte enflasyonunu temel alan her toplu sözleşmenin, her hak kaybının altına imza koyarak defalarca ispatladılar. Bizim yanımızda değil, onları emeğin saflarına Truva atı olarak yerleştirenlerin yanında olduklarını defalarca kanıtladılar. Önümüzdeki süreçte ya hep beraber kaybetmeye devam edeceğiz. Ya da Birleşe Birleşe Kazanacağız!” dedi.

    Eylem alkışlar ve sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan asgari ücret tepkisi: Kabul etmiyoruz-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu’ndan asgari ücret tepkisi: Kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, iktidarın asgari ücreti 22 bin 104 tl olarak açıklamasına tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Türkiye, çalışan kesimler açısından bir ‘asgari ücretliler ülkesi’ hâline gelmiştir. Asgari ücret, artık yalnızca başlangıç ücreti değil, tüm ücret politikalarını belirleyen bir ölçüt hâline gelmiştir. Bu nedenle hiç kimse “Asgari ücret artışı beni ilgilendirmiyor” deme lüksüne sahip değildir” dedi.

    KESK Dersim Şubeler Platformu, yeni asgari ücrete dair açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Şube Sekreteri İlhan Öner, Balıkesir Karesi’deki bir mühimmat fabrikasında meydana gelen patlamada 8’i kadın, 3’ü erkek olmak üzere toplam 11 işçinin yaşamını yitirenleri andı.

    Öner, “Bu tür faciaların ‘kaza’ olarak görülmesi ve sorumluların hesap vermekten kaçması kabul edilemez. İş cinayetleri, bireysel hatalardan ziyade, sistematik olarak işçi sağlığını ve güvenliğini ihmal eden anlayışın sonucudur. Bu durum, çalışma yaşamında köklü değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir” dedi.

    “KARAR SADECE 21 MİLYON EMEKÇİYİ İLGİLENDİRMİYOR”

    İktidar-IMF-İşveren Konfederasyonları ittifakının, 2025 yılı asgari ücretini 22 bin 104 TL olarak belirlediğini ifade eden Öner, “Asgari ücreti çocuklarına “harçlık” olarak verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek duruma getirdikleri milyonlarca kişinin 2025 yılında alacağı asgari ücreti bu seviyede sabitlemiştir. Bu karar, önümüzdeki süreçte 16 milyon emekli ile 5 milyon kamu emekçisinin maaşlarına yapılacak artışa dair de bir sinyal niteliği taşımaktadır” diye belirtti.

    “HİÇ KİMSE ‘ASGARİ ÜCRET ARTIŞI BENİ İLGİLENDİRMİYOR’ DEME LÜKSÜNE SAHİP DEĞİLDİR”

    22 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın, her fırsatta “işçiyi, memuru, asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik” söylemini kullandığını hatırlatan Öner, şunları ifade etti:

    “Ancak uzun zamandır TÜİK aracılığıyla gerçek enflasyon oranlarının neredeyse yarısı kadar açıklanan suni rakamlar, “resmî enflasyon” olarak kamuoyuna duyurulmaktadır. Son beş yılın verileri, açıklanan resmî enflasyon oranları ile halkın mutfakta, pazarda hissettiği gerçek enflasyon arasındaki uçurumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu süreçte, işçi, kamu emekçisi, emekli ve asgari ücretli olmak üzere tüm kesimlerin ücretleri gerçek enflasyon karşısında ciddi şekilde değer kaybetmiştir.

    Türkiye, çalışan kesimler açısından bir “asgari ücretliler ülkesi” hâline gelmiştir. Asgari ücret, artık yalnızca başlangıç ücreti değil, tüm ücret politikalarını belirleyen bir ölçüt hâline gelmiştir. Bu nedenle, ister kamu işçisi, ister kamu emekçisi, ister emekli, ister özel sektör çalışanı olsun, hiç kimse “Asgari ücret artışı beni ilgilendirmiyor” deme lüksüne sahip değildir.

    Tek çözüm, zamların ardı arkası kesilmeden devam ettiği ve emeğin kölelik düzenine mahkûm edilmeye çalışıldığı bu koşularda; tüm emekçilerin, işçilerin insanca yaşayabileceği bir ücret düzeyine kavuşması ve yıllardır gasp edilen hakların geri alınması için ortak mücadelede birleşmesinden geçmektedir. KESK Dersim Şubeler Platformu olarak, insanca bir yaşamı mümkün kılacak bir ücret düzeyi ve emeğin hakları için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz.”

    “BİR TOPLUMDA EĞER ADALET YOKSA GEÇİMDEN BAHSEDİLEMEZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, açıklanan asgari ücrete tepki gösterdi. Açıklanan rakamın “Asgari ücret değil, sefalet ücreti” olduğunu belirten Kordu, “Bir toplumda eğer adalet yoksa, hukuk yoksa, bir toplumda gerçekler örtbas ediliyorsa, bir ülkede doğadan insana kadar tüm yaşam sermayedarlara peşkeş çekiliyorsa, zengin daha zengin, yoksul daha yoksul oluyorsa, tüm hak ve özgürlükler baskı altına alınıyorsa, bu ülkede bir toplumsal barıştan, bu ülkede bir refahtan, bu ülkede bir geçimden bahsedilemez” ifadelerine yer verdi.

    Bütçede en ciddi payın savaşa ayrıldığına dikkat çeken Kordu, şunları söyledi:

    “Biz bugün bu savaş bütçelerinin bu güvenlikçi politikaların sonuçlarını yaşıyoruz. Dolayısıyla asgari ücret diye denilen şey sefalet ücretinin kendisi giderek aslında bu ülkede bir işsizlik işsizlik yaratmakta. Bırakalım işçilerin emekçilerin kendi yaşamlarını idame edebileceği bir bir refaha ulaşmak, işsizler ordusunu giderek arttıran, giderek uçurumu açan bir politikayı yürütmekteler.

    Eğer bir toplumda kadın yoksulluğu derinleşiyorsa bütün alanlarında çürüme çok daha fazla derinleşecek demektir. Zaten derinleşmeye de giderek devam ediyor. Onun için biz TÜİK’in sahte verileriyle sahte enflasyon verileriyle düzenlenen asgari ücretliye çıkartılan sefalet ücretinin kendisinin bir köleleştirme politikası olduğunu, bir sömürü politikasının giderek derinleştirildiğini, derinleştirmek istediğini buradan bir kez daha söylüyoruz. Bu sömürü çarkına bu insanın onurunu kıran yaşamını aşağılayan köleleşme düzenine karşı işçilerle, emekçilerle mücadale devam edeceğiz.”

    PİRHA/DERSİM

  • KESK: Hedef tüm çalışanları sefalete, kölelik koşullarına mahkûm etmektir

    KESK: Hedef tüm çalışanları sefalete, kölelik koşullarına mahkûm etmektir

    PİRHA- Açıklanan asgari ücret miktarına tepki gösteren KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Asgari ücreti çocuklarına ‘harçlık’ diye verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek hale getirdikleri milyonların alacağı asgari ücretin 22 bin 104 TL olmasına karar verdi” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun belirlediği 22 bin 104 TL’lik asgari ücret miktarına tepki gösterdi.

    Sendikanın genel merkezinde yapılan açıklamada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Asgari ücreti çocuklarına ‘harçlık’ diye verenler, çocuklarına harçlık veremeyecek hale getirdikleri milyonların 2025 yılında alacağı asgari ücretin 22 bin 104 TL olmasına karar verdi. Böylece iktidar, önümüzdeki günlerde 16 milyon emeklinin, 5 milyon kamu emekçisinin maaşlarında yapılacak artışa ilişkin tutumunun sinyalini de vermiş oldu. Geçtiğimiz yıllarda devasa artışlar yaptığı kendi bütçesinin üzerine bu yıl yüzde 40 artış daha koyan, her 1 dakikada 2 asgari ücret harcayan Saray, asgari ücretin yüzde 30 artırılmasına ‘Hayırlı olsun’ tweetti ile memnuniyetini gösterdi” dedi.

    “MEVCUT İKTİDAR KİME HİZMET ETTİĞİNİ BİR KEZ DAHA İSPATLAMIŞTIR”

    İktidarın patron ve sermaye sahiplerini koruduğunu, işçileri ise yok saydığını belirten Karagöz, “Böylece en tepeden en aşağıya mevcut iktidar kime hizmet ettiğini, kimin çıkarlarını koruduğunu, kimleri yok saydığını bir kez daha ispatlamıştır. Tüm kamuoyunun da bildiği üzere ülkeyi 22 yıldır yönetenler her ağızlarını açtıklarında ‘İşçiyi, memuru, asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik’ nutukları atmaktadır. Ancak her şey apaçık ortadadır. Yıllardır Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) vasıtası ile Ali Cengiz oyunları oynanmakta, çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız gerçek enflasyonun yarısına bile denk gelmeyen suni rakamlar önümüze resmi enflasyon olarak konulmaktadır” diye ekledi.

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    TÜİK vasıtasıyla açıklanan enflasyon verileri ile gerçek enflasyon arasındaki farkın ücretleri buharlaştırıldığını söyleyen Karagöz, “Hedef tüm çalışanları sefalete, 19’uncı yüzyıl kölelik koşullarına mahkûm etmektir. Tek çözüm; zam fırtınasının hız kesmeden sürdüğü, emeğe kölelik dayatıldığı koşullarda tüm emekçilerin, işçilerin insanca yaşamasına yetecek bir ücret, emekten çalınanları geri alma mücadelesinde birleşmekten geçmektedir. Önümüzde çok çetin bir süreç var. Ya hep birlikte kaybetmeye devam edeceğiz ya da birleşe birleşe kazanacağız. Bunun için biz KESK olarak asgari ücretlisinden emeklisine, işçisinden kamu emekçisine hepimiz için insanca yaşamaya yetecek bir ücret başta olmak üzere emeğin hakları için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Emek örgütlerinden açıklama: Eşit, özgür, adil ve demokratik bir Türkiye için bütçe istiyoruz-VİDEO

    Emek örgütlerinden açıklama: Eşit, özgür, adil ve demokratik bir Türkiye için bütçe istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- “Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye” şiarı ile düzenlenen basın açıklamasında, “Tüm emekçileri ve halkımızı ağırlaşan yaşam koşullarına, hayat pahalılığına, insafsız vergi düzenine ve yoksullaşmaya karşı demokratik ve adil bir ülke için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin 2025 bütçe görüşmelerinin devam ettiği TBMM Çankaya Kapısı önünde “Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye” şiarıyla düzenlemek istediği ortak basın açıklaması polis tarafından engellendi. Kitle, Sakarya Caddesi’ne yürüyerek basın açıklamasını yaptı. Polis ile kitle arasında yaşanan gerilim sonucunda gözaltılar olduğu bilgisine ulaşıldı.

    Ortak açıklamayı TMMOB Genel Sekreteri Özgür Topçu okudu.

    “HALKI DIŞLAYAN BU SERMAYE DÜZENİNE KARŞI DURMAK İÇİN BURADAYIZ”

    Özgür Topçu, bugün Meclis’te gerçekleştirilen Bütçe görüşmelerinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Bizler, emeğiyle geçinenler, yaşam mücadelesi verenler meydanlarda haklarımızı talep ederken, onlar, rant bütçesini, sermaye bütçesini oylatmaya çalışıyorlar. Bizler bu bozuk düzene, emekçiyi, halkı dışlayan bu sermaye düzenine karşı durmak için buradayız. Israrla bizi duymazlıktan gelen iktidar temsilcilerine buradan bir kez daha sesleniyoruz: Halk için bütçe istiyoruz. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam istiyoruz. Çünkü yüksek enflasyon karşısında her gün ama her gün yoksullaşırken yaşam mücadelesi veriyoruz. 22 yıldır uygulanan usulsüzlük, kuralsızlık ve yolsuzluklar üzerine oturtulmuş neoliberal ve rantçı politikalar, bizleri yoksulluğun pençesine sürüklemiş, bizleri temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz koşullara sürüklemiştir” dedi.

    “BU OLDUBİTTİYİ KABUL ETMİYORUZ, HALK İÇİN BÜTÇE İSTİYORUZ”

    Özgür Topçu, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi, halkın hiçbir sorununa çözüm olmayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Bizler, bu dünyayı döndürenler, ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üretenler, işçiler, emekçiler, emekliler, işsizler, güvencesiz bir geleceğe hapsolan milyonlar olarak, bu oldubittiyi kabul etmiyoruz!

    Tüm ekonomik yükü ve vergi yükünü halkın sırtına yükleyen rantçı bütçeyi kabul etmiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yok sayılmasını, kadın istihdamındaki adaletsizlikleri, işyerinde şiddet ve tacize karşı ILO sözleşmesinin dahi onaylanmamasını, kadınların kamusal hizmetlere eşitsiz erişimini, bakım ve ev içi emeğinin yok sayılmasını kabul etmiyoruz. Eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe harcanması gereken bütçenin, yandaşlara, tarikat ve cemaatlere, silah tüccarlarına aktarılmasını kabul etmiyoruz. Bizler halk için bütçe istiyoruz. Eşit, özgür, adil ve demokratik bir Türkiye için bütçe istiyoruz. Yarattığımız değerlerin, oluşturduğumuz kaynakların insanca bir yaşam, insanca çalışma koşulları ve iş güvencesi, parasız kamusal hizmet olarak geri dönmesini istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi düzeni istiyoruz. Gelirde adalet, vergide adalet istiyoruz.”

    “GELİRDE ADALETSİZLİK YETMEZMİŞ GİBİ VERGİDE DE ADALETSİZLİK SÜRÜYOR”

    DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, yüksek enflasyon karşısında alım gücünün her gün eridiğini belirterek, “Biz Enflasyon karşında yaşam mücadelesi verirken, şirketler kar rekorları kırıyorlar. Ülkemizde gelir adaletsizliği büyüyor. Türkiye dünyada gelirin en az olduğu ülkeler arasında başta geliyor. Gelirde adaletsizlik yetmezmiş gibi vergide de adaletsizlik sürüyor. Bu koşullar altında TBMM’de 2025 bütçesi görüşülüyor. Bu bütçe görüşmeleri hepimizi yakından ilgilendiriyor. Anayasasında sosyal devlet yazan bir ülkede olması gereken gelirlerin çoğunluğunun zenginlerden, sermayeden alınmasıdır. Türkiye’de bütçeler yıllardır işçilerden, emekçilerden, emeklilerden, halktan vergi; sermayeye, patronlara, zenginlere ise kaynak aktarımı olarak kullanılmaktadır” dedi.

    “SURİYE’DEKİ SÜRECİN PARÇASI OLDUĞUNU SÖYLEYENLER HANGİ BÜTÇE İLE HTŞ’Yİ DESTEKLEDİLER?”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise, “Bugün bir kez daha bu ülkede demokrasinin kırıntılarının ortadan kalktığına tanık olduk. Yürüme hakkımız elimizden alındı, Meclis’in önünde açıklama yapma hakkımız da elimizden alındı. Bu ülkede bu politikalar bizi sadece ekonomik olarak bir çıkmaza sokmuyor, aynı zamanda savaş ve rant politikalarının geleceğimizi elimizden aldığı ortada. Son 2 haftadır özellikle zafer naraları atanlar, birebir Suriye’deki sürecin parçası olduğunu söyleyenler hangi bütçe ile yaptılar bu yardımı? Hangi bütçe ile HTŞ’yi desteklediler? Bizlerin yarattığı bütçe ile. Biz KESK olarak 22 yıldır AKP iktidarının bize yaşattığı savaş ve rant politikalarını sonuçlarını yaşamak istemiyoruz. Her gün sokakta olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “YAŞAMIN HER ALANINDA KRİZİ İLİKLERİMİZE KADAR HİSSEDİYORUZ”

    TMMOB Başkanı Emin Koramaz, yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

    “Beştepe’de hazırlanan, Meclis’e gönderiliyor ve 2 aydır da tartışılıyor. Bu 2 ay boyunca hiçbir maddesi değiştirilmeden, maddeler üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Bizde bu ülkenin mühendisleri, mimarları, hekimleri, emekçileri, emeklileri, kamu çalışanları olarak bütçeden taleplerimiz, beklentilerimizi anlatmak için Meclis’e gitmeye çalıştık ama yine bir AKP klasiği ile karşılaştık, yine polis şiddeti ile karşılaştık. Türkiye tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyoruz. Yaşamın her alanında krizi iliklerimize kadar hissediyoruz. Tabii bu kriz saraylarda verilen davetlerde görülemez. Ülke kaynaklarını yandaşlarına aktaran, cemaatlere aktaran kesimlerin sözcüsüdür. Bu asla boyun eğmeyeceğiz. Üreten, sanayileşen, toplumsal kalkınmayı önüne koyan, bilimi, mühendisliği önceleyen bir Türkiye’yi mutlaka yaratacağız. Bu ülkenin bir kalkınma planına ihtiyacı vardır.”

    “TTB OLARAK BÜTÇEYİ SAĞLIK AÇISINDAN DEĞERLENDİRMEK İSTİYORUZ”

    TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı Dr. Pınar Saip de, “Meclis önünde açıklama yapmamıza izin vermeyen MHP-AKP iktidarının polislerinin maalesef baskısına uğradık. Sağlığa ayırdıkları bütçenin aslında halk sağlığına yetmeyeceğini duyurmamızı istemedikleri için önümüze engeller çıkardılar. TTB olarak bütçeyi sağlık açısından değerlendirmek istiyoruz. Bütçede halk sağlığına, hekimlere, sağlık emekçilerine ve emeklilerimize ayrılmış yeterli bir ücret yoktur” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Kayyum seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Kayyum seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak kayyımlara belediyelere kayyım atanmasına tepki göstererek, “Kayyum en basit haliyle seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir. Seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demokrasi talebinin ortadan kalması anlamına geliyor” dedi.

    İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkari Belediyelerinin ardından Dersim ve Ovacık ve Bahçesaray Belediyelerine de kayyım atanması büyük tepki çekiyor. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, iktidarın kayyım politikalarını eleştirirken; kayyımların emekçiler, kadınlar ve ekonomi üzerindeki etkilerini de değerlendirdi.

    “ÇATIŞMALARIN YOĞUNLAŞTIĞI DÖNEMLERDE EMEK GÖRÜNMEZ KILINIYOR”

    Emek mücadelesinin yürütülmesinin ön koşullarından bir tanesinin demokratik bir ülkede yaşamak olduğunu belirten Koçak, şunları kaydetti:

    “Öncelikli olarak Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) olarak biz bir emek örgütüyüz ama sadece bir emek örgütü değiliz. Demokrasinin oluşturmuş olduğu bir zeminin de olması gerekiyor. Doğal olarak biz KESK olarak emek mücadelesini yürütürken bir tarafıyla da demokrasi ve barış mücadelesinin de bir parçasıyız. Bu bağlamda kayyumları da değerlendirmek gerektiğini de düşünüyoruz. En nihayetinde toplumsal barışın olmadığı ortamlarda emek mücadelesi de çok hızlı bir şekilde kriminalize edilebiliyor ve bu iktidar da bunu maalesef çok iyi beceriyor. Özellikle çatışmaların yoğunlaşmış olduğu dönemlerde emek mücadelesi görünmez kılınıyor. Emek mücadelesini bıraktık, emeğin kendisi görünmez kılınıyor. İnsanların yaşamış oldukları derin yoksulluk görünmez kılınmaya çalışılıyor hatta yoksulluk öyle bir düzeye gelmiş durumda ki şu anda hiçbir şekilde saklanabilecek bir boyutu yok. İnsanlar artık gerçekten açlıkla baş etmek zorunda kalıyorlar. Bu şartlar altında açlığı ifade etmek dahi bu iktidar açısından bir tehdide dönüşmüş durumda çünkü bu iktidarın yürüttüğü 22 yıllık politikaları sonucu yaşamış olduğumuz açlık hali, geçinememe hali, geleceğini görememe hali. Elbette ki bu politikaların büyük bir kısmı da savaş ve rant politikaları üzerinden şekilleniyor.”

    “KAYYUM SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ ORTADAN KALKMASI DEMEKTİR”

    Kayyum politikalarının toplumsal barışa ciddi anlamda zarar verdiğinin altını çizen Koçak, “Kayyum en basit haliyle seçme seçilme hakkının ortadan kalkması demektir. Seçme seçilme hakkının ortadan kalkması zaten en asgari düzeydeki demokrasi talebinin ortadan kalmasını anlamına geliyor. Bir ilde değil, ilçede değil, bir muhtarlıkta dahi seçme seçilme haklı ortadan kaldırdığınızda aslında siz o ülkede hiçbir yerde seçme seçilme hakkının varlığından bahsedemezsiniz” dedi.

    Koçak, “En nihayetinde kayyum atama meselesi muktedirlerin beğenmediklerinin yerine başka birisinin atılması anlamına geliyor. Hukuksal anlamda karşılığı olduğunda ve hukuksal bir çözüm arayışı gündeme geldi, seçilmişler üzerinden tanımlanan bir yerel iktidar ilişkisi geliştirmek derdi düşüldüğünde kayyum atamasına ihtiyaç kalmıyor” diye konuştu.

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak konuşmasının devamında şunları ifade etti:
    “Diyelim ki belediye başkanıyla ilgili bir cezai süreç mi yürüdü? Bizim ülkemizde maalesef o süreç de tam olarak yürümüyor ama- o zaman seçilmişlerden yani belediye meclisinden de belediye başkanlığında görevlendirmeler çok rahat yapılabilecekken bu iktidar bunu tercih etmek yerine bir atama yöntemi tercih ediyor. Hatta bu durumu ortadan kaldırmak için kendine göre yasal değişikliklere gidiyor. Aslında anayasaya tamamen aykırı süreci yürütmek için kendine göre yasalar düşürmeye çalışıyor. En temelde anayasaya aykırı bir süreç yürüyor aslında şu anda. Zaten belediye başkanlarını istinaf edilen suçlamalar da incelendiğinde, hukukçuların da incelemeleri sonucunda görüyoruz ki gerçek anlamda bir suç da yok ortada. Delile dayanan bir süreç yok. Aynı süreci yaşamış olan başkalarıyla ilgili bir soruşturma yürütülmediği halde seçilmiş olan belediye başkanlarını gözaltına almak, tutuklamak için gerekçeler çıkartılıyor.”

    “HAKSIZLIK DUYGUSU TOPLUMDA YER ETMİŞ DURUMDA”

    Kayyımların toplumun iradesinin ortadan kaldırılması anlamına geldiğini belirten Koçak, “Biz illere gittiğimizde zaman zaman; 3 aylık belediye başkanlığının bedeli 19 yıl mı olmalıydı sözlerini duyduk. Bu ülkede yaşayan hiç kimse belediye başkanlarının görevden alınması meselesini bir hukuksal karşılığı üzerinden olduğunu düşünmüyor artık, 2016 yılından beri yürüyen süreç insanlarda bu duyguyu yaratmış. Bunun en bariz örneği de sayın Ahmet Türk özelinde açığa çıkıyor. 3 kere üst üste sayın Ahmet Türk’e kayyum atanarak belediye başkanlığı elinden alınıyor, başka bir atama gerçekleşiyor. Fakat aynı belediye başkan adayı Ahmet Türk, 3 dönem üst üste belediye başkanlığı için başvuruda bulunuyor ve yine Seçim Kurul’u tarafından kabul görüyor. Demek ki önceki kayyumların gerçek bir karşılığı yokmuş. Apaçık bir hukuksuzluk ve haksızlık duygusu bütün toplumda yer etmiş durumda. Toplumun iradesinin ortadan kaldırılması, yok sayılması anlamına geliyor ve geleceğin belirsizliği anlamına geliyor” diye konuştu.

    “YEREL YÖNETİMLERİN HESAP SORULABİLİRLİĞİ ORTADAN KALMIŞ DURUMDA”

    Belediye başkanlarını seçtiğinizde o gelen kişinin size vaatleri olur, topluma vaatleri olur. Bu vaatlerin de karşılığını bekler o toplum. Seçilmiş olana göre aralık yerine kamu yönetimi gönderdiğimizde o vaatler ilişkisi ortadan kalkmıştır. Yani toplumun seçtiğinden beklentisi vardır, sizin atadığınızdan değil. Dolayısıyla toplumla yürütme arasındaki ilişkiyi koparmış oluyorsunuz. Bu boyutuyla da yerel yönetimlerde toplumun yönetimle ilişkisi ortadan kalkmış oluyor, yönetimin şeffaflığı ilkesi ortadan kalkmış oluyor. Daha önceki deneyimlerde biz çokça gördük, Sayıştay raporlarına da yansıdı. Yerel yönetimlerin kasalarının boşaltılmasından, çok ciddi borçlanmalara kadar birçok sorunun varlığını gördük ve bunun maalesef hesap verilebilirliği, hesap sorulabilirliği ortadan kalkmış durumda.”

    “KAYYUM İŞ GÜVENCESİNİ ORTADAN KALDIRIYOR”

    “Seçime seçilme hakkının yaratmış olduğu bir de gerçeklik vardır; bu hesap verilebilirlik.” diyen Ayfer Koçak, şu ifadeleri kullandı:

    “Kayyum meselesinin bir başka boyutu emekçiler açısından, yani o belediyelerde çalışanlar açısından da bir risk görüyoruz. Çalışanların çok hızlı bir şekilde sürgüne gönderilmesi, atanmış olan kayyumun kendine göre bir ekip oluşturma meselesi ve bu ekip oluşturulurken daha önce var olan ekibin yerinden, işinden çıkartılması. Bu liyakat esaslı değil maalesef, yandaşlık ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Özellikle kamu emekçileri açısından çok yoğun sürgün ve mobbing ve soruşturmalarla yürüyen süreç, belediyelerde de çok yoğun bir şekilde yürütülen iştirakler üzerinden hizmet satın alma süreçlerinin, sözleşmelerinin fes edilmesiyle birçok insan işsiz bırakılıyor. Sadece Mardin’de 420’den fazla kişinin işine son verildiği bilgisi bize geldi. Bu çok açık bir şekilde güvencesiz çalışmak anlamına geliyor. İş güvencesi ortadan kalkması anlamına geliyor. Aynı zamanda iş yerinde mobbing ve baskı süreçlerini olağanlaşması anlamına geliyor ve angarya çalışmayı olağanlaştırıyor. Çalışma hukukunda, çalışma disiplininde de ciddi bir erozyon yaratıyor. Toplumsal anlamda barış ortamını ortadan kaldırdığı gibi otoriter bir yaklaşım bu kayyum meselesi. Bir tarafıyla da emekçilerin çalışma alanındaki, çalışma hayatındaki barış ortamını da ortadan kaldırıyor”

    “EN EMEKTEN YANA TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ ESENYURT VE BATMAN’DA YAPILMIŞTI”

    Kayyım atanan Esenyurt ve Batman belediyelerinde yapılmış olan toplu iş sözleşmelerinin emekçiden yana en olumlu toplu iş sözleşmelerinin yapıldığı belediyeler olduğunu belirten Koçak, “Yerel yönetimlerde kendine özgü bir bütçesi de olmasından kaynaklı yerel yönetimler üzerinden bir toplu iş sözleşmesi yetkili sendika tarafından gerçekleştiriliyor. O belediyedeki yetkili sendika yürütüyor bu süreci. Bize bağlı olan TÜMBELSEN de birçok belediyede yetkili, özellikle kayyum atanan belediyelerde yetkiyi almıştır. Birçok belediyede olduğu gibi o belediyelerde de bir toplu iş sözleşme süreci gerçekleştirildi hatta şunu söyleyebiliriz şu ana kadar bu dönem atanmış olan kayyum belediyelerinden hem Esenyurt hem de Batman yapılmış olan toplu iş sözleşmeleri açısından emekçiden yana en olumlu toplu iş sözleşmelerinin yapıldığı belediyeler” dedi.

    “KAYYIMLAR GELDİĞİNDE KADIN KURUMLARINI DA KAPATIYOR”

    Kayyım atanan belediyelerin aynı zamanda; pozitif ayrımcılık noktasında kadın dikkate alınarak, toplumsal cinsiyet rollerini de dikkate alan, toplumsal cinsiyete duyarlı toplu iş sözleşmesini de gerçekleştirmiş belediyeler olduğunu söyleyen Koçak, şunları ekledi:

    “Hem toplu sözleşmesi açısından hem de bütçenin oluşturulması açısından toplumsal cinsiyete duyarlı bir çalışma yapılmış olduğunu söylemek mümkün fakat bu kayyumlarla beraber önce zaten bu toplu iş sözleşmeleri feshediliyor, kazanılmış olan o haklar da ortadan kaldırılıyor. Atama yapıldığı andan itibaren arkadaşlarımız hem ekonomik olarak kayıplarını çok açık bir şekilde yaşıyorlar hem de toplumsal anlamdaki kazanımlarını kaybediyorlar. Sadece toplu iş sözleşmesinde değil aynı zamanda belediyenin kendi politikaları açısından da kadın politikalarına yaklaşım biçimi önemlidir. O yereldeki kadın çalışmaları, kadına yönelik şiddete karşı kadınları koruma açısından da önemlidir. Eğer bu anlamda bir politika yürütemiyorsa kadınlar orada daha yalnız kalmış oluyorlar, şiddetle karşılaştıkları zaman kendilerini yalnız hissediyorlar. Kayyumların geldikleri dönemlerde daha önceki deneyimlerimiz için de bunu çok açık söyleyebiliriz; kadın kurumları da kapatılıyor.

    “KAYYUM BİR ÇOK BOYUTUYLA BİZİM İÇİN SORUN”

    Belediyelerin daha önce yürütmüş oldukları politikalar gereği kadın sığınma evleri, kadın çalışma alanları, istihdam alanları oluşturulmuşsa o alanlar, dayanışma evleri ya da kadın politikaları müdürlükleri işlevsiz hale getiriliyor ya da kapatılıyorlar. Böylece o bölge kadına dair, kadını koruyan, koruyacak politikalarda yürürlükten çıkmış oluyor. Kayyum birçok boyutuyla bizim açımızdan sorun. Öncelikle demokrasinin yerleştirilebilmesi açısından önemli bir sorun ortaya çıkartılıyor, bir kara deliğe dönüşmüş bir yönüyle. Kayyumun başlı başına bizim kabul edebileceğimiz bir uygulama değil, hukuki anlamda da bir karşılığı yok. Bizler açısından aynı zamanda da oluşturmuş olduğumuz bütçenin bizlerden bihaber bir şekilde, hiç hesap verilmeden tüketilmesi anlamına geliyor, bu yönüyle de kayyum aslında halkımız açısından bir hırsızlık olarak tanımlanabilir.”

    “ANA DİLİNDE HİZMET ALABİLME HAKKININ TANIMLANMASI GEREKİYOR”

    Ana dilinde hizmet alabilme hakkının tanımlanması gerektiğini vurgulayan Koçak, şunları kaydetti:

    “Bu iktidar aynı zamanda açılımlar dediği dönemler içerisinde halkların dillerine ilişki hiçbir sorunları olmadığını da iddia ettiler. Hatta TRT’de bir kanal açtılar. O zaman da samimiyetsizliğine dair kaygılarımız olduğunu ifade etmiştik, bugün çok daha açık bir şekilde bu kendisini gösteriyor. TRT’de halkın bütçesiyle devam eden bir basın yayın organı, orada Kürtçe olanak ayırdığınızı söylüyorsunuz ama kendi istediğiniz şeyleri söyleyecek biçimiyle Kürtçeyi kullanabilme hakkını veriyorsunuz. Aynı dilin bir şehrin insanlarının en çok ihtiyaç duymuş olduğu trafik işaretlerinde, yol güzergahlarında kullanılmasına tahammül edemiyorsunuz. Bunun anlaşılır bir tarafı yok. Ana dillerinde hizmet alabilme hakkının tanımlanması gerekir. Sadece ve sadece hizmet almak için yaşamlarını sürdürebilmek için başka bir dili bilme, öğrenme zorunluluğun ortadan kalması gerektiğini söylüyoruz. Kendini en iyi ifade ettiği dilde kendisini tanımlamalı ve taleplerini ifade edebileceğini söylüyoruz. Bu anlamda bir ana dil tartışması yürütüyoruz. Ama bu iktidar yoldan geçmek için ihtiyacı olan, o yolu kullanmak için ihtiyacı olan yazışmaların Kürtçe olmasını reddediyor ama TRT’de bir kanalda kendi politikalarını Kürtçe anlatmak için, Kürtçe bilenlerin de kendi politikalarını duyması için o dili bir araca dönüştürüyor. Bu da bize ne kadar samimiyetsiz olduğunu, halkın değerlerine karşı yaklaşımının ne kadar samimiyetsiz olduğunu gösteriyor. Belediyelere atanan kayyumların da ilk iş olarak tabelaları değiştirme, trafik yazılarını değiştirme derdine düşmesinin de demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmasını beklemek mümkün değil. Varlık biçimi zaten demokrasiyle ilintili değildir. Dolayısıyla yürüteceği politikaları da buradan doğru tanımlamanın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.”

    “ÇÖZÜMÜ TARTIŞACAKSAK İLK ŞARTLARINDAN BİRİ DEMOKRATİKLEŞME OLMALIDIR”

    “Çatışmasızlık meselesi gündeme gelecekse bu ülkede bunun ilk şartlarından bir tanesi demokratikleşme olmalıdır” diyen Ayfer Koçak, “Tekrar bir barış ortamı yaratılabilir mi? Bir çözüm süreci tartışmaları yürütülebilir mi? tartışmalarının tam ortasında hatta başladığı günlerde kayyumlarla tekrardan güne uyandık. Biz hele ki KESK olarak aynı dönemde 30 Kasım mitingini, ‘Geçinemiyoruz’ mitingini örgütlemeye çalışıyorduk. Evet biz merkezi bütçenin oluşturulmasının ne kadar adaletsiz olduğunu söylüyorduk, Vergide adalet talebimiz bütçenin adaletli bir şekilde oluşturulması ile ilgilidir. Ama bir de bütçenin tüketilmesi meselesi var, onun ne kadar adaletsiz olduğunu da ayrıca tartışıyorduk. Merkezi bütçeyle ilgili süreci yürütürken, yerel bütçelere de bu şekilde el konularak yürütülüyor olmasını anlamak, kabul etmek bizim açımızdan mümkün değil. Bundan sonrası açısından da bir an önce bu politikalardan vazgeçilmesini talep ediyoruz. Gerçek anlamda bir çözümü tartışacaksak, gerçek anlamda bir çatışmasızlık meselesi gündeme gelecekse bu ülkede bunun ilk şartlarından bir tanesi demokratikleşme olmalıdır. Halk için bütçe, demokratikleşmenin de en temel ilkelerinden birisidir, öyle değerlendiriyoruz ve oradan doğru da mücadelemizi yürütmeye devam ediyoruz” diye kaydetti.

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Silivri Cezaevi’nde tutulan kanser hastası KESK’li İsmet Aslan’a ilaçları verilmiyor

    Silivri Cezaevi’nde tutulan kanser hastası KESK’li İsmet Aslan’a ilaçları verilmiyor

    PİRHA- Marmara 5 Nolu L Tipi Cezaevi’nde tutulan KESK’li İsmet Aslan’a kanser ilaçlarının verilmeyerek, tedavisinin engellendiği belirtildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nda (KESK) Toplu Sözleşme ve Hukuk İşleri Uzmanı olarak 20 yıldır görev yapan İsmet Aslan, 7 Ekim 2024 tarihinde yapılan ev baskınıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Marmara (Silivri) Cezaevi’ne gönderildi. Dosyasına gizlilik kararı getirilen Aslan’ın “gizli tanık” ifadeleri gerekçesiyle tutuklandığı kaydedildi.

    KESK’in, Aslan’ın serbest bırakılması için başlattığı uluslararası kampanya kapsamında Cumhurbaşkanlığı ve Adalet Bakanlığı’na protesto mektupları gönderilmesinin yanı sıra 4 bin imza toplandı.

    TEDAVİSİ ENGELLENİYOR

    Marmara 5 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan İsmet Aslan, cilt kanserinin bir türü olan Mycosis Fungoides (MF) hastalığıyla mücadele ediyor. Düzenli tedavi gerektiren bu hastalık, cezaevi koşulları nedeniyle ilerleme gösterdi. Ancak, Aslan’ın kullandığı ilaçlar cezaevi idaresinin anlaşmalı olduğu eczaneden temin edilmesine rağmen, güvenlik gerekçesiyle kendisine verilmediği belirtildi.

    Aslan’ın, insan hakları örgütlerinin ve avukatlarının çağrılarına rağmen tedaviye erişemediği, cildinde dökülmelerin başlandığı kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Temel: Hükümet 30 Kasım mitinginden ders almalı! -VİDEO

    Temel: Hükümet 30 Kasım mitinginden ders almalı! -VİDEO

    PİRHA- 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine emeklilerin yoğun bir katılım gösterdiğini belirten Ali Fırat Temel, bütçe taleplerinin karşılanmaması durumda Meclis’in önünde olacaklarını belirtti.

    Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Sekreteri Ali Rıfat Temel, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    30 KASIM’DAKİ MİTİNGTEN, HÜKÜMET DERS ALMALI

    30 Kasım’da Ankara’da Tandoğan’da KESK’in düzenlediği mitinge çok yüksek bir katılımla olduğunu belirten Temel, “Bu katılıma Tüm Emeklilerin Sendikası olarak Türkiye genelinde büyük bir katılım yaptık. 30 Kasım’daki mitingin anlamı ve içeriği şuydu; bu ülkede emekliler, emekçiler aç, sefil ve yoksulluk içinde yaşıyor. Ülkede antidemokratik uygulamalar var, aynı zamanda kayyum uygulamaları var. Bunlara karşı da 30 Kasım bir duruştu. 30 Kasım’daki mitingten, hükümet ders almalı. Hükümet önümüzdeki süreçte emeklilerin, emekçilerin ekonomik, bir bütün toplumun demokrasi ve insan haklarıyla ilgili adım atmazsa biz Tüm Emeklilerin Sendikası olarak alanlarda olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “SİYASAL İKTİDAR TERCİHİNİ EMEKÇİDEN, EMEKLİDEN YANA YAPMADI”

    Emekliden, emekçiden yana bir bütçe talep eden Ali Fırat Temel, programlarına dair şunları söyledi:

    “Meclis’te bütçe görüşmeleri var, siyasi iktidar tercihini bugüne kadar emekçiden ve emekliden yana yapmadı, siyasi iktidarın tercihi burjuvaziden yana oldu. Onun için buradan tekrar hükümeti uyarıyoruz, bütçe görüşmeleri Meclis’te kabul edilmeden emeklilerin, emekçilerin lehine düzenlenmesini bekliyoruz. Bunu yapmazsa 30 Kasım’daki mitingimizde olduğumuz gibi çok kalabalık bir kitleyle meclisin önünde olacağız. Hükümete tekrar şunu haykıracağız; bizi görmeyen gözlerin görsün, bizi duymayan kulakların duysun. Bu ülkenin milli gelirinden almamız gereken hakları almaya geldik. Onun için mücadelemiz devam edecek.”

    “ALANLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Temel, TÜİK ile ENAG’ın enflasyon rakamları arasındaki farka dikkat çekerek, “Hükümet bugüne kadar yaptığı zamları, bizden aldığı vergileri ENAG’ın enflasyonuyla geri alıyor. Ama bize yapacağı maaş artışlarını TÜİK’in enflasyonuna göre yapıyor. Yani ne demek? Bize daha az vermek için TÜİK’i baz alıyor fakat bunun dışında da vergiler de, cezalarda da ENAG’ın enflasyonunu baz alıyor. Hükümetin TÜİK ile ilgili adaleti ve hakikati görmesini istiyoruz. Sokaktaki enflasyon şu anda %100’ün üzerinde. Bizim maaşlarımıza da, asgari ücretlilere de, bu oranlarda ücret zammının verilmesini istiyoruz. Şayet bu hakkımız olan ücretler verilmese, alanlarda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    PİRHA- TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanlarda yapılan en kapsamlı miting olduğunu söyledi. Alpergin, “2025 bütçesi bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde Meclis’in önünde de etkinliklerimiz olacak” dedi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “SON ZAMANLARIN EN KAPSAMLI MİTİNGİ”

    30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanların en kapsamlı mitingi olduğunu belirten İzettin Alpergin, “Biz de mitingi planlarken bütün kurullarımızı işlettik. Ankara’da KESK’in danışma kurulu dediğimiz KESK bileşenleri, KESK’e bağlı iş kollarının bütün şube başkanlarını 6-7 Eylül’de topladık. Daha sonra KESK’in karar organı olan genel sendikanın merkez yöneticilerinden oluşan yaklaşık yüze yakın birleşiminden karar haline getirdik. Böyle bir süreçten geçerek bütçeye yaklaşımımızı tartışarak, aşağıdan yukarıya bir tartışma sürecinden sonra bu seneki bütçeye ilişkin değerlendirmelerimizi somutlaştırdık ve Ankara’da 10 Ekim Gar patlamasından sonra ilk defa KESK’in öncülük ettiği miting düzenlendi” dedi.

    “10 EKİM’DEN SONRA MERKEZİ MİTİNGLER KONUSUNDA TEDİRGİNLİK YAŞANIYORDU”

    Alpergin şöyle devam etti:

    “10 Ekim’de de dörtlü olarak emek barış demokrasi mitingi düzenlemiştik. Maalesef karanlık güçler ve IŞİD olarak tanımlanan örgüt tarafından bir saldırıya uğradık ve 103 arkadaşımızı şehit verdik orada. O günden sonra merkezi mitingler konusunda bir tedirginlik yaşanıyordu. Gönül isterdi ki bu mitingi Türkiye’deki bütün emekçilerle, bütün bileşenlerle birlikte yapalım, bunun çabası içinde de olduk. Ancak diğer kurumlar bu dönem biraz destekçi konumunda kaldılar. Ama KESK işin öznesi olmakla birlikte yaklaşık 60 il gezdik bu dönem. Bu bütçe mitingine giderken işyeri işyeri gezdik. Gittiğimiz illerde bütün kurumları, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, o ildeki sivil toplum örgütlerinin tamamıyla nasıl bir miting, ne talep ettiğimizi kendileriyle paylaştık ve bu mitinge davet ettik.”

    “BUGÜNE KADAR YAPILAN BÜTÇELERİN EN VAHŞİSİ”

    Bütçenin siyasi bir belge olduğunun altını çizen Alpergin, 2025 bütçesinin bugüne kadar yapılan en vahşi bütçe olduğunu kaydetti. Alpergin konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu mitinge nasıl yaklaştık? Bu miting bütçeyi anlatır. 2025 bütçesinde emekçilerden toplanan vergilerin yüzde 70’şinin vergi vermeyenlere aktarıldığını söyledik. Bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütçe aynı zamanda siyasi bir belgedir, iktidarın o toplumu nasıl yöneteceğini, nasıl yaklaşacağını, kimden yana olduğunu anlatan siyasi ve ekonomik belgelerdir. Bu mevcut hükümet de bütçeyi böyle planladı. Kalemlerine baktığımızda her üç liradan birisi faize ve güvenlik politikalarına ayrılmış bir bütçe. Vergi gelirlerine yüzde 55-60 oranında zam yapacaklarını söylüyorlar ama emekçilere geldiğinde bunu ancak yüzde 20’lerde zam yapabileceklerini söylüyorlar. Yani o da öngördükleri, TÜİK’in yalan enflasyon rakamlarının öngördüğü bir rakam. Bütçeyi emekçilerden, halktan, ezilenlerden topluyorlar, köprülere, otoyollara vergi muafiyetleri getiriyorlar.

    “YAKLAŞIK HER 2 TRİLYONU FAİZE AKTARMIŞLAR”

    Örneğin bütçe kalemleri arasına baktığımızda yaklaşık her 2 trilyonunu faize aktarmışlar. Türkiye’de nüfusun yüzde 93’üne hizmet veren yerel yönetimlere bir nokta üç ayırmışlar, yani faizin neredeyse yarısına yakını bütün belediyelere ayrılmış bütçe. Bunu da belediyeleri işte son zamanlarda kıskaca alan iki genelge yayınladılar. Bir tasarruf tedbirleri adı altında bir de kendilerinin borçlandırdıkları SSK primleri adı altında belediyelerde önümüzdeki dönem, 2025 bütçesinde 80 milyar kesinti yapacaklarını söylüyorlar ve başladılar da. Aynı zamanda belediyeleri de çalıştırmama ile karşı karşıyayız.”

    “BU MİTİNG NE BİR BAŞLANGIÇ NE DE SONDUR”

    “Miting son zamanların en kitlesel ve en coşkulu mitinglerden biriydi” diyen İzzettin Alpergin, “Ankara Tandoğan’da bizim hesaplarımıza göre mitinge 30 bin civarında kitle katıldı. Net mesajlarımızı ilettik, bu KESK için de önümüzdeki dönem umuttur. Bizim için bu miting ne bir başlangıç ne de sondur. Ankara’da bütçeye karşı bir emeğin kürsüsünü kurduk, bu bütçeden ve bu yönetim anlayışından muzdarip olan herkesi orada ses vermeye, herkesin kendi rengiyle, kendi diliyle, kendi pankartıyla katılmaya davet ettik” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 16 KÜSUR MİLYON EMEKLİ YAŞIYOR”

    Mitinge emeklilerin yoğun bir ilgi gösterdiğini belirten Alpergin, “Türkiye’de yaklaşık 16 küsur milyon emekli yaşıyor ve bugün 12 bin-12 bin beş yüz lira ile bir yaşam ile karşı karşıyayız. Ortalama büyük şehirlerde 25 bin lira kira verildiği bir ortamda siz varın 12 bin 500 lira ile nasıl geçineceklerini düşünün. Dolayısıyla bir kitle açısından ve önümüzdeki dönem mücadele açısından bir moral bulmuştur. Bizim açımızdan da önümüzdeki dönem hem yeniden herkesi örgütleme, en azından kamu çalışanları, kamu emekçilerini örgütleme açısından da KESK ve KESK bileşenleri açısından bir moral olmuştur. Biz başarılı bir miting yaptığımızı düşünüyoruz. Umarım mesajlarımız doğru yere ulaşmıştır ve gereğinin karşılanmasını bekliyoruz” diye ekledi.

    “ÖNÜZMÜDEKİ GÜNLERDE MECLİSİN ÖNÜNDE DE ETKİNLİKLERİMİZ OLACAK”

    Bütçe maratonunun devam ettiğini de belirten İzzettin Alpergin, bütçeye ilişkin faaliyetlerinin devam edeceğini söyledi. Alpergin, “Bütçe 17 Ekim’de Meclis’e sunuluyor. ilk 55 gün artı 20 gün yani yaklaşık 75 günlük bir süreci var. Şu an komisyonlar tamamlanmak üzere sanırım, önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek. Meclis’e geldiği günlerde de konfederasyonumuzun kararlaşması var. Bütçeye karşı bu bütçenin adil, halktan, emekçilerden yana bir bütçe olması için gerekli mücadeleyi hem alanda hem diplomaside sürdüreceğiz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde meclisin önünde de etkinliklerimiz olacak.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara’daki ‘Geçinemiyoruz’ mitingi başladı – VİDEO

    Ankara’daki ‘Geçinemiyoruz’ mitingi başladı – VİDEO

    PİRHA – KESK’in çağrısıyla Ankara’da “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” sloganıyla yapılacak olan miting başladı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) çağrısıyla Ankara’da “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” sloganıyla miting düzenleniyor. Birçok ilden Ankara’ya gelen sendikalar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri toplanmaya başladı.

    Mitingden önce toplanan kitle Tandoğan Meydanı’na yürüyüş düzenledi.

    Ayrıntılar geliyor…

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü, bundan da en çok kadınların etkilendiğini ifade ederek, “Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor” dedi. Koçak, “Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım” diyerek kadınlara çağrı yaptı. 

    Türkiye’de artan derin yoksulluk kadınlara ekonomik şiddet olarak dönüyor. Yoksulluk, kadınların şiddete ve istismara maruz kalma riskini artırdığı gibi, ayrımcılığa ve toplumsal baskılara daha açık hale getiriyor.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne yaklaşırken en çok dile getirilen fiziksel şiddet oluyor ancak ekonomik şiddet, fiziksel şiddetin zeminini yaratıyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ayfer Koçak, konuya ilişkin PİRHA’ya konuşarak, iş yaşamındaki kadınlar ile erkekler arasında gelir eşitsizliği ve düşük ücretlere dikkat çekti.

    CİNSİYETE DUYARLI BÜTÇE

    Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelendirmenin kadına yönelik şiddeti engelleme noktasında önemli bir nokta olduğunu belirten Ayfer Koçak, kadınların istihdamda var olmalarının önemine vurgu yaptı. Ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü dile getiren Koçak, “İş yerlerindeki kadına yönelik şiddet ve mobbingi önlemede etkili olacak olan İLO 190 sözleşmesi hala imzalanmış değil. Öte yandan kadınları erkek şiddetinden koruyan İstanbul Sözleşmesi bir gecede kaldırıldı. Bu sözleşmenin kaldırılması bile bir şiddetti” dedi.

    25 KASIM’A ÇAĞRI

    İş yaşamında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçenin oluşturulmasını, kadının istihdamında pozitif bir yaklaşımın ortaya çıkartılmasını, kreş meselesinin çözülmesini talep eden Koçak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne giderken de tüm kadınlara şu çağrıyı yaptı:

    “25 Kasım’da her zaman olduğu gibi alanlarda olacağız. Biz kadınlar amasız tüm kesimlerle yan yana gelme koşulunu yaratabildik. Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak: Öğretmenlik mülakatında Aleviler elendi- VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak: Öğretmenlik mülakatında Aleviler elendi- VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, öğretmen atamalarındaki mülakatlarda Alevilerin elendiğini söyleyerek, “Maalesef çocuklarımız kamuda işe giremiyorlar, sadece Alevi olmaları bile işe girmelerine engel oluyor. Yaptığımız görüşmelerde mülakatlarda Alevi oldukları için elenen gençlerimizin olduğunu öğrendik” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), 20 bin sözleşmeli öğretmen atamasına ilişkin mülakat sonuçlarını açıklaması büyük tepkilere neden oldu. 20 ilde 245 merkezde oluşturulan komisyonlar tarafından yürütülen mülakat sisteminde torpil yapıldığı ileri sürülerek çeşitli kentlerde konuya dair eylem ve protestolar yapılıyor.

    Şaibeli olduğu söylenen mülakat sonuçlarının yankıları sürerken Alevi öğretmenlerin sırf Alevi olduğu için mülakatta elendiği iddiası da Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ayfer Koçak’tan geldi. Koçak, Alevi dernek ve kurumlarıyla yaptıkları görüşmelerde Alevi oldukları için mülakatlarda elendiklerini dile getiren çok sayıda öğretmen adayının olduğunu dile getirdi.

    “MÜLAKAT ADALETSİZ BİR SİSTEM”

    Mülakat sisteminin büyük bir adaletsizlik yarattığını ve Alevilerin de mağdur edildiğini vurgulayan Koçak, şunları söyledi:

    “AKP iktidarı, mülakatın adaletsiz bir uygulama olduğunu itiraf etmiş ve seçim döneminde mülakatı kaldıracaklarını söylemelerine rağmen seçim sonrası mülakatta ısrar ettiler. Mülakatlar çok ciddi bir adaletsizlik yaratıyor. Yazılı sınavlarda en yüksek notlar alanlar dahi mülakatta elenebiliyorlar. Bu elemelerde daha çok yandaş mı yandaş değil mi meselesi üzerine kilitleniyor. Dolayısıyla muhalif olan kesimlerin işe girişleri çok zorlaşmış oluyor. 30 Kasım mitingi çerçevesinde çalışmalar yaptığımızda özellikle Alevi derneklerine gittiğimizde sadece Alevi olmalarından kaynaklı insanların mülakatlarda elendiğini öğrendik. Gittiğimiz bütün derneklerde ilk günden ‘Çocuklarımız kamuda işe giremiyorlar sadece Alevi olmaları bile işe girmelerine engel olmak için yeterli oluyor’ dediler. Bu bizim açımızdan çok ciddi bir problem.”

    ALEVİLERE ÇAĞRI

    30 Kasım’da Ankara’da yapılacak mitinge Alevileri de çağıran Ayfer Koçak, “Bu iktidar sürekli imtiyazlı ve imtiyazsız kesimler yaratıyor. Aleviler de imtiyazsız kesimlerin başında geliyor. 30 Kasım’ın en önemli bileşenlerinden birisi de Aleviler. Çünkü bu iktidar ciddi anlamda yoksulluğu, ayrımcılığı derinleştiriyor” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • KESK Dersim Şubeler Platformu: Emek düşmanı, sermaye dostu bütçeyi kabul etmiyoruz-VİDEO

    KESK Dersim Şubeler Platformu: Emek düşmanı, sermaye dostu bütçeyi kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-KESK Dersim Şubeler Platformu, 30 Kasım’da Ankara’da gerçekleştirecekleri “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadelede birleşiyoruz” mitingi için basın toplantısı gerçekleştirdi. Türkiye’de geçim mücadelesi veren milyonların her geçen gün artan yoksulla mücadele ettiklerini belirten KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, “Gelin insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” dedi.

    KESK, “Halktan, emekten yana bütçe, demokratik Türkiye” talebiyle 30 Kasım’da Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadelede birleşiyoruz” mitingi gerçekleştirecek.

    KESK Dersim Şubeler Platformu, 30 Kasım’da Ankara’da gerçekleştirecekleri “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadelede birleşiyoruz” mitingi için basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısında açıklamayı KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz okudu. Açıklamaya KESK İş Kolları MYK Üyeleri Nursel Yücesoy, İzzet İldeş, Serap Baysal, Deniz Öztekin ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri katıldı.

    “KAYYIMLARA HAYIR DİYORUZ”

    Hak ihlallerinin ayyuka çıktığı bir ülkede yaşadıklarını belirten KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, “Biz miting kararını aldığımızda Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanmamıştı. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer seçilene kadar bir sorun yoktu ancak iktidar seçimleri kaybettikten sonra Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atadı. Biz KESK olarak kayyımlara hayır diyoruz. Seçme ve seçilme hakkının yok sayıldığı ve kayyımların halka hizmet etmediği için kayyım uygulamasını kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    “2025 YILI BÜTÇESİ BÜYÜK ORANDA TARİKAT VE CEMAATLERE AKTARILACAK”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin Meclis’te komisyondan geçtiğini ifade eden Sevgi Yılmaz, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 22 yıllık AKP iktidarının emek düşmanı ve gerici politikalarının kristalize olmuş halidir. Meclis kürsüsünden tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğini, tarikat ile cemaatlerin aslında sivil toplum kuruluşu olduğunu söyleyecek kadar şaşkındır bizim açımızdan. 2025 yılı bütçesinde gördüğümüz gibi Milli Eğitim Bakanlığı büyük bir oranda tarikat ve cemaatlere aktarılacağını görüyoruz. Çocuklarımızı MESEM projeleriyle ucuz iş gücüyle patronların hizmetine sunuyor. 12 tane çocuğumuz alınmayan iş güvenlikleri sebebiyle yaşamını yitirmişti, bunun sorumlusu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’dir” dedi.

    “HALKTAN YANA BİR BÜTÇE İSTİYORUZ”

    Türkiye’de geçim mücadelesi veren milyonların her geçen gün artan yoksulla mücadele ettiklerini belirten Yılmaz, “İşsizliğin, yoksulluğun, güvencesizliğin tüm toplumu sardığı koşullarda önemli bir sürece, bütçe sürecine girmiş bulunuyoruz. İktidarın “bütçeden aslan payını eğitime ayırdık, sağlık bütçesini artırdık, çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik” söylemleri safsatadan ibarettir. Dolayısıyla bizlerden alınacak vergilerden oluşan bütçede gerçek aslan payı faize, muafiyet, istisnalarla,  hazine garantileri ile patronlara, savunma ve güvenlik adı altında silah tekellerine, son 10 yılda personel sayısı %132 arttırılan bütçeden 6 bakanlıktan daha fazla payı kapan Diyanet İşleri Bakanlığına ayrılmaktadır. Bütçenin tüm yükünü bordrolulara, yoksullaştırılan halka yıkan, aslan payını ise faizden, ranttan beslenen bir avuç kan emiciye, sermayeye, patronlara, 5’li çeteye, silahlanmaya, ayırmayı hedefleyen bir bütçe ile karşı karşıyayız. Bu emek düşmanı, sermaye dostu bütçeyi kabul etmek mümkün değildir. Biz emekten, halktan yana bir bütçe istiyoruz.

    Bunun için KESK olarak  “Geçinemiyoruz! Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz!“ şiarı ile üç haftadır tüm yurtta işyerlerinde,  kent meydanlarında bir kampanya örgütlemeye çalışıyoruz. “Bu düzene, yoksulluğa, sefalete itirazım var” diyen tüm emekçilere, vatandaşlara bir kez daha sesleniyoruz. Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim. 30 Kasım 2024 Cumartesi günü Ankara’da gerçekleştireceğimiz Merkezi Mitingimizde emeğin kürsüsünü birlikte kuralım” diye ifade etti.

    “VERGİDE VE ÜCRETTE ADALET İSTİYORUZ”

    Yılmaz, KESK’in taleplerini şu şekilde sıraladı:

    -Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, halkın, emekçilerin bütçe süreçlerine etkin katılımının sağlanmasını istiyoruz.

    -Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.

    -Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini istiyoruz.

    -Vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz. Bunun için; tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini,

    -Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini,

    -Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını,

    -Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini,

    -Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın, üretimi arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını istiyoruz.

    -Maaşlarımızdaki kayıpların karşılanmasını; en düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.

    -Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Koçak: Bütçe hakkını iktidar gasp etti, 30 Kasım’da Ankara’da gücümüzü gösterelim-VİDEO

    Koçak: Bütçe hakkını iktidar gasp etti, 30 Kasım’da Ankara’da gücümüzü gösterelim-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, 30 Kasım’da Ankara’da gerçekleştirecekleri “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadelede birleşiyoruz” mitingi için Mersin’den iktidara seslendi. Koçak, bütçenin sadece kamu emekçilerini ilgilendirmediğini vurgulayarak, “Demokrasinin olmazsa olmazı olan bütçe hakkı iktidar tarafından gasp edilmiştir. Bu anlayışa karşı 30 Kasım’da Ankara’da olalım, gücümüzü gösterelim” çağrısında bulundu.

    KESK, “Halktan, emekten yana bütçe, demokratik Türkiye” talebiyle 30 Kasım’da Ankara’da gerçekleştireceği “Geçinemiyoruz, yoksulluğa karşı mücadelede birleşiyoruz” mitingi için Mersin’de KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak’ın katılımıyla basın açıklaması yaptı.

    Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamaya Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Nuriye Aslan ve demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi.

    KESK Dönem Sözcüsü Tüm Bel-Sen Mersin Şube Başkanı Mustafa Özbay, bütçenin tüm yükünü bordrolulara, yoksullaştırılan halka, emekçiye, emekliye yıkan bu emek düşmanı, sermaye dostu bütçeyi kabul etmenin mümkün olmadığının altını çizerek, “Aslan payını ise faizden, ranttan beslenen bir avuç kan emiciye,  sermayeye, patronlara, 5’li çeteye, silahlanmaya, ayırmayı hedefleyen bir bütçe ile karşı karşıyayız” dedi.

    “VERGİDE VE ÜCRETLERDE ADALET İSTİYORUZ”

    Emekten ve halktan yana bir bütçe istediklerinin altını çizen Özbay, “Bunun için; öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, halkın, emekçilerin bütçe süreçlerine etkin katılımının sağlanmasını, kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini, vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz” diye belirtti.

    “HALK İRADESİNE VURULAN BU DARBEDEN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR”

    Özbay, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Kayyum darbesini kabul etmiyoruz! Anti demokratik uygulamalarla haklarımızın gasp edilmesine alışmayacağız! Duymak istemeyen kulaklara, görmek istemeyen gözlere inat bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; halk iradesine vurulan bu darbeden derhal vazgeçilmelidir. Hukuk dışı yollarla baskı ve zor yöntemleriyle halkın iradesinin gasp edilmesine son verilmelidir. Seçilmiş belediye başkanlarının ve milletvekillerinin derhal görevlerine iade edilmesini istiyoruz.”

    KESK olarak  “Geçinemiyoruz! Yoksulluğa ve Adaletsizliğe  Karşı Mücadelede Birleşiyoruz!“ şiarı ile yapacakları mitinge katılım çağrısında bulunan Özbay,  “Bu düzene, yoksulluğa, sefalete itirazım var” diyen tüm emekçilere, vatandaşlara bir kez daha sesleniyoruz.  Emeğimizi hedef alan saldırıların dalga kıranı bizleriz. Emeği, alın teri ile geçinenler, ezilenler olarak dünyanın en büyük çok sesli korosu bizleriz. Tarihin sayfaları omuz omuza verdiğimizde karşımızdakileri kumdan kalelere dönüştürdüğümüz örneklerle doludur. Gelin; insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim. 30 Kasım 2024 Cumartesi günü Ankara’da gerçekleştireceğimiz Merkezi Mitingimizde emeğin kürsüsünü birlikte kuralım” şeklinde konuştu.

    “BÜTÇE HAKKI İKTİDAR TARAFINDAN GASP EDİLMİŞTİR”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak da bütçenin sadece kamu emekçilerini ilgilendirmediğini vurgulayarak, “Demokrasinin olmazsa olmazı olan bütçe hakkı iktidar tarafından gasp edilmiştir. Bu anlayışa karşı 30 Kasım’da Ankara’da olalım, gücümüzü gösterelim” çağrısında bulundu.

    Ayfer Koçak, belediyelere atanan kayyımlara da tepki göstererek, “Kayyım apaçık hırsızlıktır. Kayyım şeffaflığın ortadan kaldırılmasıdır. Bu uygulamaları kabul etmiyoruz. Halkın iradesine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/MERSİN