Etiket: kesk

  • KHK’li KESK’liler Adalet Bakanlığı önünden seslendi: Çok zulüm gördük, yeter artık!-VİDEO

    KHK’li KESK’liler Adalet Bakanlığı önünden seslendi: Çok zulüm gördük, yeter artık!-VİDEO

    PİRHA- KHK ile Görevinden İhraç Edilen KESK’liler, Adalet Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “Son KHK’lı üyemiz de tüm haklarını alarak işine dönene kadar mücadelemizi yürüteceğiz. Ne bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çürüyen düzene alışacağız.  Ne de zulmün efendileri önünde boyun eğeceğiz” dedi.

    Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Görevinden İhraç Edilen KESK’liler, çalışma hakkının gaspına karşı tüm haklarıyla işlerine geri dönmek için Adalet Bakanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

    CHP milletvekilleri Yüksel Taşkın ve Okan Konuralp ile DEM Parti milletvekilleri Özgül Saki, Keziban Konukçu, Ömer Faruk Hülakü, İbrahim Akın ve Zeki İrmez KESK’lilere destek verdi.

    Basın açıklaması metnini KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz okudu. Karagöz, OHAL’in üzerinden 8 yıldan fazla bir zaman geçtiğini anımsatarak, “Ama OHAL KHK’leri ile işinden ekmeğinden edilen 2 bin 521 KESK’li hala görevine iade edilmedi. En başından beri göz göre göre maruz bırakıldığımız hukuksuzluğa, keyfiliğe karşı adalet arayışımız sürüyor” dedi.

    Ülkede adaletin tesisinden sorumlu bakanlıktan, Sayın Adalet Bakanı’ndan haftalar öncesinde randevu talebinde bulunduklarını, ancak cevap almadıklarını aktaran Karagöz, “Bu nedenle 8 yıldır bıkmadan, usanmadan, kararlılıkla sürdürdüğümüz adalet arayışımızın bugünkü durağı Adalet Bakanlığı. 8 yıldır yaşadığımız mağduriyeti bir kez daha dile getirmek, elimizden hukuksuz bir şekilde alınan işimizi, haklarımızı geri verin demek için buradayız” diye belirtti.

    “ÜLKEDE DEMOKRASİ, BARIŞ, ADALET TESİS EDİLMELİ”

    Türkiye tarihinin darbeler tarihi olduğunu aktaran Karagöz, şunları ifade etti:

    “OHAL, işte o rejime giden yolda engel olarak görülen kim varsa onu susturmak, kuşatmak,  etkisiz hale getirmek için fırsat çevrilmiştir.  15 Temmuz darbe girişimi bu yüzden en yetkili ağız tarafından “Allah’ın bir lütfu”  olarak nitelendirilmiştir.  2 yıl süren OHAL demokrasinden, emekten, barıştan yana olan, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi verenler nezdinde tüm toplumu baskı altına almanın, susturmanın bir fırsatı olarak kullanılmıştır.

    İşte bunun için KESK ve üye sendikaları KESK’liler OHAL döneminde hedef tahtasına konulmuştur. Yoksa tüm kamuoyu gibi 4.259 KESK’liyi işinden ihraç edenler de KESK’in nerden gelirse gelsin darbelerin, darbecilerin karşısında olduğunu en başından beri biliyorlardı. Yıllarca “Beraber yürüdük biz bu yollarda. Beraber ıslandık yağan yağmurda” nakaratını tutturdukları yapı ile KESK’in hiçbir dönem uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını, olamayacağını biliyorlardı. Yıllarca  “Sadece hayırsever, kendini eğitime adamış bir cemaat”  dedikleri yapının en başından beri KESK’e diş bilediğini biliyorlardı. O yapının KESK’i düşman ilan ettiğini, bu yüzden savcılarının, hâkimlerinin, polislerinin gece yarısı operasyonlarıyla, baskınlarla, hukuktan yoksun davalarla KESK’i hedef seçtiğini biliyorlardı.

    Tüm bunlara rağmen FETÖ adı verilen yapıya karşı ilan edildiği söylenen OHAL’de 4 bin 259 KESK’li KHK ihraç listelerine eklenmiştir. Çünkü KESK’in bu ülkede emek ve demokrasi mücadelesi arasında köprüler kuran bir konfederasyon olduğunu da biliyorlardı. KESK’in emeğin haklarını korumanın, kazanımlarını kalıcı hale getirmenin tek yolunun o ülkede demokrasinin, barışın, adaletin, hukukun, laikliğin üstünlüğünün tesis edilmesinden geçtiği bilinci ile mücadele eden bir konfederasyon olduğunu biliyorlardı. Emekçileri bölmek için iktidarların gölgesinde büyütülen sarı sendikalara, Truva atlarına karşı en başından beri mücadele edenlerin KESK’liler olduğunu biliyorlardı.”

    “ÇOK ZULÜM GÖRDÜK!”

    Karagöz, iktidarın, KESK’in kurulduğu günden beri, iktidarda kimin olduğundan bağımsız olarak, kamu emekçilerinin haklarını ve çıkarlarını korumak görev ve sorumluluğu ile çalışma hayatındaki anti demokratik düzenlemelere karşı mücadele eden bir konfederasyon olduğunu bildiğini vurguladı.

    Karagöz, şöyle devam etti:

    “İşte bunun için 4 bin 259 KESK’li OHAL-KHK’leri ile işinden, ekmeğinden edilmiştir. Bir çok gerekçe sunuldu. En acısı, bir üyemizin ihraç gerekçesi olarak,  104 canımızı bizden koparan 10 Ekim “Ankara Gar Katliamı’nın yaşandığı mitinge katılanalar arasında yer almak” gösterildi. Geçtiğimiz sekiz yılda yaşamadığımız acı kalmadı. Bu süreçte en az 52 kamu emekçisi ihraç sonrası yaşadığı ağır sorunlar nedeniyle içine girdiği çıkmazdan kurtulamayarak intihar etti. İhraç edilenler arasında geçimini sağlamak için inşaat vb. işlerde çalışırken iş kazaları nedeniyle yaşamını yitiren arkadaşlarımız oldu. 11 Ocak 2016 tarihinde “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı barış bildirisini imzalayan üyelerimiz 26 Temmuz 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nde açtıkları davayı kazandı.  Buna rağmen ihraç edilen Barış Akademisyenlerinin görevlerine dönmesi hala engellenmektedir.”

    “YETER ARTIK!”

    “Yeter artık! Bu hukuksuzluğa, bu zulüm son verin. Elimizden alınan işimizi, ekmeğimizi, haklarımızı geri verin” diye seslenen Karagöz, “KESK olarak bundan sonraki süreçte de KHK’lı üyelerimizin sesi olmaya devam edeceğiz. KHK’lı üyelerimizin işlerine bir an önce dönebilmesi için TBMM, bakanlıklar, siyasi partiler vb. kurumlarla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. KHK’lı üyelerimizin durumunu uluslararası sendikal hareketin de gündeminde tutmaya devam edeceğiz. Üyesi olduğumuz Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ile Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) başta olmak üzere birlikte mücadele yürüttüğümüz tüm uluslararası sendikalara tekrar tekrar ileteceğiz. Ayrıca, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Avrupa Konseyi vb. ilgili uluslararası kurumlara da raporlarımızı sunmaya, çözüm taleplerimizi iletmeye devam edeceğiz. Son KHK’lı üyemiz de tüm haklarını alarak işine dönene kadar mücadelemizi yürüteceğiz. Ne bu hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çürüyen düzene alışacağız.  Ne de zulmün efendileri önünde boyun eğeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • ESM Antalya Şube: Maden facialarında katledilenleri unutturmayacağız!

    ESM Antalya Şube: Maden facialarında katledilenleri unutturmayacağız!

    PİRHA- KESK bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Antalya Şubesi tarafından Amasra’da 43 madencinin öldüğü katliamın yıldömüne ilişkin açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Sermaye düzeni her yıl yaşanan binlerce iş kazasında yaşanan ölüm ve yaralanmaların bir kader olduğunu bizlere inandırmak için elinden geleni yapıyor. Yaşamlarımızı sermayenin insafına bırakmayacağız. Amasra maden katliamında ve nice benzer maden facialarında katledilen maden emekçilerini unutturmayacağız!” denildi.

    MADEN FACİALARINDA KATLEDİLEN MADEN EMEKÇİLERİNİ UNUTMAYACAK UNUTTURMAYACAĞIZ!

    2 yıl önce 14 Ekim’de Amasra’da bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait işletmede 43 madenci göz göre göre gelen bir facia sonucu yaşamlarını yitirdi. İSİG verilerine göre 2024 yılının sadece ilk 9 ayında 1.371 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi.

    Amasra Faicasının 2’inci yıldönümüne ilişkin KESK bağlı Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) yazılı açıklama yaptı.

    “SERMAYENİN TALAN DÜZENİNE KARŞI DİRENECEĞİZ”

    Artan iş cinayetlerine dikkat çekilen açıklamada, şunlara yer verildi:

    “Sermaye düzeni ve temsilcileri bizlere her yıl yaşanan binlerce iş kazasının ve bunlara bağlı olarak gerçekleşen ölüm ve yaralanmaların birer kader olduğuna inandırmak için elinden geleni yapmaktadır. Oysaki hepimizin bildiği gibi iş cinayetlerinin neredeyse tamamına yakını önlenebilir sebeplerden kaynaklanmaktadır.

    Amasra’da yaşadığımız maden faciası da sonrasında ortaya çıkan gerçeklere baktığımızda alınabilecek önlemlerle 43 madenciyi kaybetmemizin önüne rahatlıkla geçilebilirdi. Sadece Amasra’da değil; Soma’dan Ermenek’e Şirvan’dan İliç’e kadar madenlerde yaşanan ve yüzlerce emekçinin canına mal olan hemen her kaza göz göre göre gelmiştir; patronlar ve onları denetlemekle yükümlü yetkililer bunların yaşanmasına göz yummuştur.

    MADEN FACİALARINA KARŞI HİÇBİR ÖNLEM ALINMIYOR

    Bildiğiniz üzere madencilik barındırdığı tehlikeler nedeniyle bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren en tehlikeli iş kollarından biridir. Kömür madenlerinde ise grizu ve göçük en bilinen, en çok can yakan tehlikelerdir. Etkisi ve riski bilinen tehlike kaynaklarına karşı proaktif önlem almak hem yasal hem de vicdani bir zorunluluktur. Ancak içinde yaşadığımız neoliberal sermaye düzeninde maliyet hesapları ve kar hırsı insan hayatının önüne geçmektedir. Hemen hemen her alanda sermaye düzeninin bizlere dayattığı özelleştirme ve taşeronlaştırma politikaları madenlerde de etkisini yaşadığımız facialarla ve yitirdiğimiz canlarla göstermektedir.

    Yeraltı maden işletmeciliğinin olmazsa olmaz koşulu iyi havalandırma planı ve yeryüzüne ulaşmayı sağlayacak en az iki bağımsız yolun var olmasıdır. Yeraltında havalandırma ölçümlerinin not edildiği havalandırma defteri bulunur. Ocak havası sensörlerle izlendiği gibi seyyar ölçü aletleri ile de ölçülür ve deftere kaydedilir. Bu yasal zorunluluktur. Ocak havası iyi ve yeterli bir havalandırma ile temizlenebilir. Amasra’da gördüğümüz ve katliama yol açan faciaya neden olan gerçek var olan havalandırmanın ocak içindeki metan gazını temizlemeye yetecek düzeyde olmamasıdır. ATİM’de ocak havasının derinlere indirilmesi ve havalandırmasının iyileştirilmesi için gerekli yatırım ve iyileştirme projelerinin hayata geçirilemediği hem TBMM Araştırma Komisyonu’nu raporu hem de TTK’nın dava sürecinde ortaya çıkan yazışmaları idarenin alınması gereken önlemleri ve iyileştirme faaliyetlerini gözardı ettiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

    Bizler Amasra gibi maden katliamlarının yıldönümlerinde bu gerçekleri tekrar tekrar hatırlatmayı bir görev addediyoruz. Acımızı ve öfkemizi her zaman diri tutmak zorundayız. Aynı acıları tekrar tekrar yaşıyoruz. 14 Mayıs 2014’te Soma’da 301, 28 Ekim 2014’te Ermenek’te 18, 17 Kasım 2016’da Siirt Şirvan’da 16, 14 Ekim 2022’de Amasra’da 43, 23 Kasım 2022’de Şirvan’da 3 ve 13 Şubat 2024’te İliç’te 9 madenciyi maden facialarında yitirdik. Hesabı sorulmayan her bir iş cinayeti, her bir maden katliamı bir yenisini beraberinde getirdi. En yetkili ağızdan bunlara madencinin kaderi veya fıtratı demek yeni katliamlar için açık bir davetiye çıkarmaktır. Çünkü patronlar ve sorumlular göstermelik cezalarla veya buna gerek bile kalmadan sorumlulukları üzerlerinden atacaklarını bilmektedir.

    Dahası son dönemde sıkça yaşadığımız üzere Türkiye’de enerji ve madencilik alanında sürdürülen faaliyetler insan yaşamını, emeğini olduğu gibi; ormanları, dereleri, tarım ve yaşam alanlarını da hiçe sayıyor. Kamulaştırmalarla, rezerv alan ilanlarıyla, ormanlık alanların orman vasfından çıkarılmasıyla, kıyılarda yaşanan işgallerle, su kaynaklarının şirketlere tahsis edilmesiyle; meraların, tarım alanlarının maden ve enerji projelerine açılmasıyla, imar planlarındaki değişikliklerle topyekün bir talanla karşı karşıyayız. Ege’den İç Anadolu’ya; Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya yerli ve yabancı tekeller cirit atıyor; bu ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini iktidarın açık onayıyla ranta dönüştürüyor. Ne pahasına olduğunu yaşayarak görüyoruz. Sermaye cebini doldururken bu ülkenin emekçilerinin payına madenlerde diri diri toprağa gömülmek, insanlık dışı kölelik koşullarında sömürülmek, yaşam alanlarından atılmak düşmektedir. Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser diye boşuna denilmemiştir. Kendisine bu iktidarın marifetiyle elverişli bir siyasi ve ekonomik düzen yaratılan sermaye insanlığı ve içinde yaşadığımız dünyayı bir yok oluşa doğru sürüklemektedir.

    Elbette bizler sermaye düzeninin bu topyekn talanına karşı direnmek zorundayız. Tıpkı Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de, Akbelen’de, İkizköy’de yaşam alanlarımızı savunurken yaptığımız gibi… Tıpkı Fernas madencilerinin AKP’li Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun madeninde işçi sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığı kölelik düzenine karşı direndiği gibi… Yaşamlarımızı sermayenin insafına bırakmayacağız. Derelerimizi, ormanlarımızı, tarım alanlarını bu talana yem ettirmeyeceğiz! Amasra maden katliamında ve nice benzer maden facialarında katledilen maden emekçilerini unutturmayacağız!”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

  • 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara Garı önünde anıldı: Öfkemiz büyüyor-VİDEO

    10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara Garı önünde anıldı: Öfkemiz büyüyor-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da 10 Ekim 2015’te Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük IŞİD saldırısında hayatını kaybeden 104 kişi, katliamın 9’uncu yılında Ankara Garı önünde anıldı. Anmada konuşanlar, katliamlara karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci, “Katliama olan öfkemiz her geçen gün daha da büyüyor” dedi. 

    Ankara Gar Meydanı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen “Barış ve Demokrasi” mitingine katılanlara yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bombalı saldırının üzerinden 9 yıl geçti.

    Katliamda yakınlarını kaybedenler, yaralananlar, çok sayıda siyasetçi ile sendika ve meslek örgütü temsilcisi buluştu ve Ankara Garı’da yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu pankartla yürüdü.

    Yürüyüşün ardından katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te saygı duruşuna geçilirken katliamda yaşamını yitirenlerin adları okunup saygı duruşundan bulunuldu.

    “Annelerin Çığlığı” isimli 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitirenler adına yapılan heykelin, heykeltıraşı Metin Yurdanur, “Buradaki anıt, annelerin çığlığı adını taşır, annelerin gözyaşı adını taşıdır” diyerek heykeli tanıttı.

    Basın metnini 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci okudu.

    “ÖFKEMİZ HER GEÇEN GÜN DAHA DA BÜYÜYOR”

    108 ay önce katliamda 104 kişi hayatını yitirirken, 500’e yakın kişinin de yaralandığını ve sakat kaldığını belirten Sakinci, şunları söyledi:

    “Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamında kaybettiğimiz bütün canlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Onlara olan hasretimiz ve yaşanan katliama olan öfkemiz her geçen gün daha da büyüyor.

    Ülke tarihinin en büyük katliamı denilip akabinde 3 gün yas ilan edilen 10 Ekim Ankara Katliamı; geride kalanların emek ve çabası ile 9. yılında da unutulmuyor, unutturulmayacak.

    Bizler Türkiye’deki emek barış demokrasi bileşenleri ile aileler olarak; sözün bittiği, umudun tükendiği ve öfkenin hepimizi teslim aldığı bir noktada; 10 Ekim’in adalet ve unutturmama mücadelesinin kurumsal olarak yürütülmesi amacıyla derneğimizi kurmuştuk.

    Dernek olarak, başta gerçek adalet talebimiz olmak üzere, Orta Doğu ülkelerine mahsus katliamları unutma ve yok sayma pratiğini de kırmayı hedeflerken, derneğimizin Türkiye kamuoyunda da etkin bir güç ve siyasetler üstü bir kurum olarak da kabul edilmesini amaçlamaktayız.”

    “10 EKİM ANKARA KATLİAMI KESİNLİKLE SİYASİ BİR CİNAYETTİR”

    Önceki katliam yargılamalarından ders çıkarmış, matem tutmak yerine adalet mücadelesine sahip çıktıklarını belirten Mehtap Sakinci, Türkiye’de ilk defa insanlığa karşı suç kavramı, yargıya konu edilmiş olmasına karşın, gelinen noktada tüm koşulları oluşan insanlığa karşı suç mahkeme tarafından kabul görmemiş, daha az ceza verilmesi öngörülerek, yeniden cezasızlık pratiğinin işletildiğini vurguladı.

    Sakinci, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu yönüyle, ’10 Ekim Ankara Katliamı insanlığa karşı suç kabul edilmeyecek ise hangi suç insanlığa suç kapsamında değerlendirilecek’ diye sorguladığımız bu davanın hiç şüphesiz ülke yargı tarihi bakımından büyük bir adaletsizlik örneği olarak ortada durduğu aşikardır.

    Ceza dosyası kapsamında dosyaya katılanlar olarak bizlerin talepleri ile damla damla kazandırılan deliller ile artık hepimiz biliyoruz ki; bugün devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden IŞİD saldırıları ile dönemin siyasilerinin söylemlerinden de anladığımız üzere; 10 Ekim Ankara Katliamı kesinlikle siyasi bir cinayet olarak apaçık ortada duruyor.”

    “CHP TARAFINDAN ANIT AÇILIŞINDA MİSAFİR OLARAK SÖZ HAKKI KULLANABİLECEĞİMİZ SÖYLENDİ”

    Dün gerçekleştirilen anıt açılışına neden ailelerin katılmadığını açıklayan Sakinci şunları söyledi:

    “Bugüne kadar 108 aydır anmalarımızı bu geçici sembolik anıt etrafında gerçekleştirdik. Ne var ki geçici olarak yerleştirilen bu sembolik anıt katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli olmayıp üstelik kaybettiğimiz arkadaşlarının fotoğraflarının olduğu bu geçici panonun zaman zaman faşist saldırılara maruz kaldığına da tanıklık ettik.

    Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yürüttüğümüz görüşmelerde, katliamın yaşandığı meydanda kalıcı bir mekânsal düzenleme yapılması konusunda fikir birliğine varmamız üzerine bu alanda değerli sanatçı heykeltraş Metin Yurdanur’un ‘Annelerin Çığlığı’ adını verdiği eseri ile kaybettiğimiz 104 insan ve katliamı unutturmama sözümüzü tutmuş olacağını düşünerek, o günün gelmesini sabırsızlıkla beklemiştik.

    Aylardır açılması için tüm süreci derneğimiz olarak takip ederken, anıtın açılışına dair anma programının da yürütücülüğü bizzat CHP Genel Başkanı sayın Özgür Özel tarafından da bize bırakılmış ve işaret edilen tarihte açılışın yetiştirilmesi için bürokratik tüm temalarda yine derneğimiz özne olarak kabul edilmişti. Ancak, açılışa saatler kala akşam 20.30 sularında CHP Genel Merkezi İl Teşkilatı tarafından derneğimiz aranarak, sürecin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne (ABB) geçtiği ve derneğimizin isterse ‘misafir’ olarak söz hakkı kullanabileceği, ABB açılış protokolü uygulanacağı ve derneğin bileşenlerinin söz hakkı kullanmayacakları şeklinde bir bilgi verilmiştir.”

    “ANNELERİN ÇIĞLIĞI ADLI ANIT, BİZ OLMADAN AÇILARAK ANNELERİN GÖZYAŞINA NEDEN OLMUŞTUR”

    Anıt açılışına Heykeltıraş Metin Yurdanur’un dahi katılımına gerek duyulmadığını belirten Sakinci, şunları aktardı:

    “CHP Genel Merkezi ile yapılan yaklaşık 5 saat süren sözlü diyalog aracılığıyla derneğimiz ile pazarlık yapılmak istenmiştir. Yaptığımız müzakereler sonucunda anlamış bulunmaktayız ki; adına çözüm yolu denilerek önümüze koyulan seçenekler derneğimizi, tüm bileşenleri ve CHP arasında tercihe zorlanarak, siyaseten bürokratik dayatmalar ile derneğimiz açılışa katılamama konusunda seçeneksiz bırakılmıştır.

    Kaldı ki, böyle bir konumda çok sesli temsiliyeti bulunan derneğimizin yıllardır onca emek vererek dün açılışa konu edilen anıtın açılışı, hiçbir karşılık beklemeyerek gönülden emek veren heykeltraşın dahi katılımına gerek duyulmaksızın yapılmıştır.

    Annelerin Çığlığı adlı anıt, biz olmadan açılarak annelerin gözyaşına neden olmuştur. Gözyaşı döktüğümüz bilinmesine karşın anıt açılışı konusunda taleplerimizi yok sayan konunun muhatapları anıt açılışını sadece bir iş olarak görerek, siyasi bir üstünlük yarışına girmiştir. Bu ülkede acımızın yok sayılmasına defalarca tanık olan bizler, olay mahalline inşa edilen anıtın biz olmadan açılışına da tanık olduk.”

    “İKTİDAR IŞİD İLE VARLIĞINI SÜRDÜRMEK İSTEDİ”

    DEM Parti Eş Genel Baskanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında katliamın önünün açıldığına vurgu yaparak, “9 sene bugün gibi. Bu alan kana bulandı. Barışa kan sıçrattılar. Onları unutturursak, yeni katliamlara kapı açmış oluruz. Bu iktidar, 15 Temmuz’dan sonra daha faşistleşen iktidar, 10 Ekim Katliamı’nı gerçekleştirdi. IŞİD’in önünü açtılar. Bu iktidar IŞİD ile varlığını sürdürmek istedi. Herkesin haberi vardı. Tutanaklara bakarsak bu katliamın önünün nasıl açıldığını görürüz. Bizler yitirdiğimiz canlarımızı unutmayacağız. Demokrasiyi tesis etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Barış kazanana denk mücadele devam edeceğiz” diye konuştu.

    “KATLİAMLARIN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİNİZ”

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ise bir gün bu katliamların hesabının er ya da geç halka verileceğinin altını çizerek, “Mutlaka bu katliamların bedelini ödeyeceksiniz. 10 Ekim’de insanlık suçu işlendi bugün de İsrail barbarlığı Filistin’de suç işliyor. Bu ülkede emekten yana, demokrasiden yana olanların barış mücadelesi devam etti, devam ediyor. 10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızı, barış güvercinlerimizi asla unutmayacağız” dedi.

    “BU KATLİAM PLANLI BİR KATLİAMDIR”

    KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz de “104 yoldaşımız huzurunda saygı ile eğiliyorum. Bu katliam planlı, programlı hazırlanan bir katliam. İktidarı ile medyası ile katliamları aklımızdan silmeye çalışıyorlar. Bizim birbirimizden farkımız yok. Katliamların arkasında olanlar ellerini sallayarak geziyorlar” diye konuştu.

    “BARIŞ İÇİN DAHA ÇOK MÜCADELE ETMELİYİZ”

    DİSK adına konuşan Tayfun Görgün barışı savunmanın bu ülkede zor olduğunu belirterek, “Büyük bedeller ödenir. Bu büyük bedelleri ödeyerek barışı savunmaya devam edeceğiz. Barış olmadan ne olduğunu görüyoruz. Barışı savunmak çok değerli. Barış için daha çok mücadele etmeliyiz, daha çok bir arada olmayız” diye konuştu.

    “BİZİ KANA BULADILAR, HİÇBİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”

    TMMOB‘dan Özgür Topçu ise “Dile kolay 9 yıl önce emeğin, demokrasinin, barışın sesini duymak için bir araya geldiler ama bizi kana buladılar. Hiçbir kamu görevlisi 9 yıldır yargılanmadı. Acımız geçmedi ama öfkemiz de dinmedi. Bizler bu ülkede nefes aldığımız sürece arkadaşlarımızı unutmayacağız” diyerek gerçek sorumluların yargılanması çağrısında bulundu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da “Bu hakikat ve adalet arayışı için birleşmek lazım. Birlikte mücadeleye ihtiyaç var” diyerek herkesi mücadeleye davet etti.

    “YİTİRDİKLERİMİZİN SORUMLULUĞU HEPİMİZİN OMZUNDA”

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına konuşan Dr. Önder Okay, “Yitirdiklerimizin sorumluluğu hepimizin omuzlarında. Bu sorumluluk ile emek, demokrasi mücadelesine devam edeceğiz” dedi.

    İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban da, katliamların unutulmayacağına vurgu yaptı.

    Yapılan konuşmaların ardından katliamda hayatını kaybedenlerin anısına karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • SES Adıyaman Şubesi 28. yıldönümünü kutladı: Halkın iyi hizmet alması için çabalıyoruz-VİDEO

    SES Adıyaman Şubesi 28. yıldönümünü kutladı: Halkın iyi hizmet alması için çabalıyoruz-VİDEO

    PİRHA-SES Adıyaman Şubesi kuruluşunun 28. yıldönümü nedeniyle bir gece düzenledi. Gecede deprem sürecini anlatan bir sinevizyon gösterimi sunulduktan sonra müzik dinletisi verildi. Etkinlikte konuşan Adıyaman SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, “Örgütlü yapılarımız olduğu sürece bizler ayakta kalacağız” dedi.  

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi kuruluşunun 28. yılı nedeniyle deprem döneminde yaptığı çalışmaları içeren belgesel, sinevizyon gösterimi yaptı ve müzik dinletisi verdi. Adıyaman KESK konteyner alanında yapılan etkinliğe sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar katıldı.

    “SES EMEK MÜCADELESİ VEREN BÜYÜK BİR YERDE”

    Bir konuşma yapan Adıyaman SES Eş Şubesi Başkanı İbrahim Halil Aydın, “SES 12 Eylül’den sonra kuruldu. Ciddi bedeller verildi. Bugün emeği büyüte emeği yansıtan sendikalar var. Örgütlü yapılarımız olduğu sürece bizler ayakta kalacağız, mücadele etmeye devam edeceğiz. SES emeğin mücadelesini veren büyük bir yerde. Şu anda neoliberal politikalarla sağlığın için boşaltmış bir yerde ama bizler halkın daha iyi hizmet alabilmesi için her alanda her zaman mücadele edeceğiz” dedi.

    SES Şubesi daha sonra halaylarla programı bitirdi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • KESK: TÜİK rakamları sahte, enflasyon gerçek-VİDEO

    KESK: TÜİK rakamları sahte, enflasyon gerçek-VİDEO

    PİRHA – KESK Dersim Şubeler Platformu, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine tepki göstermek için yaptığı açıklamada Ranta değil, emekçiye bütçe” çağrısında bulundu.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK)  açıkladığı enflasyon rakamlara dair birçok kentte açıklama yaptı. Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan açıklamayı SES Şube Eş Başkanı Serap Kahraman okudu.

    “TÜİK YALAN SÖYLÜYOR”
    TÜİK’in yaşanılan hayat pahalılığını düşük göstererek maaş artışlarını kara delik gibi yuttuğunu ifade eden Kahraman, şöyle devam etti:

    “TÜİK’e göre Haziran enflasyonu aylık yüzde 1,64 yıllık enflasyon ise yüzde 71,60!  Milyonlarca kamu emekçisinin ve emeklinin maaş artışında önemli bir faktör olan altı aylık enflasyon ise yüzde 24,73!  TÜİK’ten bir saat önce açıklama yapan Bağımsız iktisatçılardan oluşan Enflasyon Araştırma Grubuna (ENAGrup) göre ise enflasyon Haziranda aylık yüzde 4,24  altı aylık yüzde 41,16 yıllık yüzde 113,8 artmıştır. Yaşadığımız gerçek hayat pahalılığı ile ilgisi olmayan sanal rakamlar özellikle maaş zammı alacağımız dönemlerde daha da aşağı çekiliyor. Biliyoruz ki, TÜİK yalan söylüyor!”

    İktidarın ekonomi bürokratlarının tarihe geçecek hilelerle gerçekleri ters yüz ettiğini belirten Kahraman, “İktidar elektriğe asıl etkisini kış aylarında hissedeceğimiz şekilde yüzde 38’lik zam yaptı. Yapılan zam açıklandığı Haziran ayında değil 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girecek şekilde yapıldı. Böylece yapılan zam Haziran ayı enflasyon hesaplamasında dikkate alınmadı. Bu şekilde emekliler ve kamu emekçilerinin altı aylık maaş artışında yaklaşık 1 puanını gasp ettiler” dedi.

    “TÜİK ELİYLE YOKSULLUĞA TERK EDİLİYORUZ”
    Akaryakıt başta olmak üzere yapılacak zamların da TÜİK’in enflasyon hesaplamasının sonrasına bırakıldığına işaret eden Kahraman, bu süreçte zam yağmuru altında kalacaklarını söyledi. “İşin özü kamu emekçileri, emeklileri olarak yıllardır ne bütçeden hakkımızı ne de refahtan payımızı almadığımız gibi TÜİK eliyle her gün biraz daha yoksulluğa, sefalete terk ediliyoruz. Yaşadığımız gerçek enflasyon, hayat pahalılığı altında kamu emekçileri, emeklileri ezim ezim eziliyor” diyen Kahraman, bir ülke olarak AKP iktidarının saldırısı altında olduklarını söyledi.

    “EKONOMİYİ BATIRDIK, FATURASINI SİZE KESTİK DİYORLAR”
    Kamuda verimlilik ve tasarruf paketinin bu saldırıların son örneği olduğunu kaydeden Kahraman, “Ülkenin kaynaklarını, kurumlarını, ormanını, arazisini özelleştirdiler, beton ekonomisine gömdüler. Kentlerimizi yağmaladılar, doğayı talan ettiler, bütçenin önemli kısmını silahlanmaya ayırdılar. Sermayeden, patronlardan, zenginlerden alınması gereken vergileri; ‘muafiyetlerle’, ‘indirimlerle’, ‘istisnalarla’, ‘aflarla’ bir kalemde sildiler. Şimdi dönüp bize ‘Ekonomiyi batırdık, kamu kaynaklarını tükettik, faturasını size kestik’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

    “GÜVENLİ BİR GELECEK, GÜVENCELİ BİR İŞ İSTİYORUZ”
    Kahraman, taleplerini şöyle sıraladı:

    -“Yeni vergi yasası değil gelir vergisi birinci dilim oranının yüzde 15’ten yüzde 10’a düşürülmesini,  yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini istiyoruz.
    -Güvenli bir gelecek, güvenceli bir iş istiyoruz.
    -En düşük kamu emekçisi maaşının temmuz ayı itibari ile eş ve çocuk yardımı, kira yardımı, ulaşım ve yakacak yardımı gibi sosyal yardım kalemleri ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.
    -Bu rakamın üç ayda bir yoksulluk sınırında yaşanan artışa göre güncellenmesini, üzerine her çeyrekte yaşanan büyüme rakamlarının refah payı olarak eklenmesini istiyoruz.
    -Sözü verilen kira yardımının yapılmasını, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz.
    -Servislerin kaldırılması kararından, kazanılmış haklarımıza göz dikilmesinden vazgeçilmesini istiyoruz.
    -Kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz.
    -Yandaş konfederasyonlarla yapılan ve yoksulluğumuzu derinleştiren toplu satış sözleşmesi değil, grevli özgür ve gerçek toplu sözleşme istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Tosu: AKP, İdeolojilerine uygun bir nesil istiyor-VİDEO

    KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Tosu: AKP, İdeolojilerine uygun bir nesil istiyor-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi “Eğitim müfredatı ile hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” konulu panel düzenledi. Panelde konuşan KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu, AKP’nin iktidara geldiğinden beri eğitimi dinselleştirmeye çalıştığını belirterek, “AKP, var olan kitaplara dini içerikleri yerleştirdi. İdeolojilerine, politikalarına uygun bir nesil yaratmak istiyorlar” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi bugün saat 18.00’de yeni “Eğitim müfredatıyla hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” başlığıyla bir panel gerçekleştirdi. Panelde, PSAKD Ataşehir Şubesi/Cemevi Başkanı Gülsev Kaya ve KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu konuşmacı olarak yer aldı.

    Müfredatın toplumun tamamını ilgilendirdiğini belirten Gülsev Kaya, “Bir ülkede çocukların hangi program çerçevesinde eğitileceğinin programı o yüzden müfredat toplumun tüm kesimlerini ilgilendiriyor” dedi.

    2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında okul idarelerinin velilere seçmeli ders adı altında sanat tarihi, tiyatro benzeri dersler yerine din derslerini seçmeli ders olarak önereceğini ve toplumu yönlendireceğine dikkat çekerek uyarıda bulundu.

    KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu da seçmeli ders adı altında Kuranı Kerim, Peygamberimizin hayatı gibi derslerin öğrencilere önerildiğini söyledi. AKP’nin iktidara geldiğinden beri eğitimi dinselleştirmeye çalıştığını belirten Tosu, AKP’nin eğitimi dinselleştirmek ve piyasalaştırmak yani özel okul sayısını artırmak istediğini, öğrenciler üzerinden sermayeye ucuz işgücü yaratmayı amaçladığını kaydetti.

    Tosu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “AKP dinselleştirmede çok yol aldı. Var olan kitaplara dini içerikleri yerleştirdiler. Süreçler bir birinin devamı niteliğindedir. İdeolojilerine, politikalarına uygun bir nesil yaratmak istiyorlar. Nedir bu nesil? Sormayacak, sorgulamayacak, kaderine razı olacak, şükredecek, düşük ücretlere çalıştırıldığında, aç kaldığında itiraz etmeyecek. Böyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Bu dini çok sevdikleri için değil, kapitalizmin, sermayenin ihtiyaç ihtiyaç duyduğu şey.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • KESK Dersim Şubeler Platformu: Hükümetin paketi tasarruf değil daha fazla yoksulluk

    KESK Dersim Şubeler Platformu: Hükümetin paketi tasarruf değil daha fazla yoksulluk

    PİRHA-KESK Dersim Şubeler Platformu, hükümetin açıkladığı tasarruf paketine tepki göstererek, SGK önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Tasarruf paketi üç yılı kapsıyor. Bu üç yılda bütçelerden faize ayrılan miktarlara baktığımızda daha vahim bir tablo ile karşılaşıyoruz” denildi.

    KESK Dersim Şubeler Platformu, hükümetin açıkladığı tasarruf paketine tepki göstererek, SGK önünde basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamayı, BES Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu okudu. Açıklamada, ‘İsrafın kaynağı bizler değiliz, faturayı emekçiler değil, itibardan tasarruf etmeyenler ödesin’ pankartı açıldı.

    “EMEĞE VE EMEKÇİYE SALDIRI PAKETİDİR”

    Hükümetin açıkladığı tasarruf paketine ilişkin basın açıklamasını okuyan, BES Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, “Bu ülkenin emekçileri, üretenleri, bütçenin temel gelir kalemi olan dolaylı ve dolaysız vergileri en çok ödeyenleri olarak yeni bir saldırı paketi ile karşı karşıyayız. Açlık ve yoksulluk sınırları içerisinde yaşamamız yetmiyormuş gibi şimdi yeni bir saldırı dalgası ile cendere altına alınmak isteniyoruz. Bu paketin IMF’in hazırladığı kemer sıkma paketlerinin kötü bir kopyası olması dışında yeni hiçbir tarafının olmadığını çok iyi biliyoruz. Kamusal hizmetlerin şirketlere devredilerek kamunun tasfiyesinin amaçlandığı neo liberal politikaların devamı niteliğindedir. Bu tasarruf değil daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, daha fazla güvencesizlik, daha fazla angarya çalışma paketidir. Emeğe ve emekçilere saldırı, sermayeye yeni kaynak paketidir” dedi.

    “BU DURUM AÇIK HUKUSUZLUKTUR”

    Konuyu yargıya taşıyacaklarını belirten Ulu, şöyle devam etti:

    “Saldırı paketi ile savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servis hizmeti toplu taşıma olan yerlerde kaldırılmaktadır. Taşrada görev yapanlar, yine kamu emekçilerinin neredeyse yarısına denk gelen öğretmenler servisten yararlanamamaktadır. Mevcutta zaten kamu personelinin sınırlı bir bölümü, bakanlıklar, bağlı ve ilgili ve ilişkili kuruluşların merkez teşkilatında görev yapan personel servis hizmetinden yararlanabilmektedir. Taşrada görev yapanlar, yine sayı olarak kamu emekçilerinin neredeyse yarısına denk gelen öğretmenler servisten yararlanamamaktadır. Oysa 7. Dönem toplu sözleşmesinde hem servis hizmetinin devam etmesi hem de servis hizmetinin sağlanamadığı durumlarda personele mesai günleri 1 gidiş, 1 geliş esas alınarak, ihtiyaç halinde birer de aktarma ücreti ilave edilen aylık toplu taşıma kartı verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu Hakem Kurulu kararı Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Saldırı paketi ile anayasaya aykırı olarak toplu sözleşme mutabakat metninde yer alan ilgili hüküm ortadan kaldırılmaktadır. Bu durum açık hukuksuzluktur ve konfederasyonumuz konuyu yargıya taşıyacaktır.”

    “SALDIRI PAKETİNE MÜCADELEYİ YÜKSETEREK KARŞI KOYACAĞIZ”

    Hükümetin açıkladığı tasarruf paketine karşı mücadeleyi yükselteceğine vurgu yapan Ulu, “Saldırı Paketine karşı, bir mücadele programı oluşturacaktır. İktidarın Varlık fonu ve kamu bankaları kredileri ile, bir anlamda paralel bütçe oluşturduğu gerçeğinden hareketle tüm bunlara karşı topyekun bir mücadele hattına ihtiyaç olduğu açıktır. Bunun için mücadele programının tüm emek ve meslek örgütleri ile ortak bir program ve mücadele hattında buluşturulması için çabalarımız sürecektir. Mücadele programımız kapsamında yapacağımız eylem ve etkinliklerimizi “Yoksulluk, İşsizlik, Güvencesizlik Paketine Hayır! Emekçiler Tasarruf Paketi Altında Yürütülen Saldırı Politikalarına Sessiz Kalmayacak!” şiarı ile gerçekleştireceğiz. Saldırı paketine mücadeleyi yükselterek karşı koyacağız” diye belirtti.

    “GERÇEK VE ÖZGÜR TOPLU SÖZLEŞME KOŞULLARI SAĞLANSIN”

    Açıklamada talepler şöyle sıralandı:

    -Kamudan tasarruf değil Saray harcamalarından tasarruf edilsin.
    -Vergide adalet sağlansın, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınsın.
    -Yandaşlara, “Beşli Çetelere” hazineden yapılan döviz garantili projelere, Kur korumalı mevduat soygununa son verilsin.
    -Bir dakikalık masrafı 2 emekli maaşına, bir aylık gideri iki büyükşehir belediyesi giderine denk olan Saray ve bağlı harcamaları kısılsın.
    -Kamu idarecilerinin kimi zaman özel gezileri için dahi kullandığı lüks uçak ve makam harcamalarına son verilsin.
    -Personel eksikliği giderilsin, personel alımında liyakati ortadan kaldıran, torpilin kapısını sonuna kadar açan mülakata ve siyasal kadrolaşmaya son verilsin.
    -Gerçek ve özgür toplu sözleşme koşulları sağlansın.
     
    PİRHA/DERSİM

  • KESK’ten Mersin ve Antalya’da tasarruf paketine tepki: Saray masrafları kısılsın- VİDEO

    KESK’ten Mersin ve Antalya’da tasarruf paketine tepki: Saray masrafları kısılsın- VİDEO

    PİRHA- KESK Mersin ve Antalya Şubeler Platformu, tasarruf tedbirlerine karşı eylem yaparak, “Bu paket daha fazla yoksulluk demek. Emekçiler,  Tasarruf Paketi adı altında yürütülen saldırı politikalarına sessiz kalmayacak” dedi. Açıklamada, “Bir dakikalık masrafı 2 emekli maaşına, bir aylık gideri iki büyükşehir belediyesi giderine denk olan Saray ve bağlı harcamaları kısılsın” denildi. 

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı ve geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’ne tepkiler sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu, konuya ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. ‘Tasarruf tedbirleri adı altında emekçiler ve yoksullar açlığa mahkum ediliyor. Biz kaldırmayacağız’ pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mahmut Sümbül okudu.

    “TASARRUF DEĞİL DAHA FAZLA YOKSULLUK”

    Mahmut Sümbül, bu paketi IMF’in hazırladığı kemer sıkma paketlerinin bir kopyası olarak değerlendirerek, tasarruf değil daha fazla yoksulluk paketi olduğunu söyledi. Sümbül, “Saldırı dalgasının daha büyük olduğu ve saldırının yeni paketlerle devam edeceğini ulusal ve uluslararası sermayenin sözcülerinden Hazine ve Maliye Bakanının açıklamalarından anlıyoruz. Nitekim tasarruf paketinin açıklanmasının üzerinden bir hafta geçmeden bu kez de kamuda güvencesiz istihdamı yaygınlaştırmaya yönelik, Devlet Memurlarının Esnek Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik Taslağı” çalışmalarına hız verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz” dedi.

    TALEPLER DİLE GETİRİLDİ

    Söz konusu paketin emek sömürüsünü derinleştirmeyi güvencesizleştirmeyi yaygınlaştırmayı hedeflediğini belirten Sümbül, hükümete seslenerek şu taleplerde bulundu:

    “-Kamudan tasarruf değil Saray harcamalarından tasarruf edilsin.

    -Vergide adalet sağlansın, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınsın.

    -Yandaşlara, “Beşli çetelere” hazineden yapılan döviz garantili projelere, Kur korumalı mevduat soygununa son verilsin.

    -Bir dakikalık masrafı 2 emekli maaşına, bir aylık gideri iki büyükşehir belediyesi giderine denk olan Saray ve bağlı harcamaları kısılsın.

    -Kamu idarecilerinin kimi zaman özel gezileri için dahi kullandığı lüks uçak ve makam harcamalarına son verilsin.

    -Üniversitelerdeki kaldırılan servisler tekrar hizmete alınsın.

    -Personel eksikliği giderilsin, personel alımında liyakati ortadan kaldıran, torpilin kapısını sonuna kadar açan mülakata ve siyasal kadrolaşmaya son verilsin.

    -Angarya çalışma yasaklansın, esnek ve uzaktan çalışma yönetmeliği hazırlıkları sonlandırılsın.

    -Gerçek ve özgür toplu sözleşme koşulları sağlansın.

    -Emeklilere insanca yaşayacakları maaş verilsin.”

    ANTALYA

    Antalya’da da eylem vardı. Kesk Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İlhan Karakurt  Bu ülkenin emekçileri, üretenleri, bütçenin temel gelir kalemi olan dolaylı ve dolaysız vergileri en çok ödeyenleri olarak yeni bir saldırı paketi ile karşı karşıyayız. Açlık ve yoksulluk sınırları içerisinde yaşamamız yetmiyormuş gibi şimdi yeni bir saldırı dalgası ile cendere altına alınmak isteniyoruz” dedi.

    Saldırı dalgasının daha büyük olduğu ve saldırının yeni paketlerle devam edeceğini belirten Karakurt,” Ulusal ve uluslararası sermayenin sözcülerinden Hazine ve Maliye Bakanı Bakanının açıklamalarından anlıyoruz. Nitekim tasarruf paketinin açıklanmasının üzerinden bir hafta geçmeden bu kez de kamuda güvencesiz istihdamı yaygınlaştırmaya yönelik, “Devlet Memurlarının Esnek Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik Taslağı” çalışmalarına hız verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/MERSİN-ANTALYA

     

  • Adıyaman’da Kürt Dili Bayramı etkinliği yapıldı-VİDEO

    Adıyaman’da Kürt Dili Bayramı etkinliği yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı etkinliği yapıldı. Etkinlikte Kürtçe ezgiler seslendirilip, şiirler okundu. Şair-Yazar Mehmet Şirin Bulğa Kürt dilinin anlam ve önemine değinerek, “Dilimiz zengin bir dildir. Dilimize sahip çıkalım.” ifadesinde bulundu.

    15 Mayıs Kürt Dili Bayramı günü dolayısıyla Adıyaman’da program düzenlendi. Programın başında Kürtçe dil üzerine bir konuşma yapıldı. Şair yazar olan Mehmet Bulğa Şirin, Kürtçe dil üzerine konuştu. Bulğa, Kürtçe’nin unutulmaması için dilimizi her alanda konuşmamız gerektiğini dile getirdi. Bulğa, daha sonra kendi kaleme aldığı şiirleri okudu.

    “DİLİNİZE SAHİP ÇIKIN”

    Kürt dilinin dünya dilleri arasında çok önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yapan Bulğa, “Her ne kadar Kürtler bir statüye sahip olmasa da dillerini bugüne kadar getirdiler. Kürtçe 168 dil arasında kelime dağarcığı olarak 8’inci sırada.  Eğer dilimizi konuşmazsak gün ve gün yok olur. Dilinize sahip çıkın. Evinizde, sokakta, pazarda nerede olursa olsun Kürtçe konuşun, Kürtçe yazın ve Kürtçe düşünün” dedi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • SES Adıyaman Şubesi, dayanışma gecesi düzenledi-VİDEO

    SES Adıyaman Şubesi, dayanışma gecesi düzenledi-VİDEO

    PİRHA-SES Adıyaman Şubesi, Hemşireler Günü dolayısıyla dayanışma gecesi düzenledi. Çok sayıda kişinin katıldığı gecede konuşan Şube Eş Başkanı Emine Esen, sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirterek “Bugün bizim için yeni başlangıçların, umutların gecesi olsun istiyorum” dedi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi, Hemşireler Günü dolayısıyla dayanışma etkinliği düzenledi. Altın Park Düğün Salonu’nda yapılan etkinliğe Adıyaman Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

    Dayanışma gecesinde plaket takdimi yapıldıktan sonra çekilişle gelen kişilere Amed Spor forması ve kitap hediye edildi.

    “MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”

    SES Adıyaman Şube Eş Başkanı Emine Esen, gecede yaptığı konuşmada hemşirelerin yaşadığı çalışma koşullarına değinerek şunları söyledi:

    “Hemşireler dünyanın her yerinde çalışmak zorundalar. Bugün bizim için yeni başlangıçların, umutların gecesi olsun istiyorum. Türkiye’de hala hemşireler olarak birçok haktan yoksun çalışıyoruz. Ek ödemelerin emeklilik maaşımıza yansımaması, kadınların çalıştıkları yerlerde mobbinge maruz kalması, yönetimlerin liyakatsiz çalışması, yüksek lisans yapmış hemşirelerin uzman hemşire olarak atanamaması… Bunları hepsini hesapladığımız zaman maalesef bizim mücadele etmemiz lazım” dedi.

    “BASKIYA KARŞI ÖZGÜRLÜĞÜ SAVUNMALIYIZ”

    SES Adıyaman Şube Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın da konuşmasında dayanışmanın önemine değindi. Aydın, “Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için ülkemiz ve dünyada savaşa karşı barışı, faşizme karşı demokrasiyi, emperyalizme karşı bağımsızlığı, baskıya karşı özgürlüğü, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve kardeşliğini savunmalıyız. Hızlanan neoliberal politikalara karşı yıllardır mücadelemiz sürüyor. Bugün halkımızın sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine daha çok ihtiyacı var” diye konuştu.

    “DEPREM SIRASINDA BÜYÜK GAYRET GÖSTERDİNİZ”

    Dayanışma gecesinde kendisine plaket verilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ise kısa bir konuşma yaparak, bu tür etkinliklerin sürekli hale getirileceğini ifade etti. Tutdere şunları söyledi:

    “Bugünden sonra böyle etkinlikleri Adıyaman’da sık sık göreceğiz. Biz de belediye olarak bu tür organizasyonlarınızda her zaman yanınızda olacağız. Deprem sırasında ve sonrasında Adıyaman’da sağlık emekçileri olarak sizler çok büyük gayret gösterdiniz. 31 Mart’tan sonra büyüyen ve yeşeren bir umut var. Bu ümidi büyüteceğiz. Hep beraber şehrimizi, Adıyaman’ımızı hepimizin rahat edeceği, hepimizin çocuklarıyla birlikte mutlu olacağı bir kent haline getireceğiz.”

    DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Çoşkun da kendisine verilen plaketin ardından yaptığı konuşmada “Sağlık emekçilerinin sorunlarını el ele vererek son bulmasını sağlayacağımıza inanıyoruz. Birlik ve beraberliğimizin geleceği günler yakındır” dedi.

    Adıyaman Baro Başkanı Bilal Doğan ise “Bizim en büyük şiarımız ‘dayanışma yaşatır’ vurgusundadır. Özellikle deprem sürecinde sivil toplum örgütleri, KESK bileşenleriyle destek ve dayanışmanın çok büyük bir örneğini sergiledik. Bu süreçten sonra şehrimizi hem imar hem inşa edeceğiz.” sözlerine yer verdi.

    Etkinlik, müzik dinletisiyle devam etti.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

  • Adıyaman’da 4 gün sürecek ‘Çocuk Şenlikleri Festivali’ başladı- VİDEO

    Adıyaman’da 4 gün sürecek ‘Çocuk Şenlikleri Festivali’ başladı- VİDEO

    PİRHA- ‘Adıyaman Bir Arada Çocuk Şenlikleri’ kapsamında Yeni Mahalle KESK konteyner alanında çocuk şenlikleri etkinliği düzenlendi. Şenlikte çocuklara yönelik etkinlikler düzenlendi.

    Adıyaman’da Eğitim Sen, Mordem Sanat Merkezi, Fikir ve Sanat Atölyesi Derneği (FİSA) Çocuk Hakları Merkezi tarafından 4 gün boyunca sürecek olan etkinliğin ilk gününde çocuklar için çeşitli oyunlar düzenlendi. Yüzlerce çocuğun olduğu alanda, müzik, resim atölyesi, kukla atölyesi, kil atölyesi gibi sanatsal çalışmalar yapıldı.

    6 Şubat’ta ağır hasar alan şehirde çocukları hem eğlendirmek hem de depremden bu yana yaşadıkları travmayı atlatmak için birçok çocuk ve aile şenliğe katıldı.

    4 gün sürecek olan etkinlik 25 Nisan’da son bulacak. Aileleriyle gelen çocuklar müzik eşliğinde dans ettikten sonra boya, hamur, resim, oyuncaklar yaptı. Anneler ve babalar da oyun oynayarak çocuklarına eşlik etti.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

     

     

  • DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TDB’den açıklama: 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz

    DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TDB’den açıklama: 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz

    PİRHA – Sendika ve emek örgütleri, tüm kesimleri Taksim’de yapılacak 1 Mayıs kutlamalarına davet etti. DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, “Ülkemizde de Taksim 1 Mayıs alanı keyfiliğe karşı hukukun, otoriter tek adam rejimine karşı demokrasinin simgelerinden biri olmuştur” dedi. 

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), 1 Mayıs kutlamalarına dair açıklama yaptı. Beşiktaş’ta bulunan İskele Meydanı’nda yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Açıklamada sık sık ““Yaşasın 1 Mayıs/Bijî yek gulan” sloganları atıldı.

    1 MAYIS’IN ÖNEMİ

    DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, 1 Mayıs’ta adalet, özgürlük, barış ve kardeşlik taleplerini haykıracaklarını belirtti. Görgün, “Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda buluşacak, ekmeğimizin her gün küçülmesine, adaletin terazisinin tamamen bozulmasına, en temel hak ve özgürlüklerimizin gasp edilmesine hep bir ağızdan dur diyeceğiz” dedi.

    Güngör, insanca bir yaşamı hak ettiklerini vurgulayarak, “Ancak bugünlerde değil insanca yaşamak, hayatta kalmak dahi giderek zorlaşıyor. İnsanca yaşayamıyorsak bu ülke fakir olduğu için ya da ülkenin kaynakları yetersiz olduğu için değil. Bu ülkenin kaynakları hepimizi insanca yaşatmaya yeter. Yeter ki kaynaklarımızı rantçılara, sermayeye, faize, saraya, şatafata, silaha, savaşa değil; işçilere, kamu emekçilerine, emeklilere ve kamu hizmetlerine kullanılsın. Ama ülkeyi yönetenlerin tercihi belli. Onlar yoksuldan alıp zengine, emekçiden alıp sermayeye kaynak aktarmayı görev biliyor” şeklinde konuştu.

    Türkiye’nin işçi hakları sıralamasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında olduğunu söyleyen Güngör, “1 Mayıs’ı ülkemizde ve dünyada, sermaye düzeninin ve bunlara bağlı otoriter rejimlerin tahrip ettiği demokrasiyi yeniden inşa edecek olan kolektif öznenin meydanlarda boy göstereceği tarih olacaktır. Ülkemizde de Taksim 1 Mayıs alanı keyfiliğe karşı hukukun, otoriter tek adam rejimine karşı demokrasinin simgelerinden biri olmuştur” dedi.

    “1 MAYIS’TA ALANLARDA OLALIM”

    Güngör, şöyle devam etti:

    “1 Mayıs’ta alanlarda olmak işimize, aşımıza, ekmeğimize, emeğimize sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak hakkımıza, hukukumuza, gelirde, vergide ve ülkede adalet talebimize sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak eğitim ve sağlık başta olmak üzere herkese nitelikli kamu hizmeti hakkımıza sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak söz ve karar hakkımıza; sendikalı olma, örgütlenme ve grev hakkımıza; ifade özgürlüğümüze; yani demokrasiye sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak İstanbul Sözleşmesine, işyerinde şiddete ve tacize karşı ILO’nun 190 sayılı sözleşmesine sahip çıkmaktır. Haydi, bu adaletsiz düzene karşı bir elimizde çocuklarımız, bir elimizde karanfillerimizle 1 Mayıs alanlarına.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten Van’da halk iradesinin gaspına tepki: Demokrasiye bir darbe daha vuruldu

    KESK’ten Van’da halk iradesinin gaspına tepki: Demokrasiye bir darbe daha vuruldu

    PİRHA- Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığını kazanan Abdullah Zeydan’a mazbata verilmemesi üzerine KESK açıklama yaptı. Açıklamada, “Halk iradesine saygı gösterilmesinin, seçilmiş belediye başkanının mazbatasının verilerek göreve başlamasının demokrasinin ve hukuk devletinin gereği olduğunu hatırlatıyoruz” denildi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK),  Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu hakkının iadesinin AKP’nin talimatıyla geri alınmasına ilişkin sosyal medya hesabında yazı bir açıklama paylaştı.

    “EMEK, DEMOKRASİ, EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VEREN HERKESİN YANINDAYIZ”

    KESK, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Demokrasinin değer ve kurumlarının hiçe sayıldığı, devletin tüm olanaklarının iktidar partisinin hizmetine sunulduğu 31 Mart yerel seçimleri sonuçlarının açıklanmasından 24 saat bile geçmemişken Van’da Kayyım politikaları devreye sokulmuş, halk iradesi yok sayılarak demokrasiye bir darbe daha vurulmuştur.

    KESK olarak halk iradesine saygı gösterilmesinin, seçilmiş belediye başkanının mazbatasının verilerek göreve başlamasının demokrasinin ve hukuk devletinin gereği olduğunu hatırlatıyor, her türlü baskı, haksız ve hukuksuz uygulamalar karşısında emek, demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüten herkesin yanında olduğumuzu kamuoyu ile paylaşıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’ten ‘1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda buluşalım’ çağrısı

    KESK’ten ‘1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda buluşalım’ çağrısı

    PİRHA- 1 Mayıs’a dair açıklama yapan KESK İstanbul Şubeler Platformu, “1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda buluşalım!” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) 3 Nolu Şube’de 1 Mayıs’a İşçi Bayramı’na ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    SES Anadolu Şube Başkanı Şahin Tanrıverdi, seçim sonuçlarına değinerek AKP’nin büyük darbe aldığını söyledi. Kürt illerinde taşımalı seçmen durumuna dikkat çeken Tosun, “Kürt halkı iradesini ortaya koydu. Bütün kayyım rejimine karşı iradesini korudu. Bizlerde bu sonuçta çok mutlu olduğumuzu ifade etmek istiyoruz” diye konuştu.

    Açıklamayı, KESK Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu yaptı. Türkiye’deki ekonomik krize işaret eden Tosu, emekçilerin koşullarını aktardı.

    1 Mayıs’ın birlik ve mücadele günü olduğunu söyleyen Tosu, 1 Mayıs için örgütlenme çağrısı yaparak, “İrademizi omuz omuza, iş yeri iş yeri, sokak sokak, meydan meydan örgütlemeli; dünyanın her ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de ve İstanbul’da da emekten, barıştan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana mücadeleye devam edeceğimizi ifade ediyoruz” dedi.

    1 Mayıs’ta Taksim’de olacaklarını belirten Tosu, “Hem hukuki, hem meşru, hem de 1 Mayıs 77 ve 89’da Taksim’de yitirdiklerimize olan sözümüzün gereği olarak Taksim ısrarımız devam ediyor. 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda buluşalım!” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Haber Sen’den TRT’nin taraflı yayınlarına tepki: İktidarın propaganda kanalı

    Haber Sen’den TRT’nin taraflı yayınlarına tepki: İktidarın propaganda kanalı

    PİRHA – Haber Sen, yerel seçimlere yaklaşırken TRT’nin taraflı yayın yapmasını eleştirdi. Konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında “TRT bu hali ile halkın değil, iktidarın kanalıdır. Haber merkezi bir propaganda merkezine dönüştürüldü” ifadelerine yer verildi. Açıklamada TRT yönetiminin suç işlediğine de vurgu yapıldı.

    Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber Sen), TRT yayınlarındaki AKP-MHP propagandasına dikkat çekti. Konuya ilişkin genel merkez binasında yapılan basın açıklamasında “Kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken TRT yine bildiğiniz gibi!” denildi.

    “İKTİDARIN YAYIN KANALI!”

    Haber Sen Başkanı Mesut Balcan, TRT Haber kanalının, sadece iktidarın propagandasını yaptığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “TRT bu hali ile halkın değil, iktidarın kanalıdır. Son 20 yılda ki bütün seçimlerde olduğu gibi TRT bizi yine yanıltmadı. Kamu Hizmeti Yayıncılığı yapması gereken, halktan alınan vergilerle finanse edilen kurum, halktan uzaklaştı ve iktidarın yayın kanalı olma görevini yine devam ettiriyor.

    Kuruma doldurulan liyakatsiz yöneticiler, işin ehli olmayan ve birilerinin ricasıyla işe alınan personel, dur durak bilmiyor, kurumu tarafsızlık ilkesinden uzaklaştırıyor. Siyasi erk tarafından “bir sana, bir bana” mantığı ile kadrolar dolduruluyor, liyakatsiz yöneticiler iş başına geliyor.

    Özellikle TRT Haber Kanal Koordinatörlüğü; kurumda deneyimli, kadrolu pek çok muhabir ve yönetici varken yöneticileri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından gelmeye devam ediyor, haber merkezi bir propaganda merkezine dönüştürüldü. Saray adeta TRT Haber içinde kendi haber merkezini kurguladı.

    TRT’DE DEM PARTİ’YE HİÇ YER YOK!

    TRT Haber’in seçim öncesi karnesine baktığımızda; 01 Ocak ve 10 Şubat 2024 tarihleri arasındaki 40 günlük yayın kayıtları incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin ekrana getirilme süresi 1945 dakika olarak kayda geçmişken; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP’nin ekrana getirilme süresinin 25 dakika, DEM Parti Eş Genel Başkanlarına ise sıfır dakika verildiği tespit edildi.

    TRT Haber’in 19 Mart 2024 tarihli 24 saatlik yayını incelendiğinde ise, canlı yayınlar ve haber bültenlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP adaylarına 6 saat 35 dakika 22 saniye yer verilirken; CHP lideri Özgür Özel ise gece yarısı yayınlanan 2 bültende sadece 67 saniye yer alabildi.

    Aynı gün CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, Ankara adayı Mansur Yavaş ve İzmir adayı Cemil Tugay bir saniye bile TRT Haber ekranında yer bulamadı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir haberle 2 dakika 33 saniye TRT Haber’de yer alırken, İyi Parti İstanbul adayı Buğra Kavuncu da 4 haberle 4 dakika 24 saniye ekranda kaldı. Diğer muhalif partilere ise hiçbir bülten ve canlı yayında yer verilmedi.

    Diğer taraftan TRT ekranlarında afetlere yönelik yayımlanan spot filmler ise doğrudan Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının propagandası içermektedir. Filmlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İstanbul adayının görüntüleri eşliğinde vatandaşın ‘Özellikle Eski Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum hiçbir zaman elini eksik etmedi’ şeklindeki sözlerini izleyebilirsiniz. Kaldı ki bu spot filmlerin seçim yaklaştığı son 2 hafta içinde neredeyse her saat yayınlandığını görebilirsiniz.

    Yerel seçimlere giderken TRT’nin sadece iktidar ve ortaklarının propagandasını yapması, sadece halk nazarında değil, kurumun asli emekçileri üzerinde de inanılmaz bir rahatsızlık yaratmaktadır.

    “BU AYRIMCILIK ANAYASAL BİR SUÇTUR”

    Mesut Balcan, TRT’de yapılan ayrımcılığın Anayasal bir suç olduğunu vurgulayarak açıklamasına şu sözlerle devam etti:

    “TRT kamu vicdanına sığmayan bu suçu işlerken RTÜK ve YSK ise sürece seyirci kalmaktadır. Hatırlatalım; bu Anayasal bir suçtur!

    TRT Kanunu’nun Yayın Esasları bölümünün 5. maddesi, “Anayasanın sözüne ve ruhuna bağlı olmak; kamu yararını korumak ve kollamak, tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak” üzerinedir.

    Haber-Sen olarak “Kamu Hizmeti Yayıncılığı” ilkesi içinde olması gereken TRT’yi bir kez daha, bıkmadan usanmadan bu ilkeye dönmesi çağrısını yapıyoruz.

    TRT yönetimi, 2954 sayılı TRT Yasa’sının yayın esaslarını belirleyen 5. Maddesi’nin “k” ve “m” Fıkralarını anlayarak okuyup uygulasalar tartışmalar bitecek.

    Yasa diyor ki; “TRT, Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak, kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak zorundadır.”

    Yasanın yayın esasları ile ilgili bölümlerini uygulayıp halkın verdiği her kuruşun nereye harcandığının hesabını halka açık bir şekilde verirseniz tartışmalar kendiliğinden sona erecektir.

    TRT bu hali ile RTÜK, YSK ve TRT’yle ilgili kanun ve yönetmelikleri ihlal etmektedir. Anayasal ve hukuk zemininde bu ihlalleri yapanların biran önce yargılanması gerektiğini kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Kamu hizmeti yayıncılığı vazgeçilmezdir. Asıl olan TRT’nin evrensel ilkeler çerçevesinde kamu hizmeti yayıncılığı yapmasıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK, 31 Mart’a giderken ‘Seçim Tutum Belgesi’ni açıkladı- VİDEO

    KESK, 31 Mart’a giderken ‘Seçim Tutum Belgesi’ni açıkladı- VİDEO

    PİRHA- 31 Mart Yerel Seçimlerine giderken KESK, ‘Seçim Tutum Belgesi’ni açıkladı. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Konfederasyonumuz, devletin ve sermayenin mutlak iktidarına, toplumun ve doğanın talan edilerek nesneleştirilmesine, insanın ve toplumun güvencesiz kılınmasına, yaşam alanlarımız üzerinde denetim kurulmasına karşı emek ve demokrasi mücadelesini bir arada yürütmeyi esas almaktadır” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Genel Meclis üyelerinin katılımıyla basın toplantısı düzenledi.

    31 Mart Yerel Seçimlerine dönük tutumunu açıklayan KESK, “2024 yerel seçimlerine doğru giderken derinleşen yönetememe krizinden çıkamayan iktidar bloğu, seçim alanlarında demagojik söylem ve milliyetçilik yarışı üzerinden tehlikeli ayrışmalara neden olmaktadır” vurgusunu yaptı.

    “YEREL SEÇİMLER KAMU EMEKÇİLERİNİ YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR”

    KESK’in tutum belgesini, KESK Eş Başkanı Ayfer Koçak okudu. Yerel seçimlerin kamu emekçilerini yakından İlgilendirdiğini belirten Koçak, şu açıklamayı yaptı:

    “Tüzüğümüzde de yer aldığı üzere; konfederasyonumuz devletin ve sermayenin mutlak iktidarına, toplumun ve doğanın talan edilerek nesneleştirilmesine, insanın ve toplumun güvencesiz kılınmasına, piyasanın dokunulmazlık zırhına büründürülmesine, yaşam alanlarımız üzerinde denetim kurulmasına karşı emek ve demokrasi mücadelesini bir arada yürütmeyi esas almaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini ve özgürlüğü, sermayeden ve devletten bağımsız sendikacılığı savunmakta, söz-yetki-kararı gerçek sahipleri olan emekçilere, halklarımıza verilmesi mücadelesini yürütmektedir. Eşit ve özgür yurttaşlığı yeni anayasanın esası olarak gören, düşünce ve ifade özgürlüğünü, bilimselliği, laikliği vazgeçilmez ilke olarak kabul eden, farklılıklarımızla birlikte yeni bir yaşamı inşa eden bir anlayışı savunmaktadır.

    Kuruluşundan bugüne sendikal hak ve özgürlükler mücadelesini ülkemizin emek, demokrasi, eşitlik, laiklik, özgürlük ve barış mücadelesinin ayrılmaz bir parçası kabul eden Konfederasyonumuz; demokratik dönüşümün ve toplumsal demokrasinin pratikleşme alanı olan yerel yönetimlerin emekten yana, demokratik, katılımcı, şeffaf, toplumsal cinsiyet eşitliğini odağına alan, özgürlükçü ve ekolojik bir biçimde yeniden yapılanmasını en temel ilkelerden biri olarak kabul etmektedir.”

    KESK SEÇİM TUTUMUNU AÇIKLADI!

    Koçak, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde KESK’in tutumunu şu şekilde sıraladı:

    Emekçilerin demokratik, ekonomik, sosyal ve özlük haklarına öncelik vererek çalışanları gözeten,

    Başta toplu sözleşme ve grev hakkı olmak üzere emekçilerin sendikal hak ve özgürlüklerini tanıyan,

    Tüm yönetim düzeylerinde kadınların eşit temsiliyetini esas alan,

    Kentlerin toplumsal mülkiyeti olan kamusal alanları sermayenin değil, toplum ve halk yararına kullanan,

    Barınma ihtiyacını karşılamak üzere başta öğrenciler olmak üzere engelliler, yaşlılar, kadınlar, işsizler vb. toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik konut ve sosyal alanların inşasına gerekli bütçeyi ayıran,

    Depreme ve afetlere dirençli konut inşa eden,

    Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla eksiksiz bir biçimde yaşama geçirilmesi gerektiğine inanan, yerel düzeyde bunun gereklerini yerine getiren,

    Karar alma ve denetleme mekanizmalarında gerçek katılımcılığı ve şeffaflığı gözeterek, yönetimleri halkın katılımına açan ve “geri çağırma” ilkesini kabul eden,

    Eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaklaşım üzerinden çok kültürlü, çok dilli ve çok kimlikli yaşamı birer zenginlik olarak görerek birlikte yaşamı temel alan, kamusal hizmetleri herkes tarafından ulaşılabilir, nitelikli, eşit, parasız ve anadilinde sunan;

    Yurttaşlar arasında kan bağı, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, din veya inanca dayalı hiçbir ayrımcılığa izin vermeyerek; yerelleri eşitlik idealinin yaygınlaşma alanları olarak gören,

    Yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocukların toplumsal yaşama katılımını artırmaya yönelik ücretsiz sosyal ve kültürel tesisler ile kreşler, bakımevleri ve eğitim merkezleri oluşturmayı hedefleyen,

    Ulaşım, temiz su, alt yapı, ısınma, çöp vb. hizmetlerin halka doğrudan, sürekli, nitelikli ve ücretsiz ulaştırılmasını birincil görevi olarak gören,

    Ormanları, mera ve yaylaları betonlaşmaya, talan ve ranta karşı imara kapatan,

    Kentsel dönüşüm vb. uygulamaları rant ve talan aracı olarak değil, değişik kültürlerden insanların beraber yaşayabilecekleri bir kent algısı üzerinden ele alan,

    Hayvanları ölüme terk eden her türlü barınağı, parkı vb. kapatan, hayvan haklarını savunup gereğini yapan,

    Demokratik ve katılımcı bir yerel yönetim anlayışının öncelikle il genel ve belediye meclislerinde karşılık bulması gerektiğine inanan, gereğini yerine getiren,

    Yerel yönetimleri birer şirket olarak değil, halka hizmet veren kurumlar olarak gören ve yerel hizmetlerin verilmesinde kar değil, toplumsal yararı esas alan,

    Yerel hizmetlerin sunumunda özelleştirme ve taşeronlaştırmaya karşı çıkan,

    Tarikat ve cemaat yapılarına karşı mücadelede yerel yönetimlerin önemini kavrayan ve bu ve benzeri yapılara karşı geleceğimiz olan çocuklarımızın hayatına sahip çıkmayı ve mücadele etmeyi önüne hedef olarak koyan,

    Yerel yönetimlerin bütün plan ve uygulamalarını toplum merkezli, eşitlikçi ve demokratik bir biçimde hazırlamayı ve uygulamanın her aşamasında,  sokak, mahalle ve kent meclislerine şeffaf bir şekilde hesap vermeyi taahhüt eden,

    Bütçe hakkı kapsamında katılımcı, şeffaf, hesap verilebilir, toplumsal cinsiyete duyarlı ve ekolojik bütçe oluşturma süreçlerini işleten,

    Üretimden tüketime kadar bütün toplumsal süreçlerin adil, eşit ve demokratik işleyişini savunan,

    Yerel yönetimleri, doğa insan yabancılaşmasının aşılmasının temel alanı olarak kabul edip, her düzeyde “tavizsiz” bir şekilde ekolojik yerel yönetim anlayışını esas alan,

    Yerellerde yaşayan halkı evrensel kültür ve gelişmelerle buluşturmaya yönelik sosyal ve kültürel katılım projeleri oluşturmayı hedefleyen,

    Mülteci, sığınmacı ve göçmenlere yönelik ayrımcılığın son bulması ve haklarını kullanmaları önündeki engellerin kaldırılması için mücadele eden, anlayış ve programların taşıyıcısı adaylara oy verilmesini savunmaktadır!

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Mardin Kadın Meclisi, Adıyaman’daki depremzedeleri ziyaret etti-VİDEO

    KESK Mardin Kadın Meclisi, Adıyaman’daki depremzedeleri ziyaret etti-VİDEO

    PİRHAKESK Mardin Kadın meclisi Adıyaman’a gelerek depremzede aileleri ziyaret etti. Kadın Meclisi Platformu, depremzedelere ailelerle dayanışma mesajı vererek, “8 Mart’ta iş yerlerimizden, alanlarda, yaşadığımız her yerde mücadele etmeye; özgürlük, eşitlik, emek, hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz’ çağrısında bulundu.

    Mardin Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyon (KESK) Kadın Meclisi, Adıyaman’da depremzede aileleri ziyaret etti.

    Adıyaman’da depremzede aileleri ziyaret ederek yaşadıkları sorunları dinleyen KESK’li kadınlar, ziyaret öncesinde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Deprem bölgesinde yaşam mücadelesi veren depremzedeler başta olmak üzere depremden etkilenen milyonlar kendi kaderleri ile baş başa bırakılmıştır” diye belirtti.

    “EN TEMEL KONU BARINMA”

    Depremden sonra en temel sorunun barınma olduğunu söyleyen Adıyaman KESK Kadın Meclisi üyesi Beyda Tişkaya, “Deprem sonrasında yaşanan en temel konulardan birisi barınma sorunun büyümesi, yaşanan iç göç sonrasında konut ve kira fiyatlarında yaşanan anormal artışlar olmuştur. Bu durum depremin yarattığı yıkımın sadece fiziki olmadığının, ülke olarak ciddi bir toplumsal yıkımla da karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır. Depremle birlikte yaşanan fırsatçılık inanılmaz boyutlar ulaşmıştır. Bu durum karşısında yetkililerin suskunluğu ise manidardır” şeklinde konuştu.

    “8 MART’TA OMUZ VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    “KESK’li kadınlar olarak bu süreçte halkımızla sürekli dayanışma içerisinde olduk, olmaya da devam edeceğiz” diyen Tişkaya, devamında şunları söyledi:

    “Ülkede ve dünyada yaşanan tüm krizlerin bedelinin bize, kadınlara ödetilmeye çalışılmasına tahammülümüz kalmadı şiarıyla sizleri 8 Mart’ta işyerlerimizde, alanlarda, yaşadığımız her yerde mücadele etmeye; özgürlük, eşitlik, emek, hak, adalet, barış ve laiklik için yıllardır verdiğimiz mücadeleye omuz vermeye çağırıyoruz.”

    KESK’li kadınlar depremzede aileleri ziyaret ederek dayanışma içerisinde olduklarını belirterek, kadınların yaşadıkları sorunları dinledi. Kadın meclisi depremin ardından yaşanan zorluklara kulak verdi.

    PİRHA-ADIYAMAN

     

  • Eşi tarafından öldürülen Pınar Bulunmaz için Adıyaman’da açıklama-VİDEO

    Eşi tarafından öldürülen Pınar Bulunmaz için Adıyaman’da açıklama-VİDEO

     PİRHA-Urfa Siverek’te evli olduğu erkek Rıdvan Bulunmaz tarafından katledilen Pınar Bulunmaz için Adıyaman’da basın açıklaması yapıldı. Adıyaman KESK Kadın Meclisi yaptığı açıklamada, “Biz yasta değil isyandayız! Öldüren sevginizi istemiyoruz” dedi. Bulunmaz’ın yakınları da failin en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. 

    Adıyaman’da kısa bir süre önce evli olduğu Rıdvan Bulunmaz tarafından öldürülen Pınar Bulunmaz için Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Kadın meclisi Demokrasi Parkı’nda bir açıklama yaptı. Çok sayıda kadının olduğu alanda ‘jin jiyan azadi’, ‘kadın cinayetleri politiktir’ yazılı dövizler açıldı. Kadınlar hep bir ağızdan ‘jin jiyan azadi’ diye bağırdı.

    “KADIN CİNAYETLERİ SAYIDAN, HASHTAGLARDAN İBARET DEĞİLDİR”

    KESK Kadın Meclisi adına konuşma yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Kadın Sekreteri Rengin  Kılınç, kadın cinayetlerinin hastaglardan ibaret olmadığını, cinayetlerin politik olarak işlendiğini ifade etti.

    Kılınç “Bizler biliyoruz ki kadın cinayetleri politiktir. Hepimizin bildiği gibi Pınar’ı hayattan koparan sadece eşi değil, iktidarın kadın düşmanı politikalarıdır. Kadınlar sayıdan, siyah beyaz birer fotoğraftan, öldürüldükçe ismi gündem olan hashtaglerden ibaret değildir” dedi.

     “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMEK CİNAYETİN ANA NEDENLERİNDENDİR”

    Kadın cinayetlerinin İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinden kaynaklı olarak artış gösterdiğini de belirten Kılınç, şöyle devam etti:

    “Türkiye’nin, kadınların şiddete karşı koruma kalkanı olan İstanbul Sözleşmesi’nden bir kişinin kararı ile çekilmesi hukuka aykırıdır. Sözleşme uygulanmaya devam edilmelidir. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan, kadınları her türlü şiddete karşı korumak, şiddeti önlemek ve eşitliği yaygınlaştırmakla yükümlüdür. Sözleşme hükümlerini uygulamayan kamu görevlilerinin kanuna aykırı hareket etmekte sorumluluğu bulunduğunu bir kez daha hatırlatırız.”

    Kılınç, Pınar Bulunmaz’ın gencecik bir sağlık emekçisi olduğunu belirterek, “Tıpkı bizler, sizler gibi birilerinin ablası, kardeşi, evladıydı ve geleceğe dair hayalleri olan biriydi. Pınar’a sıkılan kurşunlar,  Pınar’ı ailesinden, arkadaşlarından ve sevdiklerinden koparmış olabilir ancak bizler, Pınar’ın nezdinde bir kadının daha hayattan koparılmasına göz yummayacak, bu duruma alışmayacak, bir kişi daha eksilmeyeceğiz” dedi.

    “EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Pınar Bulunmaz’ın akrabası olan Dilek Cömert de adaletin uygulanmasını isteyerek, “Pınar vahşice öldürülerek katledildi ve hastanenin önüne atıldı bir kuş gibi. Biz bu soruşturmanın etkin bir şekilde sürmesini istiyoruz. Şu an tutuklu bulunan Rıdvan Bulunmaz’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

  • Sağlık çalışanları arasında 5 kat farklı teşvik ödemesi tepkiyle karşılandı

    Sağlık çalışanları arasında 5 kat farklı teşvik ödemesi tepkiyle karşılandı

    PİRHA – SES Ankara Şube üyeleri, teşvik ödemelerine karşı eylem yaptı. Yapılan basın açıklamasında, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışan sağlık çalışanı arasında 5 kata varan farkın ortaya çıktığına işaret edildi.

    Ankara’daki sağlık emekçileri, iş barışını bozduğu gerekçesiyle “Teşvik ödemelerine” karşı eylem yaptı.

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir araya gelen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri, teşvik ödemelerine karşı basın açıklaması yaptı.

    “ACİLEN MAĞDURİYETİMİZİN GİDERİLMESİ GEREKMEKTE”

    Sağlık emekçileri adına basın açıklamasını SES Ankara Şube Yöneticisi Nurullah Sivlim okudu. Sivlim, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde aynı birimde eşit koşullarda olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışanlar arasında 5 kata varan fark ortaya çıktığını söyledi. Yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Üniversite hastanelerinde çalışan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sorunlarını tek tek listelesek buradan YÖK’e kadar uzanır. Ama öncelikle belirtmek ve çözüme kavuşmasını istediğimiz bazı sorunlarımızı sizinle paylaşmak istiyoruz. Bu sorunlarımızın başında teşvik ödemelerindeki adaletsizlik geliyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı İbni Sina ve Cebeci Hastanelerinde çalışan farklı meslek gruplarına bağlı emekçiler arasında ciddi farklar bulunmaktadır. Hatta geçen ay teşvik ödeme alamayan ya da çok az alan arkadaşlarımızın sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

    Özellikle Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde aynı birimde eşit koşullarda olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışan sağlık çalışanı arasında 5 kata varan fark ortaya çıkmaktadır. İş barışını bozan, emeğimizi değersizleştiren bu uygulama hakkında acilen yeni bir düzenleme yapılması ve mağduriyetimizin giderilmesi gerekmektedir.

    Sorunlarımız bununla kalmamaktadır. İnsanları iyileştirmek için gece gündüz demeden günün 24 saati çalışan emekçilerin beslenme hakkı da sorunlarımızın başında gelmektedir. Kurumda dağıtılan yemek hijyenik ve doyurucu olmaktan uzak olması sebebiyle de koruyucu sağlık hizmetinin ihlali anlamına gelmektedir.

    Yine kurum içerisinde liyakatsiz atamalar, keyfi uygulamalar da sorunlarımızın arasında yer almaktadır. Keyfi ve plansız yer değişiklikleri, mobbinge varan psikolojik baskılar çalışanların mutsuzluğunu derinleştirirken idarenin diyaloğa kapalı tutumu ve sendikal hakların kullanımına yönelik tehditler ise bizim açımızdan asla kabul edilebilir değildir.

    İdarecilerin araçları için özel yer ayrılırken diğer sağlık çalışanları erken geldikleri halde bile otopark sorunu yaşaması, özellikle maaş, döner sermaye vb. ödemelere yönelik bilgi talebimizin karşılıksız kalması, bırakın birinci derece yakınlarımızı kendimizin bile randevu ve tetkikler için sıra alamamamız eşitlik ve adalet duygusunu ortadan kaldıran sorunlarımızın başında gelmektedir.

    “ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ TALEPLERİ GÖRMELİ”

    Üniversite yönetimi bir an önce sağlık çalışanlarının taleplerini görmeli ve çözmek için gerekli çabayı sarf etmelidir. Aksi takdirde hizmet üretiminden gelen gücümüzün kullanımı da dahil olmak üzere her türlü eylem ve etkinliği kullanacağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

    Bizler yandaş sendikaların yaptığı gibi görev savan açıklamalar değil, sorunlarımızın çözümünü esas alan eylem ve etkinlikler yaparak üniversite hastanelerinde çalışanlarının haklarını almasını sağlayacağız.

    Bir kez daha yönetimi uyarıyoruz. Bu SES’e kulak verin…”

    PİRHA/ANKARA