Etiket: sivas katliamı

  • Ankara’da 33 can anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız – VİDEO

    Ankara’da 33 can anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız – VİDEO

    PİRHA-Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31.Yılı nedeniyle, katledilen canların fotoğraflarının yer aldığı tişörtler ile Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Ardından, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda ki anıt mezarda anıldı.

    Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31. Yılı nedeniyle “zaman aşımı kararını tanımıyoruz” diyerek, Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenecek anma öncesinde, 6 Temmuz 1993 tarihinde olduğu gibi Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Oteli’nde katledilen 33 canı, Ankara Karşıyaka Anıt Mezarlığı’nda andı.

    Yapılan anmada ‘Madımak utanç müzesi olacak’ pankartı açılırken sık sık, ‘Sivas’ı unutma unutturma’, ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’, ‘Sivas Katliamı’nın hesabını soracağız’, ‘Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar’ sloganları atıldı.

    Anma katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapılmasıyla başladı.

    “MUTLAKA HESABINI SORACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe konuşmasında şunları söyledi:
    “Günlerde, haftalardır gündemimiz 2 Temmuz. 31 yıldır vazgeçmedik. 31 asır da geçse vazgeçmeyeceğiz. 33leri unutturmaya çalışıyorsunuz biliyoruz, katliamı aklamaya çalışıyorsunuz biliyoruz. Kararlıyız, kararlığı olduğumuzu da her fırsatta ifade etmeye devam edeceğiz. Bu davanın insanlık davası olduğunu çoktan deklare ettik. Bu dava insanlık davasıyla, insanlık var olduğu sürece bu dava sürecek. Herkesin eşit ve bir arada yaşayabildiği, özgür bir ortamı yaratıncaya kadar bu dava devam edecek. Bugün ki siyasal iktidar gücünü Madımak’tan aldı. Unuttukları bir şey var, biz de gücümüzü oradan alıyoruz. Onlar 30. Yılında “zaman aşımı” dediler, biz ise “zaman aşımı olmaz, bu bir insanlık suçudur” dedik.
    10 Ekim için de zaman aşımı kararı verdiler. Bu adaleti sağlayamazsak, Sivas’ın hesabını soramazsak 10 Ekimi’de soramayacağız, ondan sonra gelecekleri de. Cumhuriyet tarihi boyunca, Koçgiri’den Zini Gediği’ne, Çorum’a, Maraş’a kadar, bugüne gelinceye kadar yaşadığımız. Bütün katliamların sorumluları belli, onlara kol kanat gerenler belli. Bu katliamı hazırlayan da, katliamcılara destek veren de devlettir. Biz yeniden başlıyoruz ve ilk gün olduğu gibi canlarımızı buraya uğurlarken yürüdüğümüz mesafeyi, yaklaşık 20 km’yi yürüdük. Dağları da aşarız. Mutlaka hesabını sorarız.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “Bu dava bir insanlık davasıdır. Bu katliamı yapanları belli. Onlarca katliamın hesabını sormak için herkesin huzurunda söz veriyoruz. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Onların ellerinde bir utanç kaldı. Bizim elimizde ise unutmamak, unutturmamak var” diye ekledi.

    Yapılan konuşmalar ardından mezarlara karanfiller bırakılarak anmaya son verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Destekliyorlardı; 16 Alevi örgütü ve 15 Alevi Ocağı’ndan Cemevi Başkanlığı’na Madımak tepkisi!

    Destekliyorlardı; 16 Alevi örgütü ve 15 Alevi Ocağı’ndan Cemevi Başkanlığı’na Madımak tepkisi!

    PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na verdikleri destekle bilinen 16 Alevi örgütü ve 15 Alevi Ocağı ortak yazılı açıklamayla Başkanlığa tepki gösterdiler. Açıklamada Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ‘Alevilerin derin acılar yaşadığı ve büyük kayıplar verdiği Madımak Katliamı’yla ilgili neden açıklama yapmadınız?’ diye sordu.

    İktidara yakınlığıyla ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na verdikleri destekle bilinen 16 Alevi örgütü ve 15 Alevi Ocağı, Madımak Katliamı’na dair bir açıklama yapmayan Başkanlığa tepki gösterdiler.

    Ortak yazılı bir açıklama yapan Alevi kurumları ve imzacı Ocaklar, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2 Temmuz Sivas Katliamı’na ilişkin bir açıklama yapmadığını belirterek, başkanlığın Alevilerin beklentilerini karşılayamadığının da altını çizdiler. Kurumlar, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na “Madımak Katliamı’yla ilgili neden açıklama yapmadınız? Neden Sivas’ta yapılan anmaya katılmadınız?” sorularını yönelttiler.

    “ASLOLAN ACILI GÜNÜMÜZÜN ANIMSANMASIDIR”

    Açıklamada, iş birliği ve dayanışma gayretlerinin, Alevi toplumu için beklentilerini karşılayacak düzeyde yanıtlanmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Mutlu gününün anımsanması herkes için önemlidir ancak aslolan kötü/acılı günümüzün anımsanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, valisi ve bir çok bürokratıyla katliamın gerçekleştiği yerde. Bir çok siyasi parti temsilcisi ve sivil toplum örgütü de katliamın gerçekleştiği yerde. Binlerce insan da sosyal medya kanalıyla yaşananlara tepkilerini, katledilenlere saygılarını ve dualarını paylaştı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasını ve çalışmalarını, eksikliklere/yanlışlara rağmen, ilk günden beri destekledik. Zaman zaman da yapıcı eleştirilerimizi en üst düzeyde paylaştık. Son dönemde, Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı’nın yönetim kurulunun değişmesinden sonra yaşananlar da göstermiştir ki samimi eleştirilerimiz, işbirliği ve dayanışma gayretlerimiz, Alevi toplumu için beklentilerimizi karşılayacak düzeyde yanıtlanmamıştır. Bu nedenlerle de, yaşanılanları Sayın Cumhurbaşkanımıza da arz etmek zorunda kaldık.”

    “NEDEN SİVAS’TA YAPILAN ANMAYA KATILMADINIZ?”

    İmzacı kurumlar ve ocaklar, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na şu soruları sordu:

    “*Alevilerin derin acılar yaşadığı ve büyük kayıplar verdiği 2 Temmuz 1993’te gerçekleşen Madımak Katliamı’nın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görmezden gelinmesine ne demeliyiz?

    *Madımak Katliamı’yla ilgili neden açıklama yapmadınız?

    *Neden Sivas’ta yapılan anmaya katılmadınız?

    *Neden, çok iyi kullandığınız sosyal medyadan hiçbir paylaşımda bulunmadınız?

    *Aleviler Bektaşiler Kızılbaşlar için kurulmadı mı bu Başkanlık?”

    AÇIKLAMA YAPAN KURUMLAR ŞÖYLE:

    Alevi Ocakları Federasyonu,
    Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Serçeşme Vakfı
    Anadolu Kültürünü Koruma Vakfı (Akkav),
    Serçeşme Alevi Bektaşi Derneği,
    Çankaya Cemevi Derneği,
    Hüseyin Gazi Alevi Bektaşi Derneği,
    Dede Korkut Kültürünü Yaşatma ve Cemevi Derneği,
    Altındağ Cemevi Derneği,
    Mazlum Abdal Cemevi Derneği,
    Samsun Güldere İmircik Köyü Yardımlaşma Derneği,
    Toroslar Cemevi Derneği,
    Seyit Harun Nurdede Ocağı Kırklar Cemevi Derneği,
    Hacı Bektaşi Veli’ye Gönül Verenler Sosyal Kültürel Eğitim Derneği
    Tüm Alevi Bektaşi Derneği,
    Çalapverdi Cemevi Derneği,
    Etimesgut Horasan Erenleri Cemevi Derneği

    DESTEKLEYEN OCAKLAR
    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı
    Koluaçık Hacım Sultan Ocağı
    Zeynel Abidin Ocağı
    Seyit Harun Nur Dede Ocağı
    Çalapverdi Ocağı
    Hasandede Ocağı
    Hıdır Abdal Ocağı
    Sarı İsmail Ocağı
    Ali Baba Ocağı
    Ağuiçen Ocağı
    Yalıncak Sultan Ocağı
    Hubyar Ocağı
    İmam Rıza Ocağı
    Cemal Abdal Ocağı
    Yunus Emre Ocağı

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir’de Madımak anması: Anadolu’ya ışık olmaya devam edeceğiz -VİDEO

    İzmir’de Madımak anması: Anadolu’ya ışık olmaya devam edeceğiz -VİDEO

    PİRHA- ABF, Madımak Katliamı’nın yıl dönümünde İzmir’de bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Siyasal İslam’ın hayatın her alanını karanlığa boğmaya çalıştığı süreçte bizler asla karanlığa teslim olmayacağız. Anadolu’ya ışık olmaya devam edeceğiz” mesajı verildi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Madımak katliamının yıl dönümüne ilişkin İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi. “Madımak yanıyor, unutmadık, unutmayacağız” pankartı açılan açıklamada “Bu ülkede aydınların yakıldığını unutma, unutturma” ve “Şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok” dövizleri taşındı. Kentte bulunan siyasi parti ve kurumların yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada sık sık “Sivas’ı unutma unutturma”, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar” ve “Dün Maraş’ta, bugün Sivas’ta, çözüm faşizme karşı savaşta” sloganları atıldı.

    “ZAMAN AŞIMI KARARINI KABUL ETMİYORUZ”

    Açıklamada konuşan ABF Ege Bölge Sorumlusu Bahar Kaplan, Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve zaman aşımı kararını kabul etmediklerini vurguladı. Katliamın üzerinden geçen 31 yılın 22 yılında AKP iktidarının olduğunu anımsatan Kaplan, “İktidarlarının ilk gününden beri de katliamcı zihniyetin lehinde taraf olmuştur. Katillerin avukatlığını yapanları milletvekili yaparak işe başlayan AKP, sonunda suçları sabit olan ve hüküm giyen katilleri de affederek serbest bırakmıştır. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç olan bu katliamın yapıldığı Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması yönündeki taleplerimizin karşılanması bir yana, cezaevinde kaç kişinin tutuklu olduğuyla ilgili dahi bilgi verilmemektedir. Şu günlerde siyasette normalleşmeden bahsedilmektedir. Eğer normalleşme adına bir adım atılacaksa işe, Diyanet İşleri’nin bütçesini tamamen sıfırlayarak, okullarda zorla verilen din derslerini kaldırarak, Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilerek, AHİM’in Aleviler ile ilgili verdiği kararları uygulayarak ve Madımak Oteli’ni utanç müzesi yaparak başlanmalıdır” dedi.

    “ANADOLU’YA IŞIK OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Normalleşmenin Alevilerin tüm itirazlarına rağmen kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılmasıyla olacağını belirten Kaplan, “Biz Aleviler, ezilenler ve ötekileştirilenler bir kez daha diyoruz ki; katliamın üzerinden 31 yıl geçmiş olmasına rağmen, bu acıyı ve öfkeyi unutmadık, unutturmayacağız. Adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz ve gerçek sorumluların yargılanması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Siyasal İslam’ın hayatın her alanını karanlığa boğmaya çalıştığı süreçte bizler asla karanlığa teslim olmayacağız. Anadolu’ya ışık olmaya devam edeceğiz. Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri olarak, 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın unutulmaması ve unutturulmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz” diye belirtti.

    PİRHA/İZMİR

  • Fırat’tan Madımak önergesi: Katliam bütün yönleriyle araştırılsın

    Fırat’tan Madımak önergesi: Katliam bütün yönleriyle araştırılsın

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Madımak Katliamı’nın bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkarılması için TBMM’ye bir araştırma önergesi verdi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına, Sivas Madımak Katliamı ile ilgili bir meclis araştırma önergesi verdi.

    Aradan geçen 31 yıla rağmen Sivas Madımak Katliamı’nın, tam anlamıyla aydınlatılmadığını, arkasındaki örgütlerin bulunmadığını, gerçek faillerin yakalanmadığını ve adaletin yerini bulmadığını, 14 Eylül 2023 tarihinde firari üç sanığın yargılandığı son davanın ise zaman aşımına tabi tutularak düşürüldüğünü vurgulayan Celal Fırat Dede, “Türkiye tarihinde Alevilere karşı işlenmiş en karanlık katliamlardan biri olan Sivas Madımak katliamının faillerinden firari üç sanığın ‘kaçak’ sayılmalarına rağmen, zamanaşımı gerekçe gösterilerek yargılanmaması hukuki bir skandaldır. Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden ‘insanlığa karşı işlenmiş suçlar’ kapsamında sayılmadığının bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla” Meclis Araştırma sürecinin başlatılmasını teklif etti.

    “OTELİ YAKAN 15 BİN KİŞİDEN SADECE 190’I GÖZALTINA ALINDI”

    Önergenin gerekçesinde, o gün, oteli yakan ve alkışlayan 15 bin kişiden sadece 190’ının gözaltına alındığını; 190 kişiden de 124’ü hakkında dava açıldığını ifade eden Fırat, “İlk karar 1994’te çıkmış, Mahkeme, 87 sanığı 2 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkum etmiştir. Mahkeme, cezalarda ‘haksız tahrik indirimi’ uygulamış, Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu kararı bozmuş, bozma kararı üzerine bu sefer 1997’de Mahkeme saldırının ‘anayasal düzene karşı yapıldığını’ belirterek 38 sanığın idamına karar vermiştir. 2000’deki kararda idam cezasının kaldırılması sebebiyle cezalar müebbete dönüştürülmüştür” diyerek davanın hukuki süreci hakkında bilgi verdi.

    “MAHKEME HEYETİ İŞİN İÇİNDEKİ ÖRGÜTLERİ GÖRMEK İSTEMEMİŞTİR”

    Fırat, verdiği önergede şunları kaydetti:

    “2001’de Yargıtay bu kararı onaylamış, ancak firari sanıkların çokluğu, ayrılan dosyalar ve itirafçıların ortaya çıkmasıyla yargı süreci yeni bir evreye geçmiştir. İtirafçılar Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı, Kaplancılar gibi örgütlerden bahsetse de mahkeme heyetleri bir türlü bu örgütleri görmek istememiştir.

    Davadaki üç firari sanık olan Murat Sonkur, Murat Karataş ve Eren Ceylan’ın yargılaması ise 14 Eylül 2023 tarihinde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmüş, Mahkemenin firari sanıkların iadesini talep ederken yazdığı talepnamede zaman aşımı süresine atıf yapmasının ihsas-ı rey anlamına geldiğini savunan avukatlar, firari sanıklar hakkında çıkartılan kırmızı bülten talebinin yenilenmesini istemiştir. Cumhuriyet savcısı ise 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep etmiş, Mahkeme heyeti de savcının mütalaasını kabul ederek, davanın zaman aşımı yönünden düştüğüne karar vermiştir.

    “BU KATLİAM İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ BİR SUÇTUR”

    İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa oda Madımak katliamıdır. Madımak katliamı, Maraş, Çorum katliamları gibi Alevi toplumuna ve sol görüşlü aydınlara yönelik siyasi amaçlı, sistemli, belli bir inancı ve düşünceyi hedef alan, düşmanca hislerle işlenen planlı bir saldırıdır. “Madımak’ta ‘Şeriat isteriz’, ‘Laik Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’, ‘Laiklik gidecek, şeriat gelecek’ sloganlarıyla yapılan bu katliam, açıkça insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.

     “DEVLET MADIMAK’TAN DOLAYI ÖZÜR DİLEMEMİŞTİR”

    31 yıldır Devlet Madımak katliamından dolayı özür dilememiştir. İnsanlığa karşı işlenen bu suçla Devlet yüzleşmemiş, asıl failleri ortaya çıkarmamış, katliamın olmasını bilinçli olarak engellemeyenleri korumuş, kanıtlar örtbas edilmiş, firari sanıklar yargılanmamış, hüküm giyenler affedilmiş, davalar zaman aşımından düşürülmüş ve nihayetinde komplike bir kötülük sarmalında Sivas katliamı her yönüyle unutturulmak istenmiştir. Her şeye rağmen, başta yakınlarını kaybeden aileler olmak üzere, Aleviler ve demokratik kamuoyu adalet arayışını sürdürmeye devam ediyor.

    “BU SALDIRI NEDEN İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLAR KAPSAMINA ALINMADI”

    Alevilere ve aydınlara karşı işlenmiş en karanlık katliamlardan biri olan 2 Temmuz Sivas Madımak katliamının, 14 Eylül 2023 tarihli son duruşmasında,  faillerinden firari üç sanığın ‘kaçak’ sayılmalarına rağmen, neden zamanaşımı gerekçe gösterilerek yargılanmadığı, kaçak sanıkların yabancı makamlardan yurda iade talebinin neden bu güne kadar gereğince yapılmadığı, Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden ‘insanlığa karşı işlenmiş suçlar’ kapsamına alınmayıp zaman aşımına uğramasının önüne geçilmediği, Alevilerin yıllar boyunca katliamın yaşandığı Madımak Otelinin ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi talebinin neden kabul edilmediğinin bütün yönleriyle incelenmesi amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim.

    (HABER MERKEZİ)

  • Siyasetçiler Sivas’tan seslendi: İnsanlığa karşı suçta zaman aşımı olmaz, sorumlular yargılansın!

    Siyasetçiler Sivas’tan seslendi: İnsanlığa karşı suçta zaman aşımı olmaz, sorumlular yargılansın!

    PİRHA – Sivas’a giden siyasetçiler, Madımak’ta katledilen 33 insanın anmasına katıldılar. Yapılan konuşmalarda Madımak Katliamı davasının zaman aşımından düştüğünü ancak insanlığa karşı suçlarda zaman aşımının olmadığını hatırlattılar. Kararın bozularak sanıkların insanlığa karşı suçtan yargılanmasını isteyen siyasetçiler, gerçek sorumluların açığa çıkarılmasını istediler.  

    Sivas merkezde bulunan Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te gerici-faşist kalabalıklar tarafından devletin gözü önünde katledilen 33 insan, katledilmelerinin 31’inci yıl dönümünde anıldı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi önünde bulunan Seyrantepe’den başlayan yürüyüş Madımak Oteli önünde tamamlandı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Alevi örgütlerinin yanı sıra çok sayıda parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de yürüyüş kortejinde yer aldı.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ OLARAK NİTELENDİRİLMELİ”

    Madımak Oteli önünde tamamlanan yürüyüşte konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Madımak Katliamı’nı unutturmamak için 2 talepleri olduğunu söyleyerek, “Birinci talep bizim ve ailelerin ortak talebimiz. Madımak’ın bir utanç müzesi olmasıdır. Bu bilim ve kültür merkezi yazısını gören ailelerin içi yanıyor. ‘Biz bunu hak etmedik. Ne bilimi ne kültürü? İnsan yakmak bizim kültürümüzde var mı? Bilime kültüre inanan, sanata inanan canları burada yaktınız’ diyorlar. Burası utanç müzesi olacak. İkincisi de istinafta umudumuzu sürdürüyoruz. Ama eninde sonunda, bu kararların bozulup bunun insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Katliamın dava sürecindeki hukuksuzlukları ve katliamın faillerinin firari olduğunu hatırlatan Özel, “Firari olanlar kaçaktır, kaçak olanlar hakkında da karar verilebilir, ancak bu kararın insanlığa karşı işlenen suç üzerinden verilmesini son derece önemsiyoruz. Burada hayatını kaybeden herkes hepimizin ailelerinin büyüğüdür, yüreğimiz onlar için yanıyor” diye konuştu.

    “GERÇEK FAİLLER ORTAYA ÇIKARILMADI”

    Özel’in ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Burada yaşanan, göstere göstere gelen bir cinayetti. Bu cinayet işlendiğinde dönemin cumhurbaşkanı münferit bir olay olduğunu, kolluk kuvvetlerinin görevini yaptığını söylemişti. Bu ülkenin başbakanı da cumhurbaşkanına eşdeğer bir konuşma yaparak, ‘Halkımız çok şükür zarar görmemiştir, başına bir şey gelmemiştir’ demişti. Yani içeride yanan canları, Alevileri, Kürtleri yok sayan, acısını görmeyen; dışarıda kışkırtıcılık yapan, burayı yakmaya çalışanlar için de ‘Çok şükür onlara bir şey olmamıştır’ diyen bir yönetimin olduğu bir süreçte burada bir cinayet, bir katliam yaşandı ve süreç içerisinde de cezasızlıkla sonuçlandı. Gerçek failler ortaya çıkarılmadı. Sadece o dönem burada bulunan birkaç kişi yargılandı. Birçoğu da zaten tahliye edildi, beraat etti. Cumhurbaşkanı affıyla birlikte serbest bırakıldı” şeklinde konuştu.

    “MUHAKKAK GERÇEK SORUMLULAR AÇIĞA ÇIKACAKTIR”

    Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunun vurgulayan Bakırhan, şöyle devam etti:

    “Biz de DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de Alevi yurttaşlarımızla bu ülkenin ezilenlerinin, sömürülenlerinin, katledenlerinin, katliamlara kurban gidenlerin davasının takipçisi olacağız, birlikte mücadele edeceğiz. Bir gün muhakkak bu topraklarda cezasızlık politikasıyla sonuçlanan bu davalar gerçek bir yargı karşısında yargılanacaktır ve gerçek sorumlular açığa çıkarılacaktır. Gerçek sorumlular açığa çıkarılıncaya kadar Alevi yoldaşlarımızla ve kurumlarımızla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Bu ülkede yaşanan hiçbir cinayet, hiçbir bir katliam cezasız kalmayacak. Tekrar Alevi ve Kürt yurttaşlarımızın acısını paylaşıyor, mücadelelerinin yanında olduğumuzu belirtiyorum.”

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ise “Biz bugün burada, 31 yıl önceki bir gerici kalkışmanın bugün hala hedefe ilerlemek için çaba sarf eden, Türkiye’yi karanlığa boğmak isteyen anlayışa karşı laik bir ülke mücadelesini kararlılıkla devam ettiriyoruz” dedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇUN AFFI OLMAZ”

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Madımak Katliamı’nın Soma, Ermenek, 10 Ekim, Suruç gibi Türkiye’nin karanlık tarihinden olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “1993 Türkiye’de aynı zamanda faili meçhullerin de olduğu bir dönemdi. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun affı olmaz. Biz Sivas’ta yakılan aydınlarımız için adalet gelene kadar, Türkiye’ye demokrasi gelene kadar, Kürt ve Türk halkı eşit bir şekilde kaygısız bir biçimde yaşayana kadar bu mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    “SANIK SANDALYESİNE İKTİDİDARIN KENDİSİ OTURDU”

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, katliamın devletin karanlık odakları tarafından yapıldığını kaydetti. Katliam davasının 30 yıl devam ettiğini ve zaman aşımıyla sonuçlandığını ifade eden Kılıçgün, “Bu katliam zihniyeti 31 yıl boyunca devam etti. Mahkemede zaman aşımı kararı verildiğinde aslında biz de şu sonucu gördük: İktidar, Alevilere yönelik katliamların cezasız kalacağının önünü açmış oldu ve 31 yıldır boş kalan sanık sandalyesine iktidarın kendisi oturmuş oldu” diye belirtti.

    “ZAMANAŞIMINA UĞRAMASI GEREKEN İKTİDARDIR” 

    İktidarın katliamcı anlayışının sadece Alevilere dönük olmadığını söyleyen Uçar, şöyle devam etti:

    “Bu ülkedeki çoğulcu yapıyı ortadan kaldırmak için, bu ülkedeki ortak yaşam iradesini ortadan kaldırarak milliyetçiliği, ırkçılığı, din, kültür, cinsiyet açısından tekçiliği dayattığı bir sistemi yaratmak için yürüttüğü politika olarak görüyoruz. Açık ifade edelim, Aleviler olarak, Kürtler olarak, Türkiye’de demokrasi mücadelesi yürütenler olarak zamanaşımı kararını kabul etmiyoruz. Zamanaşımına uğraması gereken şey iktidarın kendisidir mücadelemiz de bu zihniyeti değiştirmek ve bir daha bu katliamlara yol vermemek üzerinedir.”

    Anma, yapılan konuşmaların ardından otelin önüne karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/SİVAS

  • Sivas’ta dinci faşist kalabalıklara yaptırılan Alevi Katliamı 31. yılında!

    Sivas’ta dinci faşist kalabalıklara yaptırılan Alevi Katliamı 31. yılında!

    PİRHA- Sivas’ta devlet yönetiminin gözetiminde gerici-faşist güçlerce 33’ü ozan, yazar, semah dönen gençler, 2’si otel çalışanı olmak üzere 35 kişinin Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı, Sivas’taki yetkililer hiçbir zaman yargı önüne çıkarılamadı. Katliam hala aydınlatılmadı. Üç firari sanık üzerinden yürüyen dava da zaman aşımına uğratıldı. Aleviler ise insanlık suçlarında zaman aşımı olmayacağını belirterek tepki gösteriyor.

    Sivas/Madımak Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği sırasında 15 bin kadar gerici-faşist kalabalığın Çiller iktidarının/devletin gözetiminde Madımak Oteli’ni yakması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan bir katliam.

    Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve yazar dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak Sivas’a gitti.

    CUMA NAMAZINDAN ÇIKAN AZGIN KALABALIK MADIMAK OTELİ’NE YÜRÜDÜ

    Binlerce kişiden oluşan gerici-faşist grup, kültür merkezine saldırdıktan sonra Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya başlayan kalabalık, cuma namazının ardından Madımak Oteli civarında ellerinde benzin bidonuyla yürüdü.

    Azgın kalabalık önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı. Otelde kalan kişilerden, aralarında Muhibe Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci,  Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Muhibe Akarsu, Gülsüm Karababa, Gülender Akça, Menekşe Kaya’nın da aralarında olduğu 33 kişi ve 2 otel çalışanı yanarak hayatını kaybetti.

    Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan kalabalığa doğru itildi. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldü.

    Saatlerce süren saldırıya müdahale edilmezken, katliam sonrası valilik tarafından ‘2 günlük sokağa çıkma yasağı’ getirildi.

    SİVAS KATLİAMI İÇİN O DÖNEMİN SİYASETÇİLERİ NE DEDİ?

    Dönemin Başbakanı DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, oteli yakan azgın saldırganlar için “Çok şükür, otel dışındaki vatandaşlarımız bir zarar görmemiştir” demişti.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu iddia etmiş, “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasına” gönderme yapıyor ve şöyle diyordu:

    “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

    Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da Aziz Nesin’i hedef göstererek, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” ifadelerini kullanmıştı.

    Koalisyonun ortaklarından SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü ise olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek, en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını söylemişti ancak hiç bir müdahale edilmedi. İnönü kendini, “Ne yapayım, yetkim yoktu” diyerek savundu.

    29 Şubat 1993’te göreve getirilen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, katliamın ardından 9 Temmuz 1993’te görevinden alındı. Karabilgin, “Birçok yerden yardım istedim. Yardım iş işten geçtikten sonra geldi. Taleplerimi dikkate almayanlara dokunulmadı” dedi.

    DAVA SÜRECİ

    Madımak Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’na çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.

    Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

    Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

    28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idam ve 14 sanığa 15 yıla kadar değişen hapis cezası verildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.

    SANIK AVUKATLARI REFAH PARTİSİ, AKP VE SAADET PARTİSİ’NDEN MİLLETVEKİLİ, BAKAN OLDULAR

    Sanıkların avukatlığını üstlenenler arasında olan Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan, bakanlığı sırasında sanıkları hapishanede ziyaret etti. Geniş avukat listesinde çok sayıda Refah Parti üyesi ve yöneticisi olması eleştiri konusu oldu. Bu avukatlar ilerleyen yıllarda AKP ve Saadet Partisi’ne katıldılar ve içlerinden üst yönetim görevlerine yükselenler oldu.

    Yıllar geçtikçe sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, Sivas’taki Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak katledilmesi olayının azmettiricisi olan ve yıllarca Fransa’da sanılarak aranan sanık Cafer Erçakmak’ın 11 Temmuz 2011’de Sivas’ta öldüğü iddia edildi.

    Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamadı. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürüldü.

    ÜÇ FİRARİ SANIK ÜZERİNDEN DAVA SÜRÜYORDU

    Şimdi ise dava üç firari sanık Eren Ceylan, Murat Sonkur ve Murat Karataş’ın yargılanması üzerinden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, Ocak 2021’de Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun dinlenmesi için Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçeyle başvurdu. Piroğlu tarafından 1. Ağır Ceza Mahkemesi kalemine yapılan başvuruda, Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu’nun dönemin karanlık güçlerini bildiği ve tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğine vurguda bulunuldu. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.

    Üç firari sanığın yargılandığı davada Ahmet Nesin ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in de dinlenmesini istendi ancak mahkeme bu talepleri de reddetti.

    Hollanda Büyükelçiliği, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 35 kişiden biri olan Hollandalı Carina Cuanna nedeniyle 20 Ocak 2021 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya gözlemci olarak katıldı.

    19 Ocak 2022’de görülen duruşmada Madımak Katliamı ile Alevi soykırımı yapıldığı bir kez daha dile getirilirken, Tansu Çillerin tanık olarak dinlenmesi talebini mahkeme reddetti.

    ÜÇ FİRARİ SANIK ÜZERİNDEN YÜRÜYEN DAVA DA ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI

    22 Haziran 2022 günü görülen 28. duruşmada adil bir yargılama yapılmadığını vurgulayan avukatların reddi hakim talebi reddedildi.
    Bunun üzerine Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı davasını yürüten heyete dair redd-i hakim talebinin kabul görmemesi üzerine yeniden itirazda bulundu. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran Av. Piroğlu, “Bu katliamın arkasındaki siyasi güçlerin ortaya çıkarılması mahkemenizin heyeti tarafından engellenmektedir. Mahkemenizin bu kararına itiraz ediyorum ve mahkemenizin heyetinin davadan çekilmesini talep ediyorum” dedi. Eylül 2023’te görülen duruşmada dava zaman aşımına uğratıldı.

    Alevi toplumunun “Madımak Utanç Müzesi Olsun” talebi de hala kabul edilmedi.

    Sivas Katliamı’nın katillerinin mahkemedeki savunmalarını ise AKP’liler üstlendi. 13 Mart 2012 tarihinde ana davanın da  zaman aşımından düşürülmesi büyük tepkiye yol açmıştı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Madımak’ta katledilen Aleviler Diyarbakır Cemevi’nde anıldı: Öfkemiz büyüyor -VİDEO

    Madımak’ta katledilen Aleviler Diyarbakır Cemevi’nde anıldı: Öfkemiz büyüyor -VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı 31. yılında Diyarbakır Cemevinde lanetlendi, katliamda yaşamını yitirenler anıldı. PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan “Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde, 2 Temmuz Sivas/Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmaya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları, Bağlar ve Kayapınar Belediyesi Eş Başkanları, Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeleri, Bismil Belediyesi Meclis Üyeleri, Diyarbakır Eğitim Sen 1 ve 2 Nolu Şubeleri, Surp Gragos Ermeni Vakfı, Amed Haber Sen, Amed Emekliler Derneği, Birleşik Emekliler Sen, Amed 78’liler Derneği, Diyarbakır Tabipler Odası, Tarım Orkam Sen, DEM Parti Diyarbakır il örgütü, DEM Parti Yenişehir ve Bağlar ilçe örgütünün yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Basın açıklamasını PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan okudu. Artan, faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı, laik ve demokratik Cumhuriyet için halk 2 Temmuz’da herkesi alanlara çağırdı.

    İnsanlık tarihinin, en korkunç katliamlardan birinin 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı olduğu belirten Artan, “Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden otuz bir yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor” dedi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, Cumhuriyeti, Çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin otuz bir yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. Otuz bir yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi Örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.
    Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.
    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Örgütlülüğü, Alevi kurumları ve özelde de Sivas Madımak ailelerinin demokratik, insani ve vicdani talepleri bugüne kadar herhangi bir karşılık görmedi. Madımak davasında katilleri savunan avukatlar devletin önemli görevlerinde boy göstermeye, belediye başkanlıkları millete vekil yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı.”

    “İKTİDARLAR YÜZLEŞMEKTEN KAÇIYOR”

    AKP/MHP ortaklığının Madımak otelini utanç müzesi yapmamak için direndiğinin belirtildiği açıklamada iktidarların yüzleşmekten kaçındığı vurgulandı.

    “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz” denilerek şunlar kaydedildi:

    “Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Ta ki; gerçek ve murat ettiğimiz adalet sağlanıncaya dek.
    Sivas Madımak Katliamı’nı ve katledilen 33 canımızı unutturmaları mümkün değildir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız. Bu insanlık suçunu var gücümüzle halklarımıza ve tüm dünya kamuoyuna anlatmaya, duyurmaya ve herkesi gerçeklerle yüzleştirmeye devam edeceğiz. Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız…”

    AV. KOLUMAN: HER DAİM DEMOKRATİK HAK MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ

    PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, açıklama sonrası konuşma yaparak Sivas Madımak Katliamı’nın tesadüfen gelişen bir olay olmadığını belirtti. Koluman, devamında şunlara yer verdi:

    “Bu devletin gizli arşivlerinden bir asimilasyon politikası gereği planlanmış, projesi çizilmiş ve hayata geçirilmiş bir katliamdır. Bu ülkede yaşayan biz Aleviler, devletin genetik kodlarına aykırıydık diye bu katliam yapıldı. Zamanaşımına uğratmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Nihayetinde üç firari sanık dosyası, 14 Eylül 2023’te yapılan duruşmada ısrarımıza rağmen heyet dava dosyasını zamanaşımı nedeniyle düşürdü. Dosyayı biz İstinaf Mahkemesi’ne gönderdik, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdik şu an süreci bekliyoruz. Devletin en tepesindeki insana kadar yargılanması lazım ki gerçek adalet sağlansın. Biz her daim demokratik hak mücadelemizi devam ettireceğiz.”

    BUCAK: BU MEŞALEYİ YERDE BIRAKMAYACAĞIZ

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak ise söz alarak şunları kaydetti:

    “Bu ülke kurulduğundan beri ne yazık ki kendi coğrafyasında, kendi halklarına farklı inançlardan, farklı halklardan, farklı kültürlerden, farklı inanışlardan pek çok kesime acı, gözyaşı ve katliamlarla dolu bir tarih yaşatmıştır. Ve ne yazık ki bir yüzleşme şu ana kadar gerçekleşememiştir. Umudumuz ve mücadelemiz de odur ki bir gün bu coğrafyada yüzleşme gerçekleşsin. Biliyorsunuz 5 Nolu Cezaevi tıpkı Madımak gibi utanç müzesi olmayı bekleyen, utanç müzesi olması için direnenlerin tüm yoldaşlarımızın mücadelesiyle bugüne kadar bir noktaya evrildi. Ancak görünen o ki devlet aklı tıpkı Madımak’ta olduğu gibi 5 Nolu Cezaevi’nde de yine kendi bildiğini okuyor. Bu anmayı gerçekleştiren herkes unutturmamak için ve bir daha asla diyebilmek için biraraya geliyorlar. Bir daha asla diyebilmek her zamankinden daha önemli. Bizler de bu mücadeleyi, meşaleyi yerde bırakmayacağız.”

    Anma, yaşamını yitirenler anısına okunan deyişler ve dönülen semahlarla son buldu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Dersim’de Madımak anması: 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmadı, adalet sağlanmadı-VİDEO

    Dersim’de Madımak anması: 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmadı, adalet sağlanmadı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlendi. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan açıklamada, “31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır” denildi.

    Sivas Katliamı’nın 31’inci yıl dönümü nedeniyle, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Seyit Rıza Meydanı’nda bir anma etkinliği düzenledi. Meydanda ilk olarak çerağ uyandırılarak katliamda yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Platform adına yapılan açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

    Ardından konuşmalar yapıldı ve müzik dinletisi sunuldu.

    “31 YILLIK HUKUK MÜCADELEMİZ KARŞILIK BULMAMIŞTIR”

    Vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçtiğini hatırlatan Ali Ekber Kaya, “Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. 31 yıldır halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, Adalet sağlanmamıştır. 31 yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış, adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi” dedi.

    “MADIMAK DAVASINDA KATİLLERİ SAVUNAN AVUKATLAR ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

    Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Madımak davasında katilleri savunan avukatlar belediye başkanı, Milletvekili yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı.

    “İNANCIMIZI TARİF ETMETİN TANIYIN”

    İnancımızı tarif etmeyin, tanıyın. Cem ibadetimiz, Cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik vardır ve haktır, asimile etmeye çalışmayın dedik, onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen projeler ürettiler. 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz. Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız.

    “ARTARAK DEVAM EDEN KADIN CİNAYETLERİ BU İKTİDAR ANLAYIŞININ ESERİDİR”

    Sizlerin aracılığı ile halkımıza sesleniyoruz. Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan Türk, İslam ve Erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Birleşerek mücadele etmek zorundayız.”

    “ACIMIZ İLK GÜNKÜ KADAR TAZE”

    İnsanlık tarihinin, belki de en korkunç katliamlardan biri Anadolu’da yaşandı. Bu topraklarda Direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Oteli’nde vahşice katledildi.

    Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl halklarımızın bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır.

    Otuz bir yıllık hukuk mücadelemiz karşılık bulmamış adeta vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta mahkumlar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi.

    Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.

    “EMEKÇİ HALKLAR OLARAK MAHKEME KARARINI TANIMIYORUZ”

    Ezilen, emekçi halklar olarak mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı İnsanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz.”

    “KATLİAM YAŞAMAYAN ŞEHRİMİZ VAR MI ACABA?”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan şunları kaydetti:

    “Acımız o kadar büyük ki, o kadar derin ki tarif etmek ne kadar mümkün. Biz yaşadık, kavrulduk, yandık. Dedik ki artık yanmayalım. Bir yüzleşme olsun, birbirimizi anlayalım, birbirimizin varlığına tahammül edelim, birlikte yaşayalım. Biz ne dediysek ne kadar söylediysek sesimizi duyuramadık. Uzattık elimizi birlikte yaşanabilir diye ama o eli tutturamadık. İnatla, ısrarla o kararlılıklarından zerre geri adım atmayarak bugüne kadar geldiler, getirdiler. Ülke bir katliamlar ülkesi oldu. Maraş dedim, Sivas dedim, Dersim dedim, Zilan, Ağrı Kobani, Suruç, Diyarbakır. Nereyi söylesek? 78 mi desek? 68 mi desek? Katliam yaşamayan şehrimiz var mı acaba? Anma yapmadığımız bir günümüz var mı acaba?

    “KATLİAM YERLERİNDE BİR YÜZLEŞME GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu şunları belirtti:

    31 yıldır ne halk yerini buldu ne adalet. Elbette ki biz nereden geldiğini çok iyi biliyoruz. Daha önce de söyledik. Kürtler ve Aleviler üzerinde çok asimilasyon politikası yürütüldü ve bu asimilasyon politikası bugüne kadar devam etti. Bizi yaktılar, tutukladılar, öldürdüler, Dersim’de katlettiler, Maraş’ta katlettiler, Çorum’da katlettiler. Sivas’ta diriliş anlarımızı yaktılar. Bizi öldüremediler. Şimdi dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yok etmeye çalışıyorlar. Şunu söyleyelim. Dersim’de, Sivas’ta, diğer katliam yerlerinde bir yüzleşme gerçekleştirilemedi. Bu topraklarda hakikatlerle yüzleşilmesi gerekiyor. Hakikatlerle yüzleşilmeyen bir toplumda toplumsal barış ve huzur sağlanamaz.”

    “BU ÜLKEDE ONURLU BİR BARIŞIN İNŞA EDİLMESİ GEREKİR”

    Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak ise şunları kaydetti:

    “Cumhuriyetin yüz yılında bu katliamları görürsünüz. Bugün Sivas’ta katledilen canlarımızı anarken Dersim 37-38’de katledilenlerin acısını da yürekten yaşadım. Koçgiri’de, 12 Eylül’de katledilen canlarımızın acısını da yüreğimizde hissettik. Cumhuriyetin 100 yıllık tarihinde, Dersim coğrafyasında ve Alevi toplumunda, sadece Sivas’ta değil Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de bu katliamlar yaşanmış. Artık yeter! Bu ülkede onurlu bir barışın inşa edilmesi gerekir. Demokratik bir anayasa, demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir Türkiye inşa edilsin.”

    PİRHA/DERSİM

  • DAD: İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir

    DAD: İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Sivas Katliamı’nın 31. yıl dönümü dolayısıyla ile ilgili bir basın açıklaması yayınladı. “İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir” denilen açıklamada, Madımak anmasına katılma çağrısı yapıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Sivas Katliamı’nın 31. yıl dönümü dolayısıyla ile ilgili bir basın açıklaması yayınladı. “İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir” denilen açıklamada, “Yolu, toplumsal varlığı kabul ve saygı görmeyen, hedefe konulan bir halk gerçekliği olarak, Yolun hakikati üzerinden bir, iri ve diri olmaktan başkaca seçeneğimiz yoktur değerlendirmesi yapıldı Madımak anmasına katılma çağrı yapıldı.

    “HALKIMIZ YAŞADIĞI HER YERDE ALANLARDA OLACAK”

    Alevilere yönelik katliamlar silsilesine 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta bir yenisinin eklendiği, otuz üç canımız ve iki otel çalışanının tüm dünyanın gözleri önünde yakılarak katledildiği hatırlatılarak, “Canlarımızı anmak, katilleri ve efendilerini lanetlemek ve direnişi büyütmek için halkımız yaşadığı her yerde bir kez daha alanlarda olacak” denildi.

    Aleviliğin, bu toprakların kadim kültürlerinden biri, cümle insanlık ve varlıkla rızalı-ikrarlı bir yaşam biçimini esas alan barışçı bir öğreti olduğu belirtilen açıklamada, Aleviler de bu Yolun talipleridir. Fakat tahakkümü, gasp ve sömürüyü esas alan hegamonik merkezler, Aleviliği tarih boyunca hedef almış, sayısız katliamlar gerçekleştirerek bu Yolu, Yolumuz üzerinden vücuda gelen toplumsallığı yok etmek istemişlerdir. Rıza ve ikrarı esas alan Yolumuz ve halk gerçekliğimiz tüm tarihi boyunca hak duruşu esas almış, Yolunu ve toplumsal varlığını hedefe koyan kesintisiz ve sistematik soykırım politikalarına Yol ulularımızın rehberliğinde direnmiş ve direnmektedir” değerlendirmesi yapıldı.

    “MUKTEDİRLER PEK ÇOK İNSANLIK SUÇUNA İMZA ATMIŞTIR”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Katliam, asimilasyon ve göçertme politikalarının daha da derinleştirildiği 12 Eylül faşist darbesiyle Alevi halklar tarihsel yaşam alanlarından göçertilmiş, toplumsal kurumları daha da darbelenerek halk gerçekliğimiz bir kriz içerisine sürüklenmişti. Halkımızın bu süreçte kendi hakikatini yaşayabilme ve sürdürebilme, koparıldığımız tarihsel yaşam alanlarımızla, toplumsal hafızamızla bağımızı koruyabilme arayışlarının sonucu olarak, kadim yurtlarımızdan olan Sivas’ta yol ulularımızdan Pir Sultan pirimizi anma vesilesiyle kültürel etkinlikler gündemleşmişti.

    Türkiye muktedirleri, resmi ideoloji ve siyaset biçimleriyle en başından beri azami tahakküm ve sömürü için tek tip iktidar alanı ve homojen toplum yaratmaya odaklanmış, tarihsel-toplumsal Türklüğün hakikatine saldırmış, ona yeni bir don biçmiş ve tüm farlılıkları da bu kalıba sokmayı esas almış, pek çok insanlık suçuna imza atmıştır.

    “TARTIŞMA LAİK-ANTİ LAİK İKİLEMİNE BİLİNÇLİ OLARAK HAPSEDİLMEK İSTENMİŞTİR”

    Sivas-Madımak vahşeti insanlık suçlarından biri olarak derin devletin karanlık dehlizlerinde planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Faili ve hedeflerini perdelemek içinse tartışma “laik-anti laik” ikilemine bilinçli olarak hapsedilmek istenmiştir. Bu katliamın bir ayağı genel olarak Alevi Yolu ve halk gerçekliğini, diğer ayağı ise demokratik Kürt muhalefetini ve genel devrimci-demokratik muhalefeti hedeflemiştir. Dahası, Koçgiri katliamı bağlamında geliştirilen ve Alevisizleştirmeyi, Kürtsüzleştirmeyi esas alan demografik değişim politikalarından bağımsız düşünülmemelidir.

    Katliam canlı yayınla tüm dünyaya izletilmiş, kısa sürede binlerce kolluk kuvveti harekete geçirilebilecekken; tıpkı Maraş, Çorum ve diğer örneklerde de yaşandığı gibi meydan gözü dönmüş canilere terk edilmiş, canlarımız yakılarak katledilmiştir. Sonrası, bilindiği üzere göstermelik bir yargı süreci yaşanmış, “zaman aşımı” gerekçesiyle dava hasıraltı edilmek istenmiştir. Fail ve katiller, etkin biçimde soruşturulmamış, takibata uğramamış, özel aflar çıkarılmış, faillerin avukatları AKP bünyesinde bakan, milletvekili ve belediye başkanı yapılmış ve bir halkın, acılı ailelerin adalet talebi karşılık bulamamıştır.

    “BİR, İRİ VE DİRİ OLMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOKTUR”

    Alevi Yolu, Rıza ve İkrar üzerine kurulu bir Yoldur. Yolu, toplumsal varlığı kabul ve saygı görmeyen, hedefe konulan bir halk gerçekliği olarak, Yolun hakikati üzerinden bir, iri ve diri olmaktan başkaca seçeneğimiz yoktur. Hak mücadelemizin başarısı “birlik makamında” buluşmaktan, mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.

    31. yıl dönümü vesilesiyle Sivas-Madımak şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor ve mücadele sözümüzü yineliyoruz. Tüm halkımızı Sivas şehitlerini anma ve adalet talebimizi büyütmek için Sivas anmasında buluşmaya davet ediyoruz.

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Madımak’ta katledilen 33 can Mersin’de deyişlerle, türkülerle anıldı- VİDEO

    Madımak’ta katledilen 33 can Mersin’de deyişlerle, türkülerle anıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Madımak Katliamı’nın 31. yıl dönümü nedeniyle anma programı düzenlendi. Mersin Cemevinde gerçekleşen anmaya katılan Sanatçı Ender Balkır türkülerini yaşamını yitirenlerin anısına seslendirdi.

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde Pir Sultan Abdal Etkinlikleri sırasında 33 aydın ve sanatçının/Alevinin katledilmesinin 31. yıl dönümünde Mersin Cemevi’nde anma yapıldı.

    Anmaya Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Madımak’ta yaşamını yitirenleri unutmayacaklarını belirten Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, “31 yıl önce şehit edilen 33 canımız, 33 genç ve aydın ve burada yakılan bu çıralar ister bugün ister gelecekte, onların aziz ruhları için. Yakılan her çıra, bir daha bu acıların yaşanmaması için bu mücadelenin devam etmesi gerekiyor. Ne zamana kadar? Madımak utanç müzesi kurulana kadar. Bir daha bu katliamların yaşanmamasına karar verilinceye kadar. 2 Temmuz Madımak Katliamı merhamet duygusu kalmamış, ahlak ve erdemlikten uzak olanlar tarafından yapıldı. Saz ile türkü ile deyiş ile onları anıyoruz, onlar unutulmuyor ve unutulmayacak. Sorarlar zaman zaman ‘Alevilik nedir?’ diye. Alevilik binlerce yıllık bir yastır, mazlumların bin yıllık hak arayışıdır bu topraklarda. Yıllardır Kerbelalar yaşıyoruz, Madımak da bunlardan biridir. Eşit yurttaşlık, barış ve kardeşlik her dem bizim şiarımız olsun” diye konuştu.

    Anma, sanatçı Ender Balkır dinletisi, semah ve deyişlerle son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Sivas Katliamı’nın 31’inci yılında Sarıgazi 2 Temmuz İnisiyatifi’nden yürüyüş çağrısı

    Sivas Katliamı’nın 31’inci yılında Sarıgazi 2 Temmuz İnisiyatifi’nden yürüyüş çağrısı

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 31’inci yılında Sarıgazi 2 Temmuz İnisiyatifi, salı günü yapılacak anma yürüyüşüne çağrı yaptı.

    Sarıgazi 2 Temmuz İnisiyatifi, 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 31. yılı vesilesiyle Salı günü yapılacak anma yürüyüşüne katılım çağrısında bulundu.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 31. yılında katliamı unutmadığımızı, unutturmayacağımızı haykırmak için buluşuyoruz. Bizleri açlığa, yoksulluğa mahkum edenlerden, başta Filistin halkı olmak üzere mazlum halkları savaş ve saldırganlıkla katledenlerden, baskı, şiddet ve yasaklama politikalarıyla aydın, yazar, devrimci, sosyalistleri tutsak edenlerden, kayyım saldırısıyla halk iradesini yok sayanlardan birlikte hesap sormak için buluşuyoruz. Doğayı kar ve rant uğruna tahrif edip, hayvanları ve tüm canlılığı yok etmek isteyenlerden, Mardin, Amed’de olduğu gibi yangınlarla, doğal afetleri katliama dönüştürenlerden hesap sormak için buluşuyoruz.

    Gerici eğitim politikalarıyla gençlerin geleceğini çalanlardan, tek dil, tek din, tek millet diye bizlere zulmü reva görenlerden, kadın katillerden hesap sormak için buluşuyoruz. Yeni Sivas, Maraş, Ankara, Amed, Suruç, hapishane katliamları yaşanmasın diye buluşuyoruz. Sömürüyü, baskıyı artıran bu düzenden hesap sormak, insanca bir yaşam istiyoruz demek için buluşuyor, bir ağaç gibi tek ve hür, kardeşçe yaşamı örgütlemek için yürüyoruz.

    2 Temmuz Salı günü yapacağımız anma, hesap sorma yürüyüşümüze sen de katıl. Baskıya, katliamlara, gericiliğe birlikte dur diyelim. 2 Temmuz Salı 19.30’da Vatan Ortaokulu’nda buluşuyor, Demokrasi Caddesi’ne yürüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şubesi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Sivas Katliamı Davası’nda zaman aşımı kararı verilse de adalet aramaktan vazgeçilmeyeceğine vurgu yapıldı.

    2 Temmuz Sivas Katliamının 31. Yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi anma programı düzenlendi.
    Batıkent Cemevinde yapılan anmaya demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı.

    “SİVAS İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”

    Açılış konuşmasını yapan PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, 2 Temmuz’da başta Sivas olmak üzere tüm anma etkinliği yapılacak şehirlerde yapılacak programlara katılım çağrısı yaparak, “Madımak Katliamı göre göre gelen bir katliamdır. Katliamı teşvik eden bir devlet var. Bir el bu katliamı yapanları koruyor. Saatler boyu kalabalık toplanıyor ama hiçbir müdahale yok ve bunlar canlı yayında oluyor. Canlı yayında yayınlanan tek katliamdı, bunu tüm dünya izledi. Egemenlerin planladığı gerici güruhun gerçekleştirdiği bir katliamdı. Dava açılanlara göstermelik cezalar verdiler. Bir el sürekli olarak failler üzerinde koruyucu bir mekanizma oluşturdu. Yetkililerden hiçbiri hakkında dava açılmadı. İnsan yakmanın bir gerekçesi bir bahanesi olabilir mi? Gerçekten demokratik bir ülke olsa oradaki tüm yetkililer hesap verirdi. Yetmedi davada zaman aşımı kararı verildi. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olamaz. Yıllardır mahkemeye gidiyoruz bir sonuç yok. Katliamın üzerinden 31 yıl geçti ama bu davanın peşini bırakmadık, bundan sonra da peşini bırakmayacağız. Sivas için adalet, herkes için adalet diyeceğiz” dedi.

    “BUGÜN DİK DURABİLİYORSAK, 33 CANIMIZA BORÇLUYUZ”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise, ” 31 yıl önce en kanlı katliam yaşandı. Biz bugün dik durabiliyorsak 33 canımıza borçluyuz. 31 yıldır bir adalet mücadelesi veriliyoruz. Devletin dini yoktur diyorlar, devletin dini vardır, barıştır devletin dini. Bizim inadımız Kerbeladan geliyor. 33 canımızın sonuna kadar davasını takip edeceğiz. Çocuklarımıza onurlu bir şekilde bu davayı miras bırakacağız” diye konuştu.

    Yapılan konuşmalar ardından semahlar dönüldü. Sanatçı Kamber Nar, Tülay Örten Yıldız ve Muharrem Temiz de katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • 2 Temmuz afişinde DAD logosuna yer verilmemesine tepki: Tecrit edilircesine bir yaklaşım!

    2 Temmuz afişinde DAD logosuna yer verilmemesine tepki: Tecrit edilircesine bir yaklaşım!

    PİRHA – Madımak tertip komitesi toplantılarına katılan Alevi kurumları, 2 Temmuz çağrısı için ortak afiş yayınladı. Tertip komitesinin toplantılarına katıldığı halde afişte logosuna yer verilmeyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), duruma tepki gösterdi. Konuyla ilgili açıklama yapan DAD, “Alevilikle alakalı neredeyse her gündemde maruz kaldığımız bu karşıt yaklaşım; giderek irade kırmaya, yok saymaya ve sonuç olarak DAD fobisi haline gelmeye doğru evrilmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Sivas Katliamı’nın yıldönümü olan 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde yapılacak anma için çok sayıda kurum bir araya gelerek toplantılar düzenledi. Demokratik Alevi Dernekleri de (DAD), Madımak tertip komitesinin toplantılarında yer aldı.

    Yapılan çalışmalar sonrasında kitlesel biçimde 2 Temmuz’da Sivas’ta olunacağı mesajını veren bir afiş hazırlandı. Afişte DAD logosunun olmaması ise tepkilere neden oldu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan DAD, söz konusu kararın nasıl çıktığını ve “tertip komitesi toplantıları dışında bu konunun nerede ve kimlerle konuşulduğu” sorularını gündeme getirdi.

    DAD açıklamasının devamında yoğun bir şekilde Alevi kamuoyundan gelen “Madımak anma programında neden yoksunuz?” tarzında ki sorulara, gelinen aşamada kaçınılmaz gördükleri üzere basın yoluyla toplu bir cevap verme gereği duyulduğu belirtilerek, “Yöntem olarak basın yoluyla çözüm aramayı benimsemesekte, yıllardır yaşanan tıkanıklığı aşmak ve kamuoyunu bilgilendirmek adına böyle bir ihtiyaç hasıl oldu” denildi.

    “TECRİT EDİLİRCESİNE BİR YAKLAŞIM”

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamanın tam hali şu şekilde:

    “Madımak katliamı davasının hukuki düzlemde “zaman aşımına” sürüklenip, üstünün örtülmeye çalışıldığı bir dönemde katliamın 31. yıldönümünü karşılamak üzereyiz. Yıllardır olduğu gibi yine bu sene de Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz’da Sivas’ta katliam anması gerçekleştirilecek. Bu yıl yapılacak olan anma; Alevilerin ve toplumsal vicdanı diri olan tüm demokrasi güçlerinin, “insan yakmanın zaman aşımı olmaz, bu dava mahşere kalmaz” sloganları etrafında kenetlenip, mücadele hattı geliştirmesi gereken tarihsel bir dönemece denk gelmekte.

    Bu bilinç ve hissiyatla, bu yılki anma programının içeriğini belirlemek üzere birkaç haftadır Ankara’da gerçekleştirilen toplantılara kurum olarak bizler de katılım gösterdik. Yapılan toplantılar sonucunda tertip komitesi kuruldu ve kurumsal olarak bizlerinde dahil olduğu komite, emek vererek çeşitli çalışmalarda bulundu.

    Süreç bu yönde ilerleyip, anma programının içeriği somutlaşırken, tertip komitesi toplantılarına katılan diğer Alevi kurumları 2 Temmuz çağrısı niteliğinde ortak bir afiş yayınladı. Afişte toplantılara katılan tüm Alevi kurumlarının logosu mevcutken, bir tek kurumumuza yer verilmemişti. Ne yazık ki bu gelişmeyi yan yana oturup cemal cemale baktığımız toplantılarda değil, herkes gibi bizlerde sanal medya ve basın üzerinden öğrenmek durumunda kaldık. Haliyle bu yaklaşımın nedeni tarafımızca eleştirel bir şekilde irdelendi. İzaha muhtaç olan bu durumun nedenlerini sorduğumuzda, birinci dereceden temsiliyeti olan muhataplıklardan alınan cevap “tek başına bizlik bir durum değil, bu tartışmalar tüketildi” yönünde oldu.

    Öncelikle bu kararın nasıl çıktığını, tertip komitesi toplantıları dışında bu konunun nerede ve kimlerle konuşulduğunu ve hangi esaslar üzerinden tartışmaların ‘tüketildiğini’ bilmek gibi bir hakkımız olduğunu dile getirmeliyiz.

    Önceki senelerde Sivas’ta gerçekleşen 2 Temmuz anma programlarında kurum yöneticilerimizin ve eş genel başkanlarımızın “fiziki engellemelere” maruz kalarak platformdan uzaklaştırılmaya çalışıldığını da bu vesileyle dile getirmek gerekiyor. Bu yöndeki açığa çıkan tüm provokasyonlara rağmen, yine de Madımak Şehitlerine bağlılığın gereği olarak her sene Sivas’a giderek, yapılan anmalara katılım konusunda ısrarlı davrandık. Karşı karşıya kaldığımız tüm olumsuzluklara rağmen, yine bu sene gerçekleştirilecek olan anma programına güç verme amacıyla dahil olduğumuz tertip komitesi çalışmalarından, değindiğimiz şekilde ‘tecrit’ edilircesine bir yaklaşım geliştirilerek dışlanmamızın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

    “BU KARŞIT YAKLAŞIM DAD FOBİSİNE EVRİLMEKTE”

    Açığa çıkan bu yaklaşımları kabul etmediğimizi ve Madımak davasının tüm Alevilerin ortak davası olduğu gerçeği gibi, aynı zamanda evrensel hale gelmiş bir insanlık davası niteliği taşıdığını da vurgulamalıyız. Bu dava kapsamında kimse kimsenin duyduğu acıyı ve devamında mücadele etme niyetini sorgulayamayacağı veya engelleyemeyeceği gibi, yine hiç kimse acının ve mücadelenin tekil sahibi olarak da kendini görmemelidir.

    Madımak’ın hala yüreğimizde yanan ateşini hissederek demokrasi mücadelesi vermek isteyen bizlerin, aynı zamanda bu doğrultuda öğretimizin öğütlediği “Yolda birlik” anlayışından da asla taviz vermeyeceği bilinmelidir. Dolayısıyla “yol taşını, yol kuşuna atmak” gibi bir derdimiz yok. Lakin “Yol taşının”, Yol’a talip olan bizlere atılmasını da kabul etmemiz mümkün değildir.

    Kurumlar arasında daha önce yapılan görüşmeler olmasına ve sonucunda belirli düzeyde bir ikrarlaşma açığa çıkmasına rağmen, her sene aynı sorunla tekrardan karşılaşmak ve bu tıkanıklığı kalıcı bir şekilde ortak Alevi aklıyla çözememek, felsefemizle bağdaşmamaktadır. Güncel süreçler veya takvimsel dönemler itibariyle açığa çıkan Alevilikle alakalı neredeyse her gündemde maruz kaldığımız bu karşıt yaklaşım; giderek irade kırmaya, yok saymaya ve sonuç olarak DAD fobisi haline gelmeye doğru evrilmektedir.

    Kaygı verici bu süreci Alevice çözmek adına, cem olma ve dara durma bilinciyle, tüm musahip gördüğümüz kurumlarla bir araya gelip öğretimizin edep erkân ölçüleri temelinde nitelikli bir muhabbet meydanı açma gibi bir ihtiyaçla karşı karşıya olduğumuz açıktır.

    Yoğun bir şekilde Alevi kamuoyundan gelen “Madımak anma programında neden yoksunuz?” tarzındaki sorulara, gelinen aşamada kaçınılmaz gördüğümüz üzere basın yoluyla toplu bir cevap verme gereği duyduk. Yöntem olarak basın yoluyla çözüm aramayı benimsemesekte, yıllardır yaşanan tıkanıklığı aşmak ve kamuoyunu bilgilendirmek adına böyle bir ihtiyaç hasıl oldu.

    ÇEDES projesi, yeni eğitim müfredatı ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde yürürlükte olan tüm asimilasyon politikalarına karşı, tarihin bizleri birliğe zorladığı bir süreçten geçmekteyiz. Bu vesileyle bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın içinden geçtiğimiz sürece cevap geliştirebilecek yegâne yöntem olduğu bilinciyle, Yolda birlik ilkesine olan ikrarımızı bir kez daha vurguluyor ve aynı zamanda bir çağrı olarakta dile getiriyoruz.

    Aşk ile…

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sivas’ta katledilenler için İstanbul’da anma: 33 Canımızı unutturmaları mümkün değil-VİDEO

    Sivas’ta katledilenler için İstanbul’da anma: 33 Canımızı unutturmaları mümkün değil-VİDEO

    PİRHA – PSAKD İstanbul Şubeleri, Sivas Katliamı’nın 31. Yıldönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde olunacağının duyurusu yapılırken, “Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek, laik ve demokratik bir cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuz’dur” diye belirtildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için basın açıklaması yaptı.

    Yurttaşlar, katliamın 31. yılında “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” şiarıyla Kadıköy iskele meydanında bir araya geldi.

    “Sivas’ı unutma, unutturma. Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganlarını atan yurttaşlar, “Davamız mahşere kalmayacak, Pir Sultanlar ölmez, direniş sürüyor. Bozuk düzende sağlam çark olmaz” dövizlerini taşıdı.

    “KATLİAM SONRASINDA ALEVİLER YARGILANDI”

    Katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması ardından basın açıklamasını Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya okudu.

    “Faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı; laik ve demokratik cumhuriyet için halkımızı 2 Temmuz’da alanlara çağırıyoruz” diyen Kaya, şu açıklamayı yaptı:

    “İnsanlık tarihinin, belki de en korkunç katliamlardan biridir 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı. Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pir’imiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız, yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden otuz bir yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, cumhuriyeti, çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin otuz bir yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. Otuz bir yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan KILIÇ, Hayrettin GÜL gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.

    Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Örgütlülüğü, Alevi Kurumları ve özelde de Sivas Madımak Ailelerinin demokratik, insani ve vicdani talepleri bugüne kadar herhangi bir karşılık görmedi. Madımak davasında Katilleri savunan avukatlar devletin önemli görevlerinde boy göstermeye, belediye başkanlıkları millete vekil yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak Otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı…

    “CUMHURİYET REJİMİNDEN ESER KALMADI”

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta devletin gözetimi ve hatta bizzat organizesi ile gerici, şeriatçı ve faşist bir güruh tarafından gerçekleştirilen katliam sırasında atılan sloganlar ve çarşaf çarşaf ilan edilen, bildirilerde kaleme alınan talepleri hatırlatmakta yarar var. Ne demişlerdi: Yaşasın Şeriat, Kahrolsun Laiklik. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak. İslamın ordusu, kafirlerin korkusu…

    Peki bugün hangi noktadayız? Demokrasiden, laiklikten, Cumhuriyet rejiminden eser kalmamış. Ülke saraydan ve yasa, hukuk tanımayan tek adam tarafından yönetiliyor. Yaşamın her alanı dinselleştirilmeye çalışılıyor. Güçler ayrılığı ve halk iradesi neredeyse tamamen ortadan kalkmış, parlamento işlevini yitirmiş, kendi yazdıkları yasalar ve anayasa ayaklar altına alınmış durumda. Anayasa mahkemesi ve AİHM kararları dikkate bile alınmıyor, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları hapistedir. Eğitim ve eğitim kurumları tümü ile tarikat ve cemaatlerin kontrolüne terk edilmiştir. Gerici, tekçi bir müfredat ve akıldan, bilimden uzak bir eğitim sistemi ile karşı karşıyız. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırılmak istenmekte ve ceberut devlet anlayışı, baskıyı ve şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Cezaevleri, demokrasi, emek, barış, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle doldurulmuş durumdadır. Binlerce canımız düşüncelerinden dolayı içeride tutsaktır. Muhalefet edenler gözaltı ve tutuklama terörü ile karşılaşmakta, uyduruk gerekçelerle hakkında dava açılanlar hukukla açıklanamayacak ağır cezalarla cezalandırılmaktadır. Gezi ve Kobane davaları başta olmak üzere onlarca dava ve en son 1 Mayıs tutukluları buna verilebilecek en önemli örnektir.

    “YARININ KATLİAMCILARINI YETİŞTİRECEK CEMAAT VE TARİKATLAR”

    Sivas Madımak Katliamı, bugünkü siyasal iktidarın ve şeriatçı faşist politikaların önündeki engelleri temizlemeyi amaçlayan bir katliamdır. Halkın iradesini tanımayan ve her şeyi din ve onun kanunları ile açıklayan bu iktidar, ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiştir. Katliamlarla yüzleşmekten ve insani ve demokratik taleplerimizi görmezden gelen AKP/MHP koalisyonu seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atayarak, sandıklara darbe yapıyor. Madımak otelini utanç müzesi yapmamak için direnen AKP/MHP ortaklığı, işçilerimizin maden sahalarında daha fazla rant ve kar uğruna katledilmesine göz yumuyor. Dersim, Koçgiri, Zini, Gediği, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Suruç, 10 Ekim Ankara Gar başta olmak üzere katliamların bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve gerçek sorumlularının açıklanması talebimize kulağını kapatan AKP/MHP iktidar bloğu “dindar, kindar ve itaatkar bir neslin yetişmesi için özel programlar, projeler hazırlıyor ve yarının katliamcılarını yetiştirecek cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamaya devam ediyor.

    Kısacası, Sivas ile yüzleşmekten bilerek ve isteyerek kaçan dünün ve bugünün siyasal iktidarları, 2 Temmuz 1993 tarihinden bu yana daha birçok yüzleşilmesi gereken katliamın yaşanmasının sorumluları olmuştur. Gericilikten ve ırkçılıktan beslenenler halkımızı kutuplaştırmaya, ayrımcı politikalarla toplumu bölmeye, haksız ve hukuksuz uygulamalarıyla da ülkeyi içinden çıkılması güç bir kaosa sürüklemektedir.

    “ALEVİLİĞİ ÖLDÜRMEK İÇİN CEMEVİ BAŞKANLIĞINI KURDULAR”

    Alevilerin demokratik taleplerine daha çok hak gaspı ile karşılık veren bir iktidar ile karşı karşıyayız. Zorunlu din dersleri kaldırılsın talebimize yeni din dersleri ile karşılık verildi. Laik ve bilimsel eğitim talebimize ÇEDES ve benzeri binlerce proje ve protokol ile yanıt verildi. Bilimi ve aklı, toplumsal cinsiyet eşitliğini, eşit yurttaşlığı, doğa ve çevre bilincini, kadın haklarını, çocuk haklarını, barışı ve kardeşliği, sevgiyi ve emeğin kutsallığını esas alan bir eğitim sisteminden yanayız. Tekçi, inkarcı, asimilasyoncu, kutuplaştırıcı, gerici bir eğitim sistemine karşı, demokratik ve kamusal bir eğitim istiyoruz. AKP/MHP iktidarı, bu talebimize de ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile karşılık verdi.

    İnancımızı tarif etmeyin, tanıyın, cem ibadetimiz, cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik Vardır ve Haktır, asimile etmeye çalışmayın dedik, onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen ve asimilasyon üssü haline gelen “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular.

    “BU İNSANLIK SUÇUNU UNUTTURMAYACAĞIZ”

    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamının 31.yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz. Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Ta ki; gerçek ve murat ettiğimiz adalet sağlanıncaya dek.

    Sivas Madımak Katliamını ve katledilen 33 canımızı unutturmaları mümkün değildir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız. Bu insanlık suçunu var gücümüzle halklarımıza ve tüm dünya kamuoyuna anlatmaya, duyurmaya ve herkesi gerçeklerle yüzleştirmeye devam edeceğiz. Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız…

    Sizlerin aracılığı ile halkımıza sesleniyoruz. Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan tekçi, katliamcı, Türk, İslam ve erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek, laik ve demokratik bir Cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuz’dur. 2 Temmuz’da yine var gücümüz ile Sivas Madımak Oteli önünde olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can İstanbul’da cemevlerinde anılacak

    Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can İstanbul’da cemevlerinde anılacak

    PİRHA – 31 yıl önce Sivas’ta faşist/dinci saldırganlar tarafından Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can İstanbul’da anılacak. 

    2 Temmuz 1993 yılında Aleviler, Pir Sultan Abdal’ı Anma etkinlikleri için Sivas’a gitmişti. Sivas’ta bulunan Madımak Oteli’ni saran binlerce faşist/radikal dinci Alevilerin çoğunlukta olduğu 33 insanı yakarak katletti.

    Katliamın 31. yılında Sivas başta olmak üzere birçok kentte katledilen 33 can anılacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)ve katliamda yakınlarını yitiren ailelerinin çağrısıyla 2 Temmuz’da Sivas’a gidilecek.

    Yıllardır utanç müzesi olsun denilen Madımak Otelinin önünde anma yapılacak.

    KADIKÖY İSKELE MEYDANI’NDA ANMA

    İstanbul’da da anmalar var. PSAKD İstanbul Şubeleri, bugün saat 19.00’da Kadıköy İskele Meydanı’nda Madımak Katliamı’nın 31. yıldönümünde katledilenleri anacak.

    OKMEYDANI CEMEVİ’NDE ANMA

    Sivas Madımak Katliamı’nın 31. yıldönümünde yaşamını yitiren 33 kişi, İstanbul Okmeydanı Cemevi’nde de anılacak.

    Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği 27 Haziran’da saat 20.00’de Okmeydanı Cemevi’nde Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişiyi anacak. Anmada Hüseyin Korkankorkmaz, Delil Öncü, Özgün Güzel, Kenan Elmas, Yaprak Dengiz ve İlkan Işık deyişler okuyacak.

    SULTANGAZİ PİR SULTAN ABDAL CEMEVİ’NDE ANMA

    Dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler, ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’ şiarıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla anılacaklar. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okuyacak.

    30 Haziran Pazar günü saat 17.00’de başlayacak olan anma, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde yapılacak.

    PSAKD ATAŞEHİR ŞUBE CEMEVİ

    30 Haziran Pazar günü saat 20.00’de de PSAKD Ataşehir Şube Cem Evi’nde ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’ şiarıyla 33 can anılacak.

    Anmada Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Genel Koordinatörü Eylem Şen konuşmacı olarak katılacak. Zakir Erencan Çelik ve Hasan Hüseyin Güven deyişlerini seslendirecek.

    KATLİAM SONRASI NE OLMUŞTU?

    Katliamın ardından 35 kişi gözaltına alınmış, sonrasında gözaltı sayısı 190’a kadar çıkmıştı ancak 66 kişi serbest bırakıldı ve geri kalanlar “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışmak” suçuyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 1 yıl boyunca yargılandı. “Sivas davası” olarak tarihe geçen mahkeme sonucunda 22 sanık 15’er yıl, 3 sanık 10’ar yıl, 54 sanık 3’er yıl, 6 sanık 2’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Yargılananlardan 37’si ise beraat etti.

    Takip eden yıllarda Yargıtay DGM kararını bozdu ve sanıklar yeniden yargılandı. 1998’de onaylanan yeni kararda 33 sanık idam, 14 sanık ise 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı ancak idam cezaları usul noksanlıkları nedeniyle bozuldu. Usul eksiklikleri giderildikten sonra 2000 yılında yeniden idam cezasına çarptırılan 33 sanık 2002’de idam cezasının kaldırılması ile müebbet hapse mahkum oldu.

    Sanık avukatlarından birçoğu milletvekili ve bakanlık pozisyonlarına kadar yükseldi ve geçen zaman içerisinde gerçekleşen tahliyeler ile hapisteki kişi sayısı 33’e düştü.

    Sivas Katliamı’nın kilit isimlerinden 9 sanık ise 1997’deki bozma kararı sonrasında firar ederek kayıplara karıştı. Bunların içinde davanın bir numaralı sanığı Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak da bulunuyor. Erçakmak hakkındaki dava, öldüğü için düşürüldü. Mağdurların avukatları DNA testi talep etti ve mezardaki kişinin yüzde 99.9 Erçakmak olduğunun tespit edildiği belirtildi.

    DAVA ZAMAN AŞIMINA UĞRATILDI

    Son olarak Sivas Katliamı Davası 2014 yılında zaman aşımına uğradı ve tüm dava kapatıldı. Bu olay sonrası sivil toplum kuruluşlarının ve partilerin “İnsanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılması” talebinde bulunması üzerine mahkeme başkanı, “İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verilmiştir” şeklinde açıklama yaptı.

    Karar üzerine dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise davanın zaman aşımına uğradığı ifadesini yanlış bulduğunu belirterek “Sadece 5 kişi ile ilgili zaman aşımı olmuştur. Müebbet hapis cezası ile içeride olan onlarca insan var. Burada hedef saptırılıyor. Tek taraflı bakmayı doğru bulmuyorum. Başka davalarda da zaman aşımı süreci işlemişti.” şeklinde açıklama yapmıştı.

    MADIMAK OTELİ ‘SİVAS BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ’ YAPILDI

    Sivas Katliamı’nın ardından Madımak Otelinin alt katına bir kebapçı açılması Alevilerin tepkisine neden oldu ve bu tepkiler nedeniyle 2010 yılında kebapçı kapatılarak otel kamulaştırıldı. 2011 yılında ise bina ‘Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ haline getirildi.

    MADIMAK KATLİAMI BELGESEL FİLMİ GÖSTERİLECEK

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde dinci/faşist kalabalıklar tarafından katledilen 33 can ve katliam sürecine dair Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin tanıtımı ve “Çok Kötü Bir Şey Oldu’ belgesel filmi, 29 Haziran Cumartesi günü İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda gösterilecek.

    Programın detayları şöyle:

    Saat 13.00: Sanal Müze Filmi ‘Unutulmayan’

    Saat 14.00: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sunumu

    Saat 15.30: ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu’ Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film

    İlk olarak 18 Mayıs’ta Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gösterilen “Çok Kötü Bir Şey Oldu” – Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in orijinal müzikleri Erdal Erzincan imzası taşıyor.

    KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİRENLER

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişinin isimleri şöyle:

    • Muhlis Akarsu – 45 yaşında, sanatçı

    • Muhibe Akarsu – 45 yaşında, Muhlis Akarsu’nun eşi

    • Gülender Akça – 25 yaşında

    • Metin Altıok – 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci

    • Mehmet Atay – 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı

    • Sehergül Ateş – 30 yaşında

    • Behçet Sefa Aysan – 44 yaşında, şair

    • Erdal Ayrancı – 35 yaşında

    • Asım Bezirci – 66 yaşında, araştırmacı, yazar

    • Belkıs Çakır – 18 yaşında

    • Serpil Canik – 19 yaşında

    • Muammer Çiçek – 26 yaşında, aktör

    • Nesimi Çimen – 62 yaşında, şair, sanatçı

    • Carina Cuanna Thuijs – 23 yaşında, Hollandalı akademisyen

    • Serkan Doğan – 19 yaşında

    • Hasret Gültekin – 22 yaşında şair, sanatçı

    • Murat Gündüz – 22 yaşında

    • Gülsüm Karababa – 22 yaşında

    • Uğur Kaynar – 37 yaşında, şair

    • Asaf Koçak – 35 yaşında, karikatürist

    • Koray Kaya – 12 yaşında

    • Menekşe Kaya – 15 yaşında

    • Handan Metin – 20 yaşında

    • Sait Metin – 23 yaşında

    • Huriye Özkan – 22 yaşında

    • Yeşim Özkan – 20 yaşında

    • Ahmet Özyurt – 21 yaşında

    • Nurcan Şahin – 18 yaşında

    • Özlem Şahin – 17 yaşında

    • Asuman Sivri – 16 yaşında

    • Yasemin Sivri – 19 yaşında

    • Edibe Sulari – 40 yaşında, sanatçı

    • İnci Türk – 22 yaşında

    PİRHA/İSTANBUL

    İlgili Haberler:

    Madımak’ta katledilen 33 can Okmeydanı Cemevi’nde anılacak

    Madımak’ta katledilen 33 can Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak

    ‘Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’, 29 Haziran’da İstanbul’da gösterilecek

  • Madımak’ta katledilen 33 can Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak

    Madımak’ta katledilen 33 can Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak

    PİRHA- Dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler ‘Sivas’ın ışığı sönmeyecek’ şiarıyla İstanbul’da anılacak.

    Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, katliamda yaşamını yitiren 33 kişi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla anılacaklar. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okuyacak.

    30 Haziran Pazar günü saat 17.00’de başlayacak olan anma, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa edilmesi gerektiğini söyledi. Yıldırım, “Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum” dedi. Yıldırım, Cemevi Başkanlığı bünyesinde yapılmak istenenleri de “Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam” şeklinde yorumladı.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Buna karşılık Alevi toplumu, temel insan hakları konusunda taleplerini dile getirmeyi sürdürüyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi başlıkları, toplumun öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

    Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor. Tüm bunlarla birlikte AKP-MHP Hükümeti, 9 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip olmakla birlikte hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ise son süreçte Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan bir kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda dinci yapıların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sorularımızı Yazar Ali Yıldırım‘a yönelttik.

    “ALEVİLERE YÖNELİK DEVLETİN BİR AŞKI VAR!”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ALİ YILDIRIM: Şimdi bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesini bir ‘AKP Projesi’ olarak anlamak eksik olur. Bence bu devlet aklının bir işi. AKP projesi olsa, düğün değil bayram değil bu ilişki niye gelişti? Tayyip Erdoğan’ın, Alevilere derin bir aşkından söz etmek herhalde mümkün olmasa gerek. Yani burada Alevilere yönelik devletin bir aşkı var! Çünkü projenin mimarı, İçişleri Bakanıydı. İçişleri Bakanlığının o görevlilerinin ‘özel görevli’ olduklarını düşünüyorum. Yüzlerce cemevi ziyaret edip, köy gezdiklerini açıklayıp bunu da bir rapor halinde yayınladılar zaten. Öteden beri devletin Alevi politikasını biliyoruz; ret, inkar, asimilasyon üzerine kurulu bir Alevi politikası var. Peki bu politikayı değiştiren ne oldu? Şunu görmemiz lazım; Aleviler 1993 Sivas Katliamı’ndan beri ciddi bir örgütlenme sürecine girdi. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi aktivitesi ve taleplerin güncellenmesi söz konusu oldu. Büyük mitingler ve hareketlilik yaşandı. ‘Alevi’ adıyla örgütlenmeler ilk kez 2000’li yılların başında ‘Alevi-Bektaşi’ kuruluşları adıyla gerçekleşti. Buna yönelik yasaklamalar oldu ve bir yargı süreci işledi. Tüm bunlar sonrasında 2002 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu kuruldu. Yani Alevi adıyla dernek kurmanın yasak olduğu bir zamandan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı diye bir yere geldik. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi toplumsal muhalefeti söz konusuydu. Alevi muhalefetinin temel sloganı bugün de birçok yapının sahiplendiği ‘Eşit yurttaşlık’ hakkı olmuştu. Bu çok anlamlı bir slogandı. Bu eşit yurttaşlık hakkı meselesinde, gölge etme; yani devletten bir şey beklemek değil, yani ‘devlet bizim için şunu da yapsın’ diye artıdan bir talep değil, eşit yurttaşlık hakkı. Ayrımcılık yapma, yani ‘inancımdan, dinimden, öğretimden, felsefemden, kimliğimden, cinsiyetimden, etnik kökenimden dolayı ayrımcı davranma’ talebiydi bu. Yoksa bazı arkadaşların yanlış anladığı gibi ‘ona veriyorsan bana da ver’ değil.

    Alevilerin talepleri dine imana dair talepler değil. Yani bu talepler Alevilere özel talepler de değil. Bu talepler demokratik talepler ve Türkiye’de yaşayan her demokratın, hatta her liberalin sahiplenmesi gereken taleplerdir. Laiklik, Diyanet sorunu, din dersleri meselesi neden yalnızca Alevilerin meselesi olsun ki? Zorunlu din dersi yalnızca Alevilere uygulanan bir şey değil ki, bütün çocuklara yönelik uygulanan bir tahribat. Gencecik beyinlerin tahrip edilmesi meselesi… Şimdi o anlamda ‘yanımızdaki dostlarımız bizi anlamıyor’ demeyeceğim; bilinçli olarak öyle bir tavır geliştiriyorlar ama bizim yanımızda olan, bizimle birlikte yürümesi gereken dostlarımız, kuruluşlar, siyasi yapılar da Alevilerin bu taleplerini anlayamadılar. Yani bu bir din iman talebi değil ki. Maalesef 2010’dan beri Aleviler, demokratik siyasi arenanın biraz dışına çıkıp kendi dertleriyle uğraşmaya başlayınca bu talepler de yavaş yavaş unutulmaya başlandı. Hatta Alevilerin de gündeminden çıktı.

    Bugün geldiğimiz noktada Alevilerin, örgütlerin bu talepleri yüksek sesle seslendirdiğine maalesef tanık olmuyoruz. O nedenle devlet aklının bu süreçte devreye girdiğini düşünüyorum. Devlet ‘biz bu Alevileri kendi haline bırakırsak’ ki Aleviler içerisinde çok ciddi bir akım Aleviliğin kadim, antik tarihinden yola çıkarak Aleviliğin özgünlüğüne vurgu yapmaya başladı. Yani 90’ların başında Nejat Birdoğan ‘Aleviliğin İslam’la bir ilgisi yok. Alevilik kendine özgü bir inançtır’ dediği zaman ortalığı birbirine katan insanların çocukları bugün ‘Alevilik kendine özgüdür, Aleviliğin İslam’la ya da başka bir inançla ilgisi yoktur’ noktasına geldi. Büyük çoğunluk bu noktada fikir söylerken Alevi çocuklarının büyük bir bölümü de hızlı biçimde Aleviliğin bu boyutunu görürken bir taraftan da Alevi çocukları hızla ateistleşip, deistleşmeye başladı. Alevi çocuklar Müslüman, Hristiyan olacaklarına ateist olsunlar, çok daha anlamlı bir yerde hayatlarını taşıyabilirler.

    Şimdi burada devlet diyor ki ‘Ya kardeşim bu Aleviler hızlı ateistleşiyor’. İran mollası Şeriat Medari 90’lı yılların başında Diyanet İşleri Başkanlığı görevlisi Süleyman Ateş ile bir toplantıda buluşuyor. Şeriat Medari o zamanlar şu tespiti yapmıştı ve biz de bunu Pir Sultan dergisinde gündeme getirmiştik. Diyor ki ‘bu Aleviler hızla ateistleşiyor. Ya siz bunları Sünni’leştirin ya da bize bırakın Şiileştirelim’. Devletin 2010’lu yılların ortalarına kadar politikası ‘Alevilik diye bir şey yok’ şeklindeydi. Diyanet İşleri de ‘Alevilik diye bir inanç söz konusu değil. Cemevi diye bir ibadethane söz konusu olamaz’ diyordu. Açtığımız davalarda mahkemeler Diyanetin görüşüne başvuruyordu ve Diyanet de bize ‘Alevilik diye bir şey yok, ibadethanesi de söz konusu olamaz. Aleviler de Müslümandır. Aleviler de ibadet yapacaksa buyursunlar camimize gelsinler’ diyordu. Yani devletin resmi politikası, İçişleri Bakanlığı’nın özel görevlileri sahaya sürüp onlardan istihbarat toplayarak oluşturduğu konsepte kadar ‘Aleviler Müslümandır, camiye gelmeliler’ yönündeydi. Şimdi devlet bu konuda Diyaneti bir tarafa bıraktı, görüşlerini muhtemelen taşımaya devam ediyor ama bunun hayatta bir karşılık bulmadığını fark etti. Yani ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ durumu…

    Bir Alevi köylüsü ilçeye gitmiş, günün ortasında camiden hoca ezan okuyor, yanındakine ‘ne diyor?’ diye sormuş. O da ‘namaza çağırıyor’ demiş. Alevi de ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ demiş. Ve bu sözü söylediği için Osmanlı engizisyonu zulmüne uğramış. Yani adamın hakkında ‘katli vacip’ fetvası verilmiş… Şimdi Diyanet’in bu yaklaşımı bir tarafa bırakıldı ve yeni bir konsept oluşturulmaya çalışılıyor.

    Şimdi devlet diyor ki ‘baktık bu Alevileri Sünnileştiremiyoruz, zaten Aleviler Şiilik aracılığıyla asimile olup Müslümanlaşıyorlar. Biz buna illa da niye Sünnilik dayatalım? ‘Devlet Aleviliği inşa edelim, var olanı koruma altına alalım’ diye düşünüldü. Devlet diyor ki ‘Biz bırakırsak bunlar zaten özgün Aleviliğe, Aleviliğin kendi başına bir inanç olduğu noktasına gidecekler ve ateistleşecekler. O zaman buna meydan vermememiz lazım, elimizin altında bir devlet Aleviliğinin bulunması lazım. Yani ihtiyaç anında kullanabileceğimiz bir yerde bir devlet Aleviliği inşa edelim, içine üç aşağı beş yukarı Şiilik de bırakalım. Zaten asimilasyona da gönüllü olarak koşuyorlar’.

    Şimdi bir de bakanlık görevlilerinin köylere nasıl gittikleri konusu var. İçişleri Bakanlığı aracılığıyla valiye gidiliyor, vali ise kaymakama yönlendiriyor. Gariban köylü de ne yapsın, gelen çocuklar da sözde ‘Alevi’… Onlara dertlerini anlatıp ‘şöyle eksiğimiz var’ diyor ve onlar da raporlarında 1500 sayfalık bir kitap oluşturdu. Bu raporun içeriğinden ise ne Alevi örgütlerinin ne Alevi aydınlarının haberi var!”

    “DEVLETİN ALEVİLİKTEN MURADI ŞİİLİK SOSUNA BATIRILMIŞ BİR İSLAM”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Zaten dertleri sorun çözmek değil ki. ‘Alevilerin sorunu’ diye alt alta neyi koyuyoruz? Bunu konuşmadan hangi sorunu çözecek? 2000’li yıllardaki sorunları söyledik ve o sorunlar burada duruyor. Veya o sorunlar yalnız Alevilerin sorunu da değil. Yani ‘Çözümü beklenen nedir?’ diye sormak gerek. Yani devlet, Aleviliği yedeklemek, elinin altında tutmak istiyor. Peki bu nasıl bir Alevilik? Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam… Çünkü din sonuçta bu coğrafyada devletin vazgeçemediği bir araç. Din, egemen sınıfların iktidarlarını, egemenlik sistemini sürdürme noktasında çok önemli bir ideolojik iş görüyor. Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığına o kadar bütçeyi dini çok sevdiği için mi ayırıyor? Yaşantılarına bakarsan dinle bu kadar aşklarının olmadığını fark edersin. Bir taraftan egemen sınıflar, bir taraftan da devletin bizatihi kendisi itaat eden, aklını esir aldırmış bir kitleyi hem yönetmek hem de sömürmek çok daha kolay. Düşünsenize, 20 yıldır sınıfsal konumuna, yoksulluğuna bakmaksızın yalnızca dini gerekçelerle itaat eden bir toplum var.

    Dinin ideolojik bir işlevi var. O yüzden de ‘Aleviliği bir dinsel niteliğe büründürürsek o Aleviliğin tarihsel muhalefetini, itiraz unsurlarını ortadan kaldırır, içine boşaltırsak bize artı bir yedek güç daha olacak’ diye düşünüyorlar. Belki Tayyip Erdoğan için yedek bir güç olmayabilir ama egemen sınıflar ya da başka iktidar sahipleri ve devlet açısından bir yedek güç olacak. Çünkü Aleviler kadar kafası resmi ideolojiyle bulanmış, kendi bilincinden yoksun, devlet bilinci olmayan bir topluluk daha yok. Alevi toplumu, resmi ideolojinin ders kitaplarına yazdığı tarihi kendi tarihi sanıyor ve onu ezbere söylüyor. Sokaktan çevirdiğimiz ilk Aleviye, ‘tarihini anlat’ diyelim, sana resmi ders kitaplarında yazan tarihi anlatacaktır. Devletin tarihsel olarak 1923 yılından bu yana yaptığı bütün operasyonları için ‘haklıdır, meşrudur’ diyecektir. Cumhuriyetçilerden daha fazla bir cumhuriyet savunmasında bulunacaktır. Maalesef Alevinin kendi aklı yok. Yani İslamcı çevrelerin en azından bir zamana kadar kendi bulunduğu yerden sisteme yönelik itirazları vardı ama Alevi toplumu, bütün tarihi kendi tarihi sanıyor ve böyle sarılıveriyor. O yüzden de Alevi toplumunun devlete bakışı maalesef İslamcılardan daha sevgi dolu. Halbuki sistemin hukuksal ve pratik anlamda onlara yaptıkları orta yerde duruyor.

    “ALEVİLERİN SİSTEMLE İLİŞKİSİ SON DERECE BELİRSİZ”

    Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Orada yüzden fazla ‘Cemevi uzmanı’ çalışıyor. Buraya girmek için bir sürü yerden de referanslar buldular. O kuruma girmek için benden bile referans isteme utanmazlığını gösterenler oldu. ‘galiba beni tanımıyorsunuz ya da yanlış bir Ali Yıldırım olduğu söylenmiş’ diye cevapladım. Şimdi bu kurum Turizm Bakanlığı’nın bütçesini, örtülü ödenek kullanıyor. Sonuçta Diyanet bütçesi ile karşılaştırdığınız zaman bu kurumun kullandığı bütçe komik kalır. Ama biz Alevilerin devletle ilişkisine kurgulamadığı için devlet ilişkisinde bir perspektif geliştiremedikleri için, diyelim ki 10 torba çimento, 2 kamyon kum, bilmem kaç tane kiremit… Sanki ihtiyacı varmış ve onlar olmadan cemevi ya da hayat devam etmeyecekmiş gibi bir ruh hali içerisindeler. ‘Devlet onlara veriyor, bize de versin’ sözü son derece yanlış. Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili olarak ‘yediğiniz lokma haram lokmadır’ diyorduk. Çünkü ‘Diyanet’in bütçesinde bütün insanların payı var’ diyorduk. Şimdi Diyanet o parayı yerken haram olan lokma bize verildiğinde nasıl helal hale geldi? Alevilerin talepleri noktasında Devlet bir imar ve belediye yasasında değişiklik yaptı, cemevlerinin imar planına işlenmesini imar planında cemevlerine yer ayrılmasını sağladı. Sonrasında cemevlerinin yapımını bakım ve giderlerini belediyelere verdi, su parasını çözdü ve en son ‘cemevlerinin elektriğini de ben vereceğim’ dedi. Yani bizim çerağımızı devlet uyandıracak. Peki, devletten aldığın suyla pişirdiğin lokma helal lokma olur mu olmaz mı?

    Bu noktada Alevilerin sistemle ilişkisi son derece belirsiz. Bir taraftan ‘biz de alalımcılar’ var ki şöyle bir durum var; örneğin Cem Vakfı, dava açarak ‘elektrik su parasını ödemeyeceğiz, devlet ödesin’ demişti. Bizim örgütlerimiz; AKD, Pir Sultan Abdal Derneği’nin şubeleri de ‘elektrik su parası ödemeyeceğiz’ diye dava açmışlardı.  Kardeşim sen dava açmışsın benim faturalarımı devlet ödesin demişsin. Peki şimdi bu ne?

    “DEVLET KUURMLARLA MUHATAP OLMAK YERİNE EN ZAYIF HALKAYA GİDİYOR”

    Şimdi birkaç Alevilik türü ortaya çıkmış durumda. Bunlardan bir tanesi ‘Devlet Aleviliği.’ Bunu konuştuk. Devlet, kurumlarla muhatap olmak yerine en zayıf halkaya gidiyor. Merkez örgütlerinin elektrik, su, çimento gibi ihtiyacı yok ki ama şubenin var. Örneğin bir köyde cemevi inşaatı yarım kalmış ya da damı akıyor falan. İşte bunu biliyor ve Cemevi Başkanlığı oradan yürüyor. Şimdi merkezde niye muhatap olsun ki sonuçta altını boşalttığı zaman amacına ulaşacak. Muhtemelen şimdi elektrik su için de birçoğu gidip başvuracak ve ‘elektrik parası ödetmekle onların adamı mı olacağız?’ diyecekler.

    İki; ‘Belediye Aleviliği’ var. Yani belediyelerin bir anlamda organize edip şekillendirdiği bir Alevilik tarzı var. Yani belediyeler ‘Anahtar teslimi cemevleri’ yapıyor. Kocaman binalar yapıp sanki bir şirket merkezi yaratıyorlar. Camlarla falan kaplayıp sanki bir AVM gibi inşa ediyorlar. Aleviliğin hiçbir kadim değerini yansıtmayan mimariler bunlar. Şimdi artık bunun bir de hukuki zemini var. Belediye yasası diyor ki ‘Cemevi yapacaksın’. Şimdi karşımıza 31 Mart’tan sonra yeni bir alanda açıldı, cemevlerinin coğrafyası daha da genişledi. Şimdi birçok ilde belediyeler cemevi yapacaktır. Bundan sonra belediye başkanı Cemevinde protokolde oturacaktır. Örneğin Muharrem ayında oruç açılacaktır, herkes oturmuştur, en son o belediye başkanı gelir ve herkes kenara açılır. Ya da bir cemde belediye başkanını saat kaçta gelirse gelsin dedenin yanına oturturlar falan… Cemevi yapıldıktan sonra faturalarını da ‘sen karşıla’ denilip iyice bağımlı hale geliniyor. Kendi potansiyelinle o cemevini inşa etmediğin için cemevleri kimsesiz, içleri bomboş kalıyor. Orada bir bina var ve binadaki görevliler ölü ve 40 yemeği bekliyor. 365 günün diyelim ki bir ayında Muharrem’de, Hızır’da oluyorsa tabii cem yapılıyor ve insanlar bir araya geliyorsa onun dışında kocaman bina çın çın çınlıyor. Çünkü oradaki insanların kendi emeğiyle oluşturdukları bir mekan olmadığı için bize bu yerler asimilasyon merkezi olarak dönüyor. Cemevlerinin dizaynına, mimarisine ve içine bakın, tamamen Şii, ne idüğü belirsiz resimlerle doldurulmuş. İlginç taraf, İran’da da resim yasak. Humeyni darbesine kadar Ali resimleri vardı şimdi İran’a gidin bir tane bile Ali resmi bulamazsınız. Bizimkiler, bu konuda onlardan çok daha mahirler. Kardeşim bu 12 imamların resmini nereden buldun? Böyle bir resim hiçbir yerde yok çünkü. O 12 imamlardan Naki’nin altını kapat ve sor, kimse bilemez. Peki bu İmam Naki, Alevilik’te ne yapmış, hangi işlevi görmüş? Sorsan bir gök tanrının kulu çıkıp ‘bu arkadaş Alevilik için şunu yapmış’ diyemez, çünkü yok. Şimdi bizdeki bu ruhsal bozulmayı, ideolojik çarpılmayı görüyor musunuz? Tam da devletin dediği gibi; Şiilik de İslam’ın esaslarından bir tanesi. Şiilik ile Sünniliğin arasında ne fark var? Şiilik, kendi siyasetini meşrulaştırmak için İslam’dan bir takım olayları kendi anlayışına göre yorumlayarak meşruluk zemini arayan bir anlayış.

    Şimdi bu sebeplerle insanlar cemevlerine gitmiyorlar. Zaten gidip ne yapacaklar? Gençler gidip de o cemevinde ne yapacak? Şimdi Alevilik adına gençlere, insanlığa sunacak neyimiz var? ‘Neden Alevilik yaşamalı, var olmalı?’ sorusunun cevabını verilebiliyor mu? Örneğin yapay zeka Aleviye sorsak; ‘Sen bu dünyada neden var olacaksın? Doğaya, topluma katkın nedir, biz senin varlığını neden savunalım? Anlat bize’ diye sorsak ne anlatabilir? Ben zaman zaman yapay zekaya soruyorum ve cevap olarak Şiiliği anlatıyor. Çünkü bilgi dünyasında Alevilik, Şiilik olarak depolanmış. Kendin üretip zamana, koşullarına göre ortaya koyabiliyor musun? Hayır. Bir ütopyan var mı? Rıza Şehri güzel bir ütopya ama bilmem nerede kalmış. Kapitalizm koşullarında Rıza Şehri’ni yeni baştan düşünüp bütün insanlık için kılavuz olacak hale getirebildik mi? Gelebilir mi o da ayrı bir soru ama bunlar da düşünülmedi.

    ‘Alevilik bir felsefedir’ diye söze başlanıyor ama sorarım, Alevilik nasıl bir felsefe? Bizim yapay zekaya ‘Alevi felsefesinden ne anlıyorsun?’ diye sorsak, cevap yok.

    3. Alevilik türü de bizatihi ‘Canların Aleviliği.’ İnsanların yaşadığı, var ettiği, yaşatmaya çalıştığı, bizim düşündüğümüz, savunduğumuz Alevilik diyelim.”

    “BİR TANE ALEVİ KÜTÜPHANESİ, AKADEMİSİ YOK!”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Devlet bir ansiklopedi yazıyor, Kültür Bakanlığı ise 2019’da bin sayfalık bir Ansiklopedik Alevi-Bektaşi Terimleri Sözlüğü yayınlamış ama kimsenin haberi yok. Yazan kişi fena biri değil. Yazdıklarının bir takımı anlamlı olabilir ama genel olarak Aleviliğin içinden gelmeyen insanların Alevilik üstüne yazıp çizdiklerinin sorunlu olabileceğini düşünüyorum.

    Şimdi diyelim ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bir ansiklopedi yayınlayacak, bir karşılığı yok. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da Alevi Klasikleri yayınlama projesi vardı. 10 tane özel kağıda basılı kitap yayınladılar ama Alevi toplumunda bu kitapların bir karşılığı olmadı ve hiçbir anlam ifade etmedi. Asimilasyon önemli bir şey, karşısında duruş sergilemek de önemli ama bugün artık dünyanın bir numaralı ansiklopedisi Britanica olarak gösteriliyor ama ben onu kütüphaneme koymuyorum. Çünkü ansiklopedinin artık bir anlamı, değeri yok. Kimsenin ne ansiklopediye ne de kitaba baktığı var. Bütün her şey sanal dünyada gerçekleşiyor. Tabii ki yazıp orada bırakmayacaklar bunu sanal dünyaya da taşıyacaklardır. Burada asıl mesele, başkasının yaptığından çok sen ne yapıyorsun? Şimdi biz de Alevilik ansiklopedisi yazalım, ancak sen hangi Alevilik zemininde konuşuyorsun? Senin henüz bir tane akademik dergin dahi yok. Türkiye ve Avrupa’daki bütün örgütlerinin bir tane Alevi kütüphanesi yok. Diyelim ki üniversiteden bir öğrenci geldi ve Alevilik üzerine master tezi hazırlayacak, şimdi bu çocukları yönlendireceğin bir kütüphane yok. Ben birkaç yerde de söyledim; sahip olduğum kitapların tamamını bir Alevi kütüphanesine bağışlamaya hazırım. Evimde çuval çuval belge var. İnsanları Alevilik konusunda bilgilendirecek, fikir verecek bir akademimiz yok. Şimdi bugün Alevi toplumu ve örgütler, cem yöneten dede ve analardan mucize bekliyorlar. Bugün 60 yaşında olan bir dedenin, ananın Alevilik bilgisi olamaz. Çünkü 1970 yılında 10 yaşındaydı ve o yılların nasıl geçtiğini biliyoruz. 1980’li yıllar ise toplumsal olaylarla geçti, zaten Alevilerin büyük bir bölümü köyden şehre gelmişti ve bu insanlar cem, görgü, sorgu görmediler. Yani bugün dedelik yapan insanların büyük bir bölümü bu Alevi eğitiminden, ocak, talip ilişkisinden geçmemiş insanlar maalesef. Şimdi bu insanlardan vahiy, mucize bekleniyor! Şimdi bu insanlar nasıl ve nereden bilecekler? Adam bir gülbeng okuyacak, önüne kağıda yazmış. Çünkü pratiğin içerisinden gelmiyor, yaşamamış. Örneğin Pir Sultan’dan bir deyiş okuyacak önündeki klasörden okuyor. Bir de cemlerde önlerine rahle koyuyorlar, rezaleti düşünebiliyor musunuz? Yürekte ve bilinçte olmayınca rahle de şart olur. İnsanların doktor, avukat, mühendis, öğretmen olması Alevilik konusunda bilgi sahibi olacağı anlamına gelmez. Kendisini bu alanda iyi yetiştirmiş dede ve anaları bir tarafa bırakıyorum tabii, toptancı bir anlayışla biçip geçmeyelim ama genel olarak bu sorun var. Örneğin Muharrem ayı geldiğinde bazı cemevlerinde görüyorum; her gün bir imamı konuşuyorlar. Şu bilinç çarpıklığını düşünebiliyor musunuz? Şuraya varmak istiyorum, sana yönelik asimilasyoncu, eşit olmayan, hukuksuz, red ve inkar politikalarına karşı bir duruş üretebilmen için hem siyaseten hem de bilgi ile donanmış olman lazım. Yani felsefe, tarih, teoloji, arkeoloji, insanlık tarihi bilmeden, herkes bu konularda uzman olsun değil tabii ama en azından konunun ihtiyacı kadar konuşabilecek bilgi sahibi olmadan toplumun önüne çıkmamak lazım. Bilmem kaç zaman öncesinin mitolojik öyküleriyle bugün Aleviliği var edemezsin!

    “ALEVİPEDİA DİYE BİR SİTE AÇALIM”

    Felsefe, esas olarak mitolojiden akla geçmektir. Peki Alevilik mitolojiden ne zaman akla geçecek? Siz mitoloji anlatıyorsunuz. Tamam mitoloji güzel ve insanların yüreğini ısıtır ama bunun bir mitoloji olduğunu söylemezsen onunla yol alabilir misin? Diyelim ki kadim Yunan’ın tanrıları Zeus, Poseidon bilmem ne o zaman için bir dindi, insanların tapındığı tanrılardı bunlar ama bugün herkes biliyor ki bunlar bir mitoloji. Aleviler açısından da şimdi bir Hz. Ali mitolojisi var. Hz Ali’yi sen kendi dünyanda yeniden yaratmışsın ve ona kendi tarihselliğinin dışında, zerre kadar tarihselliği ile uyuşmayan sıfatlar, güçler, fikirler yüklemişsin. Aynı yapay zeka gibi bir ‘Mitolojik Ali’ yaratmışsın. Nerede iyi, güzel bir şey varsa Ali’ye yüklemişsin. Tarihsel Ali ile hiçbir ilgisi olmayan… Sonra da diyorsun ki ‘bu Ali gerçek’. Şimdi bunun mitoloji olduğunu kabul etsen bir mesele yok. Bunu inanç meselesi haline getirirsen gene sorun yok. Kimse sana ‘Hayır kardeşim o Ali’ye inanılır mı?’ diyemez. Ama sen bunu tarihsel bir şahsiyet olarak sunduğun zaman orada gülünç duruma düşersin. Şimdi Ali’li Alevilik mi Alisiz Alevilik mi diye tartışmalar da oluyor. Eğer mitolojik olarak kendi yarattığımız Ali diyorsan bunu neden Alevilikten çıkaralım? Ama 4. halife olan ve Hayber’e gidip Yahudilerin kellesini kesen Ali’den söz ediyorsan bunun Alevilikte nasıl bir yeri olsun? 13 kadınla evlenmiş ve 33 çocuğu olan bir Ali’den söz ediyorsan şimdi bu Ali’yi Alevilik’te nereye koyacaksın? Sen şimdi bizim Alevi’ye, ‘Ali, Osman ile bacanaktı. Kızını da Ömer’e verdi’ desen hiçbir Alevi bunu kabul etmez.

    “ALEVİ DEDELERİ İSLAM TARİHİNİ BİLMİYOR”

    Bizim Alevi dedeleri bir imam hatip mezunu kadar İslam tarihini bilmiyor. Herkesin tarihçi olmasını elbette ki bekleyemezsiniz ama en azından söylediğiniz alanda bilgi sahibi olmanız lazım. O nedenle diyelim ki bir ansiklopedi hazırlayacağız; peki sen bu konuların hangisinde görüş birliğine vardın da ansiklopedi hazırlayacaksın? Şimdi diyelim ki ‘Ekşi Sözlük’ ya da ‘Wikipedia’ gibi bir ‘Alevipedia’ yapalım. Bu ansiklopedi sonuçta bir birikim işidir. Didero bir ansiklopedi yazmış; Fransız ansiklopedileri bu işin piri ama yazanlara, yayın kuruluna bakıyorsun her biri alanının öncü insanları. O saate kadar hep çalışmış ve o alanlarda hep üretmiş. Hadi biz arkadaşları çağıralım ve imece usulü bir iş yapalım, sonu olabilecek bir şey değil ama en azından şuna vesile olabilir; kardeşim bu konuları gelin tartışalım, konuşalım ve yazalım. Alevipedia diye bir site açalım ve oradan yazmaya başlayalım gibi bir şeye umarım vesile olur.

    “LAİKLİK MESELESİ YALNIZCA ALEVİLERE İHALE EDİLMEMELİ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Zorunlu din derslerinde olduğu gibi bu mesele yalnızca Alevilerin sorunu değil. Alevi çocukları şöyle bir avantaja da sahip; diyelim ki imam geldi anlattı ne anlatırsa anlatsın sonuçta çocuk eve geliyor ve ‘Anne, baba, böyle saçma sapan anlamsız şeyler konuştular’ diyor. Eğer o anne baba da biraz duyarlılık sahibi ise çocuğu o söyledikleriyle bırakmayıp açıklamalarla işi biraz kurtarabilir. En azından ben lise çağındaki bizim çocuklardan biliyorum, din derslerine karşı acayip bir refleks var. Çünkü evde din iman konusunda hiçbir şey konuşulmasa bile evin ruhuyla besleniyor. Evin bir köşesinde saz diğer tarafta kitap var. Evin içinde ne Allah ne de peygamber var! Evde yaşanırken işte ‘Allah şöyle yapar, cehenneme gidersin, şeytan çarpar gibi’ laflar da edilmediği için; yani bilerek ya da bilmeyerek gardını almış. Şimdi bu ÇEDES projesi niye yalnızca Alevilerin sorunu olsun? Türkiye’de demokratlar, liberaller, Atatürkçüler, siyasi partiler neden harekete geçmiyor? Çünkü bu sonuçta bir laiklik meselesi. Zorunlu din dersleri meselesinde olduğu gibi bu mesele de Alevilere ihale edilmek isteniyor. Bu konunun doğrudan ilk muhatabı anlamında Aleviler elbette buna itiraz etmeliler ama burada şunu düşünüyorum; laiklik meselesi yalnızca Alevilere ihale edilmemeli. Bu anlamda Aleviler belki diğer güçleri harekete geçirici, tahrik edici bir noktada durabilirler ama işin sahibi Aleviler olamaz diye düşünüyorum.”

    “CEMEVİNDE KUR’AN KURSU AÇMAK CEHALET VE İHANETTİR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Bu cehalet ve ihanettir. Cehalet şundan dolayı; kardeşim senin hayatında Kur’an’ın ne yeri var? Sen Kur’an’ın içerisinde ne olduğunu, tarihsel olarak Kur’an’ın nasıl bir ürün olduğunu bilmezsen bunlar olur. Kur’an öğretilmesi gereken bir şey mi? Bilgi sahibi değilsin ve Aleviliğin tarihsel olarak gerek Kur’an’a gerekse de diğer kitaplarla hiçbir irtibatının olmadığı, tarihsel bir referans kaynağı olmadığını bilmiyorsan cahilsin. Biliyorsan eğer ihanet içerisindesin. Oraya gelen Alevi çocuklarını asimile etmek, onların aklını esir almaya hizmet etmek istiyorsun. Bu tamamen bir ihanet projesidir. Benim nazarımda bunun cehaletten olduğunu sanmıyorum, çünkü bu kadar söylenen söz var ve ona rağmen cemevlerinde Kur’an kursu olacaksa bu tamamen bir ihanet içinde olunduğu demektir. Ben bu işleri yapanların Kur’an konusunda hiçbir bilgi sahibi olmadığını düşünüyorum. Yani açıp Kur’an’ı baştan aşağı okumuş olduklarına dair ihtimal vermiyorum. Öyle olsaydı 600’lü yılların Arap toplumuna hitap eden, Arap toplumunun geleneğine, örfünü, hukukunu düzenleyen, tamamen o coğrafyada ve üstelik de yalnızca Kureyş kabilesine, Araplar için oluşturulmuş bir kitabın evrenselliğini düşünüp bugün 2024’te bizim insanımıza hitap edecek içeriğinin olduğunu düşünmek kadar akıl dışı bir şey olamaz. Yarım da olsa ilahiyat bitirmiş biriyim. İslam tarihine, kelama, fıkaha, sünnete ilişkin az buçuk giriş babında da olsa 2 yılda bir sürü şey okudum. Sonuçta geldiğim nokta şudur; İslam’ın Alevilikle ya da İslam’ın kitabının Alevilikle ya da İslam’ın peygamberinin, halifelerinin Alevilikle zerre kadar bir ilişkisi söz konusu değildir. İslam, Arap yarımadasına hitap eden, onların ihtiyaçlarını gören ve onların ihtiyaçları için şekillenmiş bir kitaptır. Hiçbir tarihselliği de söz konusu değildir. Bana sorarsan evrenselliği de söz konusu değildir.

    Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi bir şahıs şöyle bir açıklama yaptı: ‘Biz, imam hatip okullarına Türkçe Kur’an gönderdik, gönderdiğimize de pişman olduk. Çünkü çocuklar ateist, deist oldular’. Diyanet itiraf ederek diyor ki ‘Ben İmam Hatip Lisesi’ne bu kitabı gönderdim, çocuklar bunu okudu ve deist oldu. Deist, ‘Tamam kardeşim ben bir tanrıya inanıyorum ama bu dine, bu kitaba ihtiyaç yok’ demek. Bir Alevinin şimdi gönüllü bir şekilde Kur’an kursu açması cehalet ve artı ihanet demektir.”

    “CEMEVLERİNİ SOSYAL MERKEZE DÖNÜŞTÜRMEK GEREK”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilere yönelik ret, inkar, asimilasyon ya da fiili saldırılar noktasında nasıl bir tutum almamız gerekir, bu Alevi bilinci ile ve Alevilikten ne anladığımızla ilgili bir şeydir. Yani hangi tehlike Alevilik için esas tehlike oluşturuyor? Birtakım meczuplar, bir takım işler yapabilirler ama ‘Bunun arkasında bir şey var mı acaba?’ diye bakmak gerekir. Ben hep şöyle söylerim, bize her havlayan köpeğe taş atsak bize taş ocakları dayanmaz. Alevi toplumu bu tür saldırılarla yüz yüze ama bugün geldiğimiz noktada Alevi varlığı kendisini nasıl korumalı; bu fiili bir barikatla olabilecek bir şey değil. Bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa etmekle olur. Yani en geçerli barikat Alevi duruşuyla sağlanabilir. Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum. Bir Alevi ütopyası inşa etmeden Alevi duruşu sağlamamız mümkün değil. Yani biz işi cenaze kaldırmaya, Alevi cemevlerini yalnızca böyle bir fonksiyonla yükümlendirmeye razı olduğumuz takdirde bir duruş üretmemiz de mümkün değil. O yüzden de burada cemevlerini bir sosyal merkeze dönüştürmek; yalnızca Alevilerin değil içinde bulunduğu bütün mahallenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir mekanizmaya, sosyal merkeze dönüştürmek ve bizim dışımızdakilere de Aleviliği sunacak bir merkeze dönüştürmek… Yani bir ibadethaneden çok ibadetin de edildiği ama esas olarak bir sosyal merkez, bir kültür evine dönüştürmek gibi iş yapmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar her türlü toplantılarını, her türlü eğlencesini orada yapsın. Yani Aleviliği bu anlamda sosyalleştirmemiz, insanların hayatına dokunur bir hale getirmemiz lazım.

    Bunun için gerek kendimize, gerek topluma değecek bir sosyal bilgi organizasyonuna ve akademik çalışmaya acilen ihtiyacımız var. Yoksa bu Alevilik giderek şekilsel hale geliyor.

    Eğer Aleviliğin hayattan çekilen yanlarını yeniden yükleyemez, Aleviliği yeni koşullara uygun olarak yeniden fabrika ayarlarına döndüremezsen Aleviliğin sorunlarını çözemeyeceğin gibi devlet mekanizması ile harekete geçen bir güç karşısında da başarılı olamazsın. Bu da yalnızca örgütlerin işi değil, haksızlık da yapmayalım, Alevi aydınlarının, dedelerinin, siyasetçilerinin de işi bu. Burada belki de çuvaldızı aydın olarak öncelikle kendime batırmam gerekir diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’

     

  • 31 yıldır acı dinmiyor; 2 Temmuz Madımak Belgeseli’nin ilk gösterimi 18 Mayıs’ta

    31 yıldır acı dinmiyor; 2 Temmuz Madımak Belgeseli’nin ilk gösterimi 18 Mayıs’ta

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in 18 Mayıs’ta ilk gösterimi olacak.

    Sivas Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti ancak asıl sorumluluğu olanlar adalet önünde hesap vermedi. Açılan tüm davalar zaman aşımına uğratılarak katliamı planlayanlar adeta gizli tutuldu. Alevi toplumu için derin bir yaranın adresi olan Madımak Oteli, geçen bunca yıla rağmen hala ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in ilk gösterimi 18 Mayıs’ta.

    Yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı belgeselin gösterileceği 18 Mayıs’ta ilk olarak saat 11:00’de basın ile tanıtım toplantısı gerçekleştirilecek.

    Belgeselin ilk gösterimi, Yenimahalle Belediyesi’ne ait Nazım Hikmet Kültür Merkezi içerisindeki Genco Erkal salonunda yapılacak. Sonrasında bir tanıtım filmi  ve ardından da saat 15.30’da 4 buçuk saat süren belgesel film ilk defa gösterilecek.

    Belgesel filmin, İzmir’de 25 Mayıs’ta, 29 Haziran’da da İstanbul’da ve ardından Türkiye’nin belli başlı birkaç merkezinde daha gösterilmesi planlanıyor.

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, X sayfasından yazdığı kısa mesajda, “18 Mayıs’ta Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde galası yapılacak olan “Çok Kötü Bir Şey Oldu” – Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in orijinal müzikleri Erdal Erzincan imzası taşıyor. Madımak Katliamı ve ötesini tüm yönleriyle anlatan bu özel belgeseli ezgileriyle güçlendiren tüm sanatçılara gösterdikleri emek ve dayanışma için sonsuz teşekkürler” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Erçe: Tarihi öneme sahip; Sivas Katliamı’nın anlatıldığı belgeselin galası 18 Mayıs’ta -VİDEO

    Erçe: Tarihi öneme sahip; Sivas Katliamı’nın anlatıldığı belgeselin galası 18 Mayıs’ta -VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı’nın anlatıldığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı filmin ilk olarak Ankara’da galasının yapılacağını duyurdu. Erçe, filme dair, “Bugüne kadar belki de hiç dinlemediğimiz tanıkların, dönemin valisinin, bölgede askerliğini yapanların ve katliamdan sağ kurtulanların konuştuğu çok önemli bir belgesel film” dedi. 

    Sivas Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti ancak asıl sorumluluğu olanlar adalet önünde hesap vermedi. Açılan tüm davalar zaman aşımına uğratılarak katliamı planlayanlar adeta gizli tutuldu.

    Alevi toplumu için derin bir yaranın adresi olan Madımak Oteli, geçen bunca yıla rağmen hala ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmedi. Ancak aileler başta olmak üzere Alevi örgütleri, katliamı unutturmamak adına yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi yeni bir aşamaya taşıdı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi ile 2 Temmuz Madımak Belgeseli, 18 Mayıs’ta izleyici ile buluşacak.

    Belgeselin galasının 18 Mayıs’ta Ankara’da Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacağını duyuran Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, çalışmaların detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    “BUGÜNE KADAR YAPILAMAMIŞ BİR FİLM”

    Yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı belgeselin gösterileceği 18 Mayıs’ta ilk olarak saat 11:00’de basın camiası ile tanıtım toplantısı gerçekleştirilecek. Katliamın 31. yılında “yeniden bir duyarlılık kazandırmak” istediklerini belirten Cuma Erçe, şu detayları paylaştı:

    “Katliamı tüm boyutlarıyla toplumun bütün kesimleri tarafından yeniden gündemde tutabilmek adına ciddi çalışmalar gerçekleştirildi. Bu etkinlikler içerisinde hem aileleri konuşturan paneller, söyleşiler gerçekleşti, hem de görgü tanıklarının katıldığı etkinlikler gerçekleşti. Türkiye’nin dört bir yanında hem dinletiler hem paneller hem de sergiler yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ise çok daha kapsamlı ve profesyonel bir çalışma grubu ile Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’ni oluşturdu. Hiçbir yerden sponsorluk almadan sadece Alevilerin lokmalarıyla oluşan bütçe ile özellikle hem sanal müze gerçekleştirildi hem de belgesel hazırlayıp bir de Dijital Kütüphane adı altında kapsamlı bir çalışmayı bitirdi. Bunun dışında bugüne kadar yapılamamış bir belgesel film ortaya konuldu. AABK ve tüm Alevi kurumlarının yardım ve destekleri ile gerçekleşen bir belgesel çekimi oldu. Bu çekimlerin önemli bir kısmı Ankara’da yapıldı. 130 üzerinde insan dinlendi ve röportajlar gerçekleştirildi. Bu röportajları verenlerin içerisinde ailelerin yanı sıra görgü tanıkları, dönemin dernek yöneticileri de var.”

    İLK GÖSTERİM DAVETLİLERE YAPILACAK!

    Cuma Erçe, belgeselin ilk gösteriminin Yenimahalle Belediyesi’ne ait Nazım Hikmet Kültür Merkezi içerisindeki Genco Erkal salonunda yapılacağını da aktardı. Erçe, gösterimin birinci aşamasında basın emekçilerinin katılımıyla tanıtım toplantısı yapılacağını söyleyerek “Sonrasında bir tanıtım filmi gösterilecek ve ardından da saat 15.30’da 4 buçuk saat süren belgesel film ilk defa gösterilecek. Bu belgesel film ile beraber aslında Ankara’daki bütün aydın, sanatçı ve gazetecilerin katıldığı, aynı zamanda ailelerin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin içinde olduğu bir davetli grubuna film gösterimi gerçekleştirilecek. Ailelerin tümüne ve belgeselde konuşanların tamamına ulaşılarak galaya çağrılacaklar. PSAKD olarak da AABK adına da burada bu sorumluluğu almış durumdayız” dedi.

    25 MAYIS’TA İZMİR’DE, 29 HAZİRAN’DA İSTANBUL’DA GÖSTERİLECEK

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, belgeselin ikinci gösteriminin ise İzmir’de, 25 Mayıs’ta yapılacağını belirterek şöyle devam etti:

    “Sonrasında 29 Haziran’da İstanbul’da ve ardından Türkiye’nin belli başlı birkaç merkezinde daha gösterim yapmayı düşünüyoruz. 2 Temmuz’da ise Avrupa’da gala gösterimi olacak. Daha sonra bu belgesel, film festivallerine gönderilecek. Sonrasında ise sinemalara verilecek. Yani toplumun bütün kesimlerinin yeniden hatırlamaları ve sürecin karanlıkta kalan yerlerinin açığa çıkartılması açısından önemli bir çalışma.

    Bugüne kadar belki de hiç dinlemediğimiz tanıkların, dönemin valisinin, o dönem bölgede askerliğini yapanların, bizzat katliamdan sağ kurtulanların konuştuğu çok önemli bir belgesel film. Tarihi öneme sahip bir film. Bu açıdan da PİRHA aracılığıyla hem basın dünyasına hem aydınlara hem demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere ve tabii ki en başta ailelerimize ve halkımıza bu anlamda çağrıda bulunmuş olayım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • DAD Ankara Şube: Yeter Ana’nın ömrü katiller yargılansın diye adliye koridorlarında geçirdi

    DAD Ankara Şube: Yeter Ana’nın ömrü katiller yargılansın diye adliye koridorlarında geçirdi

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Asuman Sivri ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü. Konuya ilişkin paylaşım yapan DAD Ankara Şubesi, “Devrin daim olsun Yeter Ana ışıklar içinde uyu. Tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. İnancı, dili, kimliği uğruna katledilen tüm canlarımız için özümüz dardadır” dedi.

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta Madımak otelinde binlerce radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 35 candan Asuman ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü.

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi Yeter Ana (Yeter Sivri) için yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:

    “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda katledilen canlarımızdan Asuman Sivri ve Yasemin Sivri’nin anneleri, Yeter Ana Hakk’a yürüdü. Katliam gününden bugün adalet yerini bulsun. Katiller yargılansın diye ömrü adliye koridorlarında eylemde, mitingde hakikatı aramakla geçti.

    Yarın (25 Nisan) saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacaktır.
    Devrin daim olsun Yeter Ana, ışıklar içinde uyu. Tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz. İnancı, dili, kimliği uğruna katledilen tüm canlarımız için özümüz dardadır.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak’ta katledilen Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü