Etiket: sivas katliamı

  • Madımak’ta katledilen Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Madımak’ta katledilen Asuman ve Yasemin Sivri’nin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te dinci/faşist kalabalıkların gerçekleştirdiği Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Asuman Sivri ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü. 

    2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal’ı anmak için gittikleri Sivas’ta Madımak otelinde binlerce radikal dinci, faşist kalabalık tarafından yakılarak katledilen 35 candan Asuman ve Yasemin Sivri kardeşlerin annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü.

    Yeter Sivri, yarın saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    “ADALET GÖRMEDEN SONSUZLUĞA GÖÇENLERİN KERVANINA KATILDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Yeter Sivri’nin Hakk’a yürüdüğünü şu paylaşım ile duyurdu:

    “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nda katledilen canlarımızdan Asuman Sivri ve Yasemin Sivri’nin anneleri, Yeter Ana Hakk’a yürüdü. Hak ile Hak oldu. O çok istediği adaleti göremeden sonsuzluğa göçenlerin kervanına katıldı. Acımız da öfkemiz de büyüktür. Mekanın gönüller olsun Yeter Ana. Devrin daim ışığın bol olsun.
    Yarın saat 12.00’de Oran Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılacak olan Hakk’a uğurlama erkanından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacaktır. Dostlarımıza duyurulur.”

    PİRHA/ANKARA

  • Madımak’ta katledilmişti; 12. Mehmet Atay fotoğraf etkinliği 16 Mart’ta

    Madımak’ta katledilmişti; 12. Mehmet Atay fotoğraf etkinliği 16 Mart’ta

    PİRHA- Madımak Oteli’nde radikal dinciler tarafından yakılarak katledilen fotoğraf sanatçısı Mehmet Atay anısına fotoğraf etkinliği 16 Mart’ta Beyoğlu’nda gerçekleşecek.

    2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Divriği Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesi Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Atay anısına “Adaletsizliğin sonuçları ve hayat” şiarıyla fotoğraf etkinliği düzenlendi. Etkinlik, 16 Mart Cumartesi günü Divriği Kültür Derneği’nde başlıyor. Etkinlik 30 Nisan’a kadar devam edecek.

    MEHMET ATAY KİMDİR?

    1968 doğumlu Mehmet Atay; Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek Okulu Oluşum Tiyatro oyuncusuydu. Çağdaş Divriği Gazetesi muhabiri, amatör fotoğrafçı, İstanbul Divriği Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesiydi. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta faşistler/radikal dinciler tarafından 32 aydın ve sanatçıyla birlikte yakılarak katledildi.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO

    AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’ -VİDEO

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci/faşist kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, “Madımak, bir utanç davasıdır. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Bu davayı asla kapatmayacağız” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.

    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    “MADIMAK BİR UTANÇ DAVASIDIR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak davasının insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı meselesi artık bir dünya meselesi haline gelmiştir. İnsanlık tarihi açısından önemli bir yer tuttuğu için artık bir insanlık davası olarak gördük biz bu meseleyi. Uluslararası alanda, hukuk normları içerisinde bu tür katliamların insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi genel bir kabuldür. Dünyanın en önemli hukukçularının, bilim insanlarının, akademisyenlerinin ortak görüşü budur ama aynı zamanda bu katliamda yakınlarını kaybeden annelerin, babaların, kardeşlerin, akrabaların, tüm Alevilerin, tüm ilericilerin, aydınların genel talebidir” dedi.

    “Madımak, bir utanç davasıdır. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur” diyen Erçe şöyle devam etti:

    Dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz, sizin vermiş olduğunuz zaman aşımı kararı hukuki açıdan doğru bir karar değildir. Bu kararın siyasi bir karar olduğu çok açık ortadadır. Bu anlamıyla bu kararın verildiği günden bugüne kadar elbette meseleyi üst mahkemelere itiraz noktasında hukukçularımız gerekli işlemleri yaptılar. Biz; bütün açıklamalarımızda, basın açıklamalarımızda, kamuoyuna yönelik değerlendirmelerimizde bunu kınadık. Hatta adliye binası içerisinde ve dışında da ortaya koyduğumuz tutumla bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik” dedi.

    “DAVA HAKKINDA YETERİ KADAR BİLGİ SAHİBİ OLAMIYORUZ”

    Davanın baş sanıklarından Cafer Erçakmak’ın artık yaşamadığını hatırlatan Erçe, “Bugünlerde bir başka mesele gündeme geldi, o da şu: 2014 yılında da o dönemin baş sanıklarından biri olduğu bilinen Cafer Erçakmak ve arkadaşlarıyla ilgili verilmiş olan ve bugünkü cumhurbaşkanı tarafından ‘halkımıza hayırlı uğurlu olsun’ diye tanıtılan zaman aşımı kararında da yeteri kadar bir kovuşturma, soruşturma ve yargılama dönemi yaşanmamıştır, dolayısıyla insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaması bir tarafa ama yeterli kovuşturma, yeterli soruşturma dahi yapılamadan bu karar verilmiştir, diyerek hukukçularımızın gözetiminde, ailelerimizin Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaları söz konusuydu. 2014 yani 10 yıl önce herkes bilir, çok klişe bir sözdür bu; ‘geç gelen adalet, adalet değildir.’ Ve 10 yıl önce başvurulan bir davanın, 10 yıl sonra Anayasa Mahkemesi’nde 15 Şubat’ta görülmeye başlanacağı söyleniyor.
    Şimdi baş sanıklardan olan Cafer Erçakmak yaşamıyor, diğerlerinin nerede olduğunu bile bilmiyoruz, birtakım katiller zaten serbest bırakıldılar. Bırakılmaya da devam ediyorlar, belki de hepsi bırakıldı bilmiyoruz. Yeteri kadar bilgi sahibi dahi olamıyoruz. Ama özellikle meclise aldıkları ve o katliamın içerisinde bizzat rol oynamışların da, onların savunucularının da olduğu yeni meclis aritmetiğine baktığımızda endişelerimiz çok derin” diye belirtti.

    “BU DAVAYI ASLA KAPATMAYACAĞIZ, HESAPLAŞACAĞIZ”

    Katliamın gerçek sorumluları ile hesaplaşılmazsa daha çok katliamın yaşanacağının altını çizen Erçe, bu davayı kapatmayacaklarını söyledi.

    Cuma Erçe şunları ekledi:

    “10  yıl önce başvurduğumuz dilekçenin bugün görüşülmeye başlanacak olması ve üstelik sanıkların bir kısmının yaşamıyor olması. Biz bu davayı bir insanlık davası olarak gördüğümüz için, asla ve asla kapatmayacağız bu davayı. Birilerinin cezalandırılması, birilerinin hapis yatması derdinde değiliz. Hatta o dönemde idam cezası almış olanların idam edilmemeleri noktasında ya da idam edilmemelerini sağlayan yasa değişikliği yani idama hayır kampanyaları içerisinde bizler rol almışız. Mesele birilerinin cezalandırılması meselesi değil. Bu katliamın insanlığa karşı işlenmiş bir katliam, bir suç olduğu olgusunu bütün herkesin kafasına kazımak, tarihe not düşmek ve katliamla, katliamcılarla ve o katliamcıları besleyen, katliamları besleyen zihniyetle, tekçi, inkarcı, imhacı zihniyetle hesaplaşmak, insanlığın bu anlamıyla tarihine önemli bir not düşebilmek derdindeyiz. Biz bu katliamlarla, bu katliamcı zihniyetle, bu inkarcı, imhacı zihniyetle hesaplaşmadığımız sürece daha çok kiliseye, daha çok cemevine, daha çok toplumun muhalif kesimlerine saldırılar gelişecek. Daha çok katliamlar tertiplenecek; kimi zaman bunlar Kürtler, kimi zaman Aleviler, kimi zaman Hristiyanlar olacak, kimi zaman da sokakta işine gücüne giden insanlar olacak. Katliamların devam etmemesi de başta Madımak meselesi olmak üzere hepsiyle hesaplaşmaktan geçiyor.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

     

     

  • Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

    AYM, Madımak Oteli’nde katledilenlerin yakınlarının yaptığı bireysel başvuruyu görüşecek. Katliamın, ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında değerlendirilmesi ve zamanaşımı dışı bırakılması isteniyor.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybedenlerin yakınlarının 2014’teki bireysel başvurusunu 15 Şubat’taki gündeminde ele alacak.

    2014’te yapılan başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    2014’teki bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.

    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    YARGILAMA SÜRECİNDE NELER OLDU?

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen şenlikler sırasında Madımak Oteli’nin yakılması nedeniyle aralarında aydın ve sanatçıların da bulunduğu 33 kişi, 2 otel çalışanı hayatını kaybetti.

    Olaydan sonra 124 kişi hakkında “Laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı.

    Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak olayda yazar Aziz Nesin’in tahriki gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.

    Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise olayların, “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.

    DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti.

    Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu.

    Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.

    Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu.

    Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.

    YAKALANMAYAN SANIKLAR İÇİN ZAMANAŞIMI UYGULANDI 

    Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.

    Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.

    Sivas ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı zamanaşımından düşürdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadıköy Halk Tiyatrosu, Sivas Katliamı’nı sahneye taşıdı: Sivas’a Ağıt- VİDEO

    Kadıköy Halk Tiyatrosu, Sivas Katliamı’nı sahneye taşıdı: Sivas’a Ağıt- VİDEO

    PİRHA- Kadıköy Halk Tiyatrosu, Madımak Katliamı’nı sahneye taşıdı. “Sivas’a Ağıt” oyunun yazarı ve yönetmeni Ali Yalçıner, “Hayatım boyunca unutamayacağım bir travma benim için. Televizyonun başında insanların canlı canlı yakılmasını, boğularak ölmesini izledim. Nasıl unutturacağım bunu, ben unutamıyorum ki!” dedi.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 30 yıl geçti. Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçının katilleri ya zaman aşımı gerekçesiyle beraat ettirildi ya da yurt dışına kaçarak mahkeme salonuna dahi getirilmedi. Bu katliamın acıları ise yüreklerde hala çok yeni.

    Kadıköy Halk Tiyatrosu katliamın 30. Yılında Sivas’ı unutturmamak şiarıyla yola çıkarak yaşananları tiyatro sahnesine taşıdı.

    Ali Yalçıner’in yazıp yönettiği “Sivas’a Ağıt” oyunun başrollerini Ayşegül Yalçıner, Onur Can Kaplan ve Arda Yükselener paylaştı.

    “SİVAS’A AĞIT”

    Başrol oyuncularından Ayşegül Yalçıner’in rüyasında Madımak Otel’inde katliama tanık olmasıyla kurgulanan oyunda, Alevi yurttaşların 30 yıldır mücadele ettiği ‘Madımak Otel’i utanç müzesi olsun’ talebine pek çok kez yer verilmiş.

    PİRHA’nın sorularını yanıtlayan oyunculardan Ayşegül Yalçınerr, oyunun sahnelenmesine giden süreci şöyle anlattı:

    “Ali Bey ile beraber Kadıköy Halk Tiyatrosu’nu kurduk. Her sezon yeni oyun yapıyoruz ve yaptığımız oyunlar genelde toplumsal değeri olan oyunlar. Yani komedi oyunu çıkardığımızda dahi yine söyleyeceğimiz sözü söylüyoruz, hiç sakınmıyoruz. 30 yıl dolayısıyla ben de Sivaslı olduğum için Sivas’a Ağıt’ı çıkaralım dedik. İsim annesi de benim oyunun. Araştırdık, bir takım insanlarla görüştük, röportaj yaptık, okuduk.. Mazlum Çimen’le görüştük mesela, o beni çok etkilemişti. Konuşurken o ana gitmesi, o gün yaşadığı duygular hala taze. 31. seneye girdik ama  benzer acılar yaşanıyor. Korkunç bir ülke, korkunç bir zaman biz de sesimizi çıkarmak için böyle bir oyun yapmaya karar verdik”

    “SEYİRCİYE SİVAS’I HATIRLATIYOR OLMASI BİZİM İÇİN DEĞERLİ”

    Oyunculardan Onur Can Kaplan  Sivas’a Ağıt’ın hem kendileri hem de seyirciler için bir hafıza oluşturduğunun altını çizerek, “Belli bir süre sonra insanın kulağı ister istemez duruma alışıyor gibi geliyor oynuyorken ama hala bu cümleleri duyuyor olmak, Sivas’ı oynayacağımız gün sahneye geldiğimiz zaman bunları hatırlatıyor olması ve en önemlisi bence seyirciye bunları hatırlatıyor olması bizim için değerli” dedi.

    “DEPREM SÜRECİYLE BENZER ACILAR YAŞADIK”

    Deprem süreciyle beraber oyun çıkarırken benzer acılar yaşadıklarını ifade eden oyuncu Ayşegül Yalçıner “Nasıl orada insanlar yakıldı, Hatay’da da insanlar enkaz altında donarak öldüler. Arama kurtarma ekipleri günler sonra gitti. Çok zorlu bir süreç, bir oyuncu olarak. Dert hepimizin, acı hepimizin. Bunu böyle iliğinle, kemiğinle hissederek bir oyun çıkarmaya çalışmak hakikaten çok zor ama sözümüzü söylememiz lazım. Hep bunun için mücadele ediyoruz işte. Orayı utanç müzesinden önce restaurant yaptılar, orada yemek yedi insanlar. Böyle bir saçmalık olabilir mi, bunlar kabul edilebilir şeyler değil” diye konuştu.

    “BÖYLE BİR KATLİAMA KARŞI ÇIKMAK İÇİN SADECE İNSAN OLMAK GEREKİYOR”

    Oyunun yazarı ve yönetmeni Ali Yalçıner ise katliamı unutturmamak için mücadele edeceğini belirterek şunları dile getirdi:

    “30 yıl geçmiş üzerinden toplum olarak herkes kulağının üstüne yatıyor. Halk da öyle politikacılar da öyle. Bir insanın böyle bir katliama karşı çıkması için, bundan acı duyması için mutlaka Alevi, Sünni ya da solcu olması gerekmiyor sadece insan olmak gerekiyor. Bizim derdimiz acının altını çizip insanları üzmek değil. Oyunun belgesel bir tarafı var. O zamanki orijinal sesleri, konuşmaları kullanıyoruz. Oyundaki karakterler Süleyman Demirel şapkası takıyorlar. Kocaman bir tane asker şapkası, imam şapkaları var.

    “80 YAŞINDA DA UNUTTURMAMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİM”

    Bizim amacımız bunu unutturmamak. 30 sene daha yaşarsam 80 yaşında da bunu unutturmamak için mücadele edeceğim, çünkü üstü kapatıldı. Cumhurbaşkanı kararıyla geçtiğimiz sene faillerden bir tanesi yaşlı diye cezaevinden salındı. Bu insanların acıları ne olacak? Burada katledilen insanların aileleri ne olacak? Babanızın bir yerde yakıldığını düşünün. Ben o zamanlar lise öğrencisiydim. Hayatım boyunca unutamayacağım bir travma benim için. Televizyonun başında insanların canlı canlı yakılmasını, boğularak ölmesini izledim. Nasıl unutturacağım bunu ben unutamıyorum ki!”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

     

     

  • Sivas Katliam Davası’nda verilen zaman aşımından düşme kararının gerekçesi açıklandı

    Sivas Katliam Davası’nda verilen zaman aşımından düşme kararının gerekçesi açıklandı

    PİRHA-Sivas Katliamı’na ilişkin firari 3 sanığın yargılandığı son davada Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 2023 tarihinde, davanın düşmesine karar vermişti. Mahkeme kararın gerekçesini açıkladı.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti. Sivas Katliamı Davası, 30 yıl sonra zaman aşımı nedeniyle düşmüştü.

    Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında, sanıkların yargılanmalarının başladığı tarihte üzerlerine atılı 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) “cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs” suçunun, 5237 sayılı TCK’de “anayasayı ihlal” suçuna karşılık geldiği belirtildi.

    765 sayılı TCK’de sanıklara atılı suç için belirlenen 30 yıllık zaman aşımı süresinin 2 Temmuz 2023 itibarıyla dolduğu ifade edildi. Ayrıca, haklarında kaçak kararı verilen sanıklar için yeni TCK’ye göre uzamış zaman aşımı süresinin 45 yıl olduğu, ancak sanıklar lehine olan kanun uygulaması gerektiği, bu nedenle sürenin 30 yıl olduğu ve bu gerekçeyle davanın düşürüldüğü kaydedildi.

    Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’de “insanlığa karşı suç” tanımının ve yaptırımının bulunmadığı, bu nedenle hukukun temel ilkeleri gereği sanıkların bu suçtan dolayı cezalandırılamayacağı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Aktaş: Madımak Katliamı insanlığa karşı suçtur; zaman aşımı olmaz, sanıklar affedilemez!-VİDEO

    Av. Aktaş: Madımak Katliamı insanlığa karşı suçtur; zaman aşımı olmaz, sanıklar affedilemez!-VİDEO

    PİRHA- Avukat Aytekin Aktaş, Madımak Katliamı Davası’nda uygulanan zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığını söyledi. Aktaş, “Çok yönlü bir katliam var. Toplumsal muhalefetin, hukukun ve Alevilerin varlık hakkının katledilmesinden bahsediyoruz. Madımak davası özelinde bütün Alevi davalarında Alevi kamuoyuna ve hak mücadelesine destek olunması çok önemli bir yere sahip” diye konuştu.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı’nın firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması 14 Eylül 2023 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürdü ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Avukat Aytekin Aktaş, ulusal ve uluslararası hukukun insanlığa karşı işlenen suç olarak tasnif ettiği Madımak Katliamı’nın sıradan bir cinayet olarak ele alındığı eleştirisini yöneltti. Madımak Katliamı Davası’nın firari 3 sanığının Alman istihbaratı ile ilişkilerinin ve firari sanıkların Alman hükümeti tarafından korunmasını ‘koz olarak kullanma’ şeklinde yorumlayan Aktaş, katillerin aynı akılla korunduğunu ifade etti.

    “KONTRGERİLLA DESTEĞİYLE PLANLANAN BİR KATLİAM”

    Madımak Katliamı’nın toplumsal muhalefeti sindirmek için kurgulanan ve kontrgerilla desteğiyle gerçekleşen bir katliam olduğunu vurgulayan Aktaş, “Bu katliam müstakil bir katliam değildir. Cumhuriyetten bu yana hem farklı toplumlar hem de Alevilere yönelik katliamlar silsilesi var. Madımak Katliamı bizler için ne ilkti ne de sondu. Aleviler için yakın tarihteki en büyük acıdır, katliamdır. Sivil faşistlerce, devlet kollukları tarafından yol verilen, en iyi ihtimalle ihmal yoluyla engellenmeyen 15 bin kişi tarafından göz göre 33 insanımız yakıldı. Bu kontrgerillanın desteğiyle gerçekleşen bir katliam. Büyük resimden bakınca; büyük bir toplumsal muhalefeti sindirmek için kurgulanan bir planın parçası olabilir” dedi.

    “ALEVİLERİN VARLIK HAKKI KATLEDİLDİ”

    Zaman aşımı kararı ile toplumsal muhalefet, hukuk ve Alevilerin varlık hakkının katledildiğini söyleyen Aktaş, şunları kaydetti:

    “Bu katliamın makro siyasette de bir karşılığı var. Yine 90’lı yıllarda Kürtlere yönelik katliamlar çok sık yaşandı. Sivas Katliamı’na da dönemsel olarak kontrgerilla faaliyeti olarak bakmak lazım. Benzeri katliamlarda alışık olduğumuz üzere çevre illerden de getirilen 15 bin kişi var ve sadece 170’i tespit edilebiliyor. Sadece 67 kişi cezalandırılıyor. Dava 30. Yılını devirdi ve hukuk açısından garabet. Alay edilircesine sanıkların bulunmadığı, kırmızı bültenle aranan katliamın yakınındaki evinde eceliyle ölmesi, yurt dışında olduğu belirtilen sanığın cenazesinin Türkiye’de defnedilmesi gibi akılla izah edilemeyecek şekilde yürüyen bir yargılama söz konusu. Bu yargılama hukuken zaman aşımı ile sonlandırıldı ama toplum vicdanında, bilinçlerde elbette sonuçlanmadı. Çok yönlü bir katliam var. Toplumsal muhalefetin, hukukun ve Alevilerin varlık hakkının katledilmesinden bahsediyoruz.”

    ALMANYA VE HOLLANDA’NIN ELEŞTİRİ!

    Av. Aytekin Aktaş, katliamın faillerinin Almanya tarafından istihbarat elemanı olarak korunmasının uluslararası siyasette koz olarak kullanılma olduğuna işaret etti.

    Katliamda yaşamını yitiren Hollanda vatandaşı Carina Cuanna’nın yargılanmasına son dönemlerde dahil olan Hollanda devletinin tutumunun göstermelik olduğu eleştirisini yönelten Aktaş, “Kontrgerilla dediğimiz faaliyet legal hukuk sistemlerinin dışında devlet eliyle ya da dolaylı olarak yürütülen, toplumsal muhalefeti bastırmaya çalışan illegal bir faaliyet. Kontrgerilla faaliyeti bütün Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de oldu. Bu faaliyetler Almanya ve Hollanda devletinde de etkisini gösterdi. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Hollandalı Carina Caunna vardı ve Hollanda devleti de çok uzun yıllar yargılamaya müdahil bile olmadı. Sonrasında göstermelik olarak yargılamaya dahil oldu. Katillerin aynı akılla kollandığını söyleyebiliriz. Tarihsel okumalardan varsayımda bulunursak; Almanya Türkiye’ye karşı bu tip katilleri elinde koz olarak kullanıp, uluslararası siyasette ihtiyaç halinde maşa olarak kullanıp koz olarak tutuyor” diye konuştu.

    “HÜKÜMET, ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRILMASI GEREKEN TOPLUMSAL TABAKA OLARAK GÖRÜYOR”

    Aktaş, AKP hükümetinin Madımak Katliamı’nda taraf olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Siyasi İslamcı politik hattan gelen hükümet, Aleviliği ortadan kaldırılması gereken toplumsal bir tabaka olarak görüyor. En son olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasıyla birlikte bu pastanın kreması böylece çalınmış oldu. Tabiri caiz ise Aleviliği etkisizleştirip kendine tabi kılmaya devam ediyor. Alevi kurumlarının yıllardır ortaya koyduğu haklı mücadelesi ve itirazlarına rağmen AKP hükümeti bunu ısrarla yapıyor. Daha büyük perspektiften bakmak gerekir ise Erdoğan kendisini Büyük Orta Doğu Projesi’nin başkanı olarak görüyor. Orta Doğu’nun başka ülkelerindeki mezhepçi yaklaşımları kendi ülkemizde de görünüyor. Alevilerin ikinci sınıf insan muamelesi görmesi, süregelen katliamlar silsilesi, katillere sahip çıkılması, yargılamanın hukuka aykırı yürütülmesi-sonuçlandırılması, uluslararası hukukun tanınması açıktan yapılıyor.”

    “HUKUK İKTİDARI KORUYAN SOPAYA DÖNÜŞTÜ”

    Aktaş, gerek Roma statüsü gerek ise uluslararası hukukta soykırıma karşı imzalanan sözleşmelerde insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmayacağı kararına rağmen, verilen kararın meşru olmadığını belirterek, “Başkanlık rejimi yani tek adam rejimi demokratik değil. Adı konulmuş olmasa da sulandırılmış monarşi yaşıyoruz. Kanun hükmünde kararnamelerle, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, hukuken demokratik ilkeler gereği kabul edilmesi mümkün olmayan, meclisten geçmeyen, tartışılmayan şeyler bugün hukuk diye kabul ediliyor. Teknik olarak bu afları hukuka uygun olarak kabul etmek mümkün olabilir ama adalet açısından, demokratik anlamda meşru değildir. Cumhurbaşkanı tek başına istediğini affetme yetkisini kendisine vermiştir. Gerek Roma statüsünde gerek soykırıma karşı sözleşmelerde, gerek ise kendi ceza kanunumuzda düzenlenen hükme göre insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Bağlayıcı hükümler var ve buna cumhurbaşkanı da bir vatandaşta bağlıdır. Kendi hukukunun tanınmadığı bir atmosferden bahsediyoruz. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmayacağı gibi, buradan hareketle bu kişilerin de affedilemeyeceğini söylemek gerekir. Hukuku kendi iktidarını korumak için bir sopa olarak kullanır ise her şey mubahtır. Ama hukuku hakikatin ve adaletin aracı olarak görecek olursak bu afların kabul edilir bir tarafı yok” şeklinde konuştu.

    “MADIMAK KATLİAMI SIRADAN BİR CİNAYET OLARAK ELE ALINDI”

    Ulusal ve uluslararası hukukun insanlığa karşı işlenen suç olarak tasnif ettiği Madımak Katliamı’nın sıradan bir cinayet olarak ele alınmasına tepki gösteren Aktaş, “Daha en başından suç tasnifi doğru yapılmıyor. Suç tasnifi insanlığa karşı suç olarak yapılmalıydı. Yargılama sürecinde bu her aşamada dile getirildi, mahkeme ise hukuka aykırı karar vereceğim diyerek inatla bunu reddetti. Bunun insanlığa karşı işlenen suç olduğunu tespit etmemek için ya art niyetli ya da hukuk bilmemesi lazım. Sistematik şekilde yakılan insanlardan bahsediyoruz. Bu insanların temsil ettiği inanç örgütlenmesi üstünden katledilmesi uluslararası sözleşmelerdeki bütün unsurları sağlıyor ve bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Mahkeme bunu yapmayarak sıradan bir cinayet olarak ele aldı. Terörle mücadele kanunu üstünden ele alındı, lakin hiçbir terör örgütü ile bağı bulunmadı. Bu yargılamanın bağımsız ve tarafsız olmadığını düşünüyoruz. Bu kararı vicdanlarımızda kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMLARIN AÇIĞA ÇIKARILMASI İÇİN MÜCADELE ÇOK KIYMETLİ”

    Av. Aytekin Aktaş, zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığı ve sembolik de olsa üst mahkemeden çıkacak olumlu kararların toplumsal mücadele için anlamlı olacağını belirterek, şunları vurguladı:

    “Mahkemelerin tarafsız ve bağımsız olduğu ön kabulü dahilinde olması gereken şey bu kararın üst mahkemeden dönmesidir. Her ne kadar ulusal hukukta alamadığımız haklarımız uluslararası hukukta yani yabancı kapılarda hak aramak ağırımıza gidiyor da olsa; tarihe not düşmek için, yanan canlarımız gitti ama katliamlar devam ediyor. Katliamların açığa çıkarılması ve önlenebilmesi için bu mücadelenin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Sembolik dahi olsa alınacak olumlu kararların verilecek toplumsal ve politik mücadeleler sonucunda anlamlı hale geleceğini düşünüyoruz. Madımak davasında insanlığa karşı suç işlendiğini kabul etmeyeceksek hangi dosyada kabul edeceğiz? Filistin bombalanırken insanlığa karşı suçtur, soykırıma karşı duralım diyoruz. Bu insanlar bizim vatandaşımızdı, memleketin tam ortasında Sivas’ta göz göre göre yakıldılar” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SUÇLARDA TOPLUMSAL REFLEKSLER ZAYIF”

    Alevilere yönelik işlenen suçlarda toplumsal refleksler veya hukuk mücadelesinin görece daha zayıf olduğu öngörüsünü paylaşan Av. Aytekin Aktaş, “Maalesef toplumsal davalarda pek çok hukuksuz yargılama gördük. Gerçek suçlular en azından halkın vicdanında hüküm giyebildiyse bu emek veren değerli hukukçuların mücadelesi sonucudur. Bir davaya toplum sahip çıkıyorsa doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşacağı yere varıyor. Ama Alevilere yönelik işlenen suçlarda toplumsal refleksimiz veya hukuk mücadelemizin görece daha zayıf olduğunu söylersek yanlış olmaz. Bu konuda hassasiyete sahibi olan, Alevilerin mücadelesini haklı gören kurumların, toplumsal mücadele hatlarının bu davalara sahip çıkmasını önemle ve ısrarla rica ediyoruz. Hep birlikte mücadele etmekten başka şansımız yok. Madımak davası özelinde bütün Alevi davalarında Alevi kamuoyunu ve hak mücadelesine destek olunması çok önemli bir yere sahip” dedi.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti

    Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti

    PİRHA-Avusturya’daki Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını yürüyüş yaparak protesto etti. 

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava zamanaşımı kararı verildi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 2 Ekim’de açıklama yaparak yürüyüşe çağrı yapmıştı.

    Viyana Devlet Operası önünde bir araya gelen Avusturya’daki Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etti.

    PİRHA/AVUSTURYA

    İLGİLİ HABERLER:

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı’nın firari sanığı Murat Songur’un Alman istihbaratındaki sicil numarası ortaya çıktı

    > Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı

    > Zaman aşımı kararına Ankara’dan tepki: Er ya da geç hesaplaşacağız

    > Akpınar: Katillerin avukatlığını yapanların zaman aşımı kararı vermesi beklenen bir sonuçtu

    > Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır

    > Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

    > Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!

    > AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz

    DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’
    Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto edecek-VİDEO

  • İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    İHD Mersin Şube Başkanı İnci: Madımak davasında iktidar kendinden olanı korudu- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasının politik bir yargılama pratiği olduğuna vurgu yaparak, “Dava, faillerin kaçmasına olanak verecek ve zaman aşımına uğrayacak kadar bilinçli bir şekilde uzatıldı. Politik bir dava olan Madımak Katliamı yargılamasında, iktidar ve devletin kendinden olanı koruduğuna bir kez daha şahit olduk” dedi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı davası ikinci kez zaman aşımına uğratıldı ve dava düştü. İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, devletin ‘kendinden olanları’ koruduğunu ve yargılama sürecinin bilinçli bir şekilde uzatıldığını belirtti.

    “FAİLLERE KAÇACAK FIRSAT VERİLDİ”

    Gazi İnci; Madımak davasında yargılama süresinin, faillerin kaçmasına fırsat verecek kadar uzatıldığına dikkat çekti.

    Faillerin kaçtıktan sonra nerede oldukları bilinmesine rağmen yakalanmalarına yönelik hiçbir sürecin yürütülmediğine işaret eden İnci, “Aslında olay sabit, kimlerin yaptığı biliniyor sadece mahkemeler eylemi hangi kanun maddesine uyduracaklarıyla ilgili topu sürekli birbirlerine atıp, yargıtaya gönderip, oradan bozup tekrar gönderip, 30 yıllık bir süreç harcıyorlar. Bu aslında devlet ve iktidar odaklı suçlarda gördüğümüz bir tablo” dedi.

    “DAVA UZATILARAK CEZASIZLIKLA SONUÇLANDIRILDI”

    İnci, iktidarın yargılama pratiğinin yandaş ve muhalif kesimlerde farklı işlediğini söyleyerek, “Birçok yargılama iktidar odaklıysa bu yargılamaların hepsi uzun sürüyor ve bu kişiler eninde sonunda cezasız kalıyor. Muhalif yargılamalarda ise kısa süre içerisinde oldu bittiye getirilip ceza verme pratiği görüyoruz. Madımak davasında da bu durumu görüyoruz. Normalde kısa bir süre içerisinde karara bağlanması gereken dava uzatılarak cezasızlıkla sonlandırıldı” diye konuştu.

    “MADIMAK POLİTİK BİR KATLİAM”

    Madımak Katliamı’nın özelde Alevi kimliğine karşı bir saldırı olması sebebiyle hem katliamın hem de davanın politik olduğunu dile getiren İnci, “O dönemde sanıkları savunan birçok avukat aynı zamanda dönemin Refah Partisi veya bugünün AKP’si içerinde bir konum elde etmiş insanlar. Bu katliam, sağ siyasetin bahçesinde gerçekleşmiş bir katliam. Toplumsal anlamda tüm etnik köken, inanç, cinsiyetler, cinsel yönelimlere dayatma söz konusu. Kendilerinden olmayan kesimlere karşı baskı ve dayatmayı çok meşru görüyorlar. Gerek iktidar, gerek siyasi, gerekse de yargı anlamında kendilerinden olanları muhafaza ediyorlar. Zaman aşımı da bunun en büyük göstergesi” ifadelerini kullandı.

    TOPLUMSAL MÜCADELE VURGUSU

    Dava, mahkeme tarafından zaman aşımı sebebiyle düşürülmüş olsa da katliamda Hakk’a yürüyenlerin yakınları ve Alevi toplumu için henüz sonlanmış değil.

    Gerekli hukuki mücadelenin sürdürülmesi anlamında özellikle barolara büyük bir görev düştüğünü belirten İnsan Hakları Derneği Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, şu ifadeleri kullandı:

    “Bu tarz olayların sadece mağdurlar tarafından sahiplenilmemesi, politik bir baskı oluşturulması, cezaların hakkaniyetli olması açısından çok önemli. Bu meselenin sadece Aleviler ve mağdurlar tarafından sahiplenmesi değil, tüm toplum tarafından sahiplenilmesi adaletin tecelli etmesi için çok önemli. İnsanlığa karşı suçların zaman aşımına uğramaması açısından ciddi bir toplumsal baskı gerekiyor. Bu konuda barolara çok büyük görevler düşüyor. Onlar yargının üç sac ayaklarından biri ve bu konuda diretmeleri, mücadele etmeleri gerekiyor. Halk nezdinde de bu tarz meselelerin kapalı kapılar ardında sahiplenilmesi yetmiyor aynı zamanda dışarıda bunlara karşı ses yükseltilmesi gerekiyor aksi takdirde iktidarın bu tarz pratiklerini daha çok görürüz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    > Deprem: Unutmayacağız demekle olmuyor, katliamlardan hesap sorulmalı

    > Zaman aşımı kararına Ankara’dan tepki: Er ya da geç hesaplaşacağız

    > Akpınar: Katillerin avukatlığını yapanların zaman aşımı kararı vermesi beklenen bir sonuçtu

    > Arslan: Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması siyasi bir karardır

    > Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

    > Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!

    > AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz

    > DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı

    >‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’

  • Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da IŞİD çeteleri tarafından yapılan 10 Ekim Gar Katliamı yaralılarından Gökhan Yaralı, yapılması planlanan anma törenine dair konuştu. Yaralı, kamu idaresinin tutumunu eleştirerek, “Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim” dedi.

    Ankara’da 10 Ekim 2015’te yaşanan katliam cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olarak kayıtlara geçti. 44 şehirden Ankara’ya gelen insanlar katliam sebebiyle yaralandı veya hayatını kaybetti.

    “Barış, kardeşlik ve demokrasi” talebiyle Ankara’da yapılacak miting için gar önüne gelenler, 10:04’te iki IŞİD’linin patlattığı bomba sonucu adeta bir savaş meydanının ortasında kaldı. O an hayatta kalabilenler, polisin sıktığı biber gazı ile adeta ikinci bir şok yaşadı.

    5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın ardından 10 Ekim Ankara Katliamı ile ülke adeta bir kaos ortamına dönüştü. “3 kardeş katliam” diye adlandırılan silsile adeta göz göre göre çok sayıda insanın yaşamını kaybetmesine sebep oldu.

    “BU YAŞAM İNSANI YORUYOR”

    103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı’ndan yaralı kurtulan Gökhan Yaralı, 8. yılın ardından yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Patlamadan sonra %94 engelli kaldığını belirten Gökhan Yaralı, duyma kaybıyla birlikle bir bacağını da bu saldırıda yitirdi. Tedavi sürecinin halen devam ettiğini belirten Yaralı, “Kasıktan bacağın koptuğu yere kadar atardamarım yok. Atardamar olmadığı için aynı zamanda kalp ve tansiyon hastasıyım. Artık yorulduğum için hastaneye de çok sık gidemiyorum ama mecburen iki üç ayda bir gitmem gerekiyor. Mecburen artık tedavim aksıyor. Çünkü bu yaşam insanı yoruyor. Bir de Türkiye’de hastaneye gitmek zulüm. Ya paran olacak özel hastaneye gideceksin ya da diğer türlü çok zor. İlk 2 yıl bizlerden ‘Gazi’ statüsü ile özel hastaneler muayene farkı almıyordu, sonrasında onu da kaldırdılar” diye belirtti.

    8 YILDIR BEDENİNDE ÇOK SAYIDA ŞARAPNEL BULUNUYOR

    Gökhan Yaralı, 10 Ekim’deki patlama sebebiyle vücudunun birçok yerinde şarapnel parçalarının olduğunu da söyledi. Engelleri sebebiyle yaşantısının tümüyle değiştiğine vurgu yapan Yaralı, “Vücudumda şarapnel olduğu için yürümekte çok büyük zorluk yaşıyorum. Kıkırdak yapısı olmadığı için sürekli kollojen kullanıyorum. Ağrılarım sebebiyle sürekli ağrı kesici ilaçlar alıyorum. 150 metre üzerinde bir yürüyüş yapınca ciddi zorluklar yaşıyorum artık. İstediğim yere gidemiyorum” dedi.

    “O EMNİYET MENSUBUNUN BOMBAYI PATLATANLARDAN FARKI NE?”

    Gökhan Yaralı, katliama dair yürütülen dava sürecini de değerlendirdi. Duruşmalara giderken yaşadığı hissiyatı paylaşan Yaralı, şöyle devam etti:

    “Talepler belli, hakemin reddedeceği belli, aranan iki üç kişi var, onların aranmasına devam yönünde hep aynı kararlar çıkıyor. Biliyoruz ki Sivas Katliamı gibi zaman aşımı kararı verilip düşürülecek. Katliam davaları için bu gelenek haline geldi. Hrant Dink olayı da bir katliamdır. Failler, ihmaller, yargılananlar hep belli. Bu davalar Türkiye tarihinde genel olarak zaman aşımına gidiyor. Bu tür katliamların her birinde bir kamu eksiği muhakkak var. Bir şekilde bu kamu görevlilerinin cezalarını çekmesi gerekir ki bunun temel sebebi şu; ondan sonraki olacak olaylarda bu görevlilerin, görevlerini daha dikkatle yapabilmeleri; yani Sivas’ta gözler önünde, canlı yayında insanlar yandı. Peki kaç kamu görevlisi ceza aldı? Orada eğer 2 kamu görevlisi ceza alsaydı bugün bunlar olur muydu? İhmaller insanların yanlarına kar kalırsa bu ‘ihmaller’ devam eder. Yani bir emniyet mensubu çıkıp ‘Evet biz ihbar aldık ama bildirmedik. Çünkü sürekli ihbar alıyoruz’ diyebiliyor. İnsanlar, çocuklar öldü… Emniyetin temel görevi ihbarı bildirmek değil mi? Böyle bir ihmalkarlık olur mu? Bunu yapanın bombayı patlatanlardan farkı ne?”

    “DEMİR OLSAM ÇÜRÜRDÜM, TOPRAK OLDUM DAYANDIM”

    Her yıl 10 Ekim’de yapılmak istenen anma programına dair de konuşan Gökhan Yaralı, kolluk güçlerinin yasaklama kararını da eleştirdi. Katliamın yapıldığı yere halen anıt dikilmediğinin de altını çizen Yaralı, şunları söyledi:

    “103 insanın hayatını kaybettiği, 500 civarında insanın yaralandığı, anlık savaş meydanından daha kanlı bir olay yeri… Katliamın yapıldığı yere dair bir önceki belediyeden, validen anıt yapılması yönünde karar çıkıyor ancak halen orada hiçbir şey yok. Orası bir kurban mezbahanesi olsaydı ve o kadar kan aksaydı, onun bile üzerinden bu kadar rahat geçilmezdi. Yaşar Kemal’in bir sözü var ‘Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım’ diye. İnsanın yüreği yanıyor; arkadaşların, dostların, çocuklar o alanda paramparça oldular. Hayatını kaybedenlere karşı saygı duymak bu kadar mı zor? Bu insanlar para pul istemediler; emek, demokrasi, barış mitingi için geldiler. Orada Türkler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar, Çerkezler, Aleviler, Sünniler ölmedi; bu toplumda ne kadar mozaik varsa her birinden insan öldü veya yaralandı. Orada işçi de memur da vardı. Yani Türkiye’nin her rengi oradaydı. Yozgatlı da, Rizeli de Diyarbakırlı da, Vanlı da Edirneli de vardı. Türkiye’de hangi mitingde bu kadar rengi toparlayabilirsin? Her birinin kanı oraya karıştı. Ben şu an o insanların arzularının karşılık bulmasını isterim. Emeğe saygı duyulmasını, demokrasiye kavuşmayı isterim. Her şeyden önce orada ölenlerin, biber gazı yemeden anılabilmelerini isterim. 2 saatliğine trafiği kapatmak çok mu zor? İnsanlar gelir, ağıtını yakar, çocuğunun en son düştüğü yere karanfilini bırakır ve gider. Bu kadar mı zor?”

    “ÇOCUKLARIMIZA DAHA GÜZEL DÜNYA BIRAKMAK İÇİN…”

    10 Ekim’de yapılacak anmaya dair de çağrı yapan Gökhan Yaralı, “O gün o alana giden on binlerin talebi evrenseldi. Her birinin yerine getirilmesini isterim. O meydanın adını ‘Demokrasi Meydanı’ koymakla olmuyor, taleplerin karşılık görmesi lazım. Çünkü biz o meydana gelirken Türkiye’nin konjonktürü de çok değişikti; öncesinde Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu ve Ankara ile İstanbul’da da olacağı söyleniyordu. Ben de dahil insanlar oraya giderken böyle bir patlamanın olabileceğini düşündük ve kendi aramıza ‘Gitmeli miyiz?’ diye sorguladık. En son şuna karar verdik ‘Evet Diyarbakır’da, Suruç’ta katliamlar oldu. Ankara’da da bu terör örgütünün eylem yapma ihtimali vardı ama ‘çocuklarımıza daha güzel dünya bırakmak için gerekirse gideceğiz, gitmeliyiz’ dedik” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si açıldı

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si açıldı

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) yapımcılığını üstlendiği Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si bu akşam saat 20.00’de açıldı.

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci faşistlerin Madımak Oteli’ni ateşe vererek katlettiği 33 insan için oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si bu akşam saat 20:00’de açıldı.

    Proje Koordinatörü ve Sanal Müze Yönetmenliğini yapan Eylem Şen, çalışmanın detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    Sanal Müze’de, katliamda yaşamını yitiren 33 kişi için birer oda oluşturduklarını belirten Eylem Şen, 3D olarak tasarlanan projeye dair şunları söyledi:

    “10 Haziran’da Dijital Kütüphane’yi açmıştık, Hafıza Merkezi ise 5 temel çalışmadan oluşuyor. Bunlardan birisi de Sanal Müze. Sanal Müze’de Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden herkes için birer oda yaptık. Bunlar aynı zamanda sergi odaları. Madımak Oteli odalarına bir takım referanslar içeriyor. Odaların şekli, yataklar, komidinler gibi bir takım benzer durumlar mevcut. Fakat bunun daha da ötesinde burada hayatını kaybeden insanların, tüm bu otelde yaşanılanlardan da öte birer hayat hikayeleri, tutkuları, hayalleri var. Ayrıca onların sevenleri de var. Bunları anlatmak, göstermek istedik. Dolayısıyla aslında bu odalar aynı zamanda sergi odaları. Onlarla ilgili hatıraların, onların anılarının, onlara ait eşyaların sergilendiği odalar… 3D bir platform bu yani. İçerisinde 360 derece dolaşabildiğimiz, aynı zamanda 3D modellenmiş onlara ait eşyaların sergilendiği birer çalışma yaptık. Bu çalışmayı yapabilmek için ilk önce ailelerle ve tanıklarıyla görüşmeler gerçekleştirdik.”

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin bir bölümü olarak oluşturulan sanal müzenin senaryo yazarlığını Bülent Yıldız yaparken, görsel tasarımcı ve küratörlüğünü ise Günseli Baki üstlendi. Projenin illüstratörlüğünü Sena Şat, 3D animatörlüğünü Batuhan Köksal, görsel iletişim tasarımlarını ise Mahir Akkoyun yaptı.

    Projeye çok sayıda müzisyen de destek verdi. Her odada bir ezginin duyulduğu bilgisi verilirken, Sanal müzenin müzik koordinatörlüğünü ise Kemal Dinç üstlendi. Proje kapsamında Fazıl Say, Serenad Bağcan, Zuhal Olcay, Zülfü Livaneli, Erdal Erzincan, İlkay Akkaya, Sakina Teyna, Suavi gibi pek çok sanatçı da eserlerini paylaştı.

    İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanacak odaların Türkçe metinlerini Memet Ali Alabora, İngilizce bölümleri ise Richard Hamer seslendirdi.

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’sine www.madimak.org www.madimak.org adresinden ulaşabilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    > Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si 29 Eylül’de açılıyor

     

     

  • Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si 29 Eylül’de açılıyor

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si 29 Eylül’de açılıyor

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) yapımcılığını üstlendiği Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si 29 Eylül’de  açılacak. Proje Koordinatörü ve Sanal Müze Yönetmenliğini yapan Eylem Şen, “Hayatını kaybeden insanların, tüm bu otelde yaşanılanlardan da öte birer hayat hikayeleri, tutkuları, hayalleri var. Ayrıca onların sevenleri de var. Bunları anlatmak, göstermek istedik” dedi. 

    2 Temmuz 1993’te radikal dinci faşistlerin Madımak Oteli’ni ateşe vererek katlettiği 33 insan için oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sanal Müze’si 29 Eylül’de saat 20:00’de açılacak.

    Proje Koordinatörü ve Sanal Müze Yönetmenliğini yapan Eylem Şen, çalışmanın detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    Sanal Müze’de, katliamda yaşamını yitiren 33 kişi için birer oda oluşturduklarını belirten Eylem Şen, 3D olarak tasarlanan projeye dair şunları söyledi:

    “Madımak Katliamı Hafıza Merkezi linkini Cuma akşamı (29 Eylül) devreye sokacağız. 10 Haziran’da Dijital Kütüphane’yi açmıştık, Hafıza Merkezi ise 5 temel çalışmadan oluşuyor. Bunlardan birisi de Sanal Müze. Sanal Müze’de Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden herkes için birer oda yaptık. Bunlar aynı zamanda sergi odaları. Madımak Oteli odalarına bir takım referanslar içeriyor. Odaların şekli, yataklar, komidinler gibi bir takım benzer durumlar mevcut. Fakat bunun daha da ötesinde burada hayatını kaybeden insanların, tüm bu otelde yaşanılanlardan da öte birer hayat hikayeleri, tutkuları, hayalleri var. Ayrıca onların sevenleri de var. Bunları anlatmak, göstermek istedik. Dolayısıyla aslında bu odalar aynı zamanda sergi odaları. Onlarla ilgili hatıraların, onların anılarının, onlara ait eşyaların sergilendiği odalar… 3D bir platform bu yani. İçerisinde 360 derece dolaşabildiğimiz, aynı zamanda 3D modellenmiş onlara ait eşyaların sergilendiği birer çalışma yaptık. Bu çalışmayı yapabilmek için ilk önce ailelerle ve tanıklarıyla görüşmeler gerçekleştirdik.”

    ‘MADIMAK UTANÇ MÜZESİ’ TALEBİ SÜRÜYOR

    Özgün bir çalışma yaptıklarını belirten Eylem Şen, yaklaşık 30 kişilik bir ekiple projeyi tamamladıklarını belirtti. “Madımak Oteli utanç müzesi olsun” talebinin görünür kılınması için böyle bir çalışmayı hayata geçirdiklerini belirten Eylem Şen, sanal müze hazırlığı için yakınlarını kaybeden ailelerle birçok röportajlar yaptıklarını da aktardı. Eylem Şen, ailelerle yapılan görüşmeler sonucu 33 yurttaşa ait birçok envanterin de 3D olarak müzede sergilendiğini söyledi.

    HER ODAYA BİR EZGİ EŞLİK EDİYOR

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin bir bölümü olarak oluşturulan sanal müzenin senaryo yazarlığını Bülent Yıldız yaparken, görsel tasarımcı ve küratörlüğünü ise Günseli Baki üstlendi. Projenin illüstratörlüğünü Sena Şat, 3D animatörlüğünü Batuhan Köksal, görsel iletişim tasarımlarını ise Mahir Akkoyun yaptı.

    Projeye çok sayıda müzisyen de destek verdi. Her odada bir ezginin duyulduğu bilgisi verilirken, Sanal müzenin müzik koordinatörlüğünü ise Kemal Dinç üstlendi. Proje kapsamında Fazıl Say, Serenad Bağcan, Zuhal Olcay, Zülfü Livaneli, Erdal Erzincan, İlkay Akkaya, Sakina Teyna, Suavi gibi pek çok sanatçı da eserlerini paylaştı.

    İngilizce ve Türkçe olarak yayımlanacak odaların Türkçe metinlerini Memet Ali Alabora, İngilizce bölümleri ise Richard Hamer seslendirdi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Av. İbrahim Akkuş: Zaman aşımı kararı veren zihniyete dur dememiz lazım -VİDEO

    Av. İbrahim Akkuş: Zaman aşımı kararı veren zihniyete dur dememiz lazım -VİDEO

    PİRHA – Zaman aşımına uğratılan Sivas Madımak Davası İstinaf Mahkemesine taşındı. Sürecin bilinçli olarak zamana yayıldığını söyleyen dava avukatlarından İbrahim Akkuş, “Bu dosyaların zaman aşımına sokulması için elinden geleni yapan yargı sistemine dur dememiz lazım. Yargı sisteminin işleyişi ile ilgili mevzuatları ve bununla birlikte zihniyeti de düzeltmek lazım. Buradaki sorunumuz zihniyet” ifadelerini kullandı.

    Tarihler 2 Temmuz 1993’ü gösterdiğinde bütün dünyanın gözü önünde 33 yadın, yazar, sanatçı, Sivas Madımak Oteli’nde katledildi. Katliamın arkasındaki güçler geçen 30 yılda açığa çıkarılmazken, katliama katılan isimler ya firar etti yada af edildi.

    Dava süreçlerinde katliamda yakınlarını kaybenler, katliamı yapanlar tarafından tehdit edilip hakaretlere maruz kalırken, mahkeme heyetleri yaşananları seyretmekle yetindi.

    Son olarak 3 firari sanık üzerinden yürütülen Madımak davası 14 Eylül 2023’te zaman aşımına uğratıldı. Firarilerin adresleri bilinmesine rağmen Türkiye tarafından usulünce iadeleri talep edilmediği için sanıklar mahkemeye getirilmedi. 10 yıllık yargılama ardından dava zaman aşımına uğradı.

    Müşteki avukatları süreci İstinaf Mahkemesine taşırken şimdi gelecek karar doğrultusunda yeni girişimlerde bulunulacak. Dava avukatlarından İbrahim Akkuş, bundan sonra hukuken yapılacakları PİRHA‘ya anlattı.

    “AKLA, MANTIĞA, HUKUK KURALLARINA AYKIRI DURUM”

    Avukat Akkuş, “Devlet tarafından ustaca yürütülmüş bir süreç” diyerek zaman aşımı kararını yorumladı. 2012 yılında zaman aşımına uğratılan ana davanın iddianamesinin alelacele hazırlandığını söyleyen Akkuş, “Çok net biçimde ‘Biz bunu soruşturmayacağız. Bir dava açacağız ve hızlı şekilde bitireceğiz’ denilmeye getirilmiş” diye belirtti. Akkuş basit adli vakalarda dahi 1-2 yıl süren soruşturmaların olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Sivas davası ile ilgili çok kısa sürmüş bir iddianame süreci var. Bunun yanı sıra o yıllarda bir hakimimiz, bu davanın Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, Anayasal düzene karşı bir suç olduğu için bu yönlü güzel bir karar vermiş. Devlet Güvenlik Mahkemesi ise ‘Hayır, benim görev alanıma girmiyor’ diyerek dava Yargıtay’a gitmiş. En son Yargıtay, bunun Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev alanına girdiğini karara bağlayarak bu tartışmayı bitirmiş. Devlet Güvenlik Mahkemeleri görmek istemediği bir davanın kendisine verilmesi halinde isteme istemeye yargılama yapmış ve yargılama boyunca her duruşmada birileri tahliye edilmiş. O tahliye edilenler de yurt dışına kaçıp bugünkü süreci yaşamamıza sebep oldular. Bu kadar ciddi bir davada tahliye kararı verilmesi akla, mantığa, hukuk kurallarına aykırı bir durum. Anayasal düzene karşı bir suçtan ve 15 bine yakın bir insandan bahsediyoruz. Bunların çok küçük bir kısmı mahkemeye getirilmiş ve bir de bunun üzerine sık sık tahliye kararı verilince artık gerçekten ‘Bu davaya bakmak istemiyorum. Bakarsam da böyle bakarım’ demeye getirilecek şekilde bir yargılama süreci olmuş.”

    “SANIKLAR, KULAKLARINA FISILDANANLARI YAPMIŞLAR”

    Firari sanıklar konusuna değinen İbrahim Akkuş, kaçakların hepsinin Almanya’da olduğunu belirterek Türkiye’nin konuya ciddiyetsiz yaklaştığını ifade etti. Akkuş, şu hususlara dikkat çekti:

    “Kaçaklarla ilgili gerçekten aktif bir sistemli süreç yaşanmıyor. Bunu da bilerek yapıyorlar. Almanya da bunları teslim etmiyor. Yazışmalara baktığınızda son derece gayri ciddi. ‘Ben bu sanıkları isteyeceğim ama vermezsen çok iyi olur’ der gibi yazılar yazılmış. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti devleti isteseydi istihbarat teşkilatı aracılığıyla da onları getirebilirdi. Bu süreçte özellikle FETÖ dosyalarında bunlara denk geliyoruz. Tabiri caizse ülkelerden kulaklarından tutulup getiriliyor. Davadaki 3 firari sanık da yargılama sonucu serbest bırakılmış ve ‘sen kaç’ derecesine onlar da kaçmış. Kulaklarına fısıldananları yapmışlar.

    Bu üç kişi hakkında şimdi zaman aşımı kararı verildi. Bizim buradaki çığlığımız ise şuydu; hukuk tabii ki bir kurallar bütünüdür, biz ‘davaların zamanaşımına uğraması olur mu?’ demedik. Zaman aşımı bir kural ve her dosyanın hırsızlık, adam öldürme, çevreye verilen zarar gibi her şeyin bir zaman aşımı var. Zaman aşımı da geniş kapsamlı bir insan hakkıdır aslında. Bununla ilgili bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz şu, duruşmalarda çığlıklar attık, ‘buradaki suç basit bir adam öldürme suçu değil’ dedik. Israrla Türk Ceza Kanunu’nun 77. Maddesinde ‘İnsanlığa karşı işlenen suçlar’ diye bir kavram var. ‘Siyasal, felsefi, dini, ırki saiklerle toplamun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda…’ diyor. Yapılan katliamın dini olduğu ile ilgili hiçbir şüphemiz yok. Sanıkların duruşmalardaki tutumları, olay yerindeki sloganları düşündüğümüz zaman yapılanları görmezden gelemeyiz.”

    “YARGI SİSTEMİNE ‘DUR’ DEMEMİZ LAZIM”

    Av. İbrahim Akkuş, asıl meselenin zaman aşımı olmadığını, yargının bilinçli şekilde yavaş ilerletildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Meselemiz, zaman aşımına sokulması için bilinçli olarak her türlü ihmallerin yapılıyor olmasıdır. ‘Geciken adalet adalet değildir’ denilen bir kavramımız var ya ben bu kavram kapsamında durumun değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaman aşımına kızmak yerine ‘Neden 30 yılda bu kararlar verilemedi?’ deyip eleştirimizi o yönlü yapmalıyız. Hem Musa Anter davasında hem de Madımak davasında gördüğüm şu; hakikaten etkili bir soruşturma ve kovuşturma ile hızlı yapılabilecekken ona rağmen duruşma tarihinin uzaklara atılması, ara kararların yerine getirilmemesi, katılan vekillerin taleplerinin dikkate alınmaması durumları var. Biz avukatlar Ankara’daki cemevi saldırısı davasında da Madımak davasında da sık sık taleplerimizi dile getirdik, tanıkların mahkemeye çağrılması gerektiğini belirttik ancak her duruşma bunların reddedildiğini görüyoruz. Ve kasıtlı olarak dosyalar zaman aşımına sokuluyor. Bu dosyaların zaman aşımına sokulması için elinden geleni yapan yargı sistemine dur dememiz lazım. Yargı sisteminin işleyişi ile ilgili mevzuatları ve bununla birlikte zihniyeti de düzeltmek lazım. Buradaki sorunumuz zihniyet. Yani hakimlerin, Adalet Bakanının, HSK’nın zihniyetinden kaynaklı maalesef bu gecikmeler oluyor ve zaman aşımına sokuluyor.”

    GÖZLER, İSTİNAFTAN GELECEK KARARDA!

    Avukat Akkuş, zaman aşımına uğrayan davayı İstinafa taşıdıklarını da belirterek sonraki işleyecek süreci şöyle özetledi:

    “Öncelikle gerekçeli karar hazırlanacak. Bu karar bize ulaştıktan sonra gerekçelerini görüp o gerekçeleri çürütecek Gerekçeli İstinaf dilekçesi yazacağız. İstinaf mahkemelerinde bu süreç bir ya da iki yıl arasında değişebiliyor. Bu mahkemeler maalesef kuruluş amacını da aştı. Önceden en geç 8 ayda kararlar gelebiliyordu fakat bu dosyanın nereye getirileceğini de bilmiyoruz. Sonraki süreçte ise belki de İstinaf verilen kararı kaldıracak ve diyecek ki ‘Şu hususlar eksik. Katılan vekillerin talep ettikleri şu delilleri yerine getirmemişsiniz, bunu ben yapamam, iade edeyim siz yapın’ diyerek yargılamayı yeniden başlatabilir. Veya kendi kararını kaldırıp ‘şu şekilde hüküm kuruyorum’ diyebilir. ‘İnsanlığa karşı suç olarak görüyorum’ diye de bir karar kurabilir ama benim tahminim iade etmesi yönünde. Eğer bizim dilekçelerimizi dikkatle okurlarsa kararı kaldırıp iade göndereceklerini düşünüyorum. Umarız o yönlü bir gelişme olur ve hakimler yanlış yaptıklarını anlamış olurlar.”

    “HEPİMİZE BİR YÜK DÜŞÜYOR”

    Avukat İbrahim Akkuş, Sivas Madımak davasına verilen zaman aşımına kararı ardından Alevi kurumları ile demokratik kitle örgütlerinin toplantı alıp süreç değerlendirmesi yaptıklarına da işaret etti. Sürecin hukuki boyutundan ziyade bir de toplumsal ve siyasal yanının olduğunu belirten Akkuş, “Toplumda bu bilincin hiçbir zaman arkada bırakılmaması gerekir. Unutulmaması için daima bir şeyler yapılması lazım. Bu konu ile ilgili hepimize bir yük düşüyor. Bu bilinci ayakta tutmak adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin de bir eylem haritası var. Umut etmekten ve çalışmaktan başka söylenecek bir şey yok.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı – VİDEO

    Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı – VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi örgütlenmeleri temsilcileri, Turabi Bulut Dede ve Güzide Suluk Ana, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ve Türkiye’de okullara imam atanmasına ilişkin video mesaj paylaştı. Turabi Bulut Dede, “En küçük bir barış, bin tane savaşa bedeldir” dedi.

    Turabi Bulut Dede, Güzide Suluk Ana ve Avustralya Alevi örgütleri temsilcileri, Sivas Katliamı Davası’nın 30. yılında zaman aşımına uğratılması ve Türkiye’de okullara imam atanmasına ilişkin video mesajlar yayınladı.

    Güzide Suluk Ana mesajında, “Katledildim Maraş’taydım. Diri diri yandım Sivas’taydım. Parçalandım Çorum’daydım. Malatya başka bir yara… Hangisini söyleyeyim ki? ‘Zaman aşımına uğradı’ diyorsunuz; Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı. Biz küllerimizden yeşereceğiz. İnancımızı doya doya yaşatmadınız ama biz dimdik ayaktayız. Canlar, herkes kendi inancında yaşasın. Gerçekten kınıyorum. Kaç senedir katiller, aramızda dolaştı ve zaman aşımına uğradı, bu nasıl iştir?” ifadelerini kullandı.

    “İMAMLARIN YERİ BELLİ”

    Avustralya Alevi Toplum Konseyi (AATK) İnanç Kurulu Başkanı Nasuh Baldemir şunları söyledi:

    “Yakın zamanda Sivas Davası zaman aşımına düşürüldü. Orada 33 canımızı her andığımızda içimiz yanıyor. ‘Ben insanım’ diyen bütün insanlar için böyledir. Bu dava bitmedi, bitmeyecek. Kimsenin diline, dinine, ırkına hiçbir itirazımız olmadı, olamaz. Başkalarının da bizi öyle görmesini istiyoruz. Karma eğitimin konuşulduğu yerde söz hakkımız olduğuna inanıyoruz. Öğretmenlerin yeri ayrı, imamların yeri belli. Herkes görev yerinde olmalı.”

    “OKULLARA GERİCİLİĞİN SOKULMASINA KARŞI ÇIKIYORUZ”

    Dandenong Alevi Kültür Merkezi (DAKM) Başkan Yardımcısı Doğan Coşku, “Bizler binlerce kilometre uzakta olsak da Türkiye’de gelişen gündemden uzak değiliz. Asimile edemedikleri Alevileri bu sefer eğitim yolu asimile etmeye çalışıyorlar. Bunlar her zaman olmuştur ve olacaktır. Önemli olan bizlerin bu gerici faaliyetler karşında nasıl bir duruş sergileyeceğimiz. ÇEDES projesine bizler de karşıyız. Laik, çağdaş eğitimden yanayız. Okullara gericiliğin sokulmasına bizler de Avustralya’dan karşı çıkıyoruz.” dedi.

    “İNSANLIK SUÇLARININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMAMASI LAZIM”

    Sunrysia Çağdaş Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ali Şengünlü ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Suçluların yakalanıp cezalandırılmaması, davanın zaman aşımına uğratılması beni çok üzdü. O günü hiçbir zaman unutamadım. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımına uğramaması lazım. Bir başka konu ise okullara imam atanması. Bunu doğru bulmuyorum.”

    “SUÇLULARIN YAKLANIP CEZALANDIRILMASINI TALEP EDİYORUM”

    Sunrysia Çağdaş Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Sefa Arslan, “Sivas Katliamı 30 sene sonra siyasi olarak zaman aşımına uğratılmıştır. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar zaman aşımına uğratılamaz. Bu siyasi bir karardır. Suçluların yakalanıp cezalandırılmasını talep ediyorum. Bir de okullara imam görevlendiriliyor. Okullarda rehber öğretmen yeterlidir” dedi.

    “MARAŞ’I, SİVAS’I, DERSİM’İ, ÇORUM’U UNUTMUYORUZ”

    Turabi Bulut Dede, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması hakkında şu ifadeleri kullandı:

    “Madımak Oteli’nde yapılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti. O günden bugüne yapılan katliamlar barışa, insanlığa, adalete karşı yapılan katliamlardı. Bu katliamları devamlı kınıyoruz. Madımak Oteli’nde yitirdiğimiz canları saygıyla anıyoruz. Hukukun, adaletin olmadığı bir ülkede ne bekliyoruz ki! İnsan özgürce fikrini, inancını yaşayamıyorsa o ülkede mutlaka sorunlar çıkıyor. Alevi toplumu olarak yitirdiğimiz canlarımızı bırakmıyoruz. Yaşadığımız sürece onların, gönüllerimizde yeri vardır. Maraş’ı, Sivas’ı, Dersim’i, Çorum’u unutmuyoruz. En küçük bir barış, bin tane savaşa bedeldir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!-VİDEO

    Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!-VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumlarıyla birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ardından eylem kararı aldı. PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, büyük mitingler yapacaklarını belirterek “10 Ekim Gar Katliamı’ nda, Suruç Katliamı’nda kaybedilen canlarımızın annelerini Madımak anneleri ile bir araya getirmeye çalışacağız” dedi.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Madımak Katliamı’nın davası 2. kez zaman aşımına uğratıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşıyoruz” diyerek verilen mahkeme kararını eleştirdi. Ateş, “30 yıl boyunca Aleviler olarak bir yalnızlık yaşadık” diyerek, davaya olan ilginin de yetersizliğini ifade etti.

    İsmail Ateş, “Sadece mahkemenin başlangıç aşamasında biraz yoğunluk varken son dönemde ısrarla kamuoyu oluşturma çabamızın karşılığında istediğimiz sayıya, tepkiye ulaşamadık. Açık konuşmak gerekirse, Alevilerin bir kez daha yalnız bırakıldığının göstergesidir bu. Çünkü Madımak Katliamı basit bir olay değil. Maalesef kamuoyu ‘zaten zaman aşımı doldu’ diyerek bu durumu kanıksamış durumda” diye konuştu.

    “DİĞER MADIMAK TUTUKLULARI DA SALIVERİLECEK”

    İsmail Ateş, zaman aşımı kararı sonrasında Sivas Katliamı’na dair yapılacak hukuki girişimleri de anlattı. 19 Eylül’de Ankara’da çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi ile bir araya gelip eylem planı çıkardıklarını da belirten Ateş, şu bilgileri paylaştı:

    “Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın af kararının mahkeme üzerine nasıl yansıdığını kamuoyuna anlatmamız gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce Ahmet Turan Kılıç’ı sonra da Hayrettin Gül’ü affetmesine ilişkin yaptığımız açıklamada bu mahkemeye direkt tesir edecek, mahkeme üzerine baskı oluşturabilecek bir hareket olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla bağımsız bir karar da beklemiyorduk zaten. Bu davada cumhurbaşkanı direkt mahkemeye müdahale etmiştir. Cumhurbaşkanının tavrı gösteriyor ki yavaş yavaş diğer Madımak tutukluları da salıverilecek.

    İSTİNAF MAHKEMESİNE BAŞVURU YAPILDI!

    Bizler verilen kararı öncelikle istinafa götüreceğiz. İstinaftan olumsuz cevap gelmesi durumunda Yargıtay’a müracaatımızı yapacağız. Yargıtay’ın kararına da olumsuz yanıt gelmesi durumunda Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Sanıyorum ki bu dosyaları uzunca bir süre bekletecekler. İç hukuku bitirdikten sonra tabii ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne davayı taşıyacağız. Bunun önüne geçmek adına davayı uzun süre hem Yargıtay’ın hem de Anayasa Mahkemesi’nin tozlu raflarında sürüncemede bırakacaklarını tahmin edebiliyoruz. Avukatlarımız istinaf için müracaatlarını yaptılar.

    19 Eylül’de yaptığımız toplantı önemliydi. 50’den fazla kurum katıldı. Bu bizi mutlu etti. Kamuoyu belki dava bilinci ile 30. yılda mahkemede göstermediği reaksiyonu göstermeye hazır. Birincisi 23 Eylül’de Ankara’da, bu davanın zaman aşımına uğratılmasını kınayan bir basın açıklaması yapacağız. Davanın peşini bırakmayacağız.

    ZAMAN AŞIMI KARARINA KARŞILIK BÜYÜK MİTİNG PLANI

    Cumartesi günü yapılacak basın açıklamasının ardından birçok ilde büyük mitingler yapılacağını da söyleyen İsmail Ateş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Yapılacak mitinglerin zaman ve yerleri tartışılıyor. Bu büyük mitinglerle beraber oluşturacağımız tertip komiteleri ile beraber siyasi partileri ve yabancı elçilikleri de ziyaret edeceğiz. Yani bu davayı uluslararası arenaya da taşımak zorundayız. Mitingler Avrupa’daki kentlerde de yapılarak dünya üzerine bir kamuoyu oluşturmaya gayret edeceğiz. Tıpkı 40 yıldır Galatasaray Lisesi önünde çocuklarının kemiklerini bekleyen Cumartesi Anneleri benzeri bir etkinliği de Madımak Anneleri tarzında bir eylemi planlıyoruz. Ayrıca 10 Ekim Ankara’da, Suruç Katliamı’nda kaybedilen canlarımızın annelerini de bir araya getirmeye çalışacağız.

    Yapacağımız etkinlikler içerisinde bir de büyük bir panel bulunuyor. Binleri bulan izleyici kitlelerine ulaşabileceğimiz paneller olacak. Ağırlıklı olarak hukukçularımız ve tanıkların yer aldığı paneller olacak. Her ayın 14’ünde ‘Madımak davası düşmedi, devam ediyor’ temalı eylemler de yapacağız. Her ayın 14’ünde sokakta ya da salonlarda ‘Madımak davası devam ediyor’ diyeceğiz. Çünkü 14 Eylül’de zaman aşımı kararı verilmişti, dolayısıyla biz bunu da gündeme getireceğiz.”

    “KATLİAMI SAVUNANLARI TEŞHİR EDECEĞİZ”

    İsmail Ateş, PSAKD Genel Merkezi içerisinde kurulan Madımak Müzesi’nin bu süreçte daha çok tanıtılacağının da altını çizerek şöyle devam etti:

    “Müze içinde Koray Kaya, İnci Türk, Asım Bezirci’nin balmumu heykelleri yer alıyor. Müzemizi insanların görmesi için çağrı yapacağız. Önemli bir diğer hususta şu ki Madımak Katliamı’nın sorumlularını savunan avukatlara yönelik bir çalışma yürüteceğiz. Katliamı savunan ama daha sonra AKP hükümetlerinde görev alan milletvekillerinin ya da belediye başkanlarının isimlerini de teşhir edeceğiz. Çünkü bu dava tamamen insanları yakanların, AKP tarafından sahiplendiği bir davadır. İlk aklıma gelenler İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Mevlüt Uysal, davanın avukatlarından bir tanesiydi. Yine Şevket Kazan da dava avukatlarından birisiydi. Hayati Yazıcı, devlet bakanlığı yaptı ve davanın avukatlarından bir tanesiydi. Celal Mümtaz Akıncı yine davanın avukatıydı ve Anayasa Mahkemesi’nde şu anda görev alıyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılmasına ilişkin konuşan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan, verilen kararla Alevilerin kendi inançlarını diledikleri şekilde bu coğrafyada yaşayamayacaklarının bir mesajı verildiğini ifade ederek, “Zaman aşımı esasen bu ülkede yaşayan Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır” dedi. 

    Sivas’taki Madımak Oteli’nde 33 aydının yakılarak katledilmelerinin üzerinden 30 yıl geçti. 30 yıldır insanlık suçuna karşı işlenmiş katliam davasında mahkeme heyeti firari sanıklar Eren Ceylan, Murat Karataş ve Murat Sonkur yönünden zaman aşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verdi.

    Karara tepkiler çığ gibi büyürken Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Avukat Ali Bozan, zaman aşımı kararını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CUMHURBAŞKANI’NIN KARARI MAHKEME ÜZERİNDE BASKI KURDU”

    Ali Bozan, 30 yıllık dava aşamasında yaşananlara bakıldığında Alevilere yönelik saldırıların yargılama aşamasında da sürdürüldüğünü belirtti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Madımak Katliamı hükümlüsü Hayrettin Gül’ün kalan cezasını ‘hastalık’ gerekçesiyle kaldırmasını hatırlatan Bozan, “Hasta tutsaklar cezaevinde yaşamlarını yitiriyoırke Madımak Katliamı hükümlüsü Hayrettin Gül adeta bilinçli bir şekilde davada zaman aşımı kararı verilecek tarihlere denk getirilecek bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından affedildi ve serbest bırakıldı. Bu kararla mahkemeye bir mesaj verildi. Mahkeme üzerinde doğrudan bir baskı kurdu. Ben Madımak hükümlüsünü serbest bırakıyorum sizler de artık bu davayı kapatın mesajı verdi” dedi.

    “ALEVİLERİN BU ZİHNİYET KARŞISINDA MÜCADELE ETMESİ ŞART”

    Sivas Katliamı davasının sıradan bir dava olmadığını vurgulayan Ali Bozan, bundan sonra hukuki açıdan gereken itirazların yapılması gerektiğine dikkat çekti.

    Madımak Katliamı’nda hakikatlerin ortaya çıkması niçin sadece hukuki mücadele vermenin yeterli olmayacağını söyleyen Bozan, mücadele vurgusu yaparak şunları dile getirdi:

    “Madımak’taki ateş 30 yıldır yanıyor ve yanmaya da devam edecek. Ancak Madımak Katliamı gerçek anlamda aydınlatılırsa, bu katliamda parmağı olan herkes yargılanırsa ancak o zaman Madımak’ta yanan ateş bir nebze azalabilir. Bu anlamda sadece hukuki mücadele yetmez, Alevilerin bu zihniyete karşı mücadele etmesi, seslerini daha yüksek çıkartması gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

     

  • Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    PİRHA–Sivas Katliamı davasının zaman aşımı gerekçesi ile düşürülmesi ardından dosya, bir üst mahkemeye taşınacak. Avukat Özgür Piroğlu, sonraki mahkeme süreci için “Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz” diyerek “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım’ suçunu tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır” dedi.

    Sivas Katliamı’nın firari sanıkları olan Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş üzerinden yürütülen dava 14 Eylül’de görülen duruşma ardından zaman aşımına uğratıldı.

    Sivas Katliamı açısından ikinci kez verilen zaman aşımı kararı ardından hukukçuların sonraki adımlarının ne olacağını Avukat Özgür Piroğlu ile konuştuk.

    “ZAMAN AŞIMI, BEKLENİLEN BİR TUTUMDU”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından katliam dosyası dahilinde tutuklu olan sanık Hayrettin Gül’ün 6 Eylül’de affedilmesi toplumda büyük tepkiye sebep olmuştu. 2012 yılında ana davanın zaman aşımına uğratılması ve ardından ikinci davanın da düşürülmesiyle birlikte Alevi toplumunun hukuka olan güveni de sarsıldı.

    Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, “Sürecin bu noktaya geleceğini biliyorduk” diyerek sonrası için yapılacakları anlattı. Av. Piroğlu, şimdi Yargıtay sürecinin işleyeceğini belirterek şunları söyledi:

    “Bizler, Yargıtay’dan farklı bir sonuç beklemiyoruz. Ama yine de bu davayı Yargıtay’a da götüreceğiz. Yakın zamanda gerekçeli karar çıkacaktır. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gerekçeli karar geldikten sonra dilekçemizi hazırlayıp, dosyayı Yargıtay’a götüreceğiz. Yargıtay’dan da aynı sonucu bekliyoruz. Yargıtay’ın kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz. Anayasa Mahkemesi’nden olumsuz karar çıkması durumunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağız.”

    “KİMSE SOYKIRIM SUÇUNU TARTIŞMIYOR”

    Av. Özgür Piroğlu, katliam dosyası dahilinde asıl üzerinde durulması gereken hususun “Soykırım” başlığı olduğunun ise altını çizdi. Av. Piroğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Hala ‘İnsanlığa karşı suç’ üzerinde duruluyor ancak kimse ‘Soykırım suçunu’ tartışmıyor. Soykırım suçlarında hedef inancın kendisidir. Bu katliamda Alevilik hedef alınmıştır zaten, bu soykırımdır. İkinci olarak, insanlığa karşı suçta diyelim ki iki insanı öldürdüler, bu öldürülenlere karşı zaten bir kin, nefret varsa eğer bir de Alevi olmaları da üstüne ekleniyor; bu ise insanlığa karşı suç olur. Ama inancın kendisini hedef almak, bütün inanç mensuplarını yok etmeye yönelik bir durum ise soykırım olur. Mesela Madımak Katliamını yapanlar başka mahallelere girebilseydi girerlerdi ama güçleri oraya kadar yetti. Orada savunmasız insanları yakmak onlara kolay geldi. Örneğin Alibaba Mahallesi’ne girebilselerdi eğer bir çatışma olacaktı, bir direnç ortaya çıkacaktı; onu göze alamadıkları için en kolay işi yaptılar. Öldürebilecekleri bütün Alevileri öldürmeye çalıştılar, bu bir soykırımdır. Eylemin şiddetine baktığınız zaman saatler boyunca Türkiye’nin gözü önünde bir katliam yapıldı. 15 bin saldırgan, insanları cayır cayır yaktı. Soykırım olması için bundan daha vahşi ne olabilir? Soykırım suçlarında örneğin ‘3 bin kişinin ölmesi lazım’ denilmiyor.”

    “ORTADA DEVLET YOK!”

    Hüseyin Karababa’nın avukatlığını yapan Özgür Piroğlu, Sivas Katliamı ana davasının 2012 yılından sonra neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmediğini de sorguladı. Davanın netice almasının engellendiğini ifade eden Piroğlu, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu işin içerisinde derin devletin olmadığını söyleyenler oldu. ‘Şeriatçıların, Cumhuriyete karşı ayaklanması’ olarak yorumlayanlar oldu. Bizler ise bunun bir Alevi soykırımı olduğunu söylüyor ve ‘bu işin içerisinde kontrgerilla var’ diyoruz. Abdullah Gül döneminde Devlet Denetleme Kurulu doğrudan cumhurbaşkanının talimatı ile bir rapor hazırlıyor ve ‘devletin ihmali var’ deniliyor. Hem katliamda hem de sonraki süreçte devletin ihmaline değiniliyor. Biz bu konuyu mahkemede de gündeme getirdik ancak şimdi ortada devlet yok. ‘Devlet nerede?’ diyoruz.

    Geçtiğimiz yıllarda firari 3 katilin vatandaşlıktan çıkarılması için talepte bulunmuştum. Bugün hiçbir şey olmasa bile talebim yerine gelseydi en azından bu üç katil vatandaşlıktan çıkarılmış olacaktı. Bir şey elde etmiş olacaktık. Ancak bir kesim, ‘vatandaşlıktan çıkartılırlarsa biz iade isteyemeyiz’ demişti. Halbuki alakası yok. Örneğin; Fethullah Gülen vatandaşlıktan çıkarıldı ama Türkiye halen iade istiyor. Bu konuya dair Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘vatandaşlıktan çıkarılanların iadesi istenir’ diye bir açıklama da yapmıştı. Çünkü suçun işlendiği yer Türkiye.

    “EN KARANLIK ADAM KARAMOLLAOĞLU”

    Eğer Karamollaoğlu sorumlu değil ise ondan hesap sorulmayacaksa o zaman dosyanın arkasını da bırakalım. Karamollaoğlu en karanlık adamlardan biri. Oradaki katillerin çoğu Karamollaoğlu’ndan daha ‘masumdur’. Karamollaoğlu onlardan daha fazla katildir. Siyasi bir proje kuruyorlar, helalleşiyorlar, Millet İttifakı’nı kuruyorlar, Karamollaoğlu’nu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapıyorlar, Alevi toplumuna, sola ihanet ediyorlar. Ondan sonra çıkıp ‘Biz bu davanın takibini yapıyoruz’ diyorlar!”

    “SİVAS NEDEN BİR ALEVİ SOYKIRIMI DEĞİL?”

    Avukat Özgür Piroğlu, son duruşmada söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’yi de işaret ederek “Öncelikle soykırım terimi üzerinde durulmalıydı” diye belirtti. Piroğlu, “Öncelikle derneğin, ‘soykırım’ demesi lazım. Barolar ya da başka kurumlar ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımlayabilirler ancak Alevi kurumunun doğrudan ‘soykırım’ demesi lazım. Örgütlere sormak gerek; Sivas neden bir Alevi soykırımı değil? Neden bu konuyu doğrudan tartışmayıp ‘insanlığa karşı suç’ deyip kestirip atılıyor?” diye sordu.

    “BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ İKİ HUSUS”

    Dosyanın uluslararası mahkemelere taşınması için geniş bir avukat grubunun destek olacağını da söyleyen Özgür Piroğlu, “Bir avukat ordusuyla hareket edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bu durum kamuoyuna açıklanacak. Bu işin yürütücüsü, temsilcisi öyle bir iki kişi olmamalı. Hiç Alevi avukat yok mudur?” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO
    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ‘Sanal Müze’ kapılarını açıyor

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ‘Sanal Müze’ kapılarını açıyor

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)’nun önderliğinde oluşturulan Madımak Hafıza Merkezi ‘Sanal Müze’nin kapıları 29 Eylül 2023’de kamuoyuna açıyor.

    Sivas Katliamı ile ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalar, doktora tezleri, kitaplar, incelemeler ve dokümanlar bir web portalı üzerinde toplanacak. Proje kapsamında Alevi kurumlarının yıllardır talep ettiği “Madımak Müzesi” de sanal müze olarak ziyarete açılacak.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, katliama ilişkin belgelerin yer alacağı bir bilgi merkezi oluşturmayı amaçlayan sanal ‘Madımak Hafıza Merkezi’nin açılış tarihini duyurdu.

    Sivas Katliamı’nın 30. yılında Madımak’ta katledilen 33 canı onurlandırmak için kurulan hafıza merkezi 29 Eylül saat 20.00’da açılıyor.

     

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    Hasan Kılavuz: Madımak’ta katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yapan Pir Hasan Kılavuz, bu kararın altına imza atanların bunun vebalinden kurtulamayacağını ve bu zulme sebep olanların bir gün mutlaka mahkum olacağını söyledi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti. Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürmüş ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Pir Hasan Kılavuz da Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılmasına ilişkin bir açıklama yaptı.

    “BU KARARIN ALTINA İMZA ATANLAR BUNUN VEBALİNDEN KURTULAMAZLAR”

    Madımak katliamının Alevi katliamları içerisinde, Alevilerin hafızasından asla silinmesi mümkün olmayan bir katliam olduğunu belirten Pir Hasan Kılavuz, “Aydınlarımıza, yazarlarımıza, ozanlarımıza yapılan bu ağır zulüm ve bu zulümde hayatını kaybedenleri hep anıyoruz. Geçmişte Pir Sultan’ı da 550 yıl önce idam edildiği, haksızlığa uğradığı için, kendisi ve etrafındakileri nasıl ki biz şiirlere, deyişlere koymuşuz, saz ile söz ile her dem dile getiriyorsak, Sivas Madımak olayı da bizim için öyledir. Burada katledilenleri Alevilerin hafızalarından silemeyecekler, silinmez. Bunlar da şairlerimize, ozanlarımıza, yazarlarımıza aynı zamanda ilham kaynağı olacaklar ve bunu hep söyleyeceğiz, anlatacağız ve bu söylemlerimizden de asla geri durmayacağız” dedi.

    Madımak katliamının devlet ve o dönemki iktidar sahipleri eliyle yapıldığını, bu tür katliamlarda dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman, zamanaşımının söz konusu olamayacağını ama ülkemizde ne hikmetse zamanaşımı diye olayın üstünün örtüldüğünü ifade eden Kılavuz, “Bu kararın çıkması utanç vericidir. Bu kararın altına imza atan hukukçular, savcılar, adaleti temsil ediyorum diyenler hiçbir zaman bunun vebalinden kurtulamazlar. Bunun için diyoruz ki, zamanaşımı diye bir şey söz konusu olamaz. Aleviler olarak bu ülkede yaşayan demokratlar, aydınlar, yazarlar, çizerler, hak ve hukuktan yana olanlar olarak, bu kararı şiddetle kınıyoruz, kabul etmiyoruz, reddediyoruz” dedi.

    “BU ZULMÜ YAPANLAR BİR GÜN MAHKUM OLACAKLAR”

    Kılavuz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “İnanıyorum ki gün gelir, orada bu haksızlığa, bu zulme maruz kalanların evlatları, sevenleri, bu talepleri o adliye koridorlarında dillendirecek ve bu konu o salonlarda namuslu, onurlu hakimler tarafından tekrar işlenecek, o insanların isimleri tekrar tekrar okunarak, onlara yapılan zulme sebebiyet verenlerin hepsinin -vicdanen zaten hep mahkumdurlar- adliye saraylarında mahkum edildiğine dair kararlar okunacaktır. O günü sabırla bekliyoruz ve o günün gelmesi için bütün Alevi kurum ve kuruluşları, aydınları, yazarları olarak konunun takipçisi olacağız. Onun için diyorum ki Madımak’ı unutmayacağız, unutturmayacağız ve bu haksız kararı verenleri de şiddetle kınıyoruz”

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’den ÇEDES mitingine destek: Çocukların tarikatların kucağına itilmesine izin vermeyeceğiz- VİDEO

    Mersin’den ÇEDES mitingine destek: Çocukların tarikatların kucağına itilmesine izin vermeyeceğiz- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına karşı İzmir’de yapılan büyük mitinge Mersin’den destek vererek, laik eğitim ve eşit yurttaşlık talebini dile getirdi. Platform bileşenleri, ÇEDES ve benzeri projelerle çocukları tarikat ve cemaatlerin kucağına itilmesine izin vermeyeceklerini belirtti.

    Okullara imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bugün İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapılan “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” mitingine Mersin’de yapılan eylem ve basın açıklamasıyla destek verildi.

    Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri laik, bilimsel ve eşit yurttaşlık taleplerini dile getirdi.

    SİVAS KATLİAMI DAVASI KARARINA TEPKİ

    Basın metnini Emek ve Demokrasi Platformu adına okuyan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, açıklama öncesi Sivas Katliamı davasının düşürülmesine tepki göstererek, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas yanmaya, Madımak yürekleri kanatmaya devam ediyor. O yüzden Madımak’ı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    “ÇEDES PEDAGOJİ BİLİMİNE AYKIRI BİR PROJE”

    ÇEDES projesinin laik-bilimsel eğitim anlayışına ve pedagoji bilimine aykırı bir içerikte hazırlandığını belirten Sümbül, “Manevi danışmanlarla öğrencilerin okul dışında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı kamplarında buluşmaları, okullardaki koordinatör öğretmen ve Gülen cemaatinin “abla ve ağabeyleri” gibi koordinatör öğrencilerle dini telkinler yapan “değerleri eğitimi” çalışmalarına katılmaları hedeflenmektedir. ÇEDES projesi üzerinden öğrencilerin dinci tarikat ve cemaatlerin kucağına itilmesine seyirci kalmamız mümkün değildir” diye konuştu.

    Sümbül, siyasi iktidarın ‘tek din, tek mezhep’ yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere belli bir dinin ve mezhebin etrafında şekillenen ‘manevi değerleri’ aktarmasının kabul edilemez olduğunu aktardı.

    EŞİT YURTTAŞLIK İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bugün İzmir’de yapılan mitinge dair konuşan Mahmut Sümbül, “Geçen hafta boyu imza kampanyaları ile binlerce imza topladık. Bugün de bölge mitingi olarak İzmir’de ve Türkiye’nin her yerinde alanlardayız. Bu bir başlangıçtır. Tepkimiz dikkate alınmadığında eylem ve etkinliklerimiz yayılarak devam edecektir” diye belirtti.

    Sümbül, eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekirken ÇEDES gibi projelerle çocukları ayrıştırmak isteyenlere karşı mücadelelerinin kesintisiz olarak süreceğinin altını çizdi.

    Konu ile ilgili toplumun her kesiminin güçlü bir karşı duruş sergilemesi gerektiğini vurgulayan Sümbül, “Eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizin, velilerimizin ve demokratik kamuoyunun ortak ve güçlü bir tutum alması önemlidir. Okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerini, öğrenci ve velilerimizi birlikte mücadeleye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN