Etiket: öğrenci

  • İran’da başlayan protestolar 19. gününde, öğrenciler ayakta!-VİDEO

    İran’da başlayan protestolar 19. gününde, öğrenciler ayakta!-VİDEO

    PİRHA- İran’da süren protestolar devam ediyor. Lise ve üniversite öğrencileri “Özgürlük” ve “Molla Defol!” sloganları eşliğinde okulda ve sokaklarda yürüyüş yaptı.

    İran’da şeriat kurallarına göre başını örtmediği iddiasıyla ‘ahlak polisi’ tarafından katledilen 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Mahsa Amini için yapılan eylemler 20. gününde sürüyor.

    İran’ın birçok şehrinde lise ve üniversite öğrencileri “Özgürlük” ve “Molla Defol!” sloganları eşliğinde okul ve sokaklarda yürüyüş yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • İran’da başlayan protestolar 18. gününde, kadınların direnişi devam ediyor-VİDEO

    İran’da başlayan protestolar 18. gününde, kadınların direnişi devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- İran’da şeriat rejimini protestolar 18. gününde devam ediyor. Gösterilerde sık sık “İran ayağa kalk”, “Diktatöre ölüm” sloganları atılıyor.

    İran’da şeriat kurallarına göre başını örtmediği iddiasıyla ‘ahlak polisi’ tarafından katledilen 22 yaşındaki Kürt kadın Jina Mahsa Amini için yapılan eylemler 18. gününde sürüyor.

    İnsan hakları örgütleri protesto eylemlerinde 100’e yakın kişinin katledildiğini duyururken, 2500 kişinin de gözaltına alındığı ve işkenceye maruz kaldığını açıkladı.

    Öğrencilerin eylemleri de İran’ın çeşitli kentlerinde devam ediyor. Gösterilerde sık sık “İran ayağa kalk”, “Diktatöre ölüm” sloganları atılıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adana Alevi Platformu: Zorunlu din dersleri seçmeli hale getirilmelidir-VİDEO

    Adana Alevi Platformu: Zorunlu din dersleri seçmeli hale getirilmelidir-VİDEO

    PİRHA- Yeni eğitim öğretim yılına dair açıklama yapan Adana Alevi Platformu, zorunlu din derslerinin seçmeli hale getirilmesi ve müfredatın tüm  inançlara göre düzenlenmesi çağrısında bulundu.

    Adana Alevi Platformu, 2022-2023 eğitim öğretim yılı ile ilgili basın açıklaması yaptı. Platform Dönem Sözcüsü/ Sivas Serinyayla Sosyal, Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı Sıtkı Keskin tarafından okunan basın açıklamasında, eğitim sisteminde yaşanan sıkıntılara dikkat çekildi.

    Okullarda verilen din derslerinin zorunlu olmaya devam etmesinin, Alevileri ve bu dersi almak istemeyen velileri incittiğini vurgulayan Keskin, “Dolayısı ile derhal zorunlu din dersleri seçmeli hale gelmelidir ve müfredat tüm inançlara göre düzenlenmelidir. Ayrıca daha önceki senelerde yaşadığımız bazı ırkçı, mezhepçi, ayrımcı anlayışlı din kültürü öğretmenlerinin Alevi öğrencilerine parmak kaldırtıp ‘Sizler namaz kılmaz oruç tutmazsınız, siz Alevisiniz’ gibi ithamlarla karşılaşmak istemiyoruz” dedi.

    “MÜFREDAT DEĞİŞTİRİLMELİ”

    Sıtkı Keskin, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i ve diğer etnik kökenli tüm yurttaşların ana dilde, parasız eğitim-öğretim görmesi için gerekli çalışmalar yapılması ve okullarda özgürlükçü bir eğitim-öğretim verilmesi çağrısında bulunarak, şunları dile getirdi:

    “Hiçbir dönemde tam anlamı ile laik olmamış olan sistem son yıllarda laikliğin kırıntılarını bile ortadan kaldırmıştır. Eğitim sistemi tam anlamı ile Türk-İslam sentezine, erkek egemen anlayışına uygun, tekçi eğitim verilmektedir. Ders kitaplarındaki nefret söylemleri acilen ayıklanmalıdır. Eğitimin her kademesinde, barış, sevgi, vicdan, empati, saygı, çevre, ekoloji gibi değerler ayrı birer ders olarak okutulmalıdır. Ülkemizde yaşayan hiçbir çocuk; dilinden, inancından, milliyetinden, memleketinden ve cinsiyetinden dolayı horlanmamalı ve herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmamalıdır. Parasız, çağdaş, laik, demokratik, bilimsel anadilinde eğitim verilmelidir ve derhal müfredatlar değiştirilmelidir.”

    PİRHA/ADANA

  • Dersim’de ‘Okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı’ kampanyası-VİDEO

    Dersim’de ‘Okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı’ kampanyası-VİDEO

    PİRHA-Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği, ‘Okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı’ şiarıyla başlattığı kampanyaya dair basın toplantısı yaptı. Dernek, “Mahallelerde, okul önlerinde, işyerlerinde bulunduğumuz her yerde bu hakkın bir an önce tanınması ve güvence altına alınması için çalışacağız” diyerek, herkesi kampanyaya katılmaya ve desteklemeye çağırdı.

    Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği, ‘Okulda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı’ şiarıyla başlattığı kampanyaya dair basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Çağla Yolaşan yaptı.

    “EKONOMİK KRİZ ARTIK ÇOCUKLARIN SAĞLIĞINI ETKİLEMEYE BAŞLADI”

    Beslenme hakkının koşulsuz olarak her çocuğa sağlanması gereken temel bir hak olduğunu söyleyen Çağla Yolaşan, “Ekonomik kriz koşulları artık çocukların sağlığını etkilemeye başladı. Öğrenciler arasında yapılan araştırmalar gösteriyor ki geçtiğimiz yıl her 4 çocuktan biri okula aç gitti. Sağlıklı, doyurucu ve besleyici gıdaya erişim, ailesinin imkânlarına bağlı olmaksızın her çocuğun hakkı. Bu hakka erişim çocukların bugünkü fiziksel sağlıklarını, bilişsel/zihinsel gelişimlerini, akademik gelişimlerini ve okula devamlılıklarını etkilediği gibi çocuk işçiliği, çocuk yoksulluğu, ileri yaşlarda ortaya çıkacak kronik sağlık sorunları gibi çocukların geleceklerini de etkileyecek çok boyutlu sonuçlara ve eşitsizliklere yol açıyor. Beslenmeye bağlı kansızlık, bodurluk, obezite, öğrenme güçlüğü, düşük bağışıklık gibi hastalıklarda artış yaşanıyor” diye ifade etti.

    “OKULLARDA ÜCRETSİZ YEMEK SAĞLANMASI SADECE BUGÜNÜN KONUSU DEĞİL”

    Okullarda ücretsiz yemek sağlanmasının sadece bugünün konusu olmadığını belirten Yolaşan, şöyle devam etti:

    “Yıllar öncesinden beri gerekliliği gündemde olan, araştırmalara konu olan, çeşitli biçimlerde hayata geçirilen, etkileri tespit edilen, bugün de dünyada yüzden fazla ülkede yaşam bulan bir uygulama. Dersim Yenigün Kadın Dayanışma Derneği olarak beslenme hakkının koşulsuz olarak her çocuğa sağlanması gereken temel bir hak olduğunu ve bu hakkı sağlamanın devletin ertelenemez görevidir. Bunun etkili, pratik, hayata geçirilmesi mümkün ve milyonlarca çocuğun yaşamını doğrudan etkileyecek yöntemlerinden biri ise okullarda çocuklara ücretsiz öğünler sağlanması. Çocuklarımızın bu hakkının güvencesi Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere yerel yönetimlerdir. ‘Okulda 1 öğün ücretsiz, sağlıklı yemek her çocuğun hakkı’ diyerek başlattığımız kampanyamızı sizlerle de paylaşıyoruz.”

    “HERKESİ KAMPANYAYA KATILMAYA VE DESTEKLEMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Hedeflerinin, 2023-2024 eğitim öğretim yılında, çocukların bu hakka kavuşmuş olarak eğitim hayatına başlaması olduğuna vurgu yapan Yolaşan, “Mahallelerde, okul önlerinde, işyerlerinde bulunduğumuz her yerde bu hakkın bir an önce tanınması ve güvence altına alınması için çalışacağız. Çocuklarımızın sağlığı ve geleceği için hakkımız olanı birlikte kazanalım. Bütün velileri, kadınları, muhtarları, emek ve meslek örgütlerini, okul aile birliklerini, veli gruplarını, platformları, yerel yönetimleri bu kampanyaya katılmaya ve desteklemeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Zorunlu din derslerine karşı daha fazla mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    ‘Zorunlu din derslerine karşı daha fazla mücadele etmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA- Eğitimin laik, kamusal, parasız, demokratik, ana dilde eğitim taleplerinin bu dönemde devam ettiğini vurgulayan Eğitim-Sen Mersin Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mahmut Sümbül, “Bunun sınıflarda öğrencilere, ötekileştiren, bölen, ayrıştıran ve kindar ve dindar bir nesil yetiştirmenin aracı haline getirmeye çalışan AKP MHP bunu daha da yoğunlaştırdı. Buna karşı tüm bileşenlerle mücadele etmeliyiz” dedi.

    Yeni eğitim döneminin açılmasıyla birlikte çözülmeyen sorunlar ve yıllardır devam eden zorunlu din dersleri ve anadilinde eğitim gibi talepler bu yılda karşılanmadı. Ekonomik kriz ile birlikte eğitim emekçileri de yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verirken, özlük haklarını korumak, geliştirmek ve iktidarın ‘Öğretmenlik Yasası’na karşı sokaklarda mücadele yürütmeye devam ediyor.

    Eğitim-Sen ve Alevi örgütlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütlerinin eğitim alanındaki dinselleştirmeye dikkat çekerken, Alevi toplumunun ve kurumlarının, zorunlu din derslerinin kaldırılması için çabaları ise sürüyor.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mahmut Sümbül, eğitimde yaşanan sorunlara dair PİRHA’ya konuştu.

    “KARİYER BASAMAK SINAVINI KABUL ETMİYORUZ”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına bakıldığı zaman her şeyin hazır olduğunu ama bu açıklamaların gerçekliğinin olmadığını belirten Sümbül, “Bu yıl yeni bir sorunla daha karşı karşıyayız. Artık nur topu gibi uzman ve baş öğretmenlerimiz olacak ve öğretmenler odasında çalışma barışı zaten yoktu, problemliydi. Şimdi daha da bozulacak. Ekonomik sorunlar. hükümet bunu bir sınavla öğretmenleri rencide ederek  kendi aralarında hiyerarşiye ayırarak kariyer basamaklarına ayırarak, birbirine düşürerek, yarıştırarak çözmeye çalışıyor. Biz eğitim ve bilim emekçileri olarak bunu asla kabul etmeyeceğiz” dedi.

    Eğitimin laik, kamusal, parasız, demokratik, ana dilde eğitim taleplerinin bu dönemde devam ettiğini vurgulayan Sümbül, “Çünkü bu problemler, bu eksikler hala oldukça fazla. Zorunlu din dersleri devam ediyor. Seçmeli zorunlu din dersleri devam ediyor” diye konuştu.

    “EĞİTİMİ DİNDAR BİR NESİL YETİŞTİRMENİN ARACI HALİNE GETİRMEYE ÇALIŞANLARA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Sümbül, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Hem 12 Eylül faşizmine karşı hem de onun getirdiği yasalara, baskı rejimlerine, anayasaya ve onun içerisinde yer alan zorunlu din derslerine karşı sesimizi yükseltmeye çalışacağız. Fakat bizim bu işin tarafı olan inanç kurumlarıyla, veli dernekleriyle, öğrencilerimizle ve eğitimin tüm bileşenleriyle bu sesi büyütmemiz çok daha önemli. Zorunlu din dersi gibi insan haklarına, evrensel hukuka, pedagoji bilimine aykırı bir garabetin devam etmesi kabul edilemez. Bu konuda herkesin sesini yükseltmesi gerekiyor. Biz Eğitim-Sen olarak ilk günden beri zorunun derslerine karşı olduğumuzu, bunun anayasal, evrensel ilkelere ve pedagoji bilimine aykırı olduğunu belirtiyoruz.

    Bunun sınıflarda öğrencilere, ötekileştiren, bölen, ayrıştıran ve kindar ve dindar bir nesil yetiştirmenin aracı haline getirmeye çalışan AKP MHP bunu daha da yoğunlaştırdı. Bir de zorlu derslerinin yanında seçmeli derslerde zorunlu ders haline getirilip aslında zorunlu din dersleri katmerleştirildi. Yani seçmeli dersler adı altında konulan dersler de aslında zorunlu olarak din dersi seçmeye yönelik bir işe dönüştü. Buna karşı da üyelerimizle, iş yeri temsilcilerimizle ve tüm kitle örgütleriyle birlikte mücadelemizi büyüteceğiz. Seçmeniz dersler konusunda da ekim, kasım aylarıyla birlikte halkı bilinçlendirerek gerçekten öğrenciler ne istiyorsa veliler öğrencilerini hangi yönüyle geliştirmek istiyorlarsa o yönüyle gelişmeleri için tercih yapmaları için çaba içerisinde olacağız. Bu konuda problem çıkaran idarecilere, öğretmenlere karşı da mücadelemiz devam edecek. Onlara buradan geçen yıl da bu konuda mahkemelik olduğumuz hukukta kazanımlar elde ettiğimiz sonuçlar da var.”

    “ANA DİLİNDE EĞİTİM PEDAGOJİSİNİN OLMAZSA OLMAZ İLKELERİNDEN BİR TANESİDİR”

    Seçmeli dersleri içerisinde ana dil eğitimine dair de bazı derslerinde olduğunu hatırlatan Sümbül, “Ana dilde eğitim, seçmeli derslere sığmayacak kadar önemli bir konu ve temel insan hakkıdır. Ana dilinde eğitim pedagojisinin olmazsa olmaz ilkelerinden bir tanesidir. Anadili Türkçe olmayan öğrencilerin, bazı öğretmenler tarafından ötekileştirilmesi, arkadaşları tarafından ötekileştirilmesi en önemlisi de ana dilde eğitim olmadığı için eğitim hakkını kullanmasında daha büyük engellerle karşılaşmalarına yol açıyorlar. Ana dilde eğitim bizim olmazsa olmaz ilkelerimizden bir tanesi ve bu eğitim öğretim yılında da yine öğrencilerimiz bu haktan mahrum eğitim öğretime başlıyorlar. Biz yine eğitimin tüm bileşenleriyle ana dilde eğitim talebimizi yüksek sesle dile getirmeye ve mücadelemizi bu yönünü büyütmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • CHP’li Şahin: Üniversite yurtlarında ranza sistemine dönüldü; mağduriyet artıyor

    CHP’li Şahin: Üniversite yurtlarında ranza sistemine dönüldü; mağduriyet artıyor

    PİRHA – CHP Milletvekili Suzan Şahin, 2022-2023 öğretim yılı başlarken üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artışa işaret etti. Öğrencilerin en önemli sorunlarının başında barınma konusunun geldiğini söyleyen Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’na “Yurtların eski dönemlerde olduğu gibi ranza sistemine döndüğü iddiası basında yer almıştır. Bu iddialar doğru mudur?” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Suzan Şahin, yeni öğretim yılı başlarken üniversite ve öğrenci sayısındaki artışla birlikte öğrencilerin barınma sorununun devam ettiğini belirtti. Şahin, hayat pahalılığının giderek artmasıyla birlikte ekonomik koşulların önceki yıllara göre daha da kötüleşmesinin birçok aileyi, çocuklarının barınma masraflarını karşılayamaz hale getirdiğini belirterek, konuyu meclis gündemine taşıdı.

    169 ÖĞRENCİ YURDU KULLANIMA ELVERİŞSİZ!

    CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin yaptığı açıklamada üniversite yerleştirme sonuçlarına göre üniversitelerdeki doluluk oranının %98’e ulaştığını, bu yıl yaklaşık 850 bin öğrencinin daha üniversiteyi kazanmasıyla birlikte Türkiye’de üniversite öğrenci sayısının 9 milyona yaklaştığını belirtti.

    Üniversite ve öğrenci sayısındaki hızlı artışla birlikte üniversite öğrencilerinin en önemli sorunlarının başında ‘barınma’ konusunun geldiğini vurgulayan Şahin, “2021 yılı verilerine göre devlet yurtlarının kapasitesi 695 bin 834 iken yurt sayısı sadece 773’tür. Kredi Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtların öğrenciye oranı ise %18,2 gibi sınırlı bir düzeydedir. Ayrıca 2020 yılı Sayıştay raporunda yurtların hizmetlerinin kötü olduğuna dikkat çekilirken, 781 adet yurt bulunduğu ifade edilmiş ve 781 yurttan 169’unun kullanıma elverişsiz olduğu ifade edilmiştir. Aradan geçen 2 yıla rağmen tek bir çivi çakılmamış, yurt ve yatak kapasiteleri artırılmamıştır” ifadelerini kullandı.

    “BAKAN GÖREVE GELDİĞİNDEN BERİ ÖĞRENCİLER MAĞDUR”

    Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren CHP’li Şahin, şunları kaydetti:

    ‘‘Geçtiğimiz yıl, eylem yaparak sıkıntılarına dikkat çeken öğrencilerin sorunları bu yıl daha da artmıştır. Her yıl on binlerce öğrencinin barınma konusundaki sorunları çözülmediği gibi her geçen yıl daha da artmaktadır. 2022 yılı itibarıyla Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtların %80’e yakın zamlanması sonucunda yurt fiyatları 500-800 TL’ye çıkmıştır. Bununla birlikte devlet tarafından sunulan yurt hizmetinin niteliksiz olduğu, yurtların kapasitelerinin bu yıl 800 binin üzerine çıkarıldığı Gençlik ve Spor Bakanı tarafından dile getirilmiştir. Ancak birçok ilde kapasite artırımı için bazalar yerine ranzalar getirildiği ve odalardaki çalışma masalarının da alan yetersizliği nedeniyle çıkartılarak öğrencilerin yurtlardaki yaşam alanları daraltılarak çözüm üretme çabası içerisine girilirken, birçok öğrenci de devlet yurtlarına kapasite yetersizliği nedeniyle yerleştirilememektedir. Kendilerine devlet yurtlarında yer bulamayan öğrenciler ise fiyatları 20 bin ile 120 bin TL’yi bulan özel yurtlara mahkum olmakta, kiralık ev fiyatları ise illere göre değişmekle birlikte 8 bin ile 15 bin aralığındadır.

    Geçmiş yıllarda da sıkça örneğini gördüğümüz üzere bu koşullar altında birçok öğrenci barınamadığı için okullarını bırakmak zorunda kalmaktadır. Bu durum hem sosyal huzurun bozulmasına hem de öğrencilerin Anayasamızda da belirtilen en temel hakkı olan eğitim hakkından mahrum kalmaların neden olmaktadır. AKP’li bakan göreve geldiğinden bu yana yurt konusunda hiçbir şey yapmamış, aksine kalite düşmüş, öğrenciler yurtlara yerleşemediği gibi yerleşenler de sağlıksız ve ders çalışma ortamı olmayan, kalitesiz yemek ve tıkış tıkış barınma şartları ile çağın gerisinde sefilliğe terk edilmiş yurtlarda kalmak zorunda bırakılmıştır. AKP hükümetini kendine gelmeye ve öğrenciler ile velileri rahatlatacak acil önlemler almaya davet ediyoruz.”

    “RANZA SİSTEMİNE DÖNÜLDÜ MÜ?”

    CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, Gençlik ve Spor Bakanı’na yönelttiği sorular ise şu şekilde:

    *2012-2022 yılları arasında devlet yurtlarına başvuran öğrenci sayısı nedir? Bu öğrencilerin kaçı yurtlara yerleştirilebilmiştir?

    *2021-2022 öğretim döneminde KYK yurtlarına başvurup da yerleştirilemeyen öğrenci sayısı nedir?

    *Devlet yurduna başvurduğu halde kontenjan yetersizliği gibi sebeplerle yerleştirilemeyen, işsizlik ve hayat pahalılığı karşısında maddi olarak zorlanan ailelere ve onların çocuklarına eğitim hakkından yararlanabilmeleri için barınma desteği sağlanacak mıdır?

    *Bakanlık görevine geldiğiniz tarih olan 9 Temmuz 2018 tarihinde Türkiye’deki yurt sayısı ve yatak kapasitesi ne kadardı?

    *Eylül 2022 itibariyle Türkiye’de hangi ilde kaç tane öğrenci yurdu bulunmaktadır? Bu yurtların kapasitesi nedir? Bunların kaçı devlet yurdu, kaçı özel yurttur?

    *Devlet yurtlarının olanakları öğrencilerin barınmaları için yeterli midir? Hijyen koşulları açısından herhangi bir denetim yapılmakta mıdır?

    *Bazı öğrenciler tarafından yurtların eski dönemlerde olduğu gibi ranza sistemine döndüğü iddiası basına ve sosyal medyada yer almıştır. Bu iddialar doğru mudur? Bu durum, yeni yerleşecek öğrencileri mağdur etmemek adına mevcut yurt kapasitelerini ranza sistemiyle artırarak mevcut kalan öğrencileri mağdur etmek anlamına gelmemekte midir?

    *Yeni yapılması planlanan yurtlar var mıdır? Bu yurtların yapımı konusunda son durum nedir?

    *Üniversite ve öğrenci sayısındaki artışa uygun yurt planlaması yapılmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    Veli-Der: Devlet okullarında öğrencilere ücretsiz, sağlıklı su sağlanmalı-VİDEO

    PİRHA-“Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı basın açıklaması yapan Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), suyun vazgeçilmez hayati bir kaynak olduğunu belirterek, öğrencilere ücretsiz, sağlıklı suyun sağlanması gerektiğini kaydetti.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İstanbul Kartal’daki binalarında “Sağlıklı bir yaşam için ücretsiz ve sağlıklı suya erişim her öğrencinin hakkıdır” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada ekonomik krizin derinleştiğini kaydeden Veli-Der, durumun öğrenciler üzerindeki etkisine değindi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemizde artan ekonomik krizin biz veliler ve özellikle okul çağındaki çocuklarımız üzerindeki etkisi gün geçtikçe ağırlaşmaktadır. Sağlıklı bir nesil yetiştirmekten çok uzakta olduğumuzu artık bilimsel ve istatiksel çalışmalar yapmadan da okulların içerisinde sadece gözlemler yaparak görmek mümkün. Önceki yıllarda kantinlerde sağlıklı besinlerin satılması için çaba sarf eden bizler, bu günlerde kantinlerden yiyecek içecek alamadığı için kantinlerin önlerinden bile geçemeyen çocukların sayısının çoğaldığına tanık olmaktayız.

    “SU VAZGEÇİLMEZ HAYATİ BİR KAYNAKTIR”

    Su, sağlıklı bir biçimde yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilemez hayati bir kaynaktır. Ancak gerek kantin çalışanları gerekse veli ve öğretmen gözlemlerini bir araya getirdiğimizde çocuğun en temel haklarından biri olan suya erişimin de büyük bir çoğunluk için kolay ve mümkün olmadığını görmekteyiz. Edirne Şube’mizin gerçekleştirdiği Mayıs-2022 anket çalışmasına göre; en az 593 öğrencinin %55’e yakını suyunu evden götürmekte ( çantasında taşıyabileceği ağırlık en az 500 ml. – en fazla 1 lt ), % 35’i okul kantininden günde tek bir küçük şişe su alabilmektedir.

    Ankara 2,50 TL, Antalya 3,00 – 3,50 TL, Bursa 2,50 TL, Çanakkale 3,00 TL, Denizli 2,00 – 2,50 TL, Edirne 2,50 – 3,00 TL, Manisa 2,50 – 3,00 TL, İstanbul 2,50 – 4,00 TL, İzmir 2,50 – 3,00 TL, Kocaeli 2,00 TL. Bu rakamlar bazı illerimizin okul kantinlerindeki ortalama 500 ml. şişe su satış ücretleridir. Bu eğitim öğretim yılının başında ortalama satış rakamları ise 1,00 – 1,50 TL aralığındaydı. Bir öğrenci okul türüne bağlı olarak ortalama 6 ila 8 saat aralığında okulda bulunmaktadır. Büyükşehirlerde daha yoğun olmak üzere yolda geçen zaman da buna eklendiğinde evinden ayrı kaldığı zaman 10 saate kadar çıkabilmekte. Bu süre zarfında tüketilmesi gereken en az miktar ise hareketliliğin fazla olduğu bu yaş grupları için en az 1,5 litre olmalıdır*.

    Çocuklarımızın sağlıklı ücretsiz ve erişilebilir suya kavuşması için merkezi ve yerel yönetimlerin ortaklaşa çalışması beklenmekte bununla ilgili bir projenin hayata geçirilmesi acilen sağlanmalıdır. Edirne yerelinde (merkez, İlçeler ve bunlara bağlı köyler dahil) örnek bir çalışma başlatılmış olup, bütün okullara su sebilleri ile montaj sonrası teknik destek sağlanacağı açıklanmıştır. Proje Edirne Valiliği ile Belediyesi tarafından onaylanmıştır.

    “OKUL BAHÇELERİNDE SU İÇME ALANLARI OLMALIDIR”

    Merkezi yönetimin bu konuda (MEB) yaptığı en büyük hatalarından biri son yıllarda yapılan okul binalarında çocukların içmek için kullanacağı su muslukları için ayrı bir alan bulunmamasıdır. Suya ayıracak harçlığı olmayan çocuklar sağlıksız koşullarda tuvaletlerden su içmek zorunda bırakılmaktadır. Gerek okul içerisinde gerekse okul bahçelerinde su içme alanları olmalı, okul planlamaları buna uygun projelendirilmelidir.

    Ayrıca okulların su tesisatlarının da düzenli bakımı yapılmamakta, okula kadar gelen temiz su binanın içerisine girdiğinde içilebilme özelliğini kaybetmektedir. Okulların sorumluluğu ne kadar merkezi yönetimlerde olarak görünse de binalara kadar gelen suyun sağlıklı içilebilir olmasından yerel yönetimler sorumludur. Bunu sağlayamayan belediyelerin en az merkezi yönetimler kadar bu olumsuzlukta payları mevcuttur.

    2022-2023 eğitim-öğretim yılı başlamadan önceki yaz tatili süresince okullarımıza ücretsiz, ulaşılabilir sağlıklı suyun sağlanması (içilebilir şehir şebeke suyu varsa okul bahçelerine çeşmeler ve benzeri düzenekler kurulması, şehir şebeke suyu sağlıklı, içilebilir değilse; arıtma cihazlarının sağlanması veya doğrudan doğruya çocuklarımıza günlük 1,5 litre su verilmesi vb.) hususunda planlama ve çalışmalarının yapılmasını devletin tüm kurumlarından talep etmekteyiz.

    “ÜCRETSİZ SAĞLIKLI SU SAĞLANMALI”

    Çocuklarımızın sağlıklı yaşam hakkıyla ilgili basın açıklamamız sonrasında bağlı bulunduğumuz il/ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri, Valilik/Kaymakamlık ve belediyelerden görüşme taleplerimize olumlu yanıt veren kurumlarla görüşmelerimizi gerçekleştirip, sorunun vehametini onlarla da paylaşacağız. Yanıt vermeyen kurumlara ise dilekçelerimizle başvurumuzu yapacağız.

    Devlet okullarına ücretsiz sağlıklı suyun sağlanması konusundaki kararlılığımız nettir. Kurumların bu konudaki  hassasiyetleri ile bizlere geri dönüşlerinin ne olduğunu düzenli olarak basın ve kamuoyu ile paylaşacağımızın bilinmesini istiyoruz. Sürecin ısrarlı takipçisi olacağımızın da altını çiziyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Dersim’de 6 öğrenci serbest bırakıldı

    Dersim’de 6 öğrenci serbest bırakıldı

    PİRHA- Dersim’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan Munzur Üniversitesi öğrencisi 20 kişiden 6’sı serbest bırakıldı.

    Dersim’de, Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturma kapsamında dün evlerine yapılan baskınla gözaltına alınan Munzur Üniversitesi öğrencisi 20 kişiden 6’sı, Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. 14 öğrencinin gözaltı işlemleri sürüyor.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    PİRHA- Eski PSAKD Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’ne ilişkin konuşarak, “Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Çocuklardan, din dersinde öğrenilen bilgiler doğrultusunda yaşamaları isteniyor. Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli” dedi. 

    Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay ‘Ahlak eğitimi protokolü’ imzalandı. Söz konusu protokol, ‘Ahlak eğitimi’ adı altında her okulda ve yurtlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtma gibi faaliyetleri içeriyor.

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, imzalanan protokole ilişkin konuşarak; Anayasa’nın laiklik ilkesinin gasp edildiğini ve AKP iktidarının ülkeyi şeriat düzenine götürmeye çalıştığını söyledi.

    Bu tür protokollere demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumların ve kişilerin tepki göstermesi gerektiğini de vurgulayan Tunçdemir, sessiz kalmanın onaylamak olduğunu, bunları yapanlara cesaret verdiğini aktardı.

    “ÇOCUKLARDAN, DİN DERSİNDE ÖĞRENİLEN BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA YAŞAMALARI İSTENİYOR”

    Tunçdemir, imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün, eğitim ve öğretime uzun zamandır yerleştirilmeye çalışılan siyasal islam politikalarını meşrulaştırma aşamalarından biri olduğunu söyledi.

    AKP’nin iktidarı boyunca fiili olarak bu tür uygulamaları olduğunu, bu işbirliği protokolü ile bunu pekiştirdiğini kaydeden Tunçdemir sözlerine şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan Diyanet Akademisi de bu amaca hizmettir. İmzalanan bu protokolle temel eğitim ve orta öğretim çağındaki öğrencilere milli, manevi, ahlaki değerlerin benimsetilmesi amaçlanıyor. Her okulda ve pansiyonlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyetleri yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtmaya ilişkin faaliyetleri içeren protokol, okuldaki tüm faaliyetlerin din yapılacağını çağrıştırıyor ki öyle de olacaktır. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Din kültüründe öğrenilen bilgiler doğrultusunda çocukların yaşamın her alanında bu bilgilere uygun davranması, öğrendiklerini yaşamının her alanında uygulaması ve kontrol altına alınması anlamına geliyor.”

    “BU TÜR PROTOKOLLERLE ANAYASANIN LAİKLİK İLKESİ GASP EDİLİYOR”

    Ahlak kavramının dinlerden önce oluşan bir kavram olduğunu ve dinlerden bağımsız olduğunu ifade eden Tunçdemir, “Ahlaki, milli ve manevi değerleri sadece Sünni-İslam ile bağdaştıran bir yönetimle karşı karşıyayız. Yani İslamiyeti kabul etmişsen ve bunun gereklerini yerine getiriyorsan ahlaklı bir bireysin, değilsen senin ahlakın yok. Bu durum farklı inançtan olanlara, inanmayanlara daha çok mahalle baskısı demek. Ayrıca bu protokolle Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Kendi bekasını güçlendirmek için dini duyguları sömürmekten hiç geri kalmayan siyasal iktidar, anayasanın laiklik ilkesini ayaklar altına almaktan hiç çekinmiyor. AKP iktidarı anayasal suç işliyor. Ülkemizi götürmek istediği nokta ise şeriat düzeni” şeklinde konuştu.

    “SESSİZ KALMAK ONAYLAMAK VE BUNU YAPANLARA CESARET VERMEKTİR”

    Amasya Eğitim Sen Şubesi’nin bu protokolün yürütmesinin durdurulması için mahkemeye başvurmasının yerinde bir karar olduğunu aktaran Tunçdemir, Amasya’nın siyasi iktidar tarafından seçilen pilot bölge olduğunu düşündüğünü dile getirdi.

    Bu tür uygulamaların önümüzdeki süreçte diğer illere de yayılacağının altını çizen Songül Tunçdemir, “Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli. Bu tepkilerin demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumlar tarafından büyütülmesi gerekiyor. Sessiz kalmak onaylamak ve bunu yapanlara cesaret vermektir. Biz karanlığa karşı aydınlığı örgütlemeliyiz, tıpkı güçlü bir kampanyayla ana sınıfına indirilmek istenen zorunlu din derslerini engellediğimiz gibi bu tür uygulamaları da engelleyebiliriz. Söz konusu olan çocuklarımız, yani bu ülkenin geleceği. Söz konusu olan bu ülkenin kadim halkları ve kültürel değerleri. Bu ülkede yaşayan tüm farklılıkların kendi rengiyle bir arada kardeşçe yaşayabilmesi tek tipleştirici politikalarla mümkün değildir. Bizler, her türlü ayrımcılığın karşısında durmalı ve ayrıştırıcı, baskılayıcı politikalara karşı mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim Sen’den, laikliği savunma çağrısı: Öğrencileri cemaat yönetir gibi yönetmek istiyorlar

    Eğitim Sen’den, laikliği savunma çağrısı: Öğrencileri cemaat yönetir gibi yönetmek istiyorlar

    PİRHA- Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkilerinin genişletilmesine ilişkin açıklama yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, “MEB’in temel Anayasal görevi ve sorumluluğu, her inanç grubuna eşit mesafede olmak ve eşit yurttaşlık ilkesinin yaşam bulması için mücadele etmektir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), eğitimi dinselleştirme çabalarının son süreçte arttığını belirterek, konuya ilişkin genel merkez binalarında basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, sendikanın üye ve yöneticileri de katılırken basın metnini Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul okudu.

    Eğitimin dinselleştirilmesini hızlandırmak için Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün görev ve yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile genişletildiğini belirten Kurul, eşit yurttaşlık ilkesinin yaşam bulması ve demokrasi için toplumun tüm kesimlerini laikliği savunmaya çağırdı.

    “TÜM ÖĞRENCİLERİ ADETA BİR CEMAAT YÖNETİR GİBİ YÖNETMEK VE YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın hukuk, adalet ve demokrasiyi kendisine rehber edinmesi gerekirken dini ve cemaatleri referans aldığını kaydeden Kurul, “Okullarımızda yaşanan yığınla soruna çözüm üretmek yerine ‘dinselleştirme pratiklerine’ hız vermektedir.  Oysa gerçek apaçık. Çoğulculuğu değil, kamu yararını değil, küçük bir azınlığın tahakkümünü kendilerine ilke edinen, yurttaşların haklarını değil, güçlü olanı meşru gören yönetim aklı iktidardadır. Dolayısıyla daha dün harem selamlık sınıf uygulamasıyla gündeme gelen okul müdürü Haydar Akın iktidarın kanatları altına alınmışken, İstanbul Sancaktepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün velilere broşür göndererek, çocuklarına abdest aldırmaları telkininde bulunabilmesi gelinen durumu gözler önüne sermektedir. Çünkü MEB ve yöneticilerinin temel arzusu, tüm öğrencileri adeta bir cemaat yönetir gibi yönetmek ve yetiştirmektir” ifadelerini kullandı.

    “MEB’İN TEMEL ANAYASAL GÖREVİ VE SORUMLULUĞU DIŞINA ÇIKIYOR”

    Dün yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne değinen Kurul, sözlerine şöyle devam etti:

    “Genel Müdürlük ‘Din ve ahlak eğitimi ve öğretimini güçlendirecek politika ve stratejilerin geliştirilmesi için çalışmalar yapmak’ ve ‘Görev alanına giren konularda üniversiteler, ilgili kurum ve kuruluşlar ile iş birliği yapmak’ işlevlerini de yerine getirecektir. Bu cümlelerin anlamı, eleştirdiğimiz din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri ve seçmeli dini derslerle yetinmeyen Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün, Diyanet İşleri Başkanlığı ile dinci vakıf ve derneklerle iş birliğinin yeni yol ve yöntemlerini geliştireceğidir. Ramazan’da ‘Halk eğitimi merkezlerinde Kur’an okuma kursları başladı’ ilanıyla din eğitimi alanında 7 ve 12 yaşın üstündeki tüm yurttaşlara yönelik 18 saat ile 135 saat arasında değişen sürelerde 45 ayrı kurs açılıyor. MEB’in temel Anayasal görevi ve sorumluluğu, herhangi bir dinsel inancı olmayanlar da dahil olmak üzere her inanç grubuna eşit mesafede olmak ve eşit yurttaşlık ilkesinin yaşam bulması için mücadele etmektir.”

    “DİNDAR NESİL YARATMAYI AMAÇLIYORLAR”

    Tüm öğretmen ve velilerin bu tür uygulamalara itiraz etmesi gerektiği çağrısında bulunan Kurul, “Siyasi iktidar, devletin tüm imkanlarını kullanarak haklarımızı değil kendi siyasi çıkarlarını korumak istemekte, yürüttüğü toplum mühendisliğinin meyvelerini almayı hedeflemektedir. Bu yüzden tüm gücünü seferber ederek, çocuklarımızın hak ettiği geleceği değil, dindar nesilleri yaratmayı amaçlamaktadır. Çocuklarımız da, MEB ve yöneticilerinin böyle bir toplum yaratma hedefi içerisinde kaybolup gitmektedir” dedi.

    “İZLENEN DİNSELLEŞTİRME POLİTİKALARINA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Çocukların başta eğitim hakkı olmak üzere tüm hakları için, onların emekleri ve geleceği için, eşit yurttaşlık ilkesinin yaşam bulması ve demokrasinin yeniden filizlenebilmesi için toplumun tüm kesimlerini, laikliği savunmaya çağıran Kurul, son olarak, “Siyasi iktidarın, MEB’in ve tüm kamu yöneticilerinin evrensel hukuku yok sayarak, yurttaşlık haklarımızı çiğneyerek, izlediği dinselleştirme politikalarına karşı tüm örgütlü gücümüzle kararlılıkla mücadele edeceğimizin bilinmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • İstanbul’da toplu taşımaya yüzde 40 zam yapıldı

    İstanbul’da toplu taşımaya yüzde 40 zam yapıldı

    PİRHA-İstanbul’da toplu taşımaya getirilen yüzde 40 zam ile tam bilet ücreti 5,48 TL’den 7,67 TL’ye, indirimli öğrenci abonman ücreti ise 78 TL’den 109 TL’ye yükseldi.

    İstanbul’da toplu taşımaya yüzde 40 zam geldi. Yapılan zam ile birlikte tam bilet 5,48 liradan 7.67 liraya, tam abonman 430 liradan 602 liraya, öğrenci abonman 78 liradan 109 liraya, sarı taksi açılış ücreti 7 liradan 9,8 liraya, sarı taksi kısa mesafe ücreti ise 20 liradan 28 liraya yükseldi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önceki gün toplanan Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında toplu taşıma fiyatlarına yüzde 50, servislere ise yüzde 40 zam talebinde bulunmuştu. İBB’nin zam talebi oy çokluğuyla reddedilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Lisedeyken zorunlu din dersini boykot etti, dava açtı: Eziyet ediliyor bize-VİDEO

    Lisedeyken zorunlu din dersini boykot etti, dava açtı: Eziyet ediliyor bize-VİDEO

    PİRHA-Lise son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemeyerek, muaf tutulmak için yargıya başvuran Kerem Yavuz, şu an üniversitede okuyor. Yavuz, “Mahkeme süreci çok uzun sürüyor. Devlet, sadece inançlarınız yüzünden aslında sizi cezalandırmış oluyor. Belki bu süreyi üniversite sınavına çalışabilecekken, hiç olmadık yere kendimi bu konuya verdim. Belki gidebileceğim iyi bir üniversite varken, belki bedavaya okuyabilecekken, şu an özel üniversitede okuyorum” diye konuştu.

    Kerem Yavuz, Doğuş Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümü birinci sınıf öğrencisi. İstanbul Kadıköy’de bulunan 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemediğini belirterek, dersten muaf tutulmak için yargıya başvuran Yavuz, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “ATEİSTİM, DİN DERSİNE GİRMEK İSTEMEDİM”

    Sözlerine, “Ateistim. Lise son sınıf öğrencisiyken din dersine girmek istemedim. Zaten küçüklüğümden beri kafama hiç yatmıyordu. Dersten muaf olabilmek için okula dilekçe verdim” diyerek başlayan Yavuz, idare mahkemesine başvuru sürecini şöyle anlattı:

    “Yasal olarak başvuru yaptığınızda din dersinden muaf tutulma hakkınız var aslında. Ama Türkiye’de teori ile pratik uyuşmuyor. AKP’nin gerici politikaları yüzünden bu yasal düzenlemeler yapılmadı. Bu konuda insanlar çok zorluk çekiyor. Mesela ateistsiniz veya Alevisiniz diyelim ve çocuğunuzun din dersi görmesini istemiyorsunuz. Normal prosedürü şöyle olmalıydı: O dersten muaf tutulmak için okula bir dilekçe verirsiniz. Okul da bunu kabul eder. Fakat sistem bugün böyle işlemiyor. Çocuğunuzun din dersine girmesini istemiyorsanız, idare mahkemesine dava açmanız gerekiyor.

    “‘İSTESENİZ DE İSTEMESENİZ DE SİZE BU DERSİ VERECEĞİZ’ DİYORLAR”

    Hristiyan ya da Yahudi’yseniz ibadethanenizden aldığınız belge ya da kimliğinizde Hristiyan veya Yahudi yazıyorsa, o zaman dersten muaf olabiliyorsunuz. Ama ateistseniz ya da Alevi’yseniz isteseniz de istemeseniz de “Biz bu dersi size vereceğiz” diyorlar. Mahkeme süreci ise çok uzun sürüyor. Dava açtığınızda zaten avukata bir dünya para ödüyorsunuz.”

    “DEVLET, İNANÇLARINIZ YÜZÜNDEN SİZİ CEZALANDIRMIŞ OLUYOR”

    Geçmişte yargıya başvurarak din dersinden muaf kalanların olduğunu hatırlatan Kerem Yavuz, mahkeme süreçlerinin uzun sürmesi ile ekonomik yönden yarattığı külfete değinirken, şunları söyledi:

    “Bu süreçte şöyle sıkıntılar oluyor: Çocuğunuz mahkeme süreci boyunca din dersi görmek zorunda kalıyor. Devlet, sadece inançlarınız yüzünden aslında sizi cezalandırmış oluyor. Bugün avukat ücretleri cep yakıyor. Kaba taslak bir hesaplama ile baktığımızda 2020’nin şartlarına göre bir aile dört aylık asgari ücrete denk bir parayı çocuğu din dersi almasın diye vermek zorunda kalacaktı. Bu aile için bir eziyete dönüşecekti.

    “MAHKEME SÜRECİ OLMASAYDI BELKİ DAHA İYİ VE BEDAVA BİR EĞİTİM ALABİLİRDİM”

    Nasıl savaşlarda ‘gayri nizami harp’ diye bir şey varsa, küçük birlikler ile uluslar yıldırılmaya çalışılıyorsa aynı bu şekilde devlet böyle küçük işlerle zamanınızı harcatarak, size eziyet çektiriyor. Siz bu konuda aslında inancınız ve fikirleriniz yüzünden cezalandırılmış oluyorsunuz. Bu zaten beni çok yordu. Çünkü idare mahkemesine git, gel; bu konuları araştır, dilekçeler yaz vs. bana resmen Anayasa Hukuku çalıştırttılar. Bugün bu konularda bir altyapım var ise bu davalar yüzündendir.

    Bu konuya dair birçok karar, sözleşme metinleri vs. hepsini okumak zorunda kaldım. Bu şekilde kendi davamı açtım. Belki bu süreyi üniversite sınavına çalışabilecekken, hiç olmadık yere kendimi bu konuya verdim. Belki gidebileceğim iyi bir üniversite varken, belki bedavaya okuyabilecekken, şu an özel üniversitede okuyorum. Bu da beni yıldırmak için bir taktik bence. Bu şekilde eziyet ediliyor bize.”

    “DİN DERSİNİ BOYKOT ETTİM SINAVLARINA DA GİRMEDİM”

    Kerem Yavuz, yürütmeyi durdurma istemiyle İdare Mahkemesine başvurduktan sonra yaşananları ise şöyle ifade etti:

    “Yürütmeyi durdurma istemiyle İdare Mahkemesine başvurdum. Mahkemenin iki kez istediği evrakları yollamadılar. “İsteği görmedik” dediler. Üçüncü kez istedikleri zaman zahmet edip bir avukat atadılar. Dava şu an pek ilerlemiyor zaten. Bir yılın üzerindedir dosyada bir ilerleme görmüyorum. Zaten liseden de mezun oldum.

    Din derslerine de girmedim. Diğer derslerin ortalamasını yüksek tutarak, bu derse ve sınavlarına girmeyerek mezun oldum. Kendimce boykot ettim ve girmedim. Tabi bu durum ortalamamı etkiledi. Üniversiteye girerken ortalamamız da esas alınıyor. Fikirlerim nedeniyle burada da cezalandırılmış oldum. Dava açabilmek için yine belirli bir para vermek zorunda kaldım. Bu öğrenci bütçesi olarak beni zorlamıştı. Ama o kadar bıktım ki, son kuruşuna kadar verdim. İşi de inada bindirdim. “Bu dersi almayacağım” dedim. Dava hala sürüyor. Yaptığımı okulda saçma bulanlar oldu. Bazı hocalar ise beni destekler gibiydi.”

    Bu arada Kerem Yavuz, Sünni kökenli olan ailesinin kendisine karşı çıkmadıklarını ancak çok da desteklemediklerini kaydetti.

    “4-6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARA DİN EĞİTİMİ VERİLMESİ, UZUN SÜRE TRAVMA YAŞATACAK BİR DURUM”

    4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi verilmesi yönünde 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan tavsiye kararıyla ilgili olarak ise Kerem Yavuz, “Üzücü ve korkutucu bir şey bence” dedi. Verilecek eğitim ile çocukların uzun süre travma yaşayabileceğini belirten Yavuz, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “O yaştaki çocukların uzun vadede karar verebilme, gerçekleri algılayabilme kapasitesi çok düşük. Sorgulama kapasiteleri düşük olduğu için okulda verilen bilgileri tam olarak süzemeden temel dayanakları oluyor. Belki uzun süre travma yaşatacak bu durum. Hayat ile kuracakları ilişki de çok zorlayacak. Dünya bu kadar ilerlemiş, başka ülkelerde insanlar neler neler yaparken bizim tartışmamızın hala bu olduğu gerçekten saçma ve üzücü.”

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • Veli-Der kendilerini hedef gösteren gerici yayın organı hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    Veli-Der kendilerini hedef gösteren gerici yayın organı hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    PİRHA-Gerici bir yayın organı tarafından hedef gösterilen Öğrenci Veli Derneği yaptığı açıklama ile suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Veli-Der açıklamasında “Bu gerici, çağ dışı zihniyete karşı hukuki, demokratik ve meşru her türlü yollarla mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İstanbul Kartal’da bulunan genel merkezinde yaptıkları açıklama ile kendilerini hedef gösteren yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    Okul öncesi öğrenciler için 20. Milli Eğitim Şûrası’nda alınan din eğitimi tavsiye kararına tepki gösteren Veli-Der, alınan kararın laik, bilimsel eğitime karşı atılan bir adım olduğunu kaydetmişti. Bunun üzerine Baran Dergisi isimli gerici yayın organı da Veli-Der’i hedef göstermişti.

    “GERİCİ ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Bugün bir açıklama yapan Veli-Der, kendilerini hedef gösteren yayın organı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. Veli-Der tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “1-3 Aralık 2021 tarihinde 20. Milli Eğitim Şurası yapıldı. Yedi yıl aradan sonra yapılan Şurada 128 tavsiye kararı alındı. Bu kararlar içerisinde usule aykırı olarak alınan, en dikkat çeken ve tartışmalı olanı “Okulöncesi öğretim programında, çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” kararıdır.

    Okulöncesi din eğitiminin ve örgün eğitimde zorunlu din eğitiminin verilmesinin; çocukları ruhsal, zihinsel ve sosyal açıdan olumsuz etkilediği ve bunun daha sonra düzelmesinin mümkün olmadığı ya da çok zor olduğu pedagoglar ve psikologlar tarafından açıklanmaktadır. Buna rağmen bilimsel eğitim göz ardı edilerek, AİHM kararları yok sayılarak, ülkemizin altında imzası olduğu Evrensel Çocuk Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve ilgili yasalar çiğnenerek okulöncesi din eğitimi ve okullarda zorunlu din dersi dayatılmaktadır.

    Veli-Der olarak, bu dayatmalara karşı, Mart ayı başında imza kampanyası başlattık. Bu kampanya gerici çevreleri rahatsız etmiş olacak ki bu çevrelerin temsilcilerinden biri olan Baran Dergisi, gerici zihniyetini diline yansıtarak, Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kazanımlarını küçümseyerek değersizleştirmeye çalışıyor. Yaptığımız çalışmaları yazıların da çarpıtarak; laik, bilimsel, demokratik, parasız eğitim talebimiz din karşıtlığıymış gibi gösterilerek derneğimiz ve Denizli dernek yöneticisi arkadaşlarımız aşağılanmaya çalışılmakta ve hedef gösterilmektedir.

    “ÇOCUKLARIMIZI ASLA KARANLIĞA TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Biz de diyoruz ki, tüm Veli-Der yöneticileri ve üyeleri olarak; şube başkanımızın yanındayız, ona karşı yapılan her şey bize yapılmış demektir. Bu gerici, çağ dışı zihniyete karşı hukuki, demokratik ve meşru her türlü yollarla mücadele edeceğiz.

    Ülkemiz tarihi ne yazık ki, aydınlığı boğmak isteyenlerin şiddet eylemlerine sahne oldu ve bu nedenle arkadaşlarımızın güvenliğinden endişe duyuyor, Baran Dergisinin hakkımızda yaptığı yalan, iftira, aşağılayıcı ifadeler ve derneğimizi hedef gösteren yazılarından dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz.

    Çocuklarımızı asla karanlığa teslim etmeyeceğiz. Laik, bilimsel, demokratik, parasız eğitim mücadelemizden asla ödün vermeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sınıflarda harem selamlık isteyen okul müdürü görevden alındı

    Sınıflarda harem selamlık isteyen okul müdürü görevden alındı

    PİRHA- Osmangazi Mithatpaşa Ortaokulu Müdürü Haydar Akın, başta Eğitim-Sen olmak üzere kamuoyunun ve milletvekillerinin büyük tepkisi sonucu  görevden alındı.

    Bursa Osmangazi’de Mithatpaşa Ortaokulu Müdürü Haydar Akın, dün öğretmenlere mesajlaşma uygulaması üzerinden kız ve erkek öğrencilerin ayrı sıralara oturtulması gerektiğini içeren bir mesaj göndermişti.

    Akın’ın öğretmenlere gönderdiği mesajda, “Değerli arkadaşlar sınıflarımızda kız ve erkek yan yana oturtulmuş bazı sınıfları görüyorum. Sınıf öğretmenlerimizin sınıflarda kesinlikle erkekleri erkeklerle kızları kızlarla oturtulması konusunda hassas davranmanızı özellikle rica ediyorum. Bu durumda olan sınıf öğretmenlerimizin en kısa zamanda gerekli değişiklikleri yapmalarını önemle rica ederim” demişti.

    Okul Müdürü Akın, ayrıca, resmi bir evrak da hazırlayarak, “Değerli öğretmen arkadaşlarımız 22.03.2022 tarihi itibari ile tüm sınıflardaki oturma düzeninin değiştirilmesi ve erkek öğrenciler ile erkek, kız öğrenciler ile kız öğrencilerin denk geleceği şekilde bir düzen oluşturulması gerekmektedir. Gereğini arz ederiz” yazısını öğretmenlere göndermişti.

    Başta Eğitim Sendikası olmak üzere eğitim sendikalarının, kamuoyunun büyük tepkisi sonucu Osmangazi Kaymakamlığı tarafından soruşturma başlatırken, Milli Eğitim Bakanlığı da okul müdürü Haydar Akın’ı görevden aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Üniversite öğrencileri: Direnişi büyüteceğiz-VİDEO

    Üniversite öğrencileri: Direnişi büyüteceğiz-VİDEO

    PİRHA- Akdeniz Üniversitesi’nde Kürt öğrencilere dönük ırkçı saldırıyı protesto eden öğrenciler, ırkçı saldırılara karşı her alanda mücadele edeceklerini belirterek, “Bizler de üniversitelerde, fabrikalarda, sokaklarda, kampüslerde ve her yerde olmaya direnişi büyütmeye ve faşist-ırkçı saldırılarınıza karşı bulunduğumuz her alanı özgür yaşam alanına dönüştürmek için mücadele edeceğimizin sözünü yineliyoruz” dedi.

    Akdeniz Üniversitesi kampüsünde Kürt öğrencilerin ırkçı bir grubun saldırısına uğramasına bir çok kentte sokağa çıkan öğrenciler tarafından protesto edildi.

    Hatay’da bulunan gençlik örgütleri de Antakya Köprübaşı’nda ortak basın açıklaması düzenledi.  Öğrenciler adına açıklamayı okuyan Selver Büyükkeleş, öğrencilere yönelik saldırıların arttığına dikkat çekerek, “Kampüslerden sokaklara dek AKP-MHP faşist ittifakının Kürtlerin üzerine kurduğu politikalar yaşamın her alanına yansımaktadır” dedi.

    “DİRENİŞİ BÜYÜTECEĞİZ”

    “Öz savunma temel haktır ve bundan sonra şarttır” diyerek, saldırıyı kınadıklarını vurgulayan Selver Büyükkeleş, “Bu saldırılarla ‘Kürtlere, Yurtsever Kürt öğrencilerine, devrimci-demokrat öğrencilere kampüslerde yer yok’ denildiğini söyledi. Büyükkeleş, “”Bizler de üniversitelerde, fabrikalarda, sokaklarda, kampüslerde ve her yerde olmaya direnişi büyütmeye ve faşist-ırkçı saldırılarınıza karşı bulunduğumuz her alanı özgür yaşam alanına dönüştürmek için mücadele edeceğimizin sözünü yineliyoruz” ifadelerin yer verdi.

    PİRHA/HATAY

  • Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    Veli-Der’den birinci dönem raporu: Okul öncesi kuran kursu eğitim ve çocuk hakkı ihlalidir

    PİRHA-2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan birinci dönemine dair bir rapor hazırlayan Veli-Der, salgın döneminde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtti. 4-6 yaş grubundaki çocuklara verilmek istenen din eğitimine de tepki gösteren Veli-Der, raporunda “Çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılının bugün tamamlanan ilk dönemine ilişkin kaynaklarından aldığı verilere göre hazırladığı değerlendirme raporunu açıkladı. “Bir dönem bitti sorunlar bitmedi” başlıklı raporda Veli-Der, Covid-19 salgını sürecinde gerekli önlemlerin alınmadığını belirtirken, yapılan yüz yüze eğitimde en az 27 eğitimcinin hayatını kaybettiğini kaydetti.

    “SALGIN DÖNEMİNDE GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMADI”

    Sunulan raporda öne çıkan bilgiler şöyle:

    “Salgında yüz yüze eğitim salgın öncesi koşullarla açıldı ve sürdürüldü. Gerekli önlemler alınmadı. Öğrenci Veli Derneği olarak 6 Eylül’den beri ifade ediyoruz. Destek personelin takviyesi konusunda okullara bütçe gönderilmesi, dersliklerin havalandırılması, sınıfların seyreltilmesi, hijyen koşullarının iyileştirilmesi ve aşı oranlarının artırılmasına dair taleplerimiz vardı. Birçoğunun gerçekleşmediğini görüyoruz.

    Kış mevsimine girdik okulların cam ve kapıları doğal olarak kapalı tutulmakta, haliyle 30-40 kişilik dersliklerde yayılım daha hızlı olmakta. MEB verileri ile yalnızca yüz yüze eğitimin (Ocak ayı verilerini baz alırsak) bir gününde 1524 sınıfın karantinaya alınması bilgisi dahi verilerin şeffaf açıklanmamasına rağmen yaşanılan sorunların vahametini göstermektedir.

    2020-21 eğitim-öğretim yılında okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı %24,8 azalarak 1 milyon 225 bin 981 oldu. Zorunlu eğitim kapsamına alınması planlanan 5 yaşta ise okulöncesi eğitim net okullaşma oranı %71,2’den %56,9’a düştü.

    “LAİK, KAMUSAL, BİLİMSEL OKUL ÖNCESİ EĞİTİM HER ÇEOCUĞUN HAKKIDIR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu ile birlikte 5 yaşındaki çocukların okulöncesi eğitimin zorunlu eğitim çerçevesinde değerlendirilmesi için MEB’le görüşmelerin başlatıldığı açıklamaları yapıldı ve şuradan kararlar çıkartıldı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından sağlanan Kuran kursu eğitiminin sunduğu eğitimin müfredatı, içeriği okulöncesi eğitim kapsamında değerlendirilmesi için gerekli koşulları sağlamamaktadır. Bu kurslarda görevli kişiler Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca saptanmış pedagojik formasyon ve yüksek öğretim kriterlerini taşımamaktadır. Ayrıca çocukların bilişsel ve psikolojik gelişimlerine aykırı bir şekilde soyut bilgiler dayatılmakta, çocuk hakları normların da var olan mevzuata da aykırı davranılmaktadır. Uygulamaya geçirilmek istenen eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir.

    Örgün eğitim istatistiklerinde ‘’toplum temelli kurumlar’’, “Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kurslar, belediyelerce açılan kreşler, derneklerce açılan kreşleri” kapsıyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 Yılı Faaliyet Raporu’nda 4-6 yaş grubuna yönelik kurslarda 181 bin 808 öğrencinin öğrenim gördüğü paylaşılmasına rağmen MEB istatistiklerine göre 2019-20 eğitim-öğretim yılında ‘’toplum temelli kurumlar’’da öğrenim gören öğrenci sayısı 113 bin 762’dir. Açıklanan resmi belgelerde dahi açıklanan veriler yaşanılan çocuk hakkı ihlallerinin boyutunu ortaya koymaktadır.

    EN AZ 700 BİN ÇOCUK ÖRGÜN EĞİTİM DIŞINA ÇIKTI

    Okullaşma oranlarında en ciddi düşüş okul öncesinde gerçekleşmiştir. 2020-2021 yılında 5 yaş grubunda kayıtlı öğrenci sayısı  %24,8 azalmıştır. 2020-2021 eğitim öğretim yılında Türkiye genelinde ilkokullarda 5 milyon 193 bin 546 çocuğun 143 bin 861’i örgün eğitim dışına çıktığı görülmüştür. Ortaokullarda ise Türkiye genelinde 5 milyon 153 bin 504 çocuğun yaklaşık 74 bin 726’sı örgün eğitimin dışına çıktığı, liselerde ise 4 milyon 948 bin 853 çocuğun 457 bin 274’ü örgün eğitimin dışında kaldığı görülmüştür.

    “EĞİTİMDE EŞİTSİZLİĞİN GELDİĞİ NOKTA ‘ÇOCUK İŞÇİLİĞİ’”

    Türkiye’de çalışan çocuklara dair güncel veriler TÜİK tarafından düzenlenen Çocuk İşgücü Anketi’ne dayanmaktadır. En son 2019’un son çeyreğinde düzenlenen ankete göre, 5-17 yaş arasındaki en az 720.000 çocuk çalıştırılmaktaydı. 15-17 yaş arasında çalıştırılan çocuk sayısı ise 574 bin idi. TÜİK verilerinin yaşanılan gerçekliği gizlemesi artık tüm kamuoyunun ortak bilgisi iken açıklanan sayılar eğitimin paralılaştırılmasının, eğitimde yaşanılan eşitsizliğin geldiği boyutun açık göstergesidir.

    “EĞİTİMİN ERİŞİLEBİLİR OLMASI TARTIŞILMAZ BİR HAKTIR”

    Açıklanan son verilerle Türkiye genelinde 1 milyon 172 bin 646 öğrenci taşımalı eğitimle eğitime ulaşmaya çalışmaktadır. Öğrencilerin %24,6’sı ilkokul, %37’si ortaokul ve %38,4’ü lise kademesinde eğitim almaktadır. Olağandışı koşullarda son yöntem olarak başvurulması gereken taşımalı eğitim rutin bir uygulama haline getirilmekte, servis yönetmeliğinde şirketlerin lehine yapılan düzenlemeler vb. nedenlerden kaynaklı çocuklarımız taşımalı eğitim sırasında yaşanan kazalarda hayatını kaybetmekte, eşitsiz koşullarda eğitim sürecine devam etmek zorunda kalmaktadır. Her çocuk için eğitime erişim en temel haktır.

    “TARİKAT YURTLARI KAMULAŞTIRILMALIDIR”

    Karaman’dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken, buraları artık sadece dogmatik düşüncelerin çocukların zihinlerine boca edilerek hayatlarının çalındığı yerler değil, aynı zamanda fiziki ve psikolojik şiddetin , cinayetin, tecavüzün kısaca  her türlü vahşetin yaşandığı yerler haline gelmiştir.

    Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması, Antalya’da yine bir tarikat yurdunda gencimizin boğazı kesilerek katledilmesi  ve son olarak Enes Kara’yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİERG: Seçmeli ders tercihi 14 Şubat Pazartesi gününe dek uzatılmalı

    DİERG: Seçmeli ders tercihi 14 Şubat Pazartesi gününe dek uzatılmalı

    PİRHA- Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi (DİERG), seçmeli ders tercihi için son gün olarak okulların açılmasından bir hafta sonra yani en erken 14 Şubat Pazartesi gününe dek uzatılmasını önerdi. 

    İlkokul 4 ve ortaokul 5, 6 ve 7. sınıf öğrencilerinin 2022-2023 eğitim döneminde açılmasını istedikleri dersler için son gün bugündü.

    Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi (DİERG), seçmeli ders tercihi için son gün olarak okulların açılmasından bir hafta sonra yani en erken 14 Şubat Pazartesi gününe dek uzatılmasını önerdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi, “Öğrencilerin özgürce belirleyecekleri seçmeli derslerin yer aldığı formlar 21 Ocak tarihine dek sınıf rehber öğretmenlerine ya da okul yönetimlerine teslim edilmelidir. Bu formlar 2022-2023 eğitim döneminde yani okulların açılacağı 2022 Eylül’ünde okullarda verilecek seçmeli derslerin belirlenmesi amacıyla doldurulmaktadır. Yani Bakanlık gelecek Eylül ayından yaklaşık 8 ay önce tercih formlarının ebeveynlerden toplanarak okul tarafından sisteme işlenmesini istemektedir. Bunun amacı tercih edilen seçmeli dersler için ihtiyaç duyulacak öğretmen, kitap ve donanım ihtiyacını 8 aylık sürede planlayabilmek ve tamamlayabilmektir. Bu nedenle herhangi bir dersin öğretmen yok ya da donanım yetersiz denilerek formların okul tarafından geri çevrilmemesi gerekmektedir. 2022-2023 eğitim dönemi öğretmen ihtiyacını belirlemek sadece Bakanlığın yetkisindedir, her türlü planlamayı Bakanlık yapacaktır. Bu yüzden tercih edilen seçmeli derslerin Bakanlığa bildirilmesi gerekmektedir.

    Bakanlık okula en az 10 seçmeli dersten oluşan bir grup oluşturma yetkisi vermektedir. Okul idaresi örneğin Kürdce (Zazaca ve Kurmancca) dersini ya da bir başka seçmeli dersi en az 10 derslik gruba almamışsa bunun nedenini ebeveyne yazılı olarak açıklayabilmelidir. Yönetmelik gereği bir okulda, şube farklılığına bakılmaksızın, 10 öğrenci aynı seçmeli dersi tercih etmişse o dersin öğretmen ihtiyacını gidermek için 8 ay süre vardır.

    Ebeveynler öğrencisinin tercih ettiği derslerin işaretlendiği formları okula teslim etmelidir. Formlarda yer alan tercihlerin sisteme olduğu gibi işlenmesi zorunluluktur. 2022 Eylül ayında öğrencisinin tercih ettiği ders açılmazsa ebeveynler bunun nedenini okul idaresine sorabilmelidir. Günümüzde, formlar online da doldurulabilmektedir.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’-VİDEO

    ‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Alevi gençler, zorunlu din derslerinde ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirterek, “Hepimiz birbirimize karşı saygı göstermeliyiz, ama göremiyoruz. Yani ötekileştirme var. Bunun en başından konuşulup düzeltilmesi lazım ki yarın bizden sonra gelenler de bu sorunu yaşamasın” diye konuştular. 

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını Can TV’ye anlattı.

    “BİR ZORBALIKLA KARŞI KARŞIYA KALDIK”

    16 yaşında olan İrem Ece, zorunlu din derslerine girmemeyi bir ‘lüks’ olarak  değerlendirerek, “Arapça duaları ezberlemek zorunda olduğumuzu söylüyorlar. Bazılarını ezberleyemiyorum ve bu bizim sınıfta kalmamıza kadar gidiyor. Hatta disiplin suçu işlediğimiz de oluyor. Ezberlemek için ne kadar çabalasak da dilimizin dönmediği ya da bilmediğimiz yerler olabiliyor. Ama bunları zorunlu kılıyorlar” dedi.

    “ANLATMAYA ÇALIŞTIĞIMIZDA DİNLEMİYORLAR”

    Şu anda kitaplarda Alevilikle ilgili çok fazla bilginin olmadığını, olanın da yanlış olduğunun altını çizen İrem Ece, “Aleviler olarak Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldüğünde ‘eğleniyormuşuz’ gibi anlatılıyor. Anlatmaya çalıştığımızda da dinlemiyorlar ve ‘tamam’ deyip geçiştiriyorlar. Hatta bazı kişiler 12 İmamlarda tutuğumuz orucu yanlış anlamışlar. Oruç tutarken meyve suyu içebildiğimizi söylüyorlar. Orucumuzu sürekli yanlış bildikleri için yargılıyorlar. Bunu ne kadar anlatmayı denesem de siz ‘Allaha inanmıyorsunuz’, farklısınız, Müslüman değilsiniz’ gibi şeyler çok fazla duyuyorum” diye konuştu.

    “NE KADAR ÜZERİMİZE GELİNİRSE GELİNSİN İBADETİMİZİ DE İNANCIMIZI DA SÜRDÜRECEĞİZ”

    Dayatmalara karşın inancını yaşamaya ve anlatmaya devam edeceğini vurgulayan İrem Ece, şunları aktardı:

    “Okulda Alevi olduğum için sorun yaşıyorum. Özellikle bu ilkokulda daha fazlaydı. Şu an anlattığın zaman ‘tamam’ deyip geçebiliyorlar ama öncesinde bu zorbalığa kadar girebiliyordu. Birçok şey yaşadık. Şu an bildiklerimi anlattığım zaman bazıları anlıyor bazıları anlamamakta diretiyor ama bir şekilde baş edebiliyorum.

    Aleviler Diyanet kaldırılsın diyor, bence de kaldırılmalı, kaldırmayacaksa da bizimle de ilgilenilmeli. Bizim de varlığımız burada belli olmalı, bizim varlığımız da bilmeliler, eğer bilinmeyecekse kaldırılmalı.

    Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin biz birlikte olacağız ve birlikte bu yolda devam edeceğiz, ibadetimizi de inancımızı da sürdüreceğiz.”

    “HEPİMİZ BİRBİRİMİZE KARŞI SAYGI GÖSTERMELİYİZ, AMA GÖREMİYORUZ”

    Ezgi Ece ise, din derslerinde baskı gördüğünü ifade ederek, “Öğrenmek istemediğimiz zaman ya da zorlandığımız zaman bize anlayış göstermediler. Bunun mecburi olduğunu söyleyip, bir şekilde öğrenemediğimiz için dersten bıraktılar, küçük düşürdüler ya da dersten çıkardılar. Biz de mecbur o şartlarda din dersini bir şekilde ezberlemeye ve geçmeye çalışıyorduk. Çok fazla bir şey yapamadık, her şeyi anlattık ama yine tabii ki onların istediği oldu” diye belirtti.

    Seçmeli din dersi adı altında derslerin zorunlu hale getirildiğini dile getiren Ezgi Ece, “Hepimiz birbirimizin dinine saygı duymalıyız, eşit olmalıyız ki en azından bir şekilde bir orta yol bulalım” diyerek, yaşadıklarını şu şekilde anlattı:

    “Bu sorunları yaşadıktan sonra arkadaşlarımla aram bozuldu. Yalnız kaldım, dışlandım. Hocalarım artık eskisi gibi ders zamanlarında söz hakkı vermemeye başladı. Aleviler için oruç tutmadığımızı ya da cemevlerinde eğlenme tarzında bir şey yaptığımızı yani ibadetimizin olmadığını öne sürüyorlardı. Bunu sadece okul hayatımda değil, mahallede de aynı şekilde yaşadık. Arkadaşlarımın ailesi ‘onlar Alevi, onlarla konuşmayın’ diye diye uzaklaştırıyorlardı.

    İş hayatımda da aynı durum karşıma çıktı. En son iş görüşmesine gittiğim anaokulda Aleviyim ve başım açık diye dosyama bile bakmadan beni geri çevirdi. Nereye gidersem gideyim bana bu sorunu yaşatıyorlar. Aslında yaşanacak bir sorun yok. Hepimiz birbirimize karşı saygı göstermeliyiz, ama göremiyoruz. Yani ötekileştirme var, karşıt düşünce var. Hep birlikte olup bunu gerçekten anlatabilirsek bir nebze de olsa bize hak vereceklerini düşünüyorum. Bunun en başından konuşulup düzeltilmesi lazım ki yarın bizden sonraki gelenler de bu sorunu yaşamasın.”

    11 yıldır Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Cemevi Zakiri olarak hizmet yürüttüğünü belirten Mert Kısa da, Diyanet’in kaldırılması gerektiğine işaret ederek, “Diyanet sadece Müslüman Sünni kesime hitap ediyor. Türkiye’de gerek Sünni, gerek Alevi, gerek Çerkez, gerek Laz, gerekse Yahudi, Hıristiyan vatandaşlarımız tek bir dine bağlı değil. Bunun için bütün din ve mezheplerin eşit şekilde, şartlarda koşulması talebinde bulunuyorum” ifadelerine yer verdi.

    Rohat EMEKÇİ-Barış KOP-Cebrail Arslan/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’

     

     

  • Enes Kara’nın arkadaşları: Daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor?

    Enes Kara’nın arkadaşları: Daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor?

    PİRHA-Cemaat yurdunda maruz bırakıldığı baskılar nedeniyle psikolojik olarak yorulduğunu belirten paylaşımının ardından intihar eden Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara için arkadaşları açıklama yaptı. Açıklamada, “Sorunlarımızın çözümü için daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor? Daha kaç gencin dünyayı kucaklayacak gülüşünün solması gerekiyor?” diye sordu. 

    Elazığ’da kaldığı cemaat yurdunda maruz bırakıldığı baskılar ile psikolojik olarak yorulduğunu ifade eden paylaşımı sonrası intihar eden Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara’nın arkadaşları okul önünde açıklama yaptı.

    Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde gerçekleştirilen anma töreninde konuşan öğrenciler, Kara’nın yaşamına son vermesine yol açanlara tepki göstererek, “Daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor” diye sordu.

    Beyaz önlükleriyle açıklamaya katılan öğrenciler, Kara’nın anısına fakültenin girişine karanfiller bıraktı. Öğrencilerden Zeynep İlayda Baykendi, çoğu öğrencinin Kara’nın yaşadıklarının benzerini yaşadığını belirtti. Baykendi, “Sorunlarımızın çözümü için daha kaç canımızı kaybetmemiz gerekiyor? Daha kaç gencin dünyayı kucaklayacak gülüşünün solması gerekiyor? Artık bu durumun ele alınmasını, ailelerin, öğretmenlerin ve yönetimin bu durum hakkında bir şeyler yapmasını talep ediyoruz. Bugün burada arkadaşları olarak Enes’i anmak için toplanmış bulunuyoruz. Sen hep 19 yaşında kalacaksın” dedi.
    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    Cemaat yurdunda kalan öğrenci yaşamına son verdi: Baskılara artık dayanamıyorum

  • ‘Biz sadece bir oda veya binanın içerisinde değil bu ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz’-VİDEO

    ‘Biz sadece bir oda veya binanın içerisinde değil bu ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Barınamıyoruz Hareketi’nin de içinde yer alan HDP’li üniversite öğrencisi Fatma Sumeli, bulunduğu öğrenci yurdundan atıldığını kaydederken, “Biz sadece bir oda veya bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

     

    Halkların Demokratik Partili (HDP) üniversite öğrencisi Fatma Sumeli, içerisinde yer aldığı ‘Barınamıyoruz Hareketi’ne ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Kaldığı öğrenci yurdundan atıldığını ifade eden Sumeli, “Biz sadece bir oda veya bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz” dedi.

    Üniversite öğrencileri olarak aylar öncesinde başlattığınız “Barınamıyoruz” eylemliliği vardı. Siz de bu hareketin içerisinde yer alıyordunuz. “Barınamıyoruz” derken neyi kast ediyorsunuz? Neden barınamıyorsunuz?

    Biz hem HDP’li üniversiteliler olarak hem de kendimiz bir üniversite öğrencisi olarak barınamamayı bir duvar içinde uyumayı veya orada kalma biçiminde nitelendirmiyoruz. Bir bütünen toplum meselesi olduğunu, bir halkın, ülkenin meselesi haline geldiğini düşünüyoruz. Sadece bir yerde kalmak değil, bir kişi buna maruz kalmıyor, aynı zamanda bir toplum buna maruz kalıyor. Ben de bu toplumun yapı taşının en dinamik ve öncüsü olan gençlerinden biri olarak üniversite alanında sadece kendim bile bir yurt ücretinin bir ayını ödeyemediğim için yurttan atıldım. Benimle birlikte sadece Eskişehir’de 200 küsur öğrenci sırf bu yüzden yurtlardan atıldı. Aynı zamanda yurtlardan atıldıktan sonra ev kiraları o kadar fahiş bir seviyeye çıktığı için biz ev kiralayamadık, evlere çıkamadık.

    “YURTTAN ATILDIM, EVE ÇIKMA İMKÂNIM YOK”

    Sadece birkaç öğrenci yana yana gelsek bile yine bazı evlerin kiralarını ödeyemiyoruz. Özellikle büyük kentlerde bunu daha çok yaşıyoruz. Ben şu an kendi açımdan dile getirirsem bile ne yurtta kalıyorum (ki yurttan atıldım) ne eve çıkabiliyorum kiralara yapılan fahiş fiyatlardan dolayı eve çıkma imkânı yaratamıyorum.

    Bu yüzden okula gitme seçeneğimde ortadan kalkmış oluyor bu yüzden okulu değil de evden uzakta eğitimimi sürdürmeye çalışıyorum, benim için biraz bu durum gelişiyor. Bir üniversite öğrencisi olarak akademik bilimin içi boşaltılmış bir şekilde eğitim alma çabası içerisine giriyoruz. Biz üniversite öğrencileri değil aynı zamanda gençlerin işsiz kalması, halkın geçinememesi, ekonomik krizin verdiği etkilerle halkın hiçbir şekilde hiçbir alanda kendini var edememesi, yaşayamaması intihara sürüklenmesi söz konusu. Özellikle gençler üzerinde burs alamayan gençlik, iş bulamayan gençlik mecburen çok ağır yükler altında çalışmak zorunda kalıyor. İnşaatçılıktır, tamirciliktir veya yoğun ağır fiziki olanağı olan, kendini yoran işlerde çalışıyor ve bunun gibi işsizliğin verdiği bir etkiyle kendisini oraya atmasıyla sonucu hep ölümle sonuçlanıyor.

    Çoğu genç arkadaşınız var olan işlerdeki, iş sağlığını ve güvenliğini sağlanamamasından kaynaklı ölüyor. Mecbur çalışması gerekiyor; ne burs alabiliyor ne iş imkânı var. Hem eğitimleri hem yaşamını sürdürmesi gerektiği için çalışması gerekiyor ve bu çalışma koşullarında yaşamını idame ettiremiyor. Aynı şekilde bunu bir bütün halkta yaşıyor. Halk sadece asgari ücrete tabi tutulup en asgari şekilde yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Ne sağlıklı bir şekilde yaşamını idame ettirebiliyor; ne de sağlıklı bir şekilde ne yiyecek alabiliyor ne de evin kirasını ödeyebiliyor.

    Yani bir aile çocuğunu bir komşuya bırakıp intihar edebiliyor veya bir adam borçlarını ödeyemediği için, bir yerde çalışamadığı için evine iş, aş götürmediği için bir yazı yazıp kendini asabiliyor. Yani bu intiharlar sadece bireysel bir psikolojik sorun halinde gösteriliyor evet, ama öyle değil.

    “SADECE BİR ODADA DEĞİL BU ÜLKEDE BARINMAK İSTİYORUZ”

    Biz biliyoruz ki ülkenin bu durumu, bu intiharın, tüm sorunu bunun içinde görebiliyoruz aslında. Sadece biz bir odada barınmak değil aslında bir ülkede barınmak istiyoruz. Biz etnik anlamda da barınamıyoruz. Biz cins anlamda da kadın olduğumuz için korunamıyoruz. Biz genç olduğumuz için bağıramıyoruz. Biz genciz ve yaşamak istiyoruz. Biz bir gelecek istiyoruz, geleceğimizi kendimiz yaratmak istiyoruz, yarınlarımız bize ait olsun istiyoruz.

    Ama bunu hep bir saldırıyla düşmanca bir karşılık alarak terörize edilerek alıyoruz. Oysa aydın gençlik olarak biz ana dilde, özgür, özerk bir üniversite talebiyle yürümek istiyoruz. Bu alanın bu temelde bilimsel anlamda geliştirmek isterken tam tersine aldığımız cevaplar hep bizi terörize eden, bizi baskılarla, gözaltılara maruz bırakan cevaplar alıyoruz.

    Aynı şekilde kadın olduğumuz için de biz ne çalışabiliyoruz, çalıştığım zaman taciz ve mobbinglere uğruyoruz veya üniversitelerde eril zihniyetin verdiği eğitimle mücadele etmeye çalışıyoruz. Sonrasında etnik olarak Kürt olduğun için bir ev arayışına girdiğin zaman senin ses tonundan anlayıp, “sana ev dahi vermiyorum” veya seni bir işe alacağı zaman sana bakıyor ve senin Kürt olduğunu anladığı an seni işe almıyor ya da çok az ücretle çalıştırmaya mecbur bırakıyor. Seni görüyor, öğrenci, genç, kadın, Kürt olduğun için bu noktalarda hep seni sömürmeye veya seni dışlamaya seni toplumdan dışarı atmaya çalışan bir sistemde karşılaşıyorsun. Yani biz sadece bir oda içerisinde barınmak değil bir bina içinde barınmak değil var olan ülkenin içinde barınmaya çalışıyoruz.

    Hem bireysel noktalarda yaşadığımız sorunları açığa çıkarma, hem de toplumsal anlamda yaşadığınız soruna bunun somut örneğini bize vermiş oluyor aslında.

    Yurttan atıldığınızı belirttiniz. Şu an okuluna devam edebiliyor musun?

    Evet uzaktan eğitim yoluyla belli derslere girebilirim ama yüz yüze olan dersler var. Barınamadığım için yüz yüze olan derslerimden kalmış durumdayım. Çünkü devamsızlık söz konusu oluyor ve bu noktada aslında barınmak istesem bile çalışmam gerekecek. Çalışma koşulunu yaratmam için de işe gitmem gerekecek. İşe gittiğim anda yine ben derse giremeyeceğim aslında. Derse giremediğim için de aynı zamanda yine dersten kalmış olacağım aslında

    Gençlerin son yıllarda yurt dışına gitme gibi bir hedefi var. Var olan durum ile ilgili olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Boğaziçi direnişinden gördüğümüz gibi ve aynı öncesinden HDP’ye yapılan kıyımlardan gördüğümüz gibi hiçbir zaman irade sayılmıyor, irade kabul edilmiyor. İrade yok sayılarak bir şeyler yapılıyor. Doğal olarak gençlerde yaşamını sürdürmek için kendini, yarınlarını yaratabilmek için, iradesini var etmek istiyor aslında.

    Bu noktada bunu yaratamadığını gördüğün zaman da gençlik çözümü hep dışarda aramak zorunda kalıyor. Aslında sistemin yaptığı bir sorun haline gelmiş durumda. Evet gençlik ülkede kalsın ve bir faydasını görelim ama hiçbir olanak sağlamadan gençlik bir şeyler yapsın. Tam tersine gençlikten sürekli bir şeyler kopartarak, gençlikten sürekli bir şeyler alınarak gençliğin yaşamını idame ettirmesini istiyorlar. Yani bu hiç mümkün değil. Yani barınamıyorsun, barınamadığın için yer arıyorsun ve bunun çözümü sürekli dışarda aranıyor mecburen.

    PİRHA / İSTANBUL